II. (Genç) Osman ve Katli (3.Bölüm)
 

Genç Osman, Sultan 2. Osman, Ottoman

II. (Genç) Osman ve Katli

Yunus Zengin Köfteci

III.BÖLÜM

II.OSMAN'IN AKİBETİ

1. İSTANBUL OLAYLARI

II. Osman, Osmanlı tarihinde ilk katledilen padişahtır. Bilindiği gibi devrin uleması ve askeri sınıfı birleşerek bu genç padişaha karşı bir ayaklanma düzenlediler. Başarı ile yürütülen bir hareketten sonra, Topkapı sarayında çok iyi korunan padişahın özel muhafızları zararsız bir hale getirildi. Ayaklanan zümrenin isteklerine karşı koymaya kalkışan II. Osman hiçbir sonuç alamadı. Önce tahtından indirildi sonrada Yedikule'de tecrit edildi. Hayatta kalması zararlı görüldüğü için kısa bir süre sonra da katledildi.

Bu olayı zamanımıza intikal ettiren kaynaklar ve daha sonra II. Osman devrini inceleyenler 18 mayıs 1622 günü askerlerin birden bire toplandığı, peşlerine devrin ulemasını da takıp saraya yürüdüklerini ve birkaç kişinin tasfiyesini istemekle işe başladıklarını bildirirler. Ama bütün kaynaklar böyle büyük bir olayın baş tertipçilerinin kim olduğunu söylemezler. Halbuki Osmanlı tarihinde benzeri görünen Patrona Halil ve Kabakçı Mustafa gibi olayların tertipçileri bellidir. Bir Osmanlı padişahının tahtan indirilmesi için girişilen tertiplerin birkaç saat veya birkaç gün içinde hazırlanıp uygulanılması imkansızdır. Fatih Sultan Mehmed'in iki kez Çandarlı Halil Paşa ve oğlu II. Bayezid'ın de I. Selim tarafından tahtan uzaklaştırılmaları uzun çabalar ve saray entrikaları sonunda ve hatta silah zoru ile gerçekleştirilmiştir. Yine I. Ahmed'in ölümünden sonra II. Osman'ın tahta çıkmasına engel olunması da karanlıkta kalmağa mahkum bir saray entrikası sonucu başarıya ulaşmıştır. Yukarıda veraset bahsinde değindiğimiz gibi, akla gelebilecek düşünce, tahtın I. Mustafa'ya teslim edilmesiyle, belki tam olgunluk yaşına ermemiş II. Osman'ın bir süre tahtan uzak tutulmak istenmesiydi. Fakat I. Mustafa da, devamlı olarak sinir hastalığı müşahede edilen ve bir türlü tedavi edilemediği için dış dünya ile ilişkisi tamamen kesilmek suretiyle tekrar hücre hayatına konuldu. II. Osman da tahtta bulunduğu sırada devletin bozuk düzenine bir çözüm bulamadı. Kaldı ki o devir için ilk akla gelen, hep askerin düzeltilmesi ve ocağın ilk günlerine tekrar dönmesi idi. Ancak böyle bir ihtimalin gerçekleşmesinin olanak dışı olduğu önce İran harplerinde, sonrada Hotin seferinde iyice anlaşılmıştı. Yeniçeri ve Sipahilerinde bu durumu iyice fark etmeleri, çözümü zor bir bunalım ortaya çıkartmıştı. Padişah ve ordu şimdi birbirine destek değil, aksine aralarında anlaşma olanağı kalmamış iki düşman cephe idi. O kadar ki iki taraftan birinin diğerini ortadan kaldırması gerekiyordu. Yeniçeri ve Sipahi taifesinin bu konudaki hazırlıklarına dair herhangi bir kaynak olmamasına karşın, bunlarda içten içe hazırlanan bir tertip olduğunu ileri sürmek yanlış olmaz kanaatindeyiz. Kaynağa dayanan inandırıcı tek kayıt ise II. Osman'ın Anadolu'ya Eski Yusuf adında birisine gönderdiği ve hemen arkasından da Anadolu seferine çıkacağı, hedef olarak da Suriye'deki asilere karşı çarpışacağı, sonra da İslam'ın beş şartından biri olan “Hac farizasını” yerine getireceği idi. Genç padişahın bu girişimde bulunduğu bir sırada, hareket anını bekleyen Yeniçeri ve Sipahiler dönüşü olmayan bir yola sapıp padişahlarına karşı isyan bayrağını açtılar. Olayların bundan sonraki gelişimini elimizde bulunan kaynaklardaki sıraya göre izlemeyi uygun bulduk.

