Hz. Hatîce Binti Hüveylid (Hadîce-i Kübrâ)
 

Hz. Hatice'nin kabri

Hz. Hatîce'nin kabri, Hacun mezarlığı (Eski resim), Mekke-i Mükerreme

Hz. Hatice

Hz. Hatice'nin kabri’nin bulunduğu Hacun mezarlığı Mekke-i Mükerreme

Hz. Hatîce Binti Hüveylid (Hadîce-i Kübrâ)

Hz. Hatîce (ya da Hadîce), Hz. Muhammed'in temiz, iffetli ve yüce ahlâk sahibi olan hanımlarının ilkidir. O, Arapların en asil kavmi olan Kureyş kavminden ve Kureyş kavminin de, en asil, pak ailelerindendi. Babası Huveylid, annesi Fâtıma'dır.[1][2]

Hz. Hatîce'nin baba tarafından soyu Kusay'da Peygamberimizin baba tarafından soyu ile birleştiği gibi, annesi tarafından da soyu yine Peygamberimizin baba tarafından dedesi olan Lüey'de bileşmektedir.[3][2]

Hz. Hatîce, Kureyş Kabîlesi'nin kibar ve asil bir âilesine mensuptur. Nesebi Hadîce binti Hüveylid bin Esad bin Abdü'l-uzzâ bin Kuseyy bin Kilâb bin Mürre bin Ka'b bin Lüey bin Gâlib idi. Câhiliye devrindeki lakabı Tâhire idi. Doğum târihi kesin bilinmemektedir.[4]

Hz. Hatîce'nin nesebi, güzelliği, ilmi, malı, şerefi, iffeti ve edebi pek fazlaydı. Ticâretle uğraşırdı. Bu yüzden devrin büyük tüccârları arasında yer almıştı. Memurları, kâtipleri ve köleleri vardı. Ticâreti; adamları veya ortaklık sûretiyle yapardı. Dul idi. Bu sebeple her taraftan kendisine tâlip olan ve rağbet eden çok kimse vardı. Fakat gördüğü bir rüyâ îcâbı hiç kimseye iltifât etmemişti.[4] Rüyasında, güneşin gökten inip evine girdiğini ve güneşin evvelce ziyası yok iken eve girdikten sonra ziyâlanıp Mekke-i Mükerreme'nin bütün evlerini ziyası ile nurla gark ettiğini görmüştü.[5] Hz. Hatîce, gördüğü rüyâyı bilgili bir Hıristiyan olan amcası oğlu Varaka bin Nevfel'e tâbir ettirmiş, Varaka bin Nevfel de Hz. Hatîce'nin, geleceği bildirilen son peygamberle evleneceğini ve o peygamberin vasıflarını bildirmişti: [4]

«Ahir zaman Peygamberi, seninle evlenir ve senin zamanında Ona vahiy gelir. Dininin nuru, âlemi doldurur. En önce iman eden sen olursun. O Peygamber, Kureyş'ten ve Haşimoğulları'ndan olur.» [6]

Hz. Hadice bu malumatı aldıktan sonra mahcubiyetle Va­raka'ya teşekkür etti. Teselli buldu, evine geldi. Kendisinin hüsn-i cemâli, akıl ve edebi cihana yayılmış iken ve Arap beylerinden çoğu ona hazineler ile talip iken o hiç birine rağbet etmedi ve doğacak gü­neşi bekledi.[5]

Hz. Hatîce, ticâretle uğraşan zengin, haysiyetli, şerefli bir kadındı. Ücretle tuttuğu adamlarla Şam'a ticaret kervanları düzenlerdi.[14][2] Memurları, katipleri ve köleleri vardı. Ticareti, adamları veya ortaklık suretiyle yapardı.Peygamber Efendimiz, 25 yaşlarında iken; Hz. Hatîce, Şam'a ticaret kervanı göndermek istiyordu. Bunun için de güvenilir birini arıyordu.[6] Birgün Ebu Talib ve hemşiresi yani Hz. Muhammed aleyhisselâtü vesselâm'in halası Atike, evde Muhammed (s.a.v.) ile yemek yerlerken, onun hüsn-i edebine hayran oldular. Ve bir köşeye çekilerek dediler ki:

«Artık Muhammed'ül-Emin, büyüdü, yiğit oldu. Evlenme çağına geldi. Ona hasibe, nesibe, afife, edibe, pak ve pakize hanım lazımdır. Evvela Muhammed'ül-Emin'e mÂâişeti için bir iş bulalım, sonra evlendirmeyi düşünelim!...»

