Hz. Meryem
 

Hz. Meryem, Saint Mary, Maria, Marya

Hz. Meryem

Hazırlayan: Akhenaton

Hz. Meryem, Ulul-Azm Peygamberlerden biri olan [1] Hz. İsa'nın annesidir. Hz. Meryem'in babası, Hz. Dâvûd'un soyundan ve Benî İsrâil'in büyüklerinden İmrân adında bir zâttır;

«Âllah, iman edenlere namusunu koruyan, İmran'ın kızı Meryem'i de misal gösterir.» (et-Tahrim, 66/12)

Annesinin adı da Hanna'dır. Hanna'nın kızkardeşi İşâ (Elisa, Elizabeth) da Hz. Zekeriyya'nın zevcesi ve Hazreti Yahya'nın annesidir.[2]

"Meryem", kelime anlamı olarak "Allah'ın kulu", [3], "ibadet eden" [4] ya da "dindar kadın" anlamlarına gelmektedir. Erkeklerden sakınan, iffetli anlamında "Betül" adıyla da adlandırılır.[1] Ona “Meryem” ismini veren, annesidir.[5] Bu ismin “istemeyen, bir yerden ayrılan” , [6] “hizmet eden” [7] anlamlarında kullanıldığı söylenmişse de o dönemde Âramca “ibadet eden” anlamına geldiği görüşü [4] daha uygun görünmektedir.[5] Yeni Ahid'deki adı ise "Mariam", bazen de "Maria"dır.[8]

Hadislerde Hz. Meryem için “اَلْعَذْرَاءُ الْبَتُولُ” (el-azrâ el-betûl) [9] tabirleri geçmektedir. Rivayetlerin bir kısmında bu tabirler “kendisine hiçbir beşer dokunmamıştır” [10] ve “Hz. İsa dışında bir çocuğa hamile kalmamıştır” [11] şeklindeki ilâvelerle açılmış durumdadır. Bu kelimelerden el-azrâ, “bekâr kız”ı ifade ederken [12] ; el-betûl ise “evlenmeyen.. dünyevî lezzetlerden elini-eteğini çekip kendisini Allah'a ve ibadete vermiş kız” [13] gibi anlamlara gelmektedir.[14]

Hz. Meryem, doğum öncesinden başlamak suretiyle daima göz önünde olmuş, daima tartışılagelmiş büyük bir kadındır. Kur'ân onu, "Allahın seçtiği, bütün âlemlere tafdil edilen, sıddîka, kerameti zâhir, ikrama mazhar, Kendi ruhundan üflediği ve "Kün" emrinin tecellisine mazhariyetle müşerref bir kadın" olarak anmasına, Hz. İsa gibi Ulü'l-Azm bir Nebî'yi daima ona nispet ederek zikretmesine rağmen, Hıristiyanlar, onu şanına yakışır anmamışlardır. Ona iftiraların en büyüğünü yapagelmişlerdir. Onu evlenmiş veya nişanlanmış gibi göstermektedirler. Kurân, Hz. Meryem'in bâkireliğini defaatle tekrar etmesine rağmen, Yusuf isimli birisini Hz. Meryem'in nişanlısı gibi göstermektedirler. Yahudiler ise, yine Kur'ân'ın şehadet ettiği şekilde, ona iftiraların en ağırını yapmaktan çekinmemişlerdir. Belki bunda da, Hz. Meryem'in bakım-görümünün kendilerine değil de Hz. Zekeriya'ya verilmesinin rolü vardır.[15]

Güncel Hıristiyanlığın, Hz. İsâ'nın hakîkatinden tamamen uzaklaştırılarak, Pavlus'un elinde amentüleri yeniden şekillenen beşerî bir dine dönüştürüldüğü malumdur. Hâlbuki Hz. İsâ'nın ve doğal olarak Hz. Meryem'in hakîkati, dinimiz tarafından çok farklı va'z edilmektedir. Her şeyden önce, dinimiz, îmânın vazgeçilmez şartları arasında "hiçbir peygamberi dışarıda bırakmasızın tümüne inanma"yı bulundurmaktadır. Kur'ân, peygamberler arasında fark görmez ve üstelik de Hz. Peygamber, Hz. İsâ'yı "Ulü'l-Azm" peygamberler arasında gösterir.