İstanbul olayları, II. Osman'ın Üsküdar tarafına geçmek istediği sırada meydana patlak verdi. Orduların geçtikleri yerlerde süratle iaşe ihtiyaçlarını karşılamak, askerin sıkıntı çekmemesi ve istediği zaman elindeki para ile ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için çok önceden hazırlıklara başlandığı bilinmektedir. II. Osman'ın Üsküdar tarafında “Otağ”ını hazırlattıktan sonra nereye gideceğine dair rivayetler halk arasında süratle yayılmıştır. Suriye veya Bağdat'a gidip asileri bastıracağı ve hemen ardından Hac vazifesini yerine getireceği üzerinde birleşirler. II. Osman her türlü hazırlığını tamamladıktan sonra Üsküdar üzerine geçmek isterken, acaba kim ona destek olmaktaydı? Bu soruya yanıt olarak iki kişiyi ileri sürebiliriz. Birisi çok güvendiği ve kendisine yakın hissettiği Sadrazam Dilaver Paşa idi. İkincisi de, eniştesi olan Hafız Ahmet Paşa'dır. Diyarbekir gibi uzakta bulunan ve Bağdat'ta baş gösteren Bekir Subaşı olayına yakından tanık olan Hafız Ahmet Paşa devletin bu badireyi atlatmasını isteyenler arasındaydı. Kaldı ki IV. Murad'ın dirayetli devlet yönetimi sırasında Hafız Ahmet Paşa'nın, talihsiz bir ölümle biten hayatına karşın, devlete yeterince hizmet ettiği tarihçiler arasında kabul gören bir olgudur. II. Osman'ın kız kardeşi ile evlenip saraya da yakınlaşmış olması, paşanın padişahla gizlice haberleşmesini sağlamış olabilir.

Olayın bu anında Peçevi'nin verdiği bilgiler önemlidir. Zira Başdefterdar Mehmed Paşa'nın yanında iken II. Osman'ın Üsküdar'a geçtiği haberini almış ve bir hazırlığa giriştikleri sırada telaşlarının Müneccimbaşı Mehmet Efendi tarafından kahkahalarla karşılandığını görmüştü. Düştüğü şüphe üzerine Peçevi Mehmet Efendi bu gülüşün sebebini sordu. Fakat aldığı cevap tatmin edici olmadı. Çünkü müneccimbaşı II. Osman'ın başına bir felaket geleceğini söylemiş, daha ileri gitmemişti. Sonradan Peçevi işin esasını öğrenmek istese de yanıt alamamıştı.

II. Osman'a karşı girişilen ayaklanma, saray içindeki hazırlıkların tamamlanması ve son kalan eşyaların alınması için baştardelerin Topkapı Sarayı'na yanaşmasından sonra başladı. Anlaşıldığında göre genç padişah Anadolu içlerine geçmeye kesin karar vermişti. Hedef neresi olursa olsun, İstanbul'u bir an evvel terk etmek arzusu kuvvetlenmişti. Belki bu kez babası I. Ahmet'in Bursa'ya yaptığı gezi tarzındaki bir girişim değildi. Ancak haberin Yeniçeriler arasında yayılması, menfaatleri zedelenecek zümrelerin de karşı tedbirler almasına yol açtı. Bununla beraber bu zümreyi harekete geçirenin kim olduğuna dair kesin bir bilgi bulunamamıştır. Yapılan ilk hazırlıklar sırasında asilerin ellerinde silah bile yoktu. İlk tedbir olarak II. Osman'ı devlet merkezinden uzaklaşmamaya ve kendisini yanlış yola sürükleyenleri işbaşından uzaklaştırmaya davet ettiler. Bunu isteklerini padişaha ulaştırmak için devrin ulemasını görevlendirdiler.

Devrin uleması da II. Osman'a karşı kırgın idi. Zira, devletin mali durumunu düzeltmek, gelirlerini çoğaltmak için, ulemaya tahsis edilen arpalıklar kesilmişti. Maddi durumları sarsılan bu zümre yanı sıra, devrin namlı fikir adamlarından ve büyük nüfus sahibi Aziz Mahmud Hüdayi de darıltıldı. Gerek halk arasında gerekse sarayda büyük etkisi olan böyle bir zat-ı muhteremin darıltılması II. Osman'ın belli başlı hatalarından biridir. Böylece girişimin hemen başında II. Osman ve destekçileri büyük bir güçten yoksun kaldılar. Görülüyor ki, Osmanlı Tarihinin ilk cüretkar girişimcileri sayılan II. Osman ve adamları taraftar kazanmak bakımından pek de başarılı olamamışlardır.

