Hz. İsa Hz. Muhammed'i Müjdeledi mi?
 

Hz. İsa Hz. Muhammed'i Müjdeledi mi?, Nabil El-Fadl, Doç. Dr. Kadir Albayrak

Hz. İsa Hz. Muhammed'i Müjdeledi mi?

Yazar: Nabil El-Fadl - Tercüme: Doç. Dr. Kadir Albayrak

Emre Yayınevi

"Bundan dolayı onlara mesellerle söylüyorum; çünkü gördükleri halde görmezler, işittikleri halde işitmezler ve anlamazlar." (Matta 13:13)

Dinler tarihi penceresinden bakıldığında, Hz. İsa'nın en çok tartışılan elçilerden birisi olduğu açıkça görülmektedir. Onun doğumu, hayatta kaldığı otuz üç yıllık süre ve ölümü birçok sırlarla ve esrarengiz olaylarla iç içe geçmiştir. Bundan dolayıdır ki, kimi Batılı araştırmacı ve düşünürler onun haddizatında tarihsel bir kişilik değil, efsanevî bir fenomen olduğunu bile iddia etmişlerdir. Bununla birlikte, şu anda yeryüzündeki insanların birçoğu İsa'nın getirdiği ve Pavlos'un şekillendirdiği dinin peşinden gitmeye devam etmektedir.

Son yıllarda, hem Batı dünyasında, hem de İslam aleminde Hz. İsa ile ilgili makale ve kitapların sayısında büyük bir patlama olduğu gözlerden kaçmamaktadır. Bunun kuşkusuz dinsel etkenlerden kaynaklanan yönleri olmakla birlikte, bizim kanaatimize göre ekonomik, kültürel ve siyasal yönlerini de inkar etmek mümkün değildir. Çünkü tarihte görüldüğünden daha çok, din ile diğer seküler alanlar, görünmeyen fakat derinden derine hissedilen bir etkileşim içerisindedir. Dolayısıyla dinler ve dinsel fenomenler de serbest piyasada pazarlanmaktadır.

Bu kitapta, Hz. İsa ile ilgili değişik bir bakış açısı görülmektedir. Onun doğumu, hayatı, ölümü ve tekrar gelip gelmeyeceği sorunu bizzat Hıristiyan Kutsal Kitabı referans alınarak irdelenmiştir. Kutsal Kitab'ın Tanrı kelamı olup olmadığı, İsa ve Hıristiyanlık, Havariler konusu ve Hz. İsa'nın Hz. Muhammed'in geleceğini müjdelediği, ilginç ve ikna edici bir şekilde incelenmiştir.

Nabıl El-Fadl

Aslen Kuveytli bir yazar ve araştırmacı olup din, siyaset ve kültür konularında yazıları ve araştırmaları bulunmaktadır. Halen Kuveyt'te günlük olarak yayınlanan "El-Watan'ül Arabî" gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır.

Çevirenin Önsözü'nden

Üç semâvî din olarak Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet'in müntesipleri, âlemleri Allah'ın yarattığı, insana vahiy gönderdiği, bu üç din arasındaki yüksek ahlâkî değerlerin kaynağının Allah olduğu ve sonunda; kıyamette O'na döneceğimiz hususunda hemfikirdirler. Bu dinler arasındaki ortak yanların dışında bazı farklı yönlerin varlığı da bilinmektedir. Mesela Yahudiler, Kitab-ı Mukaddes'in Allah'ın kelamı olduğuna inanmakla birlikte, İsa'nın Mesih ve Hz.Muhammed'in son peygamber olduğunu kabul etmemektedir. Aynı şekilde Hıristiyanlar Eski Ahit'i Yeni Ahit'in beşiği olarak kabul etmekle beraber, eğer insanlık kurtulacaksa bunun Musa'nın şeriatiyle değil, İsa'nın inayetiyle gerçekleşeceğine inanmaktadır. Müslümanlar ise, bilindiği üzere kendilerinden önce indirilmiş olan kutsal kitapları -belli ölçü ve şartlarda kabul etmekte- ve Tevrat ve İncil'i Kur‚n'ın getirdiklerinin ışığında okuyup yorumlamaktadırlar.