Acaba ne yapalım ne edelim derken hatırlarına Hüveylit kızı Hatîce geldi. O zengin, zeki, tahire, iffetli, devletli bir hatun idi. Şam'a ticaret için mal ve kervan gönderir ve yüksek maaşla emin ve ehil kişiler çalıştırırdı. Atike dedi ki:

«Ben Hatîce'ye gider Muhammedü'l-Emin'i maaşla kervanın ba­şında göndermesini teklif ederim. O irfanlı bir hatundur. Her iki taraf için bunda fayda olacağını takdir eder ve kabul eder.»

İki cihan güneşi, Mekke'nin biricik güzeli Emin Muhammed'i el kervanında göndermek kararı her ne kadar Mekke'nin en asil ailesi olan Haşimî Ebu Talib'e ağır geldiyse de zaruretten dolayı naçar kâbule mecbur oldu. Atike, Hatîce'ye geldi. Hatîce, ziyadesi ile hürmet, ta'zim ve ik­ram eyledi. Atike bu hürmet ve rağbeti görünce bir şey söyleyemez oldu. Ve hicabından sükûta vardı. Nihâyet Hadice dedi ki:

“Ey Arapların seyyidesi, evimizi teşrifine sebep nedir? Halinizden bir arzunuz olduğu anlaşılıyor, emriniz canımıza minnettir. Buyurunuz söyleyiniz.”

Atike mahcubiyetle cevap verdi.

“İşitmişsinizdir; kardeşim merhum Abdullah'ın oğlu Muhammedü'l-Emin (s.a.v.) yetişti. Mümkün ise Muhammed'e (s.a.v.) münasip bir vazife tevdi ederek Benî Haşim'i minnettar ediniz.”

Hz. Hadice Atike'ye dedi ki:

“Ey Kureyşin seyyidesi. Ben Muhammed'in evsafını işittim. Sıd­kını, eminliğini ve kemâl-i diyanetini biliyorum.”

Sonra Hadice Atike'ye devamla dedi ki:

“El-Emin'i bu iş için muvafık görüyorum. Ben, Şam'a gönderdiğim adamlara yirmibeşer altın veririm. Muhammed, hasip, nesip, şerif, sadık ve emin olduğu cihetle ona elli altın vereyim. Kabul buyrulursa kervanımızın başında bulunmaları bizim için bir nimettir, berekettir.”

Atike, mesrur olarak döndü. Ebu Talib'e geldi Hz. Hatîce'nin kabulünü anlattı. O da memnun ve mesrur oldu.[5] Hz. Hatîce, Resûlullah Efendimizi, görüp konuşmak üzere evine davet etti. Efendimiz teşrif edince, pek ziyade tazim ve hürmette bulundu. Peygamber efendimizin nezaketini, nezih ve pâk cemalini görüp hayran kaldı. Resûlullah Efendimize dedi ki:

«Doğru sözlü, güvenilir, emniyetli ve güzel huylu olduğunuzu biliyorum. Bu iş için hiç kimseye vermediğim ücretin, kat kat fazlasını vereceğim.»

Sonra bu hizmette lazım olacak elbiseler vererek, kalp huzuru içinde uğurladı. Yanına kölesi Meysere'yi de verdi. Hz. Hatîce vâlidemiz, bilgili bir Hıristiyan olan amcasının oğlu Varaka bin Nevfel'den, peygamberlik alametlerini öğrenmişti. Resûlullah Efendimizin bu ziyaretinde de, peygamberlik vasıflarını üzerinde teşhis etmişti. Bu sebeple Meysere ismindeki kölesine dedi ki:

«Kervan Mekke'den ayrılacağı zaman, devenin yularını O'nun eline ver ki, Mekkeliler herhangi bir dedikodu yapmasınlar. Şehirden uzaklaşıp gözden kaybolunca, bu kıymetli elbiseleri O'na giydir!»