Bir diğer nede ise Hoca Ömer Efendi'nin II. Osman üzerindeki büyük etkisidir diyebiliriz. Bu etki öyle bir hal almıştı ki, II. Osman artık Şeyhülislam ve de Kadıasker fetvasını bile dinlemiyor, hocasının sözünden neredeyse çıkmıyordu. Girişimlerin meşruluğu hakkında hocası Ömer Efendi'ye tabi bir duruma gelmişti. Kardeşi Şehzade Mehmet'in öldürülmesinde de Şeyhülislam'dan değil kadıaskerden fetva almış, bir geleneğin bozulmasını sağlamıştır. Bu da aydınlar arasında hoş karşılanmamıştır. Bu tür olaylar kırgınlığa yol açmaktaydı. Çünkü II. Osman'ın bu hareketi ilmiye sınıfının otoritesini sarsmıştı. II. Osman hem maddi olanaklarını kestiği hem de otoritelerini kırdığı ulema sınıfının yerine kendisine bir fikir gücü oluşturamamıştı. Zira isyanın başladığı ilk anda asiler yanlarına ulamayı da almış bulunuyorlardı.

Tekrar olayın gelişimini izleyelim: Başında da belirttiğimiz gibi olayda bir müşevvik ve muharrik görülmemektedir. Gerçi II. Osman'ın öldürülmesinde Davud Paşa önemli bir oynamıştı. Fakat asker ve ulemayı o gün Et Meydanında toplayan ve topluca At Meydanına götüren kuvvet ne idi? Ulaşabildiğimiz kaynaklardan hiç birinde bu konuda bir isme rastlayamadık. Bununla beraber II. Osman'ı tahttan indirmeye ve etrafındakileri devlet hizmetinden uzaklaştırmaya asker, ulema ve hatta esnaf arasında ortaklaşa bir istek olduğunu söyleyebiliriz.

Saray içinde bu isyandan haberdar olanların ne gibi bir önlem aldığını bilememekteyiz. Fakat Topkapı Sarayı'nın çok iyi korunduğu teşkilat tarihçilerince bilinen bir konudur. Asilerin Et meydanında toplandıktan sonra Sultanahmet'teki At meydanına yaklaştıkları kolayca haber verilebilir. Bu anda istenen her türlü hazırlık için yeterince zaman vardı. Nitekim sarayı korumakla görevli çavuşların başı Hacızade yürümekte bulunan topluluğun üzerine taş attırmıştır. Olaya karışanlarda herhangi bir ateşli silah bulunmuyordu. Bu da olayın herhangi bir öldürme niyeti taşımadığını kanıtlamaktadır. İsteklerin en başında II. Osman'ın yapmayı tasarladığı Anadolu ve Mekke seyahatinden vazgeçmesi, onu bu yola teşvik eden Dilaver Paşa, Hoca Ömer Efendi ve kızlar ağası Süleyman Ağa'nın görevlerinden azledilmeleri geliyordu.
Asiler bu isteklerini ilettikten sonra ertesi gün (19 Mayıs 1622) tekrar buluşmak üzere (fakat bu kez silahlı olarak) dağıldılar. Asiler ertesi gün tekrar toplanıp isteklerini tekrarladılar. Olumsuz cevap gelince de Hoca Ömer ve Sadrazam Dilaver Paşa'nın evine yöneldiler. Hoca Ömer saklanarak canını kurtardı. Dilaver Paşa evini iyi koruyan adamları sayesinde tehlikeyi atlattı. Olayların bu aşamasında dikkati çeken yönleri sıralayacak olursak:

1- Esnaf sınıfı askerle beraberdir. Artan pahalılık ve paranın istikrarsızlığından dolayı şaşkına dönen küçük esnaf ve sanatçıların olaylar dışında kalması elbette beklenemez. Askeri sınıfın yanında, yer alması da, onun kendi halinde ve devlet yöneticilerinden memnun bulunmamasına bağlanabilir. Bu durumda, II. Osman yönetimindeki devlet idaresinin bu sınıfı da yanına çekemediği, üstelik ayrı bir rakip sınıf yarattığı ortaya çıkıyor.

2- Yeniçeri ağası ve hatta bölük zabitleri isyanın aleyhindedirler. Israrla askerleri bu hareketten vazgeçirmeye çabalamaktadırlar. Fakat hiçbir sonuç alamadılar.bu makamda bulunanlar devletten oldukça iyi bir maaş aldıklarından, yerlerinden tedirgin olmayı pek arzulamazlar. Kendilerini bu makama getiren padişah ve diğer devlet büyüklerine karşı kanuna aykırı davranışların hem görev hem de menfaat bakımından aykırı olacağından, komutanların olayları önlemek için giriştikleri çaba, Yeniçeri ve Sipahilerin ısrarları karşısında etkisiz kaldı.

