Hz. Hatice'yi Düşünürken
 

islam, kaaba, qaaba, Kabe, Allah, dini

Hz. Hatice'yi Düşünürken

Ayşegül Osmanoğlu

Zamane evliliklerini sorgulayan bir kitap okuyordum. Sonra kitabı kapattım ve düşünmeye başladım. Eskiden insanların hangi şartlar altında yaşadıklarını ve tüm bu zorluklara nasıl göğüs gerebildiklerini anlamaya çalıştım. Düşünceler, zihnimin içinde uçuşmaya başladılar ve bir şekilde Hz. Hatice'ye bağlandılar. Çünkü o, bir kadında olması gereken her şeyin vücuda gelmiş hâli gibiydi benim gözümde ve her zaman da böyle düşünmüşümdür.

Adaşım Hz. Aişe'den çok, Hz. Hatice'yi kendime örnek almaya çalışırım. Tabii bu, ne kadar mümkündür, orası tartışılır.

Teknolojik olanakların adeta zirve yaptığı bir çağda yaşıyoruz. Neredeyse hemen her evde çamaşır-bulaşık makineleri, elektrikli süpürgeler, son sistem ütüler vs. vs. mevcut. Zaten en ufak bir eksiklikte kıyametler kopuyor ve her şey tam olmazsa, mutlu olamıyor günümüz kadını.

İronik olan şu ki; her şey tam olunca da mutlu olamıyor. Daima bir arayış içerisinde. Her şeyin bu kadar pratiğe dönüştürüldüğü böylesi bir çağda bile zamansızlıktan kendine yeterince vakit ayıramamaktan şikayet eden kadınların sayısı, azımsanamayacak kadar çoktur ve yaşam şartları ne kadar yükselirse yükselsin, yine de hoşnut değildir.

Ben, bunu aşırı kolaylaşmış hayatımızda amaçsızlıktan kaynaklanan bir tür ruhsal sıkıntı olduğunu düşünüyorum. Bulaşıkları makineye atıyorsun. Çamaşırları da aynen. Sonra takıyorsun prize süpürgeyi; sil, süpür, toz al... Öğlene kadar bitti tüm işler. Sonra??? Nerde evlilik programı var, seyret ya da hangi kanalda abuk-sabuk sosyal içerikli programlar var, seyret. Alabildiğince karışsın kafalar. Enerjiniz, sünger gibi çekilsin ve olumsuzluklarla şarj olun. Tamam, gününüz, bitti bile... Ertesi gün, otomatiğe bağlanmış gibi yine aynı kısır hayatı yaşıyoruz.

Elbette ki istisnai kadınlarımız var. Hayatta kendine bir yer edinmeye çalışan, yaratılış gayesinin farkında olan ve insanlığa hizmet etmenin Allah'a hizmet olduğu bilinci ile hareket edenler de var. Ama o kadar azınlıktalar ki, hemcinsimiz olmalarına rağmen diğer kadınlar tarafından sanki "uzaylı" muamelesi görüyorlar ki... Ama olsun... Onlar, gerçek manayı keşfetmişler ve düşündükleri boyut, zaten herkesin görebileceği bir boyut değil.

Evet, bana bunları düşündüren yüce ruhlu kadın, Hz. Hatice annemizdir. Onun örnek eşliği, eşine karşı olan, küçücük siyah bir leke dahi barındırmayan güveni... Bazen kendimi düşünüyorum; "Acaba Hz. Hatice'nin yerinde ben olsaydım, böylesi bir cesareti ve basireti gösterebilir miydim?" diye.

Şimdi gözlerinizi kapatın ve 1400 küsur yıl öncesine gidin... Cahiliye devrine... O zamanlar, yaklaşık on beş yıllık evliler ve Peygamber Efendimiz, sık sık Hira Dağı'ndaki mağaraya çekiliyor. Bazen günlerce inzivâda kalıyor. "Elalem ne der!" diye düşünmeksizin eşini anlamaya ve ona yardım etmeye çalışan ve hareketlerinden dolayı onu sorgulamayan bir kadın.