Sonra develerinden en güzelini, sultanlara lâyık bir şekilde donattı. Meysere'ye şu tâlimâtı verdi:

«O'nu bu deveye büyük bir hürmet ile bindirip, yularını eline al ve kendini o hazretin hizmetkârı bil! Ondan izinsiz bir iş yapma ve Onu muhafaza etmek, tehlikelerden korumak için canını esirgeme! Gittiğiniz yerlerde çok eğlenmeyiniz ve çabuk geliniz! Böylece Haşimoğulları katında mahcup olmayalım. Eğer bu dediklerimi harfiyen yerine getirirsen, seni azat eder ve istediğin kadar da mal veririm.»

Peygamber Efendimiz ve Hz. Hatîce'nin kervanı hazırlandı. Mekkeliler, yakınlarıyla vedalaşmak üzere, büyük kalabalıklar hâlinde toplandılar. Peygamberimizin halası, Allah'ın Resûlünü hizmetçi elbisesi ile ve devenin yularını eline almış görünce, dizlerinin bağı çözüldü. Ağlayıp feryat etti. Gözlerinden yaşlar dökerek,

“Ey Abdülmuttalib! Ey Zemzem kuyusunu kazan büyük zât! Ey Abdullah! Kabirlerinizden kalkıp, başınızı bu tarafa çevirip de, şu mübareğin hâlini görün”

diyerek acılarını dile getirdi. Ebu Talip de aynı duygular ve aynı hâller içinde idi. Resûlullah Efendimizin, mübarek gözlerinden inci gibi yaşlar döküldü ve buyurdu ki:

«Beni sakın unutmayın! Gurbet elde gâm ve keder çektiğimi yâd eyleyin.»

Bu sözleri işitenlerin hepsi ağlaştı. Nihayet kervan yürüyüp, Mekke görünmez olunca, Meysere, aldığı emir üzerine, kıymetli elbiseleri Sevgili Peygamberimiz'e giydirdi. Çeşitli kumaşla örtülmüş ve pek güzel süslenmiş deveye bindirdi. Yularını da kendi eline aldı. Bu yolculukta, kervandakiler, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili Peygamberimizin üzerinde, Onu gölgeleyen bir bulutun ve kuş şekline giren iki meleğin, Onunla birlikte, sefer bitinceye kadar hareket ettiğini gördüler.

Yolda yürüyemeyecek derecede yorulup, kervandan geri kalan iki devenin ayaklarını, eliyle sığamasından sonra, develerin birden süratlenmesi gibi ince hâllerini görünce, Onu son derece sevip, şanının çok yüce olacağını anladılar. Meysere, Resûlullah Efendimiz'de gördüğü ve hakkında duyduğu her şeyi zihnine nakşediyor ve Ona olan hayranlığı gitgide artıyordu. Meysere'nin kalbinde, Âlemlerin Efendisi'ne karşı büyük bir muhabbet hasıl olmuştu. Artık Ona, zevkle ve hürmetle hizmet ediyor, en küçük bir işaretini büyük bir aşkla yerine getiriyordu.

Götürülen mallar satılmış, Peygamber efendimizin bereketiyle her zamankinden kat kat fazla kâr edilmişti. Kervan dönüşe geçti. Merr-uz-zahran mevkiine geldikleri zaman, Meysere, sevgili Peygamberimize, Mekke'ye müjde haberi götürmesini teklif etti. Efendimiz de kabul buyurarak, kervandan ayrılıp, Mekke'ye doğru devesini süratlendirdi.

Nefise binti Müniyye Hatun anlatır:

«Kervanın gelme zamanı yaklaşmıştı. Hatîce Hatun, her gün hizmetçileriyle evinin üzerine çıkıp, kervanın yollarını beklerdi. Böyle birgün Hatîce'nin yanında idim. Ansızın, uzaktan deveye binmiş bir kimse göründü. Üzerinde bir bulut ve kuş şekline girmiş iki melek Ona gölge yapıyor, Peygamberimizin mübarek alnındaki nur, ay gibi parlıyordu. Hatîce Hatun gelenin kim olduğunu anlayıp, ferahladı. Fakat bilmezlikten gelip sordu: «Bu sıcak günde gelen kim olabilir?» Hizmetçiler; "Bu gelen Muhammed-ül-Emin'e benzer" dediler ve gördüklerinden dolayı hayrete düştüler. Az sonra Resul-i Ekrem Efendimiz, Hadice vâlidemizin yanına geldi ve durumu anlattı. Verdiği müjde ile onu çok sevindirdi.»

