Hz. Hasan
 
Hz. Hasan

Hz. Hasan

Bu yazı, ziyaretçilerimizden gelen istek üzerine eklenmiştir. Siz de merak ettiğiniz ve siteye eklenmesini istediğiniz konuları "iletişim formu" ya da sağdaki "Aradığınız konular" başlığının hemen altındaki link yoluyla bize ulaştırabilirsiniz.

Hz. Hasan, Hz. Muhammed'in en çok sevdiği torunlarından ve O'nun "Reyhânesi", Hz. Ali'nin, Hz. Fatıma'dan doğan büyük oğludur. Hulefâ-i Raşidîn'in 5.si kabul edilir. İmamiyye'ye göre ise 12 imamın 2.sidir.

Hz. Hasan, 3. hicrî yılı, Ramazan ayının ortalarında Medine'de doğdu. Şaban ayından; 4. ya da 5. hicrî yılında doğduğuna dair rivâyetler varsa da, en doğru görüş, 3. hicrî senede doğduğuna dair rivayettir.[1] Hz. Hasan doğduğunda, Hz. Peygamber bir torununun olduğunu duyunca hemen Hz. Ali'nin evine giderek "Oğlumu bana getirin. Adını ne koydunuz?" diye sordu. "Harb" ismini koyduklarını duyunca, bu ismi beğenmedi. Çocuğa isim olarak, câhiliye döneminde bilinmeyen "Hasan" ismini koydu. Künye olarak da, "Ebû Muhammed" adını verdi. Arkasından da kulağına ezan okudu.[2] Hz. Muhammed, Hz. Hasan 7 günlük olunca akîka kurbanı kesilmesini ve saçlarının kesilerek, ağırlığınca gümüş sadaka dağıtılmasını emretti.[3]

Hz. Hasan, Hz. Muhammed'in terbiyesinde yetişti. Sahih hadis kitapları dahil bir çok İslâmî literatürde, Hz. Muhammed'in torunuyla ne kadar ilgilendiğini ve onu ne kadar çok sevdiğini ifade eden rivayetler bu gerçeği göstermektedir. Onunla her an ilgilendiğini, hemen hemen yanından hiç ayırmadığını; bilhassa namazlarda bile torununun gelip üzerine çıktığından dolayı, Hz. Muhammed'in sırf onu incitmemek için secdesini uzattığını ifade eden hadisler, ilahî vahye mazhar dedeyle, onun "reyhanesi" arasındaki sevgiyi anlatmaktadırlar[4]. Hatta Hz. Peygamber rukûdayken torunu gelir, ayaklarını açar bir yönden girer, öbür taraftan çıkar [5] ve Hz. Peygamber ses çıkarmazdı. Bazen secde ederken üzerine bindiğinde, onu yavaşça sırtından indirirdi. Hatta bir defasında Hz. Peygamber hutbe okurken Hz. Hasan'la kardeşi Hz. Hüseyin üzerlerindeki uzun ve kırmızı elbiseleri ile düşe kalka yürüdüklerini görünce, hutbesine ara verip, minberden inerek, torunlarım kucağına aldığı ve önüne oturttuğu, daha sonra da "Allah, 'Mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer imtihan vesilesidir' [6] derken doğru söylemiştir. Şu ikisini bu şekilde görünce sabredemedim" diyerek hutbesine devam ettiği kaynak hadis kitaplarında anlatılmaktadır.[7]

Hz. Peygamber zaman zaman her iki torununu da sırtına alıp namaza geldiğine [8] Hz. Hasan'ı omzuna alarak dışarıda gezdirdiğine dair [9] bir çok hadis şunu gösteriyor ki, Hz. Peygamber her iki torunuyla devamlı ilgilenmişler, her türlü ihtiyaçlarını gidermeye çalışmışlardır. Kızı Hz. Fatıma'yı ziyarete gittiklerinde, torunu Hasan uyku arasında su istediği zaman bizzat kendileri kalkıp su getirerek, hem ona, hem de kardeşine içirmeleri [10] vb. hareketleri dede şefkati ve merhametinin fiili işaretleridir. Yine Hz. Muhammed'in bu iki torununu çok sevdiği ve "Allah'ım ben bu ikisini seviyorum, sen de sev" diye dua etmeleri [11] bu sevgi ve ilginin dille ifadesini göstermiştir.[12]

