Küçük Bir Mola
 

Küçük Bir Mola

Ayşegül Osmanoğlu

Bazen hayatın yoğun temposu içerisinde, sadece bedensel olarak değil; zihinsel ve ruhsal olarak da yorulduğumuzu hissederiz. Dünya, gittikçe daralmaya; yaşadığımız mekanlar da bu orantıda küçülmeye başlar... Her şey, üstünüze geliyor gibi hissedersiniz... Tahammül ve sabır sınırlarınız zorlanmaya başlar. İşte bu noktada biraz kenara çekilmek, bu yoğun ve yorucu maratonda biraz soluklanmak gerekir. Ben, bunu şarjlı pillere benzetiyorum. Hani şarj makinesine takarsınız, prize yerleştirirsiniz ve dolana kadar onu orda unutursunuz ya, böyle bir şeye ihtiyaç duyuyor insan... Boşalan, diğer insanlar tarafından sünger gibi çekilen yaşam enerjisini sıfırlayıp yola devam edebilmesi için zamana ihtiyacı olur.

Hangimizin sıkıntıları yok ki... Ve inanın bitmiyor. "Bunu da atlatırsam hiçbir sorunum kalmayacak." yanılgısına düşmeyin. Eskiden pembe dizilerle dalga geçerdik: "Canım, bu kadar da olmaz. Tam gözleri açılmışken, şimdi de hafızasını kaybetti. Bu kadar da değil..." diye. Ama maalesef hem bu kadar, hem daha fazlası, hayat devam ettikçe zengin olsun fakir olsun ayırım yapmadan ve herkesin kendine göre ağır bulduğu yaşam koşulları var.

Eee, sürekli koşarsan bir yerde tıkanır kalırsın. Ne yapacaksın, arada bir mola vereceksin... Bir nefes alacaksın, sakinleşeceksin. Duru, dinç bir kafayla düşündüğün vakit, en çözümsüz gibi gelen dertlere bile ışık tutabilecek fikirler karşına çıkabilir. Ama sürekli kaygı içerisinde ve aynı tempoda devam edersen, sadece çözüm yollarını ıskalamakla kalmayacak, yaşam sevincini de kaybedeceksin. Hayat, sana artık bir dertler yumağından başka bir şey gibi gelmeyecek

Siz, bir mola verip hayatın getirdiği sıkıntıları aşmak için enerji depolarken; korkmayın, hiçbir şey, yerinden oynamıyor. Her şey, tüm zorluklarıyla aynı yerde bekliyor. Farklı olan; dinginleşmiş ve bu sayede değişik bakış açıları elde etmiş olarak onların üstesinden gelecek gücü toparlamış olacaksınız...

Beni; insan kalabalığı ve yaşadığım şehir, bazen boğuyor. Buradan, uzaklaşmak, sanki sürekli mücadele ettiğim hayat yokmuş gibi davranabilmek, güzel oluyor... Elbette ki hepimizin tatile gitme imkanımız yok. Benim anlayamadığım ise taptaze havasıyla yemyeşil doğası ve sakin ortamıyla gidip köylerinde dinlenmektense şehrin gürültülü kısır ortamında zaman öldürmeyi tercih edenler... Öylesine bayıcı bir ortam oluyor ki, TV'lerde bile hayat duruyor.

En sinir olduğum şeylerden biri, sanki herkes tatile gitme imkanına sahipmiş gibi, yaz geldi mi tek bir işe yarar program göremezsin. Hoş, kışın ne kadar işe yarar programlar olduğu tartışılır ya, o da işin başka bir tarafı...

İllaki de bir değişiklik aranıyor. Eğer küçük bir mola, şöyle bir ferah nefes alma hakkını kendinize vermezseniz; üzerinizdeki baskı ve stres, ağır sonuçlara yol açabiliyor. En hafifi, bunalıma giriyor. Ne gerek var. Kendinizi sıkmayın. Dedim ya, dertlerin bir yere kaçtığı yok. Siz kovaladıkça bittiği yok. Tiyatro sahnesinde farklı rollere bürünen, ama değişmeyen oyuncular gibi. Değişen tek şey, kostümleri. O yüzden sıkmayın kendinizi. Olduğunuz ortamdan uzakta sevdiklerinizle veya onlarla olamayacak kadar dahi bunaldıysanız, tek başınıza geçireceğiniz bir gün bile size ihtiyacınız olan tazelenmeyi bir nebze de olsa sağlayacaktır.

Ben, evliliklerde sık yapılan kavgaları bile buna bağlarım. İnsanlar, o kadar iç içe ve o kadar kimsenin kendine ait yaşam alanı olmuyor ki, artık birbirlerinden nefret eder hale geliyorlar. Ne anlarlar bu kadar yapışık olmaktan, hiç anlamam. Sürekli ensene monte edilmiş bir insanla gitmek zorundasın her yere (Bu arada sokaklar da gördüğüm kadınların kol çantalarını taşıyan erkekler de ayrıca tuhaf. Yani yanınızdaki kadın, çantasını taşıyamıyorsa evde bıraksın kardeşim)

Bazı kadınlar var; eşleri ya da sevgilileri olmadan markete bile gitmez. Adam der ki; "Ya git işte kendin." ama beriki anlamaz. "Ama aşkım, ben, seninle almak istiyorum peyniri sütü..." Iyyy dedirten durumdur bana göre. Sonra adamın gözünde kendi başına peynir bile alamayacak kadar zekası olmayan bir kadın portresi çizeceksin, hiç hoş değil. Tabii kendisi olmadan dışarıya kadını adım attırmayan çok ender rastlanan erkekler de var. Bu da başka türlü bir sıkılmaya, bunalmaya sebep oluyor.

Herkesin birbirinin elinin boğazında olduğu nefes aldırmayan yoğun çalışma hayatı, trafik çilesi, çocuklar, akrabalar, arkadaşlar, aileler derken "İmdat!" diye bağırası geliyor insanın bir yerde... Eh, hal böyle olunca, insanlarda bir daralma ve bıkkınlık söz konusu oluyor. Kaçmak, uzaklaşmak, rahat bir nefes almak istiyor. Halbuki herkes, birbirine yaşam alanı tanısa; herkes, kendi yapması gerekeni yapsa, daha çok beraber vakit geçirmek için verilecek o molayı planlamak daha güzel olurdu...

Neyse... Yaz geldi, havalar güzelleşti. Hiçbir şey yapamıyorsanız bile alın elinize sepetinizi, gidin en yakın parka, dinleyin kafanızı... Ben, öyle yapmaya başladım bile. Ama hayatı benim gibi çok fazla ciddiye alan, kafa yoran, ayrıntılarda boğulan insanlar için bazen bu kadarı yetmeyebiliyor. O zaman ne yapacağız; bir parkla yetinmeyip daha uzun soluklu ve tamamen kendimizi olduğumuz ortamdan soyutlayacağımız, bize gerçek manada enerji ve dinginlik sağlayacak bir şeyler yapacağız... Bu zorlu maratonda şimdi küçük bir mola...

Ayşegül Osmanoğlu,
18 Haziran 2010, Cuma.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: şakird, 28.06.2010, 20:32 (UTC):
herkesin bir hedefi bir amacı vardır onu başardığında her şey bitmez yeni yeni hedefler karşına çıkar tıpkı bir dağı aşmak gibi dağı aştığında arkasından başka bir dağ çıkar. Yani hayat bir yarışdır burda rahat edemiyeceğiz bu kesin burası için yaratılmadığımız belli



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36742737 ziyaretçi (102827173 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.