Kur'ân-ı Kerim'in (ya da dinimizin) Hz. Meryem ve oğlu Hz. İsâ'ya verdiği bu büyük öneme rağmen, Hz. Peygamber'den bir önce gelen Hz. İsâ'ya ve annesi Hz. Meryem'e dönük araştırma ve çalışmalar çok sınırlıdır. Bu çalışmaların çoğunluğunda ise ilgi, daha çok Hz. İsâ ile Kıyâmet arasındaki ilişki üzerinde yoğunlaşmış ve Hz. Meryem'in de, Hz. İsâ'nın da taşıdığı sır, yüklendikleri vizyon biraz geri plana itilmiştir.[16]

Âl-i İmrân 33, 37, 42, 47; Nîsâ 156; Meryem 16. ve 34.; Enbiyâ 91. ve Tahrim sûresinin 12. âyetleri, Hz. Meryem'den bahseder. Tahrîm sûresi 12. âyetinde meâlen şöyle buyrulmaktadır:

«... Bir de İmran'ın kızı Meryem'i (misal yaptı) ki, ırzını pek sağlam korumuştu. Biz de ona rûhumuzdan (vâsıtasız olarak yarattığımız ruhtan) üfledik, intikâl ettirdik, o, Rabbinin bütün dînî hükümlerini ve kitaplarını tasdik etti. Hem o, ibâdette devâm edenlerdendi.»

Kur'an-ı Kerim'de iffetin sembolü Hz. Meryem'in zikredilmesi; erkek egemenliğini savunan, kadınların, kişiliğine değil dişiliğine değer verenlere İslam'ın verdiği en güzel cevap olmuştur.[17]

Hz. Meryem'in Şahsiyeti ve Üstün Ahlakı

Hz. Meryem hayatının her anında Allah'a karşı göstermiş olduğu güzel ahlakıyla, Allah'a olan içten bağlılığını ve sadakatini en güzel şekilde ortaya koymuştur. Allah'ın kendisini denediği tüm zorlu olaylardaki kararlılığı, tevekkülü, kayıtsız şartsız teslimiyetiyle de, Allah'a ne kadar gönülden ve samimiyetle bağlı olduğunu en güzel şekilde ifade etmiştir.[18]

Hz. Meryem hayatı boyunca gösterdiği üstün ahlak ile tüm Müslüman kadınlar için önemli bir örnek olmuştur. Allah Hz. Meryem'e dünyada önemli bir sorumluluk yüklemiş ve bu şerefli görev için onu Kuran'ın ifadesiyle 'güzel bir bitki gibi' yetiştirmiştir.

Allah, onu güçlü, samimi ve iman sahibi olan İmran ailesinde dünyaya getirip, onun bu üstün ahlaklı insanlar tarafından özel olarak yetiştirilmesini sağlamıştır. Bunun yanı sıra Allah, Hz. Zekeriya'ya onun eğitimini üstlendirmesiyle, Hz. Meryem'i üstün ve seçkin bir peygamberin ahlakıyla ahlaklandırmıştır. Kuran'da Hz. İsa'nın babasız dünyaya geldiği bildirilmektedir. O dönemde soylu bir Peygamber ailesinden olan Hz. Meryem, bu iftiralarla dolu hayatında tek başına toplumla mücadele etmek durumunda kalmıştır. Hamileliği döneminde Allah'ın izniyle insanlardan uzak sessiz bir yere çekilmiş ve zor şartlar altında çocuğunu , (Hz. İsa'yı) dünyaya getirmiştir.

Hz. Meryem'in yaşadığı tüm bu zorlu anlarda tek başına olması, Allah'ın onun için özel hazırladığı başlı başına önemli bir imtihan olmuştur. O, herşeyi yalnızca Allah'tan beklemiş, yalnızca Allah'a güvenmiştir.

Hz. Meryem, Hz İsa'ya hamile kaldığında çok önemli ve şerefli bir görev üstlenmiştir. Ancak bu üstün ve şerefli durumun, toplum tarafından gereği gibi anlaşılamaması, inkar içerisinde olan halkının kendisine haksız bir bakış açısıyla yaklaşıp iftiralarda bulunması, Hz. Meryem için önemli bir sabır ve deneme konusu olmuştur. Bu aşamada da Allah'a olan güveninde sabır ve kararlılık göstermiştir. Güçlü, iradeli ve dirayetli kişiliğinden hiçbir şekilde taviz vermemiştir. Her olayın Allah'ın kontrolünde olduğunu ve Allah'ın kendisini tüm bu iftiralardan en güzel şekilde temize çıkaracağını bilerek, bu olaylara ve insanların cahilce tavırlarına karşı güzel bir sabır ile sabretmiştir.

Hz. Meryem cahiliye ahlakını yaşayan bir toplum içerisinde pek çok zorlu imtihanla karşı karşıya kaldığı ve tüm bunlara tek başına karşı koymak durumunda olduğu halde, çok güçlü ve dirayetli bir karakter sergilemiştir

Hz. Meryem Allah'ın, Hz. İsa'yı dünyaya getirme göreviyle şereflendirdiği ve Kuran'da övdüğü mübarek bir insandır.