Öbür taraftan Hz. Peygamber torunlarını öper [13] ve her iki torununun cennet ehli gençlerinin efendileri olduğunu da söylerdi [14], hatta onları sevenleri Allah'ın sevmesini dilediği duaları da rivayetler arasında yer almıştır.[15]

Hz. Hasan fizik olarak dedesi Hz. Muhammed'e çok benzerdi.[16] Öyle ki, bir defasında Hz. Ebu Bekir ikindi namazından çıktıktan sonra, Hz. Ali'yle beraber yürürken, çocuklarla oynayan Hz. Hasan'ı görürler. Hz. Ebu Bekir onu omzuna alır ve "Nebiye benzeyen, Ali'ye benzemeyen, sana babam feda olsun!" diye bir mısra söyler.[17] Hz. Ali, bu olay ve sözler karşısında gülümser.

Hz. Hasan, Hz. Muhammed'in âhirete göçtüğü sıralarda 8 yaşlarındaydı. Henüz çok küçük olduğu için, Hz. Muhammed'den doğrudan doğruya rivayet ettiği hadislerin sayısı oldukça azdır. Bunlardan biri Ebu'l Havrâ'nın rivayet ettiği şu hadistir:

Hz. Hasan'a, Hz. Muhammed'den duyduğun hangi hadisi hatırlıyorsun? diye sordum. O da şunu anlattı: Şu hadiseyi hatırlıyorum: Zekat hurmalarından bir hurma alıp, ağzıma atmıştım. Hz. Muhammed o hurmayı ağzımdan salyayla çıkardı. Oradakiler "ya Rasûlallah, bu çocuğun ağzına attığı tek bir hurmayı, niçin geri çıkardın?" dediler. O da "biz Âl-i Muhammed'e sadaka helâl değildir." buyurdu. Hatırladığım diğer bir hadis de "Seni ilgilendirmeyen şeyleri bırak, ilgilendiren şeylere bak..." hadisidir. Yine dedem Hz. Muhammed bana şu duayı da öğretmişti: "Ey Allah'ım! beni hidayete erdirdiğin kimselerden eyle, âfiyet verdiğin kişilerden eyle, dost edindiğin kullarının arasına kat! Verdiğin şeyleri benim hakkımda mübarek kıl ve hüküm verdiğin (takdir ettiğin) şeyleri şerrinden de koru. Senin dost edindiğin bir kişi asla zelil olmaz".[18]

Buna karşılık Hz. Hasan'ın bu olayların dışında başta babası Hz. Ali olmak üzere bir çok sahabîden rivayet ettiği hadisleri vardır.

Kendisinden de mü'minlerin Annesi Hz. Aişe, kardeşinin oğlu Ali b. Hüseyin, onun iki oğlu Abdullah ve el-Bakır ile İkrime, İbn Sirin, Cübeyr b. Nefir, Ebû'l Havrâ, Rebia b. Şeybân, Ebû Miclez, Hübeyre b. Berîm, Şeybân b. el-Leyl, Şa'bî, Şakîk b. Seleme, el-Müsebbib b. Nuhbe, İshak b. Beşşâr ve diğer raviler hadis rivayet ettiler .[19]

Gerek tabakat kitapları, gerekse hadis kitapları, Hz. Hasan'ın çocukluğuna dair yukarıdaki rivayetlere bolca yer verdikleri halde, Hz. Ali'nin şehit edilmesiyle onun halife seçilmesine kadar olan hayatı hakkında pek fazla bilgi vermemektedirler. Bilinen bir kaç konudan birisi, Hz. Ömer divan teşkilatını kurduğu sırada, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i babalarının "farizasına" katarak, her birine 5.000 dirhem hisse ayırdığına dair haberdir.[20] Bir diğer hadise de Hz. Osman'a baş kaldıranlara karşı, halifeyi savunmak için Hz. Osman'ın yanında ona yardım etmek için kalan şahısların arasında Hz. Hasan'ın isminin de yer aldığına dair haberlerdir.[21]

Hz. Hasan'ın tarihî bir kişilik olarak ortaya çıkması, babası Hz. Ali'nin şehit edilmesini tâkiben, Kufelilerin kendisine beyat ederek halife seçmeleriyle başlar.