Hz. Hatîce'nin kervanı Mekke'ye geldikten sonra, Meysere, Hz. Hatîce vâlidemize, yolculuk esnasında, iki bulutun Peygamber efendimizi gölgelediğini, rahip Nastura'nın söylediklerini, zayıf develerin nasıl süratlendiğini ve buna benzer gördüğü nice fevkalâde hâlleri tek tek anlattı. Peygamber Efendimiz'i dili döndüğü kadar methetti.[6]

Hz. Hatîce, bu ticâret kervanından çok memnun oldu. Daha önce gönderdiği ticaret kervanlarına nazaran, bu sefer daha fazla kâr elde etti. Hz. Peygamber hakkında Meysere'yi de dinleyince, O'na olan itimâdı ve sevgisi daha da arttı.[14][2] Hz. Hatîce, bunları biliyordu. Fakat bu sözler, onun yakînini artırdı. Meysere'ye;

“Bu gördüklerini kimseye söyleme.”

diyerek tembih etti. Hatîce vâlidemiz, bu işittiklerini haber vermek üzere, Varaka bin Nevfel'e gitti. Olanları büyük bir hayranlıkla dinleyen Varaka, dedi ki:

«Ey Hatîce, bu anlattıkların doğru ise, O, bu ümmetin peygamberi olacaktır.»

Bunun üzerine Hz. Hatîce'nin sevgi ve itimadı daha da arttı. Onun hanımı olup, hizmetiyle şereflenmeye meyletti. Nefise binti Müniyye, bu hâli sezip, araya girdi. Bu niyetle Resul-i Ekrem'in huzuruna geldi ve dedi ki:

«Yâ Muhammed! Zât-ı âlinizi evlenmeden alıkoyan nedir?»

Peygamberimiz, buyurdu ki:

«Evlenmek için yeterli para elimde mevcut değildir.»

«Yâ Muhammed! Eğer iffetli ve şerefli, mal ve cemâl sâhibi bir hâtunla evlenmek istersen, hizmetine hazırım.»

«O hâtun kimdir?»

«Hatîce binti Hüveylid'dir.»

Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz buyurdu ki:

«Bu işe kim vesile olur?»

Nefise Hâtun,

“Bu işi ben yaparım.”

deyip, huzurlarından ayrıldı. Hz. Hatîce'ye varıp müjdeyi verdi. Hz. Hatîce, akrabası Amr bin Esed ile Varaka bin Nevfel'i çağırıp durumu anlattı. Ayrıca Resûlullah Efendimize haber gönderip, belli bir saatte teşrif etmesi için davet etti. Ebû Tâlib ve kardeşleri de hazırlıklarını yaptılar ve Peygamber Efendimiz'le birlikte gittiler.[6]

Hz. Peygamber, durumu amcası Ebû Tâlib'e anlattı. Ebû Tâlib Hz. Hatîce'yi Hz. Muhammed için istedi. İki aile, anlaştı. Düğünleri o zamanın örf ve adetlerine göre, Hz. Hatîce'nin evinde yapıldı. düğünde Ebû Tâlib ve Hz. Hatîce'nin amcası Amr b. Esed birer konuşma yaptılar. İkisi de konuşmalarında hikmetli ifadelerde bulundular ve evlenecekler hakkında güzel şeyler söylediler.[7] Böylece nikâh akdi tamam oldu. Bir rivâyete göre mihr; 400 miskal altın, bir rivâyete göre de 20 deve idi. Ebû Tâlib, düğün ziyâfeti için bir deve kesip, o güne kadar görülmedik bir yemek verdi. Evlilik vâki oldu. Hz. Hatîce vâlidemiz bütün varlığını Peygamber efendimize hediye etti ve;