«...Allah seni seçti, seni arındırdı ve alemlerin kadınlarına üstün kıldı.» (Al-i İmran Suresi, 42)

İman eden her insan, Allah'ın bu lütfuna erişerek Allah'ın yakınlığını, dostluğunu, sevgisini ve rızasını kazanabilmeyi gönülden ister. Ancak bunun için insanın, Allah'ın peygamberlerini lütuflandırdığı bu nimetleri kendisinden kesinlikle uzak görmemesi gerekir. Allah, insanların Kendisi'ne gönülden yönelerek talep ettikleri her türlü isteklerine karşılık vereceğini bildirmiştir. Bu nedenle kadın olsun erkek olsun, her insanın peygamberlerin bu üstün makamına ulaşabilmeyi hedeflemesi ve bunun için samimi bir çaba harcaması gerekmektedir.[19]

Hz. Meryem, iffetli, fazîletli olup, gece-gündüz hep ibâdetle meşgûl olurdu. O kadar çok ibâdet ederdi ki, ibâdeti, İsrâiloğulları arasında darb- ı mesel hâline gelmişti. Allah-u teâlâ, ona bir çok kerâmetler ve güzel hâller ihsân etmişti. Onun bu hâl ve kerâmetleri meşhûr olup, yayılmıştır. Hz. Meryem, o zamanda bulunan kadınların en fazîletlisiydi. Nitekim Sahîh-i Buhârî'de Hz. Ali'nin rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz (S.A.V.) buyurdu ki: [3]

«İmrân kızı Meryem, zamânında dünyâda bulunan bütün kadınların hayırlısıdır. Bu ümmetin kadınlarının en hayırlısı da Hadîce'dir.» [20]

Tirmizî'nin Hz. Enes'ten bildirdiği hadîs-i şerîfte de şöyle buyrulmuştur.

«Âlemdeki kadınların en hayırlıları dörttür. Meryem binti İmrân, Fir'avn'ın hanımı Âsiye, Hadîce binti Hüveylid ve Fâtıma binti Muhammed Resûlullah.» [3]

Hayatı

İmran'ın hanımı "Hunne" [3], "Anna" ya da "Hanna" [1], kısır bir kadın olup, hiç çocuğu olmamıştı. Birgün bir ağacın gölgesinde otururken yavrusunu doyurmaya çalışan bir kuş gördüğünde bu olay içindeki çocuk sahibi olma duygusunu alevlendirdi.[21][1] Kendisine bir çocuk ihsan etmesi için Allah'a dua etti ve duası kabul edilirse çocuğunu Beytül-Makdis'e hizmetçi olarak adadığını söyledi:

«Bir zamanlar İmran'ın karısı şöyle demişti: Rabbim: Karnımda taşıdığım çocuğu sadece sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul et!» (Al-i İmran, 3/35).[1]

O zaman erkek çocukları Beytü'l Mukaddes'e hizmetçi olarak adamak, âdetti. Fakat [3] Hanna, bu adamayı yaparken çocuğunun bir kız olma ihtimali aklına gelmemişti. Eğer çocuk kız olursa Beytül-Makdis'te hizmette bulunması nasıl mümkün olabilirdi. Kadınların özel durumları buna müsaade etmediği gibi, kurallara göre de bu imkansız bir şeydi. Bunun içindir ki, Meryem, dünyaya geldiği zaman annesi, Allah Teâlâ'ya şöyle seslenmişti:

«... Rabbim! Ben onu kız doğurdum; halbuki Allah onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. Erkek, kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem" koydum. Onu ve neslini kovulmuş Şeytanın şerrinden sana emânet ediyorum.» (Al-i İmran, 3/30).

Babası İmran, Meryem'in doğumundan önce vefat etmişti.[1][22] Hz. Meryem, “Yâ Rabbî! Ne yapayım kız doğurdum, sen onu kabûl buyur.” diyerek, Allah-ü teâlâya yalvardı ve çocuğunu alıp, Beytü'l Mukaddes'e götürdü. “Alınız bu çocuk, buraya adaktır.” diyerek Meryem'i oradaki hizmetçilere bıraktı.

Hz. Meryem büyük bir zât olan İmran'ın kızı olduğundan birçok kimse, onu büyütüp yetiştirmek istemişti.[3] Fakat çocuğun gözetilmesi görevini Hz. Yahya'nın babası Hz. Zekeriyya üstüne aldı. Zira onun hanımı, Meryem'in teyzesi veya kardeşiydi.[23][1]

Fakat teyzesi Elisa'nın kocası ve peygamber olan Hz. Zekeriyya , Hz. Meryem'i alıp evine götürdü. Hz. Meryem, teyzesinin yanında büyüdü. Daha sonra Hz. Zekeriyya, ona, Beytü'l Mukaddese de husûsî bir oda yaptırdı. Hz. Meryem, odasına çekildi ve ibâdetle meşgul oldu. Yanına Hz. Zekeriyya'dan başka kimse giremezdi.