Hz. Hasan halife seçilirken ilk beyat edenin Kays b. Sa'd olduğu söylenir. Bu kişiyi Hz. Ali Azerbaycan'a gönderilen ve Iraklılardan toplanarak hazırlanan ordunun komutanı olarak atamıştı. Bu zat, sırf Araplardan oluşturulan 40.000 kişilik diğer bir ordunun da komutanıydı. Bu ordu, Hz. Ali'yi ölünceye kadar korumak üzere and içmişti. İşte babasının da en çok güvendiği komutanlardan olan Kays, beyat esnasında, Hz. Hasan'dan elini uzatmasını isteyerek, Allah'ın Kitab'ı, Hz. Muhammed'in sünneti ve âsîlerle savaşmak üzere beyat edeceğini söyledi. Hz. Hasan, bu söze karşı çıktı. Sadece Allah'ın Kitabı ve Hz. Muhammed'in sünneti üzere beyat edilebileceğini, bunun içine saydığı ve saymadığı diğer şartların girdiğini söyledi. Kays bunun üzerine bir şey söylemeden beyat etti. Arkasından da diğer Iraklılar beyat ettiler.[22]

Hz. Hâsan beyattan sonra "el-Mescidü'l-Camiye" çıkıp, uzunca bir hutbe okudu. Sonra babasının katili Abdurrahman b. Mülcem'i getirtti. İfadesini aldıktan sonra ölümle cezalandırdı.[23]

Iraklılar derhal, babasının öldürülmesini, seçtikleri halifeye hatırlatarak, Şam'da hüküm süren Muaviye b. Ebî Süfyan'la savaşması için, onu Şam üzerine yürümeye teşvik ettiler. Hz. Hasan da onların sözlerine kanarak bir ordu hazırladı ve savaşmak üzere yola çıktı. [24][25] Hz. Hasan bu sıralarda 37 yaşlarındaydı. Topladığı 12.000 kişilik ordusuyla Medâin'e kadar geldi. Ordu komutanı olarak kendisine ilk beyat eden Kays b. Sa'd'ı atadı. Diğer bir rivayete göre Ubeydullah b. Abbas'ı komutan yapıp, Kays'ı da ona yardımcı atayarak, Kays'a komutanın her türlü emrine itaat etmesini emretti.[26]

Arapların 4 "dâhîsi"nden biri olan Hz. Muaviye, Hz. Hasan'ın kendisiyle savaşmak üzere yola çıktığının haberini alınca, o da derhal Şam'dan hareket ederek el-Enbar'ın kazalarından biri olan Mesiken'e gelerek konakladı.[27] Hz. Ali'nin şehit edilmesi üzerinden henüz 18 gün geçmişti, iki tarafın ordusu sırf siyasî kaygılarla karşı karşıya geldiler.[28]

Muaviye derhal durumun kritiğini yaparak, akıbetin lehine olması için çeşitli çarelere başvurmaya başladı. Elindeki en büyük koz, hasmının tecrübesizliği ve şiddetten hoşlanmayan, fitneden adeta korkan ve Müslümanlara karşı derin sevgi besleyen, onlardan birinin bile kanının dökülmesine razı olamayacak kadar yumuşak bir kalbe sahip şahsiyette olmasıdır. Onun için ilk işi, Hz. Hasan'ın, Kays b. Sa'd komutasındaki ordusu arasında bir kargaşa yaratmak oldu.[29] Hz. Hasan'ın ordusu içinde bir kaç kişi şöyle bağırmaya başladı: "Haberiniz olsun, Kays b. Sa'd öldürüldü!" Diğer bir kaynağa göre ise, bu münâdîler Kays'ın Muaviye'yle barış yaptığını ve onun tarafına geçtiğini, hatta Hz. Hasan'ın bile Muaviye'ye barış yapma teklifinde bulunduğunu ve Hz. Muaviye'nin bu teklifi kabul ettiğini söylüyorlardı. Böylece ordu içinde dedikodu çıkarıyorlardı.[30] Hz. Hasan'ın ordusu içinde kargaşa başladı, büyük bir panik çıktı. Derken bu panik, yağmalamaya dönüştü. Askerler, her şeyi yağmalamaya başladı. Hatta Hz. Hasan'ın ordugah çadırını, altındaki sergisine varıncaya kadar yağmaladılar. Bu yağmalama her tarafa yayıldı. Sözü edilen bu yağmalamadan sonra da ordu dağılıp gitti.[31]