Olayların umulmayan bir gelişme göstermesi üzerine Şeyhülislam Esat Efendi, bütün nüfuzunu kullanarak II. Osman'a padişahların Hac yapmasının farz olmadığını bildiren bir fetva yolladı. Fakat II. Osman hatalarına bir yenisini daha ekleyerek, kendisine yollanan bu fetvayı yırttı. Belki bir an için II. Osman'ın şahsiyet sahibi ve istediğini muhakkak yerine getiren bir genç hüviyetinde olduğu zannedilir. Fakat olayların akışı tamamen aleyhinde oldu. Asiler tekrar üç kişinin azledilmesini ve Dilaver Paşanın idamını istediler ve bu arada Hac fikrinden vazgeçmesinde ısrar ettiler. Osman bu isteklere karşı Divan toplantısı gününün beklenmesini ileri sürdü. Fakat asiler bir kez isteklerini ihsas ettikten sonra artık vakit kaybetmeye pek niyetli görünmüyorlardı. Demek ki artık iki tarafında anlaşmasına en ufak bir olanak kalmamıştı. Ancak kuvvetli olan isteklerini yürütebilecekti.

Dilaver Paşa asilerin bu tutumu karşısında selameti Aziz Mahmud Hüdayi'nin dergahına sığınmakta ardı . Bir fırsatını bulup Üsküdar'a geçti ve şeyhin yanına gidip ondan yardım diledi. Sadrazamın bu telaşlı hali ve padişahın yanından kaçması şeyhin üzerinde kötü bir etki yapmıştı. Padişahını yalnız bırakması II. Osman ve taraftarları arasında hiç de olumlu bir hava yaratmadı. Aksine asiler yeni silahlar edindiler. Bu arada bostancılar sarayı savunmak üzere harekete geçtiler. Cephanelikten önemli miktarda silah ve sair malzeme çıkardılar. Buna ilaveten surlar üzerine de top çıkarmaya giriştiler. Fakat disiplinsizlik ve malzemelerin yetiştirilmesindeki atalet yüzünden asilerin saray içine girmesine engel olamadılar. II. Osman ve taraftarlarının esas yenilgisi bu zaman başladı. Zira asileri dağıtmaktan öte kendilerini kurtarmaya bile fırsatları kalmamıştı. Bostancıbaşı isyanı hafife alıp sadece Dilaver Paşa'nın asilere verilmesiyle bu işin biteceğini sanmıştı. Bir kayığa atlayarak Üsküdar'a geçti ve Dilaver Paşa'yı kısa zamanda saraya getirdi. Bu sırada isyanı duyan donanma da surlara yanaşıp şehrin içine yayılmaya başlamıştı. Bostancıbaşının bu halde Dilaver paşayı getirebilmesi takdire şayan bir başarıdır. Fakat isyanın yatıştırılması için yeterli bir tedbir olamamıştır. Çünkü bu arada harekete geçme zamanının geldiğine inanan Yeniçeriler silahlarını pusatlarını çekmişler ve Sipahileri de arkalarına alarak sarayın kapılarını açtırmışlardır. Kapıcıların buna nasıl izin verdikleri ve surlar üzerine konmuş topların niçin ateşlenmediğine dair bir habere rastlamamaktayız. Herhalde bunun nedeni kardeş kanı dökmek istenilmemesi olabilir. İçeri giren asiler kendi aralarındaki silahsızlara silah sağlamak için odunluğa gidip ellerine odun vermişlerdir ve doğruca ikinci kapının önüne yürümüşlerdir. İkinci kapının önüne geldikleri zaman hemen bölük düzenine girip gülbank okumaya başladılar. Bu faslı bitirdikten sonra tehlike gelmesi muhtemel yerleri kontrol altına aldılar. Daha sonra Kubbealtı ve mutfak taraflarını sararak arz odası taraflarına yöneldiler. II. Osman asilerin bu tutumuna karşı lafla mukabele yoluna girişti. Bizim buradan çıkardığımız asilere karşı güçlü bir tedbir alınmadığı ve asilerin istedikleri tarafa rahatça yöneldikleri yönündedir. Bostancılar ellerine daha önce verilmiş silahları, emir alacakları birini henüz bulamadıkları için kullanmakta tereddüt ediyorlardı. Sadrazamın can derdine düşmesi ve ortadan kaybolması, dirayetli vezir ve sair yöneticilerin zamanında tayin edilmemiş olunması şimdi asilere karşı yürütülmek istenen mücadeleyi etkisiz bırakıyordu. Çaresizlik içinde kıvranan II. Osman asilere karşı taviz vermekle mevkiini kurtarmak istedi. Büyük sofa tabir edilen yerde sedef bir tahtta oturmakta olan II. Osman asilere, niyetinin hacca gitmek değil, avlanmak veya sonrada bir düşman ülkesine olduğunu söyledi. Fakat bu inandırıcı olmaktan çok uzaktır. Onu içinde bulunduğu çıkmazdan ancak bir mucize veya çok yetenekli bir adam kurtarabilirdi. Halbuki şimdi en yakın adamı Dilaver Paşanın azlini asiler elde ettikleri bir Hattı Humayun'la elde etmişlerdi. Böylece ilk isteklerine kavuşan asiler silahhaneye gidip istedikleri kadar silah edindikten sonra Arz Odası'na yaklaştılar. Burada şeyh Ömer Efendi asileri yatıştırmak için azil fermanını bir kez daha okudu. Bu sırada Kızlarağası Süleyman Ağa yakalandı ve hakaret dolu sözlerle asilerin yanına getirildi. Bir fırsatını bulan Süleyman Ağa, II. Osman'ın yanına sığındı. Ancak sultan bu sırada Süleyman Ağayı ileri gelenlerin telkinlerine rağmen teslim etmeyerek büyük bir fırsatı kaçırmış oldu. II. Osman hala kalabalığı ciddiye almıyor silahla karşı konulmasını istiyordu. Halbuki sarayı korumakla görevli bostancılar kapıyı koruyamadıkları gibi silahları da asilere kaptırmışlardı. Yeniçeri ve bölük ağaları da hala disiplini sağlayamadıkları görülüyordu. Tam bir kararsızlık ve idaresizliğin kol gezdiği Topkapı Sarayı'nın surları içinde asiler istedikleri yerlere kolayca girebiliyorlar hatta cüretlerini daha da artırıp harem tarafına bile yaklaşıyorlardı. Harem ağaları II. Osman'ı çadır köşküne kaçırdılar. Ortalığı yatıştırmak için aklı başında vezirler ulema ve bostancıbaşıyıda çağırıp bir sonuca varmak isteseler de olumlu bir karar alamadılar. Harem tarafına yaklaşan asiler eski padişah I. Mustafa'nın saklı bulunduğu yeri saptadılar. “Mustafa'yı isteriz” sesleri bütün sarayda yankılanmıştır. Asiler hazırlıklı olmamalarına rağmen birbirlerine kenetlenip dama çıktılar ve perdelerden yaptıkları iplerle aşağıya indiler. Bu esnada kendilerine ok atmaya kalkışan harem ağalarını da öldürmekten çekinmediler. I. Mustafa'nın ortaya çıkarılmasıyla ve hemen orada asilerin ona biat edip padişahım demeleriyle Osmanlı Tarihinde bir ilk gerçekleşti. Tahtta bir padişah varken başka biri padişah ilan edilmişti. Olayların bu şekilde gelişmesiyle asilerin isyanlarının I. Mustafa'yı tahtta çıkarmak için gerçekleştirdiği görüşünü ortaya çıkarmıştır. Fakat isyanın gelişimine baktığımızda asilerin asıl amaçlarının bu olmadığı anlaşılmaktadır. Zira isyanın ilk anlarında asiler padişah değişikliği gibi bir söylemde bulunmamışlardır. II. Osman'ın istekleri yerine getirmemesi ve asilerin zamanla gücü ellerine geçirmesi ve kendileri için II. Osman'ın bir tehdit haline gelmesi üzerine I. Mustafa'ya ulaşınca kendiliğinden oluşan bir hadise ile karşı karşıya kalınmıştır. I. Mustafa'nın ilk isteği iktidar değil bir bardak su olmuştur.