«Bu malların hepsi yüce şahsınıza âittir. Ben de sana muhtâcım ve minnetin altındayım.»

dedi. O zaman Peygamber Efendimiz 25, Hz. Hatîce vâlidemiz de 40 yaşında idiler.[4] Aralarında 15 yaş fark vardı.[8] Bazı rivâyetlerde bu yaş farkının daha az olduğu kayıtlıdır.[2]

Resûlullah'ın evlendiği ilk kadın, Huveylid'in kızı Hatîce'dir. Hz. Hatîce, ilk olarak Atik b. Aziz'le evlendi, ondan bir kızı oldu. Onun ölümünden sonra, Temim oğullarından Ebû Hale ile evlendi. Ondan da bir oğlu ve bir kızı oldu. Onun da ölümünde sonra, Resûlullah ile evlendi.[9][2]

Hz. Hatîce'nin Resûlullah'tan Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Zeyneb ve Rûkiyye adında dört kızı, Kâsım ve Abdullah adında da iki oğlu dünyaya geldi. Kelbî'nin rivâyet ettiğine göre, önce Zeynep, sonra Kâsım, sonra Ümmü Gülsüm, daha sonra Fâtıma, ondan sonra Rûkiyye ve en sonunda Abdullah dünyaya geldi. Ali b. Aziz el-Cürcânî de, Kâsım'ın Zeynep'ten daha önce doğduğunu nakletmiştir.[10][2]

Kâsım, nübüvvetten önce Mekke'de dünyaya geldi. 17 aylık iken vefat etti. Hadice-tül-Kübra'dan olan son çocuk, Abdullah'tır. Nübüvvetten sonra doğup memede iken vefat etti. Tayyib ve Tahir de denilir.[6]

Zeynep, kızlarının en büyüğü idi. En küçük kızı Fâtıma, babasının en sevgilisiydi. Hicret'ten 13 yıl önce doğdu. Erkek evlâtları küçük yaşta vefât ettikleri gibi, Hz. Fâtıma'dan başka bütün kızları da O'ndan önce vefât ettiler. Fâtıma vâlidemiz de Peygamber efendimizden 6 ay sonra vefât etti. Hz. Ali ile evlenmişti. Sevgili Peygamberimiz Efendimiz'in soyu, Hz. Fâtıma'nın evlatları ile devâm etti.

Hz. Hatîce vâlidemiz, evlilik hayâtında sevgili Peygamberimiz'e bütün gayreti ile hizmet etmeye çalıştı. O'nu hiç üzmedi. Her arzusunu büyük bir emir kabul edip, canla başla yerine getirdi. O'na dert ortağı ve tesellî arkadaşı oldu. Evliliklerinden on beş sene sonra, Resûlullah efendimize Hira Dağı'nda Cebrâil aleyhisselâm görünmüş, peygamberliğini bildirmişti. Burada Kurân-ı Kerîm'den ilk âyet-i kerîmeler nâzil oldu. Hz. Hatîce, Peygamber efendimize peygamberliğin ilk günlerinden îtibâren en büyük yardımcı oldu. Sıkıntılı hâllerinde O'nu teselli etti. İlk Müslüman kadın o idi. Herkes düşman iken, Hz. Hatîce, Peygamber efendimize en büyük desteği verdi.[4]

Cebrail aleyhisselamın, Hira dağında, ilk vahyi getirip, Peygamber olduğunu bildirdikten sonra, oradan ayrılıp hâne-i saadetlerine doğru hareket ettiler. Bu sırada, yanından geçtiği her taşın, her ağacın, “Esselamü aleyke ya Resulallah” dediğini işitti. Evine gelip buyurdu ki:

«Beni örtünüz! Beni örtünüz!»

Ürpermesi geçinceye kadar, istirahat ettiler. Sonra gördüklerini Hz. Hatîce vâlidemize anlattılar ve buyurdular ki:

«Cebrail (aleyhisselam) gözümden gayb oldu. Lâkin onun heybet, şiddet ve korkusu üzerimden gitmedi. Bana mecnun diyeceklerinden ve dil uzatıp kötüleyeceklerinden korktum.»