Bu kargaşadan istifade etmek isteyen el-Cerrâh b. Sinan el-Esedî isimli şahıs, şehirden geceleyin ayrılmak isteyen Hz. Hasan'a saldırdı. Elindeki hançerle onu baldırından yaraladı. Fakat Hz. Hasan kendini savunup, o katilin hakkından gelmeyi başardı.[32] Bu durumda çaresiz kalan Hz. Hasan Medâin'deki "el-Maksuratü'l-Beydâ"ya dönmek zorunda kaldı. O sırada Medâin'in valisi Sa'd b. Mes'ud'du. Henüz çocuk denilebilecek yaşta olan bu genç valiyi atayan el-Muhtar b. Ebî Ubeyd ona bir teklifte bulundu. Hz. Hasan'ı bağlayıp Hz. Muaviye'ye götürme karşılığında kendisinin çok zengin ve şerefli birisi yapacağını söyledi. Genç vali bu teklifi şiddetle reddederek "Allah'ın laneti üzerine olsun! Ben Allah'ın pwygamberinin kızının oğlunun üzerine atlayacağım ve onu bağlayacağım ha! Sen ne iğrenç herifsin!" dedi.[33]

Hz. Hasan, içinde bulunduğu durumu gözden geçirdi. Güvenemeyeceği bir ordu ve güçlü bir düşmanla karşı karşıya olduğunu anladı. Ayrıca mizaç olarak fitne ve kan dökmekten de nefret eden birisi olduğu için, gerek kendi şahsı, gerekse İslâm ümmetinin selameti için hilafeti Hz. Muaviye'ye bırakarak, bu işten feragat etmekten başka bir çare bulamadı. Anlaşma yollarını araştırmaya ve her iki tarafın da razı olacağı çözümler aramaya başladı. Amr b. Seleme el-Erhâbî'yi çağırarak, anlaşma teklifini içeren bir mektupla Muaviye'ye gönderdi.[34] Muaviye aldığı ve beklediği bu teklifi derhal kabul etti. Hz. Hasan'a elçi olarak Abdullah b. Âmir el-Küreyz ve Abdurrahman b. Semure'yi gönderdi. Bu iki elçi Medâin'e geldiler ve Hz. Hasan'a, ne isterse hepsinin kendisine verileceğini bildirmekle kalmayıp, kendilerini kefil göstererek, bu anlaşmayı taahhüt edeceklerini de ona söylediler.[35]

Bu sırada Hz. Hüseyin durumdan haberdar oldu ve anlaşma teklifine karşı çıktı. Muaviye'nin haklılığını tasdik, Hz. Ali'nin davasını yalanlamış olacağı gerekçesi ile ağabeysi Hz. Hasan'a, bu anlaşmayı yapmaması gerektiğini söyledi. Hz. Hasan onu susturarak, yönetim işini kendisinin ondan daha iyi bildiğini iddia ederek, anlaşma yapmakta ısrar etti.[36]

Bu sırada Hz. Hasan'ın hilâfeti Hz. Muaviye'ye bırakacağını anlayan ordu komutanlarından Ubeydullah b. Abbas, Muaviye'ye bir mektup göndererek kendisi için eman istedi. Karşılık olarak elindeki mallarına dokunulmamasını ve can güvenliğini şart koştu. Muaviye bu teklifi kabul etti. Ubeydullah bunun üzerine ordusunu bırakarak karşı tarafa geçti. Hz. Hasan'ın ordusu bu durum karşısında, Kays b. Sa'd'a, Hz. Ali ve taraftarlarının kanlarını ve mallarını korumak ve sonuna kadar Muaviye ile savaşmak üzere beyat yaptılar. Bir görüşe göre, zaten komutan olduğu için, bu beyat'ı yenilemek olarak anlamak da mümkündür.[37]