Bu üç din mensubunun asırlar boyunca aralarındaki ortak yanların, farklı yönlerden daha çok olduğunu anlamadan birbirleriyle mücadele etmelerinde şaşılacak bir durum yoktur. Günümüzde aralarında köprü görevi görecek ölçü ve elçiler artmasına karşın, ne yazık ki, derin dinsel ve mezhepsel farklardan kaynaklanan birçok zorluklar hâlen mevcuttur.

Bunlardan birisi de Hıristiyanların İsa'yi ilahi vahyin tamamlayıcısı ve sonuncusu olarak kabul etmeleridir. Eğer İsa, gerçekten ilahi vahyin sonuncusu ise bu, İsa'nın gelişiyle birlikte Eski Ahit'le amel etmenin sona erdiği anlamına gelmektedir. Müslümanlar da Kitab-ı Mukaddes'i tamamen münzel (inzal olunmuş, vahyedilmiş) bir kitap değil, insan unsurunun da karıştığı bir kitap olarak görmektedir. Ancak biz, tarihteki bazı zorluk ve bağnazlıkları da aşmış durumdayız. Örneğin eskiden bir kısım Hıristiyanların "Yahudiler, İsa'Yı/Tanrı'yı öldürdükleri için lanetlidirler.", "Kilsienin imanına ters düştüğü için Kur'an şeytandan gelmiş bir kitaptır." şeklindeki yazı ve görüşleri, Allah'a şükür geride kalmıştır. Günümüzde aşılması imkansız veya çok zor olarak düşünülen halihazır meselelerin de zamanla ve uygun zeminle aşılacağına inanıyoruz.

Şu anda Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında iki esas/lı sorun, her iki tarafın İsa'ya ve Kuran'a bakış ve inanışlarıdır. Nitekim, Hıristiyanlar İsa'yı, "Tanrı'nın tenlenmiş kelimesi", haçta öl(dürül)müş ve insanlığı kurtarmak için dirilmiş bir varlık olarak kabul etmektedir. Havari Pavlos, şöyle yazmıştır: "İsa Mesih'in kulu, resul olmaya davet olunup Allah'ın inciline tahsis edilmiş olan Pavlos, peygamberleri vasıtası ile mukaddes kitaplarda evvelce vaadettiği o İncil, bedene göre Davud zürriyetinden doğmuş,, kudsiyet ruhuna göre ölülerden kıyam ile kudretle Allah'ın Oğlu ilan edilmiş kendi Oğlu Rabbimiz İsa Mesih hakkındadır." [Romalılara Mektup 1/1-5]

Müslümanlara göre Hz.İsa'nın seçkin bir konuma sahip olduğu tartışma götürmeyecek bir hakikattir. Lakin ona hiçbir zaman ve şekilde Tanrı Oğlu olarak inanmazlar ve böyle anmazlar. Hz.İsa hakkında nazil ve varit olan Kuran ve hadis metinleri, Müslümanların inançlarını belirlemektedir. Burada belirleyici ayetlerden sadece birkaç tanesini hatırlatmak istiyoruz.

42. Hani melekler, "Ey Meryem! Allah seni seçti. Seni tertemiz yaptı ve seni dünya kadınlarına üstün kıldı."
43. "Ey Meryem! Rabbine divan dur. Secde et ve (onun huzurunda) rükû edenlerle beraber rükû et" demişlerdi.
44. (Ey Muhammed!) Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu konuda) tartışırlarken de yanlarında değildin.
45. Hani melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryemoğlu İsa Mesih'dir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah'a çok yakın olanlardandır."
46. "O, beşikte de, yetişkin çağında da insanlarla konuşacak, salihlerden olacaktır."
47. (Meryem), "Ey Rabbim! Bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" dedi. Allah, "Öyle ama, Allah dilediğini yaratır. O bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece "ol" der, o da hemen oluverir" dedi. [Ali İmran Suresi 42-47]

27. Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: "Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!"
28. "Ey Hârûn'un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi."
29. Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. "Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?" dediler.
30. Bebek şöyle konuştu: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana kitabı (İncil'i) verdi ve beni bir peygamber yaptı."
31. "Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekatı emretti."
32. "Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı."
33. "Doğduğum gün, öleceğim gün ve diriltileceğim gün bana selâm (esenlik verilmiştir)."
34. Hakkında şüpheye düştükleri hak söze göre Meryem oğlu İsa işte budur. [Meryem Suresi 27-34]

Ayetlerden anlaşılacağı üzere kuran, İsa'nın Bakire Meryem'den doğduğunu ve onun yüce tabiatını ifade ederken aynı zamanda Meryem Oğlu demekle onun bir insan olduğunu da vurgulamaktadır.

Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. [Nisa 171]

Mesih ve yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler, Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar. Kim O'na ibadet etmeye 'karşı çekimser' davranırsa ve büyüklenme gösterirse (bilmeli ki,) onların tümünü huzurunda toplayacaktır. [Nisa 172]

Allah'ın çocuk edinmesi düşünülemez. O bundan yücedir, uzaktır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "ol!" der ve o da oluverir. [Meryem 35]

(Yahudiler,) Allah'ı bırakıp, hahamlarını; (hırıstiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır. [Tevbe 31]

Bu çerçevede Batı'da ve Doğu'da birçok bilimsel, dini ve popüler eserlerin yazıldığını görmekteyiz. Bunlardan birisi de Kuveytli yazar el-Fadl'ın Arapça olarak kaleme aldığı ve Londra'da yayınladığı "Hal Bashshar al-Masih bi Muhammed?" başlıklı çalışmasıdır.

"Hz.İsa Hz.Muhammedi Müjdeledi mi?" şeklindeki bir cümle, Müslüman okuyucu kitlesinin aklına muhtemelen Tevhid inancının, Hz.Muhammed'in son elçiliğinin vs. geçtiği söylenen Barnaba İncili'ni getirecektir. Ayrıca bu kitle, Kuran ayetlerinin verileri ışığında zaten Hz.İsa'nın Hz.Muhammed'in geleceğini haber verdiğine ve müjdelediğine inanmaktadır. Bununla ilgili hadislerin varlığı da bilinmektedir. "Cemaat"in bilgi dağarcığında "levlake levlak ve ma halaktül eflak"; yani "Sen olmasaydın alemleri yaratmazdım." şeklindeki kelam-ı kibar önemli bir yer işgal etmektedir. Hz.Adem'in yaratıldığında semada "La ilahe illallah Muhammedün Resûlullah" yazısını gördüğü mev'iza kitaplarında sık sık zikredilmektedir. Süleyman Çelebi'nin Mevlid'ini yazmasıyla ilgili kıssalar, örneğin "var iken ol, yoğ idi ins-ü felek, arş-ü ferş-ü ay-ü gün hem nüh felek" cümlesi, doğal olarak Hz.Muhammed'in İslam kültür geleneğinin ve tarihinin mihverini oluşturduğu açıkça görülmektedir. Ancak bizim burada tercümesini sunduğumuz kitap, bilinen bu klasik İslâmî kaynaklara değil, tamamen ayrı bir kaynağa dayanarak bu müjdenin gerçekleştiğini kanıtlamaya çalışmaktadır. Sadece ilgili akademisyenlerin ve meraklıların veya inananların baş vurdukları bu kaynak, Yahudilerin ve Hıristiyanların Kitab-ı Mukaddes'idir. Yani başka bir deyişle Yunus'un Dört Kitabı'ndan üçünün içinde bulunduğu kitap! Ne yazık ki, Yunus'un şiirlerini ezbere bilen Türkiye'deki ortalama okuyucu kitlesi, hatta ilahiyat öğrencileri bile bu kitabı pek kâle almazlar. Zira bu kitap, zaten peşinen muharref ve (b)atıldır. Aslı dururken sahtesine ne gerek var ki?!

Bununla birlikte biz Müslümanlar olarak kabul edelim veya etmeyelim, onun da kaynağı ilâhîdir ve halen içinde kırıntılarını barındırmaktadır. İşte Nabil el-Fadl, bu çalışmasında söz konusu ilâhî kırıntılardan bir tablo oluşturarak Hz.İsa'nın Hz.Muhammed'in geleceğini müjdelediğini ispatladığını ifade etmektedir. Esasen, yazarın kanıtları, bize de ikna edici görünmektedir. Çünkü çalışmasında Kitab-ı Mukaddes'ten başka ikinci bir kaynak kullanmamıştır.

Kadir Albayrak
Adana 2006






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36744681 ziyaretçi (102830322 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.