Peygamber efendimizin, ilk vahyin gelişini anlatmasından sonra, bu hâlleri, bu günleri bekleyen ve buna hazır olan Hz. Hatîce dedi ki:

«Hak teâlâ sana hayır ihsan eder ve senin için hayırdan başka bir şey dilemez. Allahü teâlânın hakkı için, bu ümmetin Peygamberi olacağına inanıyorum. Zira sen, misafiri seversin. Doğru söylersin ve eminsin. Âcizlere yardım eder, yetimleri korur, gariplere yardımda bulunursun. İyi huylusun. Bu hasletlerin sahibinde, bahsettiğin korku olmaz.» [6]

Hz. Hatîce, Resûlullah'a (Allah kendisini Peygamberlikle şereflendirdiği zaman) teskin etmek için; "Ey amca oğlu, beni melek geldiği zaman haberdar edebilir misin?" diye sordu. Resûlullah; "Evet" cevabını verdi. Birgün Hatîce'nin yanında iken, ona Cebrail geldi ve; "Ey Hatîce! İşte bu Cebrail'dir, bana geldi" dedi. Hz. Hatîce, "Şu anda onu görüyor musun?" diye sordu. "Evet" karşılığını verdi. Hz. Hatîce, bu kez sağ tarafına oturmasını söyledi. Resûlullah, Hz. Hatîce'nin sağ tarafına oturdu. Hz. Hatîce; "Şimdi görüyor musun?" sorusunu tekrarladı. Resûlullah, yine olumlu cevap verince, Hz. Hatîce, örtüsünü çıkarıp attı. O sırada Resûlullah'ın hâlâ kucağında oturuyordu. "Onu, şimdi görüyor musun?" diye tekrar sordu. Resûlullah, bu kez "Hayır." cevabını yerince; Hz. Hatîce, "Bu, şeytan değil; bu kesinlikle melek, ey amca oğlu! Sebat et, seni müjdelerim." dedi.[11][2]

Sonra, bu durumu sormak üzere, Varaka bin Nevfel'e gittiler. Varaka, Resûlullah Efendimizin anlattıklarını dinledikten sonra dedi ki:

«Müjde ey Muhammed aleyhisselam! Allahü teâlâya yemin ederim ki, sen, Hz. İsa'nın haber verdiği son Peygambersin. Sana görünen melek, senden evvel Musa aleyhisselama gelen Cebrail aleyhisselamdır. Âh! Keşke genç olsaydım. Seni Mekke'den çıkardıkları zamana yetişseydim de, yardımına koşsaydım. Çok yakın bir zamanda tebliğle emrolunursun.»

Hz. Hatîce, Peygamber efendimiz davete başladığında, Onun bildirdiklerine hiç tereddüt etmeden, hemen iman ederek inanan ilk hür kadın oldu. Peygamberimiz, Hz. Hatîce vâlidemize, Cebrail aleyhisselamın öğrettiği gibi abdest almasını öğretti. Sonra, Peygamber efendimiz imam oldu, birlikte iki rekat namaz kıldılar.[6]

Hz. Hatîce, Resûlullah'a, Peygamberliğinden evvel son derece saygı gösterip onu mutlu ettiği gibi, Peygamberliği döneminde de, ona ilk inanan, onunla beraber namaz kılıp ona ilk cemaat olan kişi vasfını kazandı. Daima Hz. Muhammed'e destek oldu, ona moral verdi. Son derece güzel davranış ve sözleri ile, onun başarılarına katkıda bulunmaya çalıştı.[11][2]

Hz. Hadice vâlidemiz, sevgili Peygamberimizin her sözüne, her emrine, en mükemmel şekilde, itaat etti. Böylece Allahü teâlânın katında pek yüksek derecelere kavuştu. Resûlullah Efendimiz üzülse, inkâr edenlerin alay etmesiyle elem çekse, Onu teselli eder, kederini giderirdi. Derdi ki:

«Ya Resulallah! Hiç üzülme, gam çekme! Sonunda dinimiz kuvvet bulup, müşrikler helak olurlar. Kavmin sana itaat eder.»