Nihayet Hz. Muaviye'nin elçileri Hz. Hasan ile anlaştılar. Anlaşmaya göre, şayet, Muaviye, Hz. Hasan'dan önce ölürse, Hz. Hasan halife olmak şartıyla, hilafeti Muaviye'ye bırakıyordu. Ayrıca Kûfe hazinesindeki 5.000.000 dirhem Hz. Hasan'ın olacaktı. Muaviye Hz. Ali ve taraftarlarına hutbede sövme adetine son verecekti.[38] Karşı taraf bu teklifleri kabul etti. Anlaşmayı yapan Hz. Muaviye'nin elçileri Hz. Hasan'ın yanından çıktıklarında "Rasûlullah'ın oğlu sayesinde kan dökülmesi önlendi, fitne sona erdi, barış yapıldı" diyorlardı.[39] O sırada yaraları da ağırlaşan Hz. Hasan kalkıp, Iraklılara uzunca bir hutbe irat etti. Onlara dedesi Hz. Peygamber aracılığıyla Allah'ın insanları hidayete erdirdiğini hatırlattı. Kendisi vasıtasıyla da kan dökülmesini önlediğini söyleyerek, Muaviye'yle anlaşma yaptığını haber verdi. Muaviye'ye beyat etmelerini de istedi.[40] Kendilerini babasını öldürmeleri, kendisine saldırıp malların yağmalamaları sebebiyle terk ettiğini de ilan etti.[41]

Yapılan anlaşma üzerine Hz. Muaviye Medâin'e geldi. Hz. Hasan'ı yanına alarak Kufe'ye girdi. Hz. Hasan kendi eliyle hicrî 41 yılının Rabîu'l-Evvel ayı sonlarında Kufe'yi Muaviye'ye teslim etti. Böylece Hz. Muhammed'in şu hadisi tecellî etmiş oldu:

"Hiç şüphe yok ki, bu oğlum bir şeyittir. Umulur ki, Allah onun sayesinde iki büyük mü'min grubunu barıştıracak".[42] Hz. Hasan, Muaviye'nin huzuruna çıktığında, Muaviye ona "seni senden önce hiç kimseyi mükafatlandırmadığım ve senden sonra da kimseyi mükafatlandırmayacağım bir mükafatla mükafatlandıracağım" dedi ve ona 400.000 dirhem verdi.[43] Ayrıca her sene 1.000.000 dirhem maaş bağladı. Ama bunların çoğunu sonradan kısıtladı ve ona çok az bir şey verdi.

Hz. Hasan'la Hz. Muaviye arasındaki bu anlaşmaya şahit olan İmam Şa'bi hadiseyi şöyle anlatır: Muaviye dedi ki, "Kalk da, hilafeti bana bıraktığını ve teslim ettiğini insanlara haber ver". Hasan kalktı ve Allah'a hamd ve senâ'dan sonra söyledi: "Akıllıların en akıllısı, muttaki olandır; ahmakların en ahmağı da fâcir olandır. Muaviye ile benim aramda anlaşmazlık konusu olan bu iş, ya benden daha layık birisinin hakkı idi; ya da benim hakkımdı. Ben ümmetin sulh içinde olması, birliğinin bozulmaması ve kan dökülmesine mani olunması için hilafeti ona bıraktım". Arkasından "bilmem belki de o, sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak (metâ) içindir" [44] âyetini okuyarak hutbesini bitirdi.[45]

Hz. Hasan'ın hilâfette ne kadar kaldığı kaynaklarda farklı farklı olmakla birlikte, 6 ay 5 gün olduğu konusundaki görüş en kuvvetlisidir.[46]

Bu devir-teslim töreninden sonra ordusunun komutanı Kays b. Sa'd'a bir mektup göndererek Muâviye'nin emrine girmesini istedi. Kays da bu konuda ordusuyla istişare yaptı. Onlara dalâlet içindeki bir imama mı itaat etmek istediklerini; yoksa imamsız savaşmak mı istediklerini sordu. Onlardan dalâlet içinde de olsa imama itaati tercih ettiklerine dair cevabı alınca, o da Muaviye'ye beyat edip emrine girdi.[47] Ya'kubi'ye göre Muaviye anlaşmadan önce, Kays b. Sa'd'a bir milyon dirhem ile bazı mallar göndererek, davasından vazgeçip, kendisine katılmasını istedi. Sa'd ona cevaben "benim dinimle ilgili bir konuda beni aldatmaya çalışıyorsun (satın almaya çalışıyorsun)" diyerek bu tuzağa düşmedi.[48] Diğer bir kaynağa göre ise, Hz. Hasan Muaviye'yle anlaşınca, Muaviye Kays'a bir mektup yazarak, itaat etmeye çağırdı. Mektupla birlikte imzalı ve mühürlü boş bir kağıt daha göndererek, üzerine dilediğini yazabileceğini, yazdığı her şeyin kendisinin olacağını bildirdi. Kays çaresizlik içinde, sadece can ve mal güvenliği karşılığında Muaviye'nin emri altına girdi.[49][50]