Asiler şimdi I. Mustafa'yı II. Osman'a karşı bir koz olarak kullanabilirlerdi. Zira hanedan içinde yetişkin başka kimse yoktu. Tahtta geçmesi için I. Mustafa'nın ikna edilmesi ve bu arada yeni gelişmelerin yatıştırılması gerekiyordu. Olayın bu evresinde II. Osman çok geç kaldığı bir işe girişerek asilerin istedikleri kişileri teslim etmeyi kabul etti.azil işleminde tereddüde düşmesi ve kesin bir karar verememesi, aleyhine gelişen olayların önü alınmaz bir sel halinde yayılmasına neden oldu. Asiler teslim aldıkları Dilaver Paşa ve Süleyman Ağayı öldürdükten sonra II. Osman'ın “İşte istediklerinizi aldınız” tarzındaki davranışını reddetmişlerdir. Buda yetmezmiş gibi I. Mustafa'ya biat etmeye başladılar. Bu durumda Osmanlı Taht'ına iki kişi birden aynı anda geçmiş bulunmaktaydı. Dolayısıyla birinin tasfiye edilmesi gerekiyordu. Bu durumda hak, hukuk ve gelenekten ziyade kuvvet kendisini gösterdi. II. Osman günlerdir sürdürdüğü kararsızlık yüzünden elindeki iktidarı göz göre göre kaybetmişti.