Hz. Zekeriyya, her gidişinde Hz. Meryem'in yanında yiyecek bir şey olduğunu görürdü.[3] Bu yiyecekler, yazın kış meyveleri ve kışın da bulunmayan yaz meyveleri idi. Allah Teâlâ, peygamber annesi yapacağı şerefli bir kadını bu şekilde rızıklandırıyordu.[1] Bu hususta Kurân-ı Kerîm'de meâlen şöyle buyrulmaktadır:

«Rabbi, Meryem'i güzel bir kabul ile kabul buyurdu, onu iyi bir şekilde yetiştirdi ve Zekeriyya peygamberi de ona kefil (himâyesine memur) kıldı. Zekeriyya ne zaman Meryem'in bulunduğu mihraba girdiyse, onun yanında bir yiyecek buldu: “Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?” dedi. O da: “Bu, Allah tarafından; şüphe yok ki, Allah dilediğini hesapsız olarak rızıklandırır.” dedi.» (Âl-i İmrân sûresi: 37) [3]

Hz. Meryem, bu temiz ortam içerisinde iffetli ve şerefli bir şekilde yetişti. Allah teâlâ'nın koruması altında Beytül-Makdis civarında hayatını sürdüren Hz. Meryem'e melekler sürekli gelerek, kendisine Allah indindeki makamını ve Allah'ın onu diğer kadınlar arasından bir peygamber annesi yapmak için seçtiğini müjdeliyorlardı.

«Bir zaman melekler şöyle demişti: Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir emirle meydana gelecek olan bir çocukla müjdeler ki, onun odı Meryemoğlu İsa Mesih'tir. Dünya ve ahirette şeref sahibi ve Allah'a yaklaştırılanlardan olacaktır. İnsanlara, beşikte iken de konuşacaktır. O, salih kimselerden olacaktır.» (Al-i İmran, 3/45, 46).

Hz. Meryem, kendisine verilen bu haber karşısında hayretler içerisinde kalmıştı. Onun bu durumu, Kuran'da şöyle ifade edilir:

«Meryem; "Rabbim! Bana hiç bir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur" dedi. Allah da şöyle dedi: Bu böyledir. Allah dilediğini yaratır. O, bu şeyin olmasına hükmedince ona sadece "ol" der ve o da hemen oluverir.» (Al-i İmran, 3/47).

Hz. Meryem; büyümüş, uzun boyu, ahlâkî ve fiziki güzelliği itibariyle yaşadığı devrin en güzel kızı olmuştu Halâ mabeddeki yüksek odasında yaşıyor; ancak bütün erkekler dışarıya çıktıktan sonra aşağıya inerek yerleri süpürüyor, mabedin temizliğiyle meşgul oluyordu.[24]

Birgün, Allah Teâlâ, Cebrâil (a.s)'ı parlak yüzü ve güzel görünümlü bir genç suretinde ona gönderdi:

«Ailesi ile kendisi arasına bir perde koymuştu biz ona meleğimiz Cebrâil'i gönderdik de ona tam bir insan suretinde göründü.» (Meryem, 19/16)

Hz. Meryem, onu bir insan zannettiği ve kendisine bir zarar verebileceğinden korktuğu için ne yapacağını şaşırmıştı. Etrafta o an yardıma çağırabileceği kimse de yoktu. Allah'a sığınmaktan başka çaresi kalmayan Hz. Meryem, ona;

«Ben, senden, Rahman olan Allah'a sığınırım. Eğer Allah'tan korkuyorsan bana dokunma!» (Meryem, 19/18).

dedi. Cebrail (a.s.), bir insan şeklinde değil de, melek suretinde gelmiş olsaydı, onu görünce dehşete düşüp ondan kaçacak ve söylediklerini dinlemeye tahammül edemeyecekti. Onun bu korkusunu gidermek ve geliş sebebini anlatmak için Cebrail (a.s) ona;

«Ben, sana nezih ve kabiliyetli bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbinin gönderdiği bir elçiden başkası değilim.» (Meryem, 19/19).[1]

Hz. Meryem, onun Cebrail (a.s) olduğunu anlayınca, sakinleşti ve getirilen haber, daha önce kendisine bildirilmiş bir şey olduğu halde (Alu İmran, 3/45, 46) yine de hayretini ifade etmekten kendini alıkoyamadı ve kendisine hiç bir erkek eli değmemiş; iffetli bir kimse olduğu halde bunun nasıl mümkün olabileceğine bir cevap almak istedi;

«Meryem: Benim nasıl çocuğum olabilir. Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim" dedi.» (Meryem, 19/20).

Cebrail (a.s) şöyle cevap vermişti:

«Bu iş, dediğim gibi olacaktır. Çünkü Rabbin buyurdu ki, "Babasız çocuk vermek bana pek kolaydır. Hem biz, onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Ezelde böyle taktir etmişizdir.» (Meryem, 19/21).