Hz. Hasan hilâfeti Muaviye'ye bıraktıktan sonra, geri kalan 10 yıllık ömrünü Medine'de geçirmek üzere yola çıktı. Kufeliler onun şehirden ayrılışı sırasında ağlaşıyorlardı. Fakat o kendilerine hiç güvenilemeyeceğini söylemekten çekinmedi. Babası Hz. Ali'ye de yaptıklarını kendilerine hatırlatarak, sonlarının hiç iç açıcı olmadığını belirterek hallerine acıdığını söyledi.

Yolda birisi kendisine "Ey Müslümanların yüz karası!" diye hakarette bulundu. Hz. Hasan Hz. Muhammedden naklettiği bir hadisle Ümeyye oğullarının bu makama gelmesinin mukadder olduğunu hatırlatmaya çalıştı.[51] Bir başkası "Ey mü'minlerin emirinin utancı" diye bağırınca, ona da "âr, ateşten daha hayırlıdır" dedi.[52]

Medine'de 10 yıl yaşayan Hz. Hasan [53] vefatı yaklaşınca Hz. Aişe'ye haber göndererek, Hz. Muhammed'in yanına defnedilmek istediğini söyledi. Hz. Aişe de bu isteği kabul etti. Bunun üzerine kardeşine şöyle vasiyet etti. "Ben ölünce Hz. Aişe'den, Hz. Muhammed'in yanına gömülmem için izin iste. Ben ondan bu izni almıştım. Bana karşı çıkmadı. Belki de benden utandı. Şayet izin verirse, beni onun evine defnet. Ben yine de Ümeyyoğulları'nın seni bundan mahrum edeceklerini zannediyorum. Bunu yaparlarsa, onlarla uğraşma beni Bakî mezarlığına defnet"

Hz. Hasan 40 gün hasta yattı. 2 Nisan, 670 günü vefat etti.[54] Bazıları bu tarihin hicrî 49, 50, 51, hatta, 54. yılı olduğunu söylemişlerdir.[55] Ölüm sebebi olarak zehirlendiği söylenir. Zehirleyenin de kendi hanımı Ca'de binti el-Eş'as b. Kays olduğu rivayet edilir. Hasta yatarken kardeşi kendisine kimin zehirlediğini sorduysa da, o buna cevap vermekten kaçındı. Hatta bu zehirlenmeden önce 3 defa daha aynı girişimde bulunulduğunu, fakat onları atlatmayı başardığını söyler. Bu son içtiği zehrin başka olduğunu ve herhalde öleceğini ona açıklar.[56]

Vefat edince Hz. Hüseyin, Hz. Aişe'ye müracaat ederek, durumu anlattı. Hz. Aişe de Hz. Hasan'ın vasiyetine "memnuniyetle kabul ederim, baş üstüne" dedi. (Ya'kubiye göre Hz. Aişe bu isteğe şiddetle karşı çıkmıştır.[57] Fakat bu iddiayı Ya'kubî'den başkası öne sürmemektedir. Bu durumdan Mervan ve Ümeyyeoğularının haberi olunca "vallahi, asla ve ebedî olarak Hz. Muhammed'in yanına gömülemez." dediler. Bu keyfiyet Hz. Hüseyin'e ulaştı. Hemen kendisi ve beraberindekiler silahlandılar. Hz. Ebu Hüreyre durumun vahâmetini anlayarak, önce, Hz. Hasan'ı buraya defnetmeyi engellemenin mutlak surette zulüm olacağını söyledi. Daha sonra da hiç olmazsa Hz. Hüseyin'e laf anlatırım düşüncesiyle ona geldi. Onu bu ısrarından vazgeçirmeye çalıştı. Kardeşinin vasiyetini hatırlatarak onun "şayet herhangi bir fitneden çekinirsen beni Müslümanların mezarlığına defnet" dediğini hatırlattı. Hz. Hüseyin de fitneden çekinerek, kardeşini bir çok sahabînin defnedildiği el-Bakî' mezarlığına defnetti.