Şüphesiz ki Efendimiz(s.a.v), ne kadar Hz. Hatice için bir nimetse; Hz. Hatice de O'nun için bir nimet... Hatırlayın, ilk Cebrail (a.s.) ile karşılaştığında korkuyor ve eve korkmuş bir şekilde geliyor. "Üstümü ört!" diyor. Yine sorgulanmıyor ve isteği yerine getiriliyor.

Elbette ki seneler senesi, Kureyş'te, "El-Emin" lakâbını alacak kadar kendisine güveniliyor. Ama bir peygamberlik ilanı, aynı zamanda eşler arası güvenin sınavı ve Peygamber Efendimiz, ilk olarak sevgili eşi ile paylaşıyor bu durumu ve Hz. Hatice, yine hiç sorgulamaksızın inanan bir kadın. İşte tamda bu nokta, örnek evliliğin can damarına işaret ediyor. Çünkü, iyi günde herkes beraber olabilir. Önemli olan, dar zamanlar...

Bilindiği gibi Hz. Hatice, çok varlıklı bir kadındı ve evliliklerinin sonrasında bunların işletimini Peygamber Efendimiz'e devretmişti. Seneler içerisinde Efendimiz (s.a.v.), başarılı bir ticâretle daha da çoğaltmıştı. Lakin peygamberlik ilanından sonra tamamen İslam'ın yayılmasına kendini adamış olarak çalışmaya başlamıştı ve yine Hz. Hatice, tüm mal varlığını bu uğurda harcamaktan, sevgili eşinin ellerine teslim etmekten çekinmemiş, tüm halkının düşmanlığına maruz kalan eşini bir an terk etmemiş ve hatta abluka yıllarında onunla beraber aç kalmış, ama yine de bir an için dahi ne O'nun peygamberliğinden, ne de kendine gelen âyetlerden şüpheye düşmüştür.

Hz. Hatice, altı çocuğundan erkek olanlarını daha küçük yaşlarda toprağa vererek evlat acısını yaşamış ve yüzyıllar sonrasına uzanacak kadar övgüye lâyık kız evlatlar yetiştirmiş, aynı zamanda bilgili, iffetli bir anne olarak çocuklarına örnek olmuştur.

Hz. Hatice, bir iş kadınıydı. Fakat o, ailesinden kalan mirası kendi çabalarıyla koruyan ve çoğaltan, güçlü ve zeki bir insandı. En önemlisi de Allah tarafından sevilip ondan razı olduğunu Cebrail (a.s.) aracılığı ile kendisine iletilmiş tek kadın... Nasıl olmasın ki! "Ben, Allah'ın peygamberiyim." diyen eşine; "Sen, Muhammedü'l- Emîn'sin. Sen, ne dersen doğrudur..." diyebilen bir kadın...

Günlük hayatın getirdiği zorluklar bir yana (hiç bugünkü olanaklarınız olmadan nasıl bir hayat süreceğinizi hayal ettiniz mi? Ben, sık sık düşünürüm) ilk anda kendisinden başka inananı olmayan bir eşe verilen destek... Bu, sadece zeki ve cesur bir kadının işi olabilir. Değil öylesi Cahiliye devrinde, böylesi bir zamanda bile çok zor bu tür bir kadına rastlamak...

Ne yazık ki o, Peygamber Efendimiz'in İslam'ı tebliğ etmeye başlamasından kısa bir süre sonra vefât etmiştir. Peygamberimizin kendisine en çok ihtiyaç duyduğu zamanlarda yanında olmuş, ama sonrasında uğruna pek çok sıkıntıya göğüs gerdiği dinimizin büyük bir hızla yayılmasına yetişememiştir.

Ben, bunları düşündükçe kendimden utanırım ve ne zaman şikayetçi olacağım bir durum olsa, aklıma hep Hz. Hatice'nin eşsiz vefâkârlığı, fedâkârlığı, zekası ve cesareti gelir... Onun bilgeliği ve kabullenişi ki Allah şâhit, onun gibi bir kabulleniş ve itaatkârlığın zerresi dâhi yok bende...