Allah-u teâlâ, İsa (a.s)'nın babasız doğmasını takdir ettiğinden, onu mucizevi bir şekilde dünyaya getirmek için ruhundan üfleyerek yaratmıştır. Meryem'in gebe kalmasını Allah Teâlâ şöyle açıklamaktadır:

«Nihayet Allah'ın emri gerçekleşti. Meryem İsa ya gebe kaldı " (Meryem,19/22); Irzını koruyan Meryem'i de hatırla. Biz ona ruhumuzdan üfledik. Onu da oğlunu da alemlere bir mucize kıldık.» (el-Enbiya, 21/91)

«Biz ona, ruhumuzdan üfledik. O, Rabbinin sözlerini tasdik etmişti ve itaatkâr olanlardandı.» (et-Tahrim, 66/12).[1]

Hz. Meryem, Allah-u teâlânın dilemesiyle hâmile kaldı. Bundan bir müddet sonra normal hâmilelik hâlleri görülmeye başladı. Yahûdîler, Hz. Meryem'in hâmile olduğunu anlayınca, ona iftirâ etmeye başladılar. Yapılan dedikodulardan çok üzülen Hz. Meryem, doğumu yaklaşınca, insanlardan uzak olan, Kudüs'ün 10 km güneyindeki "Beyt-i Lahm" adı verilen kasabaya çekildi.[3]

Hamilelik müddeti hakkında farklı görüşler bulunmaktadır. Bir kısmı, bu müddetin bir veya dokuz saat kadar olduğunu söylerken; diğer bir kısmı da, sekiz ay olduğunu söylemişlerdir.[25] Sahih olan Cumhurun görüşüne göre ise, bir kadının tabiî hamilelik müddeti kadar gebe kalmış ve yine aynı tarzda çocuğunu doğurmuştur.[26][1]

Doğumun ilk alâmetleri belirdiği sırada bulunduğu yerin bahçesinde yürürken, kurumuş bir hurma ağacının altına geldi. Doğum sancıları şiddetlendiğinden bu ağaca yaslandı. Nihâyet, yaslandığı kuru hurma ağacının altında Hz. Îsâ dünyâya geldi. İnsanların kendisine ağır ithamlarda bulunarak iftirâ yapacaklarından iyice endişelenmeye başlamıştı.[3]

O, bu haldeyken insanların onu itham edecekleri şeyden dolayı ne kadar büyük bir bunaltı yaşadığını şu âyet-i kerîme açık bir şekilde ortaya koymaktadır:

«Doğum sancısı onu hurma dalına yaslanmaya zorladı. Haline üzülerek: Keşke bundan önce ölseydim de unutulup gitseydim" dedi.» (Meryem, 19/23) [1]

Bu sırada kendisine ilhâm edildiği Kurân-ı Kerîm'de meâlen şu şekilde bildirilmektedir:

«(Cebrâil, yüksek bir yerde bulunan) Meryem'e aşağı tarafından şöyle çağırdı: “Sakın üzülme, Rabbin senin alt yanında bir su arkı yarattı. Hurmanın da dalını kendine doğru silkele, üzerine devşirilmiş tâze hurmalar dökülsün. Artık ye, iç, gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen Ben rahmana (Allah'a) bir oruç (susmak) adadım. Onun için bugün hiç kimseye aslâ söz söylemeyeceğim.” de.» (Meryem sûresi: 24-26).[3]

Hz. Meryem'e seslenenin kim olduğu hususunda, müfessirler ayrı görüşler belirtmişlerdir. Bir kısmı bunun Cebrail olduğunu ifade emektedir. Cebrail, vadinin aşağısından ona seslenmişti. Bu görüşe göre Hz. İsa (a.s), annesi onu kavmine getirinceye kadar konuşmamıştır. Diğer bazı müfessirler, ona seslenenin İsa (a.s) olduğu görüşündedirler.[27]

Hz. Meryem, çocuğunu dünyaya getirmişti. Ancak, kavminin yanına, onların bu konuda içinde bulundukları fitne halini bildiği halde nasıl dönebilirdi. Onu, hak etmediği halde, iffetsizlikle itham edeceklerdi. O, içinde bulunduğu durumun iç yüzünü onlara nasıl inandırabilirdi. Bu karmakarışık düşünce ve sıkıntı halinde ne yapacağım şaşırmışken, ona seslenen; sıkılmadan yeyip içmesini ve kavmine gidince nasıl davranması gerektiğini şöylece bildirmişti:

«Ye, iç; gönlünü hoş tut. Eğer birini görürsen, Rahman olan Allaha konuşma orucunu adadım, bu gün, kimseyle konuşmayacağım de.» (Meryem, 19/26) [1]