Hz. Hasan'ın cenazesine Ümeyyeoğullarından, Medine valisi olan Saîd b. el-Ass'dan başka hiç kimse katılmadı. Hz. Hüseyin, cenaze namazını kıldırmayı valiye teklif etti. Vali de teklifi kabul etti ve cenaze namazım kıldırdı. Cenazesine çok sayıda kişi katıldı, hatta "iğne atsan yere düşmeyecek" kadar kalabalık vardı.[58] Hz. Hasan vefat ettiğinde 47 yaşındaydı.[59]

Hz. Hasan cömert ve kerîmdi. Fizik ve ahlâk olarak Hz. Muhammed'e çok benzerdi. Çok takva sahibiydi. Medine'den Mekke'ye yürüyerek 15 defa hac yaptığı meşhurdur. Hayır yapmayı çok severdi. Öyle ki, mallarının tamamını 2 defa fakirlere dağıttı; 3 defa da Allah'la "kasame" yaptı. Yani 2 ayakkabısı varsa, birini sadaka verip diğerini kendisine bırakarak; herhangi bir yiyeceğinin bir avucunu dağıtıp, bir avucunu kendine ayıracak kadar adil davranarak, mallarını fakirlere dağıttığı kaynaklarda geçmektedir. Onun güzel ahlâka ve başkalarına ikram etmenin faziletine dair bir çok vecizesi vardır. Meselâ ona "mekârim-i ahlâk"ın ne olduğu sorulunca, o bunu şöyle özetler: Doğru söz, isteyene vermek, güzel ahlâk, sılaı rahim, komşu hakkında utanmak, arkadaş hakkına riayet, misafire ikram, ve nihayet bunların da başında haya'dır.[60]

Hz. Hasan çok evlenip, boşanmasıyla da üne sahiptir. Hatta bir ara babası Hz. Ali, bu yüzden, onun evlendiği kadınların kabilelerinin kendi ailesine karşı düşman olacaklarından korkarak, Kufelilere açıkça oğluna kız vermemelerini söylemiş, oradan kalkan bir adam da, yemin ederek, onu evlendirmeye devam edeceklerini bildirmiş ve arkasından şöyle demiştir: "Biz evlendiririz, o istediğini tutar, istediğini boşar".[61]

Onun 8 ya da 12 oğlu vardı:

  1. Hasen b Hasen (annesi Havli binti Manzûr el-Fezâriyye),
  2. Zeyd (annesi Ümmü Beşîr binti Ebî Mes'ud el-Ensarî el-Hazrecî),
  3. Ömer,
  4. Kasım,
  5. Ebu Bekr,
  6. Abdurrahman (bunların da anneleri ümmü veled olup, hepsinin anneleri ayrıdır):
  7. Talha,
  8. Ubeydullah.[62]

Bir tane de kızı olduğuna dair rivayetler vardır.[63]

Hz. Muhammed'in soyu torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in çocukları vasıtasıyla devam etmiştir. Hz. Hüseyin'in soyundan gelenlere halk arasında "seyyid" Hz. Hasan'ın soyundan gelenlere de "şerîf" ya da "emir" adı verilir.[64]