Zamanımız kadının en büyük handikabıdır bu (En azından, çoğunluğun): Öğrenme tembeli olmak. Şartları ve sadece dogmatik olan, nesilden nesile aktarılan, kulaktan kulağa yayılırken pek çok erozyona uğramış bilgileri hiç araştırmaya ya da sağlamaya gerek duymaksızın körükörüne kabullenmek. (Okuyup ağladığı Kurân, ne diyor?) Araştırmamak ve bunu anlatmaya çalışanları kesin bir önyargıyla reddetmek. Poğaçasını, kekini fırına atıp eline örgüsünü almayı görev tamam olarak görüp makyaj malzemesi veya örgü ipinden kısıp bir kitap alıp aklını geliştirmeye katkıda bulunmamak. Kendine servis edileni mutfağında neler dönüyor diye merak etmeden benimsemek... (Her şeyin hazırcılığı yani...) "Bu dünyaya sıkıntı çekmeye gelmedim ben!" deyip ilk fırsatta daha kolayını aramaya çalışmak...

Oysa ki kadın, değişimin ta kendisidir. Başta dünyaya getirdiği çocukla zaten bir değişime imza atar. Yetiştirdiği her iyi ve ahlâklı bireyle de bu değişimi sürekli hâle getirir. Çünkü bu, bir zinciri oluşturur... Dünya değişir.

O'nu düşünmek bana öylesine ilham veriyor  ve öylesine gözümde daha da büyüyüp hayranlığım artıyor ki! "Hiç değilse bir kırıntıcık da olsa ondan nasipleneyim..." diyorum. Boş şeylere kafa yorup dünyadaki çok değerli ve sınırlı zamanımı rüzgâra vermektense, kendimi o ve onun gibi müstesnâ insanları anlamaya ve hayatımda uygulamaya vermeliyim ki Allah-u Teala, beni de onlar gibi sevsin ve onlardan râzı olduğu gibi  benden de razı olsun....

Ayşegül Osmanoğlu,
19 Ağustos 2010, Perşembe.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: yılmaz, 27.08.2010, 14:43 (UTC):
Sayın osmanoğlu ;size bu türlü düşünce ve yazıları ilham eden cenabı hak'ka ve size çok teşekkür ederim.bazı kadınlara hz hatice terbiyesini anlamak nasip eyleye mevlam.

Yorumu gönderen: ayşegül, 23.08.2010, 09:06 (UTC):
:)adı hatice olan bir arkadaşım isminin arapça manasını beğenmediğini ve dolayısı ile isminide beğenmediğini söylemişti.bu çok tuhaftı çünkü;hatice'ye anlam veren hz.haticenin kendisiydi...ben isimlerin insan karakterine yansıdığını ve etkilediğini düşünürüm...bak büçük bir anektot sana;bilirsin kültürümüzde"gül"peygamber efendimizi temsil eder.eskiden anadoluda kız çocuklrına gül adı bu manada verilirmiş,hz. ayşe ile olan muhabbetlerine dayanarakta ikisinin adını bir arada kullanmak amaçlı"ayşegül"derlermiş...:)yani ayşe+gül=ayşe-Muhammedmiş.rahmetlik babaannem öyle anlatmıştı...ama ben hz.haticeye daha bir hayranım.

Yorumu gönderen: Kayıpgül, 23.08.2010, 08:23 (UTC):
Ört beni dedi muhammed (s.a.s)titriyordu.Hz.Hatice onu hiç böyle görmemişti.Ne olduğunu sordu.Efendimiz (s.a.s)kendine geldiğinde olanları anlatıyordu.Ama hala cebrail gözlerinin önünden gitmiyordu.Hz.Hatice akıllı bir kadındı beklediği haberin geldiğini anlamıştı.Hemen göğsüne bastırdı o mubareğin başını o an kayboldu cebrail ve dedi muhammede (s.a.s)peygamberlikle müjdelendin.O kötü bir şey olsa idi kaybolamzdı.En büyük desteğiydi efendimiz (s.a.s)min çünkü yüce yaradan onu sadece muhammed için (s.a.s)hazırlamıştı.O eşsiz bir kadındı kendisinden 15 yaş büyük olmasına rağmen o ölmeden peygamberimiz (s.a.s)ondan başkasıyla evlenmedi...Gözyaşlarımın içinde okuduğum tek gerçek hayat hikayesiydi.Rabbim Hz.haticenin ahlakıyla yetişmeyi nasip etsin......



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36690562 ziyaretçi (102732912 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.