İbn Zeyd şöyle demektedir: İsa (a.s), annesine, "mahzun olma" dediğinde o; "Benim bir kocam olmadığı ve kimsenin cariyesi de olmadığım halde sen benimle birlikte iken nasıl üzülmeyeyim. Ben insanlara nasıl bir özür beyan edebilirim. Keşke başıma böyle bir şey gelmeden önce ölseydim de unutup gitseydim" dedi. Hz. İsa ona; "konuşmak için sana ben yeterim. Sana bir soru yöneltilirse; "ben rahman'a oruç adadım, onun için bugün hiç bir kimseyle konuşmayacağım de" dedi. İbn Zeyd, bunların, annesine Hz. İsa tarafından söylendiğini belirtmektedir.[28]

Hz. Meryem, Rabbinin mucizelerini görünce, yaratanının kendisini koruduğunu ve kavmine karşı da mahçup etmeyeceğini idrak etmenin verdiği bir huzura kavuştu. Çünkü yanında mutlak anlamda bir delil vardı ve ortadaki mucizevi olayın ispat edilmesi de Allah için kolay bir şeydi. Bu inanç içerisinde Hz. İsa'yı alıp kavminin yanına gitti. Bu, kavmi için de çözülmesi kolay olmayan bir durumdu. Zira onlar daha dogmadan mabede adanmış ve orada ibadete dalmış tertemiz, iffetli bakireyi kucağında bir çocukla karşılarında görünce dehşete düşüp sarsıntı geçirdiler.[1]

Hz. Meryem'in Beyt-i Lahm'de olduğunu ve çocuk doğurduğunu öğrenen Yahûdîler, toplanıp Beyt-i Lahm'e gittiler. Hz. Meryem, onların geldiğini öğrenince, kucağında çocuğuyla berâber onların yanına gitti. Onu kucağında bir çocukla gören İsrâiloğulları, hakâret etmeye başladılar. «... Ey Meryem! Doğrusu sen görülmemiş bir iş yaptın. Ey Harun'un kızkardeşi Meryem! Senin ne baban ahlâksız, ne de annen iffetsizdi.» (Meryem, 19/27-28) dediler.[3]

Zikredilen Harun, Hz. Meryem'in soyundan geldiği, Musa (a.s)'nın kardeşi Harun (a.s)'dır. Kavmi ona bu şekilde hitap etmekle;onun işlediğini zannettikleri fiil ile Harun (a.s)'un yolu arasındaki büyük tezadı vurgulayarak, yaptığı şeyin ne kadar acayip bir şey olduğunu ortaya koymayı amaçlamışlardı. İbn Cerir'in söylediğine göre ise, Harun aralarında bulunan fâcir bir kimsedir ve onlar Meryem'i itham ederken kötü bir kimsenin kardeşi yaparak, onu aşağılamak istemişlerdi.[29]

Hz. Meryem, onların kaba sözlerine karşı hiç ses çıkarmadan parmağıyla işâret ederek çocuğu gösterip; “Buna sorun.” dedi. Onun bu hareketini görenler çıkışarak; “Biz beşikteki çocukla nasıl konuşuruz. O çocuk bize cevap veremez.” dediler. Bu sırada kundaktaki çocuk, annesinin işâretiyle dile geldi ve mûcize olarak konuşmaya başladı. Bu hâl, Kurân-ı Kerîm'de meâlen şöyle bildirilmektedir:

«Ben, Cenâb-ı Hakk'ın kudreti ile yarattığı bir kulum. Bana kitap verdiği gibi peygamberlik de vermiştir. (Bu gerçekleşecektir.) Her nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı...» (Meryem sûresi: 31, 40)

İsrâiloğulları, beşikteki çocuğun şehâdeti üzerine şaşırıp kaldılar, fakat dedikodu yapmaktan ve iftirâlardan da vazgeçmediler.[3]

Hz. Meryem'in doğuşundan, İsa (a.s)'yı mucizevî bir şekilde dünyaya getirişine kadar ki olaylar, Kuran-ı Kerim'de mufassal olarak yer almaktadır. Bunun bu kadar geniş ele alınmasının sebebi, Yahudi ve Hristiyanların sapıttıkları temel meselenin, gerçek yüzüyle vuzuha kavuşturulmasıdır. Allah Teâlâ, İsâ (a.s)'ın dünyaya gelişi ve kendini daha beşikte iken kavmine takdim edişini zikrettikten sonra;

«İşte Meryemoğlu İsa, budur. Hakkı söylemiştir. Ne var ki, Yahudi ve Hıristiyanlar, bunda ihtilaf etmişlerdir.» (Meryem,19/34)

buyurmaktadır.[1]

Hz. Îsâ'nın doğduğu sırada Filistin'deki Yahûdî Kralı, çocukları öldürtüyordu. Hz. Meryem, oğlu Hz. İsa'yı alıp, Mısır'a gitti, 12 sene orada kaldılar. Sonra Kudüs'e gelip, Nâsıra kasabasına yerleştiler.[3]