Kaynaklar

[1] İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Gâbe, II, 10; İbn Hacer el-Askalânî, Tehzîbü't-Tehzîb, Haydarabad 1325, II, 296
[2] İbnü'l-Cevzî, Ebu'l-Ferec, Sıfatü's-Saffe, Haleb (ty), I, 759; Üsdü'l-Ğâbe, II, 10; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 296
[3] ez-Zehebî, Siyer A'lami'n-Nübelâ, Beyrut 1406/1986, III, 246
[4] Ahmed b. Hanbel, III, 493, 494; Nesâî, Talbîk, 82
[5] el-Haysemî, Mecmau'z-Zevâid, Beyrut 1967, I, 175; Tehzîbü't-Tenzîb, II, 296
[6] et-Teğâbün, 64/15
[7] Ahmet b. Hanbel, V, 254; Ebu Davud, Salât, 233; Tirmizî, Menâkıb, 31; İbn Mace, Libas, 20; Neseî, Salatu'l-İdeyn, 27; Zehebî, a.g.e., III, 256
[8] Ahmet b. Hanbel, III, 493
[9] Tirmizî, Menâkıb, 31
[10] Ahmed b. Hanbel, I, 101; Tayalisî, II,129-130
[11] Tirmizî, Menâkıb, 31
[12] Buhârî, Edeb, 18; Müslim, Fedailit's-Sahabe, 56-60
[13] Ahmed b. Hanbel, IV, 93 ; Tabaranî, hadis no: 2658
[14] Tirmizî, Menâkıti, 31; Ahmed b. Hanbel, III, 3; el-Hatîb el-Bağdadî, Târihu Bağdad, Beyrut (ty), I,140
[15] Ahmet b. Hanbel, II, 249, 331; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 297 vd.
[16] Tirmizî, Menâkıb, 31
[17] Buhârî, Fadâilü'l-Ashâb, 22
[18] Ahmed b. Hanbel, I, 200; Ebu Dâvûd, Salat, 340; Tirmizî, Ebvâbu's-Salât, 341 Neseî, Kıyamü'lleyl, 50; Üsdü'l-Ğâbe, II, I1
[19] İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe fi Temyîzi's-Sahâbe, Mısır 1358/ 1939, I, 327-330; İbnü'l-Esir Üsdü'l-Ğâbe, II, 10; Tehzîbü't-Tehzîb, II, 295-296
[20] Zehebî, a.g.e., III, 259
[21] Zehebî, a.g.e., III, 260
[22] Taberî, Târihu'r-Rusül ve'l-Mulûk, Dâru'l-Meârif 1963, IV, 158
[23] Ya'kubî, Ahmed b. Ebî Ya'kub, Tarihu Ya'kubî, Beyrut, ty. II, 214
[24] Ziriklî, a.g.e., II, 214
[25] Ayrı bir görüş için bkz. İbn Hıbbân, es-Siretü'n-Nebeviyye, Beyrut 1407/ 1987, s. 554
[26] Ya'kubî, II, 214
[27] Taberî, V,159
[28] Ya'kubî, II, 214
[29] Tehzîbü't-tehzîb, II, 299
[30] Ya'kubî, s. 214-215
[31] el-İsabe, I. 327-328; Taberî, V.158-159
[32] Ya'kubî, II, 228 ; el-İsâbe, I, 327-328
[33 Taberî, V, 159-160]
[34] el-İsâbe, I, 327-330
[35] İbn Hacer, Fethu'l-Bârî fi Şerhı Sahîhı'l-Buhârî, Mısır,1959, VI. 235, Buharî rivayeti
[36] Taberî, V. 160
[37] İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Tarîh, Beyrut 1385/1965, III, 408
[38] Tâberî, V, 158-159
[39] Ya'kubî, II, 214-215
[40] Ya'kubî, II, 215
[41] Taberî, V. 158
[42] Buhârî, Fiten,, 20, Sulh, 9; Ebu Davud, Sünne, 12...
[43] el-İsâbe, I, 327-328
[44] el-Enbiya, 21 / I 11
[45] Hılye, 11, 37
[46] Ziriklî, II, 214-215
[47] Taberî, V,160
[48] Ya'kubî, II, 215
[49] İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, III, 408.
[50] Diğer bir görüş için bkz. Taberî, V, 158-159
[51] İbnü'l-Esîr, el-Kâmil, III, 407
[52] el-İsâbe, I, 327-330
[53] Zehebî, a.g.e, III, 264
[54] Sıfatü's-Safve, I, 762
[55] el-İsâbe, I, 330
[56] İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe, II, 15
[57] Ya'kubî, II. 225
[58] İbnü'l-Esîr, Üsdü'l-Ğâbe, II. 15
[59] Tehzîbü't- Tehzîb, II, 301
[60] Hılye, II, 37-38; Üsdü'l-Ğâbe, II. 13; Ya'kubî, II. 225 vd
[61] Zehebî, a.g.e., III, 267
[62] Ya'kubî, II, 228
[63] Zirikli, II, 215
[64] Talat Sakallı, "HASAN B. ALİ B. EBÎ TALÎB", Sevde İslam Ansiklopedisi, sevde.de/islam_Ans/H/hasan_b.htm.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ftmbtl, 28.03.2014, 19:04 (UTC):
Site sahibi sizsiniz tabiki saygi duyarım t ş k ederim



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36940446 ziyaretçi (103176622 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.