Birgün Hz. Hatîce, Peygamberimiz dışarıdayken, Onu aramak için çıkmıştı. Cebrâil, insan kıyafetinde Hz. Hatîce'ye göründü. Hadice vâlidemiz, ona, Peygamber efendimizi sormak istediyse de, düşmanlardan olma ihtimalini düşünerek geri döndü. Sevgili Peygamberimizi evde görünce, hadiseyi anlattı. Fahr-i kainât efendimiz buyurdu ki:

«Senin gördüğün ve beni sormak istediğin o zatın kim olduğunu biliyor musun? O, Cebrâil (aleyhisselam) idi. Selamını sana bildirmemi söyledi. Şunu da sana bildirmemi söyledi ki; cennette senin için, incilerden yapılmış bir bina hazırlanmıştır. Tabiî orada böyle üzüntülü, sıkıntılı, zahmetli ve külfetli şeyler bulunmayacaktır.» [6]

Hz. Hatîce, Allah'ın selâmına ve Resûlullah'ın övgüsüne nâil olacak derecede faziletli ve şerefli bir kadındı. O, imanda, sabırda, iffette, güzel ahlâkta, kısacası her yönü ile örnek olan bir anneydi. Resûlullah; "Hıristiyan kadınlarının en hayırlısı, İmrân'ın kızı Meryem; Müslüman kadınlarının en hayırlısı ise. Hüveylid'in kızı Hatîce'dir." buyurdu. Bu konudaki diğer bir hadisinin meali şöyledir: "Dünya ve âhirette değerli dört kadın vardır. İmran'ın kızı Meryem; Firavun'un karısı Asiye, Hüveylid'in kızı Hatîce ve Muhammed'in kızı Fâtıma." [12][2]

Cebrâil, birgün Resûlullah'a gelerek şöyle buyurdu: "Hatîce'ye Allah'ın selâmlarını söyle." Resûlullah: "Ya Hatîce, bu Cebrâil'dir, sana Allah'tan selam getirdi" deyince, Hz. Hatîce, Allah'ın selamını büyük bir memnuniyetle kabul etti ve Cebrâil'e de iade-i selâmda bulundu.[13][2]

Hz. Hadice, Hz. Hatice

Üstteki resim. Hz. Hatîce vâlidemizin mezarı.

Allah'ın rızasını, yuvasının mutluluğunu, dünya ve âhiretin huzur ve saadetini düşünen bütün anneler için en güzel örneği teşkil eden Hz. Hatîce, [15][2]  dert ve üzüntülerle geçen üç senelik muhâsaradan sonra, hicretten üç sene önce, Ramazan ayının başında, 65 yaşında vefât etti. Fahr-i kâinât sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, Hz. Hatîce vâlidemizi kendi mübârek elleriyle Hacun Mezarlığına defneylediler.[4]

Resûlullah Efendimiz, onun ayrılığından, çok hüzünlendiler. Çünkü Hz. Hadice vâlidemiz, en önce imana gelen ve Resûlullah Efendimizi tasdik eden idi. Herkes düşman iken, o, bütün kalbini açmış ve Peygamberimizin muhabbetiyle dolmuş idi. Bütün malını, servetini, nesi varsa İslâmiyet uğruna harcamış, sevgili Peygamberimizin hizmetini görmek için, gecesini gündüzüne katmıştı.[6]

Aynı sene içinde amcası Ebû Tâlib'in vefâtı, Peygamber efendimizin üzüntüsünü daha da arttırdı. Böylece bu seneye "senet-ül-hüzn", yâni hüzün yılı denildi.

Hatîce vâlidemiz, Peygamber Efendimiz'e, evlâdına, Müslümanlara ve insanlara çok şefkatliydi. Ev işlerini iyi bilip, mükemmel iş görürdü. Peygamber Efendimiz, bu hususta onun için; “Hem çocuk annesi hem de ev işi tanzim eden hâtun.” buyurdu. Peygamber Efendimiz'e karşı çok hürmetkârdı. Ne buyurursa hemen kabul ederdi. Bu her zaman böyle oldu. Resûlullah Efendimiz de onu dâimâ medhederdi. Hattâ birgün yine onu medhederken, Hz. Âişe vâlidemiz dayanamayıp; “Cenâb-ı Hak size daha iyisini verdi.” dedi. Resûlullah Efendimiz; “Hayır, ondan iyisi verilmedi. Herkes bana yalancı dediği günlerde, o bana inandı. Herkes bana eziyet verirken, o bana yâr oldu. Üzüntülerimi giderdi.” buyurdu.