Hz. Meryem'in Münacatları

Meryem, Hatıra ve Hıfz Kapısının önüne geldiğinde ellerini göğe açar, ve önceki peygamberlerin münacaatları ile ağlayarak Rabbine yakarır, uzun uzun zikrederdi. Aynı kapının önünde, enbiya silsilesini en başından beri tek tek hatırlayarak dua ve münacatta bulunmayı çok sever, önemserdi. Meryem'in Hz. Adem'i (a.s) hatırlayarak ettiği ilk dua şöyleydi:

“Allah'ım! Senden kalbime ebediyen marifetinin nurlarıyla ihya etmeni diliyorum.Ya Allah, Ya Allah, Ya Erhamerrahimiyn! Lütfü kereminle dinimi her türlü arızadan salim kılmanı, son nefeste imanımı muhafaza buyurmanı, merhameti olmayan zalimleri bize musallat etmemeni ve bir kapıkulun olan bizleri dünyadada ahrette de en hayırlı şeylerle rızıklandırmanı dilerim.Sen herşeye kadirsin Allah'ım; dualara icabet edecek olan da yalnız Sensin, dualarımızı kabul eyle!”

Sonra da Hz. Nuh'a (a.s) selam ve salat ederek,onun duasıyla yakarırdı Hz. Meryem Rabbine…

“Hiç kimseye muhtaç olmayan bütün hamdlerin biricik merci icraatı ve tecellileriyle hep müstesna güzellikler sergileyen, merhameti, şefkati bol Rabbim! Seni her türlü noksan sıfatlarından tenzih ederim Ya Rab!”

Ardından da Hz. İbrahim'i (a.s) hatırlayarak O'nu selamla yad eder ve Hz. İbrahim'in zikriyle duasına devam ederdi Hz. Meryem.

“Ululuk ve azametiyle beraber, yarattıklarına onlardan daha da yakın olan… Nuh Nebi'yi (a.s) sahil-i selamete çıkaran… Adem peygamberi (a.s) bağışlayıp tövbesini kabul eden Yüce şanı gecenin zulmeti ile gündüzün aydınlığı tarafından bile takdis edilen Rabbim! Seni akla gelebilecek yahut gelmeyecek bütün eksikliklerden tenzih ederim…” [30]

Vefatı ve Kabri

Hz. Meryem'in ne kadar yaşadığı ve nerede öldüğü hakkında kaynaklarda bilgi bulunmamaktadır.[31][1] Hz. İsa'nın dünyadan ayrıldığı sırada elli yaşlarında olduğu tahmin edilen Hz. Meryem'in elli altı, yetmiş, yetmiş iki yaşlarında, yahut çok ileri yaşlarda öldüğü görüşleri yanında, nerede ve nasıl vefat ettiği, kabrinin nerede olduğu, öldüğü veya göğe yükseltildiği konuları da tartışıla gelmiştir.[32][5] Bazı kaynaklarda Hz. Meryem'in, oğlu Hz. İsa'nın göğe kaldırılmasından 6 sene sonra vefât ettiği belirtilmektedir.[3][33]

Bütün bu ayrıntılar bir yana, Hz. Meryem'in Allah'a ibadet ederek hayatına devam ettiği bilgisi, 46 onun genel profiline daha uygun görünmektedir.

Hıristiyan kaynaklar, daha çok Hz. Meryem'in defnedildiği yere dair bir bilgi bulunmadığı görüşünde olmakla beraber Kudüs, Efes ya da Antakya'da defnedildiğine dair farklı görüşler mevcuttur. Efes'te ona nisbet edilen bir kabir bulunmayışına karşılık, Kudüs'te birisi Zeytin Dağı ve Tapınak Tepesi arasındaki Jeoshaphat (veya Kedron) vadisinde, diğeri de Gethsemani'de (Cesmâniyye) olmak üzere birer kilisenin onun defnedildiği yer olduğu ileri sürülmektedir. Siyon dağında diyenler de vardır. Şam tarihi yazarı İbn Asâkir ise, Hz. Meryem'in mezarının Şam'da el-Ferâdîs kabristanında olduğunu kaydetmiştir.[5]

Sinemada Hz. Meryem

1. Hz. Meryem (The Blessed Saint Mary)

Yönetmen Shahryar Bahrani
Oyuncular Parviz Pourhossini, Muhammed Kasebi, Shabnam Gholi-Khani

Hz. Meryem'in dünyaya gelişi ile başlayan filmin teması Filistin'de Roma İmparatorluğu'nun himâyesindeki Yahûdi kralı Herod döneminde geçmektedir. Kudüs sabırsızlıkla Peygamber İmran'ın müjdelediği Mesih'in doğumunu beklerken İmran'ın eşi Anna bir kız çocuğu Dünyaya getirir. Anna doğumundan önce mabede adadığı çocuğuna “Allah'ın hizmetkârı” anlamında “Meryem” adını verir. Kutsal kitap Tevrat'ın tahrîf edilmesiyle kadınların girmesi yasaklanan Süleyman Ma'bedi, hahamların iktidar sembolüdür. Ancak hânedânının da büyüğü olan Hz. Zekeriyyâ'nın büyük çabaları ve himâyesiyle Süleyman Ma'bedi'ne yerleşebilen Hz. Meryem orada gördüğü baskılara karşı sabrı ve tüm vaktini geçirdiği ibâdetleri ile Rabbinin mûcizevî ikramlarına mazhar olur. Kendisine ilham edilerek Allah tarafından ‘O'nun büyük emri için seçildiği bildirilir. Film Kurân'ın açıkladığı şekliyle Hz. İsa'nın doğduğu muhteşem finalle son bulur.[34]