Asiler Topkapı Sarayında istediklerini elde ettikten sonra I. Mustafa'yı korumaya karar verdiler ve hatta II. Osman'ın bostancılar ve iç halkı ile birlikte bir baskın yapacağı haberini alınca sıkı güvenlik tedbirleri almışlardı. Saray içindeki girişimlerine ek olarak, defterdar Baki Paşa, Hoca Ömer Efendi ve yeni atanan yeniçeri Ağası Kara Ali'nin evlerini yağmalamışlardı.

I. Mustafa'nın eski saraya götürülmesi II. Osman'ı zor durumda bıraktı. Şimdi esas kuvvet kimde idi? I. Mustafa2nın eski saraydan alınıp orta camiye getirilmesi haberini alınca çok kızdı gerçi halen kendisi resmen ve hukuken Osmanlı padişahı sıfatını taşıyordu. Bu durumda II. Osman beklenmeyen bir harekette bulundu. Taraftarlarını alıp eski başkent Bursa'ya geçmek ve orada kul toplamak istiyordu. II. Osman I. Mustafa'nın rüşvetle ulema ve sipahi taifesini yanına çektiğini ve bu taifelerin asilerle işbirliği içerisinde olduğunu anlayabilmişti. Kaçması imkansız olan II. Osman yeni sadrazam Hüseyin Paşanın teklifi ile kendine taraftar toplayabilmek için yeniçeri kışlasına gitmeye karar verdi. Maksat kendileri tarafından hazırlanan para ve değerli eşyayı yeniçerilere kabul ettirmekti. Bu planın ilk aşaması başarılı oldu. Orta camide bulunan yeniçeri ağası II. Osman'ın geldiğini öğrenince büyük bir hürmetle karşıladı ve hep beraber durum muhakemesi yaptılar. II. Osman'ın teklifi şunlardı:

1- Ellişer filori ve inam ve mor çuhalar yeniçeri ve sipahilere onar akçe terakki ve inam verilecek,
2- Sultan Mustafa tekrar saraya götürülecek.

Yeniçeri Ağası teklifleri dinledikten sonra Odabaşıları davet etti ve gelen haberi iletti. Haberi gayet sakin dinleyen Odabaşılar durumu askerlere bildirmek üzere Yeniçeri Ağasını Orta camiye getirdiler. Tam camiye girip II. Osman'ı orada olduğunu haber verip bazı teklifler getirdiğini söylemek üzere idi ki, iki gündür beklenen olay patlak verdi Bir sipahi ileri atılarak Yeniçeri Ağası'nı daha fazla konuşmasına mahal bırakmadan yere yıktı. Ağa kılıçlarını çıkaran askerin darbelerine maruz kaldı. Bu tutum II. Osman'a karşı gerçek anlamda bir baş kaldırı idi. Bu kez zayıfta olsa bostancıların koruyuculuğundan yoksun kalan II. Osman tahtını tamamen kaybetti.

2. II. OSMAN'IN ŞEHADETİ

II. Osman bu sırada ağa kapısında bulunuyordu. Gürültüyü duyunca ağa kapısının harem tarafına saklandı. Fakat en sonunda yeri saptandı. Artık II. Osman ‘a karşı bir padişah muamelesi yapılmıyordu. Aksine hiçbir Osmanlı padişahına karşı düşünülmesi bile yakışıksız davranışlar başladı. Üzerindeki elbiseleri parçalandı. Gözü önünde sadrazam Hüseyin Paşa parça parça edildi. En sonunda da bir ata bindirildi. Bu kez biat merasimi için değil hapse atmak içindi.

Bu sırada iktidar fırsatı kollayan bazı güçler ortaya çıktı. I. Mustafa'nın kendi başına bir girişimde bulunması beklenemezdi. Annesi bu tarihi fırsatı çok iyi değerlendirdi. Damadı Kara Davut Paşa'nın iktidar hırsını da çok iyi istismar eden ve valide sultan olma hülyasına sahip bu kadın oğlunun haksız yere tahtından indirildiği savıyla ortaya çıktı. Lidersiz bulunan yeni çeriler üzerinde büyük bir nüfuza sahip oldu. Koruyucusuz kalan II. Osman Yedikule zindanlarına götürüldü. Aynı anda da I. Mustafa saraya götürülerek biat merasimi yapıldı. Böylece üç gün süren anarşi sona erdi ve Osmanlı tahtı I. Mustafa'ya kaldı. Genç padişahın varlığını tehlikeli gören Davud Paşa fazla vakit kaybetmeden adamlarını göndererek genç padişahı boğdurttu.