Peygamberimiz, yine o ve diğer üstün hanımlar hakkında; “(Şu) dört hanımın fazîletleri, bütün dünyâ hanımlarının fazîletlerinden üstündür: Meryem binti İmrân, Fir'avun'un îmân etmiş hanımı Âsiye, Hatîce binti Hüveylid ve Fâtıma binti Muhammed.” buyurdu. [4]

Peygamber efendimiz, yine bir defasında da buyurdu ki:

«Allahü teâlâ bana cennette inciden bir ev ile Hatîce'ye müjde vermemi emretti. Orada hastalık, üzüntü ve baş ağrısı yoktur.»

Peygamber efendimiz, ihtiyar bir kadına ikramda bulundu. Sebebini soranlara buyurdu ki:

«Bu kadın, Hatîce hayatta iken bize gelir giderdi. Ahde vefa, dindendir.»

Peygamber efendimiz, Hz. Hatîce ile ilgili olarak buyurdu ki:

«Bana Hatîce'yi cennette inciden bir sarayla müjdelemem emredildi. Orada ne gürültü, patırtı vardır, ne de yorgunluk ve meşakkat.»

Hz. Aişe, şöyle anlatır:

«Resûlullahın zevceleri arasında, Hz. Hatîce'ye gayret ettiğim gibi, başkasına gayret etmedim. Hâlbuki, onu görmemiştim. Çünkü, vefat etmiş olduğu hâlde, ondan çok bahsederdi. Ne vakit bir koyun kesip dağıtsa, mutlaka bir parçasını da Hatîce'nin akrabasına yollardı. Bunu görünce, bir defasında, “Allahü teâlâ, sana, sanki, Hatîce'den başka kadın vermedi mi, hep onun iyiliklerinden bahsediyorsun” dedim. Yine Hatîce'nin birçok faziletini saydı. Ondan çocuklarının olduğunu da söyledi.» [6]

Kaynaklar

[1] İbn İshak, es-Sîre, Neşr. Muhammed Hamidullah, s. 60
[2] Nureddin Turgay, Şamil İslam Ansiklopedisi, "Hz. Hadice, Hatîce (r.a)" maddesi, www.sevde.de/islam_Ans/H/hadice.htm
[3] M. Asım köksal, İslâm Tarihi, Mekke Devri, 96
[4] Yeni Rehber Ansikjlopedisi, "Hadîcetü'l-Kübrâ" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993,
[5] www.islamvetasavvuf.org/erenkoylu-hikmet-efendi/hazreti-hadice-binti-hüveylid
[6] www.esselam.net/sahabeler/bir/94.htm
[7] İbn, Sa'd Tabakat, VIII, 9
[8] İbn Hacer, el-İsâbe, 539
[9] İbn İshak, a.g.e., 229
[10] İbn el-Esir, Usdü'l-Ğâbe, I, 434
[11] İbn İshâk, a.g.e., 114.
[12] İbn İshak, a.g.e. s. 228
[13] İbn Hişâm, es-Sîre,, I, 257
[14] İbn İshak, a.g.e., 59.
[15] M. Asım Köksal, a.g.e. s. 302





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ayşegül, 30.11.2010, 18:16 (UTC):
hz.Hatice benim idolümdür..adını taşıdığım hz.Aişe'den çok kendisini örnek alırım.şüphesizki hz.Aişe'de alime,zeki ve peygamber efendimize son derece bağlıydı ve sevgiliydi..ama;hz Hatice çok,çok başka bir kişiliğe sahipti.imkansızlıkların hüküm sürdüğü bir ortamda iki cihan güneşinin yanında yükselen ve o günlerden bugüne parılıtısından hiç birşey kaybetmeyen bir yıldız..Allah ondan razı idi..inşaallah bizlerden de razı olsun..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36890961 ziyaretçi (103084820 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.