Kaynaklar

[1] Ömer Tellioğlu, "Hz. Meryem", Şamil İslam Ansiklopedisi.
[2] www.birdamla.net/forum/bir-iffet-abidesi-hz-meryem-t126.htm
[3] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Meryem" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993.
[4] Zemahşerî, I, 142; Beğavî, I, 295; Beydâvî, II, 31.
[5] www.ilahi.org/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=14072
[6] Wensinck, A. J.; “Meryem”, MEB İA, VII, 781-782; Tümer, s.153
[7] Ebûbekr er-Râzî, Muhtâru's-sıhâh I, 112.
[8] www.muratkayacan.net/content/view/448/27/
[9] Ahmed b. Hanbel el-Müsned I 202 461 V 291; et-Tayâlisî el-Müsned s. 46; Abd b. Humeyd el-Müsned s. 193.
[10] Ahmed b. Hanbel el-Müsned I 461; et-Tayâlisî el-Müsned s. 46; İbn Ebî Şeybe el-Musannef VII 350.
[11] Ahmed b. Hanbel el-Müsned I 461; et-Tayâlisî el-Müsned s. 46; Saîd b. Mansûr Kitâbü's-sünen II 228.
[12] İbnü'l-Esîr en-Nihâye III 196; İbn Manzûr Lisânü'l-Arab “ب ك ر” mad. (IV 78)
[13] İbn Manzûr Lisânü'l-Arab “ب ت ل” mad. (XI 43); el-Fîrûzâbâdî el-Kâmûs I 1246
[14] Ahmet Çetinkaya, "Hz. İsa'nın Kardeşleri Var mıydı?", Yeni Ümit Dergisi, sayı:77, Temmuz-Ağustos-Eylül 2007.
[15] Prof. Dr. Suat Yıldırım, "Hıristiyan Teslisi ve Hz. Meryem", Yeni Ümit Dergisi, Sayı: 28, Nisan-Mayıs-Haziran 1995.
[16] www.semaverdergisi.com/Insan-Yayinlarindan-ayin-kitaplari.pdf
[17] www.silifkemuftulugu.gov.tr/hutbe/2008/Anneve.doc
[18] "Katıksızca Allah'tan Korkan Hz. Meryem'in Örnek Ahlakı", www.ilmimercek.net/?Pg=Detail&Number=11225
[19] www.islamgunesi.com/ornek-insanlar/782-ornek-musluman-kadin-hz-meryem.html
[20] S. Buhâri Tecrîd-i Sarih Terc. c. 9, s. 167.
[21] İbnül-Esir, el-Kâmil fi't-Tarih, Beyrut 1979, I, 298.
[22] Hâkim, Müstedrek II, 646; Taberî, III, 235; Zemahşerî, I, 142.
[23] İbnül-Esir, a.g.e., I, 299; Ali Sabûnî, en-Nûbûvve vel-Enbiya, Dımaşk 1985, 201.
[24] www.mumsema.com/islamda-kadin/79798-hz-meryem-gibi.html
[25] Sabunî, a.g.e., 202.
[26] İbn Kesir, Tefsir, İstanbul 1985, V, 216.
[27] İbn Kesir, a.g.e., V, 218
[28] İbn Kesir, a.g.e., V, 220
[29] İbn Kesîr, a.g.e., V, 221
[30] www.tebyan.net/islam/supplications/supplications/2009/11/9/107107.html
[31] Ahmet b. Hanbel, Müsned, III, 135
[32] Tümer, s.78-83; Schleifer, s.53; Wensinck, VII,
[33] Hakim, Müstedrek, II, 596.
[34] www.dunyaninheryerine.com/default.asp?sayfa=urun_detay&urun=22683





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: MUS'AB, 09.11.2010, 15:01 (UTC):
RABBİM RAZI OLAN KULLARINDAN EYLESİN SİZİ....

Yorumu gönderen: Musab, 09.09.2010, 01:37 (UTC):
Rabbim razi olsun bu kadar
detayli güzel yazilir...

Yorumu gönderen: ulviyya guliyeva, 20.08.2010, 07:18 (UTC):
Salam aleykum. Chox etkilendim. Teshekkur edirem.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36677118 ziyaretçi (102709932 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.