Yedikule zindanlarında on iki bostancı ve Davut Paşa II. Osman'ı katletmek üzere hazır bulundular. II. Osman üzerine hamle eden üç kişiyi öldürdü. Bunun üzerine II. Osman'ın üzerine uzaktan kement attılar. Bunda da muvaffak olamayınca bir kişi genç sultan diğerleri ile uğraşırken arkadan yaklaşarak sağ omzuna baltayla vurdu. Bilindiği üzere hanedan üyelerinin öldürülmesi sırasında kan akıtılması caiz değildi. Fakat gözünü iktidar hırsı bürüyen Davut Paşa temayüllerin dışına çıkmakta bir mahsur görmemişti. Daha fazla mukabele edemeyen Genç Osman boynuna geçirilen bir iple boğularak öldürüldü. Davut Paşa II. Osman'ın bir kulağını kesip I. Mustafa'nın annesine götürmüştür.

Cesedi saraya getirilerek gerekli hazırlıklar yapılarak Şeyhülislam Yahya Efendi tarafından cenaze namazı kılındı. Babası I. Ahmet'in türbesine gömüldü. Böylece tekrar tahtta çıkma olasılığı ortadan kaldırıldı.

SONUÇ

Sonuç olarak yapmış olduğumuz araştırmalar bize göstermiş ki Sultan II. Osman olayında genç padişahın yapmak istediği yenilikler, hem kendi acemiliği hem de zamanın ve şartların bu yeniliklerin birdenbire yapılmasına olanak sağlamaması dolayısıyla başarısız olmuştur. Özellikle güç merkezlerinin hemen hemen hepsini kırarak karşısına alması, halkın desteğini sağlayamaması bunda çok büyük bir etkendir. Bu olayda göstermiştir ki; kötü gidişata bir dur demeye çalışan herkesin kendisine yakın bir güç merkezi bulması veya oluşturması gerekmektedir. Sultan II. Osman sadece padişahlık payesinin, yapmak istedikleri için yeterli bir dayanak noktası olduğu düşünmüş ve üç günlük bir isyandan sonra hayatını dahi kaybederek yanıldığını anlamıştır. Devlet-i Ali Osmaniye her zaman içten ve dıştan saldırılara maruz kalmıştır. İçteki bu saldırıların en tehlikelisi hanedan üyelerinden birini kullanarak iktidarı ellerine geçirmek isteyen kapı halkı olmuştur. Uzun yıllar kapalı bir ortamda hapis hayatı yaşayan Sultan I. Mustafa, validesi tarafından iktidarın bir anahtarı olarak kullanılmış ve validesinin bu mücadelesinde Davud Paşa elinden gelen her türlü yardımı yapmıştır. Araştırmalarımız bize göstermiştir ki, her ne kadar isyanın başlamasında bu şahısların büyük bir etkisi olmasa da, II. Osman'ın katilleri bu kimselerdir.
II. Osman'ın bu hareketi kendinden sonra gelen başta III. Selim olmak üzere, ıslahat yapmak isteyen birçok padişaha örnek olmuştur. İlk ıslahat hareketi diyebileceğimiz bu teşebbüs Devlet-i Aliye'nin içten içe yıkıldığının göstergesi olarak tarihe geçmiştir. Bu olayın günümüz devlet yöneticilerine örnek olmasını ummaktayız.

YUNUS ZENGİN KÖFTECİ

Kaynaklar

[1] AKDAĞ, Mustafa, Celali Fetreti, DTCF Dergisi, XVI/1-2, (1958), s.53-107
[2] ---------------------, “Genel Çizgileriyle XVII. Yüzyıl Türkiye tarihi”, DTCF, Tarih Araştırmaları Dergisi, IV/d-7 (1966), s. 201-247
[3] ---------------------, Türk Halkının Dirlik Ve Düzenlik Kavgası, Ankara 1975
[4] AKTEPE, M. Münir, “Esad Efendi”, İslam Ansiklopedisi, c. IV, sayfa 97-101
[5] ---------------------, “Mustafa I” (1591-1639), İslam Ansiklopedisi, c. VIII, sayfa 213-215
[6] ---------------------, “XVIII. Asrın İlk Yarısında İstanbul'un Nüfus Meselesine Dair Bazı Vesikalar”, AÜEF Tarih Dergisi, c. 13, 1958
[7] ---------------------, “Taşköprüzade Kemaleddin Mehmet Efendi”, İslam Ansiklopedisi, XII/1 s.44
[8] CEVAD, Ali, Abaza Mehmet Paşa, İstanbul 1913
[9] ---------------------, Hicri II. Asırda İstanbul Hayatı, 1592-1689, İstanbul 1931
[10] ---------------------, Kadınlar Saltanatı, İstanbul 1332
[11] ---------------------, Tarih Sahifeleri, İstanbul 1331
[12] ALTINDAĞ, Şinasi, Osman II, İslam ansiklopedisi, IX s. 443-448
[13] ANIT, Ali Kadri, Genç Osman II. Sultan Osman Faciası, İst. 1947
[14] --------------------, Türkiyede Din Ve Devlet İlişkilerinin Tarihsel Gelişimi, Cumhuriyet'in 50 Yılı Semineri, s. 47-49, Ankara 1975
[15] BARTHOLD, W-M. Fuat Köprülü, İslam Medeniyeti Tarihi, İstanbul 1940
[16] BAYSUN, Cavid, Ahmet I, İslam Ansiklopedisi, s. 161-164
[17] DANIŞMEND, İsmail Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. III, İstanbul 1972
[18] --------------------, Osman, İkinci Genç (Osmanlı Tarihinde İlk İnkilap Teşebbüsü Ve Teceddüd Tarihimizin Başlangıcı), Aylık Ansiklopedi, c. IV, 1948
[19] AYKUT, Nezihi, Davut Paşa, İslam Ansiklopedisi, c. III, İstanbul 1994, s. 498
[20] KÖMÜRCÜYAN, Eramya Çelebi, İstanbul Tarihi XVII. Asırda İstanbul, İstanbul 1952
[21] -------------------, Evliya Çelebi Seyehatnamesi, Sadeleştiren Ahmet Cevdet
[22] BİLGE, Rifat, XVII. Asırda Osmanlı Devletinde Islahat İhtiyaçları Ve Temayülleri Ve Katip Çelebi,Katip Çelebi Hayatı ...., S. 197-218
[23] GÖKYAY, Orhan Şaik, II. Sultan Osman'ın Şehadeti, Atsız Armağanı, İstanbul 1976
[24] GÜLŞEN, Mehmet, Hazreti Üftade Aziz Mahmut Hüdai, İstanbul 1953
[25] HAMMER, J., Devleti Osmaniye Tarihi, c. 8, İstanbul 1333, mütercimi Mehmet Ata
[26] --------------------, Osmanlı Padişahı, AÜSBF Dergisi, XIII/4, 1958
[27] İZ, Fahir, Hüseyin Tuği, Vaka-i Sultan Osman Han, Türk Dili Araştırmaları yıllığı, Belleten 1967
[28] GÖKYAY, Orhan Şaik, Kul Deveci Ve İbrahim Hicri Onbirinci Asır Saz Şairlerinden, Hayat Mecmuası, c. III, sayfa17-21
[29] --------------------, XVII. Asır Saz Şairlerinden Kayıkçı Kul Mustafa Ve Genç Osman Hikayesi, İstanbul 1930
[30] LEWİS, Bernard, Modern Türkiye'nin Doğuşu, TTK, Ankara 2000
[31] MUMCU, Ahmet, Osmanlı Devletinde Siyaseten Katl, Ankara 1985
[32] UZUNÇARŞILI, İsmail Hakkı, Osmanlı Tarihi, C. II, TTK, Ankara 1995
[33] SHOW, Stanford, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, İstanbul 1996

<< Önceki Sayfa





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: alkanzi, 30.10.2010, 10:19 (UTC):
Defalarca okuduğum tarihe adını kara harfler ile yazdıran 2.osman isyanı bir kez daha okuduktan sonra içimin kararmaması elde değil. kaynakları toplayıp birleştiren ve sunan'a teşekkürler.

Yorumu gönderen: yzk2001, 07.05.2010, 20:12 (UTC):
ibn-i haldun der ki; devletlerde insalar gibidir doğarlar yaşarlar ve ölürler. çocukluk gençlik ve ihtiyarlık dönemleri 25'er yıldır... osmanlı sanırım bunu 10'a katladı ne mutlu bize ki onlarca devlet kurmuş ve onlarca devlet batırmış bir neslin torunlarıyız. hatalarımızla sevablarımızla Türk Ulusuyuz...

Yorumu gönderen: ayşegül, 07.05.2010, 16:07 (UTC):
çok sevdiğim ecdadımın, şanlı tarihi içerisinde ki bu şekilde içimi acıtan sayfalarını okurken geçekten canımın acıdığını hissediyorum...kitabımızda"her şeyin bir ömrü vardır devletlerin bile"diye bildiriyor Cenab-ı Hak.elbetteki sonsuza kadar sürmeyecekti ama keşke bize muhteşem bir tarih ile beraber böylesi acı bir miras da kalmasaydı...gerçekten emek verilmiş bu yazı için çokteşekkür ediyorum...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36742001 ziyaretçi (102825220 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.