Kabala, İlluminati ve Armagedon, III
 

Kabala, İlluminati ve Armagedon

3. Bölüm

Ne ilginçtir ki yüzyıllardır Tanrı anlayışını sürdüren Yahudiler arasında Şeytan, sinsi bir şekilde gizlice kendini asıl Tanrı seviyesine yükseltebilmiş, tüm insanlığa saptıracak ve hükmedecek hedefte bir hayli ilerlemiş. Gerçek Anti-Christ / Deccâl anlayışı, bu olsa gerek Bakın ünlü Yahudi yazar Kudüs Üniversitesi profesörü Israel Shahak, "Yahudi Tarihi ve Yahudi Dini" isimli eserinin 68-72 sayfalarında bu konular hakkında neler yazmaktadır: [1]

"Yahudilik'teki Tek tanrıcı anlayışın çürüyüşü, 12. yüzyıl ile 13. yüzyıllarda gelişen Yahudi Mistizmi (Kabala) aracılığı ile başlamış ve 16. yüzyılın sonlarına kadar tüm Yahudi toplumlarını kuşatacak şekilde mutlak zaferini kazanmıştır. Kabala'ya göre evren, tek bir tanrının değil, değişik karakter ve etkilere sahip birkaç tanrının yönetimindedir. Asıl Tanrı'dan ilk olarak "Bilgelik" ya da "Baba" olarak isimlendirilen erkek bir tanrı, daha sonra da "Bilgi" ya da "Anne" diye isimlendirilen bir tanrıça doğar.

Bu ikisinin evliliğinden de bir çift genç tanrı doğar. Erkek olan, "Kutsanmış Kişi" olarak nitelendirilirken, onun kız kardeşi ise "Kutsanmış Kadın" ya da "Allah'ın Tecellisi / Shekninah" ya da "Kraliçe" gibi isimlerle nitelendirilmişti.

Öncelikle bu kabalistik sistem hakkında ne söylenirse söylensin, onun kesinlikle tek tanrılı / monoteist olduğu söylenemez. O zaman Hinduizm'in ya da geç dönem Greko-Romen dininin ya da antik Mısır dinlerinin de tek tanrılı olduğunu kabul etmeye hazır olmak gerek." [2]

Yazarın kitabının bu satırlarında Kabala inancında bu iki kardeş tanrının birbirlerinden şeytanın kandırmasıyla ayrı düştüğü ve şeytanla yattıkları, cinsel birleşmeleri için Yahudilerin ibadetleriyle bu birleşmeye yardımcı oldukları... ve bu iş için şeytana da dua ettikleri anlatılmaktadır.

Şimdi de İngiliz yazar Nesta H. Webster'in "Ancient Secret Tradition" (Antik Gizli Gelenek) adlı makalesinde Kabala hakkında yazdıklarını okuyalım:

“Büyücülük, bildiğimiz kadarıyla, Filistin’in İsrailoğulları tarafından işgal edilmesinden önce, Kenanlılar tarafından uygulanıyordu. Mısır, Hindistan ve Yunanistan da kendi kahinlerine ve büyücülerine sahipti. Tevrat’ta büyücülük aleyhinde yapılmış lanetlemelere karşı, Yahudiler, bu uyarıları göz ardı ederek, bu öğretiye kendilerini bulaştırdılar ve sahip oldukları kutsal geleneği, diğer ırklardan aldıkları büyüsel düşüncelerle karıştırdılar. Dolayısıyla, Kabala karşıtlarının, Kabala’nın saf bir Yahudi kökenden gelmediği şeklindeki itirazlarının haklı temeli vardır.” [3]

Gerçi bu gruplardan farklı düşünen Kabalacı gruplarda vardır. Gerçekte maddi hırslardan uzak olmaya çalışarak, nefsinin kulu olmaktan kurtulup, samimi bir şekilde Allah’ı arayan bir düşüncenin insanlığa bir zararı olamaz. Bu tür anlayışla ilgili Kabala hakkında ilginç bir söyleşi göreceksiniz. Sorun, bütün uğraşıları hayat ağacının meyvelerinden yararlanıp, Tanrı gibi olma, böylece dünyaya ve insanlığa hükmetme hırsında olanlarda. Yani nasıl dinleri kendi amaçları için saptıranlar varsa, burada da ayni sorun daha fazlasıyla bulunmakta. Şeytani düşüncenin amacı, her şeyi kendi çıkarları için dejenere etmektir. Şeytani düşüncenin amacı, her şeyi kendi çıkarları için dejenere etmektir.[1] Bu konuda "Gizli örgütler" kitabında bu konuda yazılanları okuyalım:

"Aslında iki farklı Kabala geleneği olduğundan bahsedilir. İyi olan Kabala Tevrat'ın ilk beş kitabını yorumlayan tasavvufi yorumlardı. Daha sonra bazı hahamların elinde çeşitli yorumlar eklenerek aslından saptırıldı. Bu gruplardan biri Hemesçi Altın şafak topluluğu adındaki örgüt, kabala felsefesini temel alarak, sefirot ile antik Yunan ve Mısır efsanelerini karıştırarak çorba haline getirip üzerine Hindu ve Budist teorilerinden biraz serpeleyerek ortaya çıkan yemeği Mason ve Rosenkreuzculardan ödünç aldığı tabaklarda sunuyordu." [4]

Bu gruplarda benzet-benzeme prensibi vardır demiştik. Böylece birçok ülkelerde yaşadıkları toplumun dinine rahatlıkla girerler. Hz. İsa döneminde zalim Roma’yı Hıristiyanlıkla dize getirmişlerdir. Bunu Yahudi yazar Marcus Eli Ravage, Century dergisinin Ocak-Şubat 1928 sayısındaki iki makalesinde itiraf eder. Bu yazara göre Hıristiyanlık kasıtlı olarak Roma toplum anlayışına uydurularak, Romalılar tarafından kolayca kabul görecek hale döndürülerek, hem Hz. İsa’nın öğretilerinden kurtuldular, hem de Roma etkisizleştirilmiş oldu.

Zaten Pavlus’un yaşamına bakarsak, başta İsa’ya düşman. Hz. İsa’nın ölümünden sonra birden “İsa’yı gördüm. Bana vahiyler gönderiyor” diyerek, Hz. İsa’nın öğretilerine ters, Romalıların öğretilerine yakın bir anlayışta din sunuyor. Bu yüzden Hz. İsa’nın gerçek havarileriyle çatışmaya giriyor. Böylece Tevrat’ın aslını bozan Yahudiler ve özellikle Kabalacılar, Hz. İsa’nın doğru öğretilerini de, aynen Tevrat’ta olduğu gibi, yine aslından saptırmışlardır. Yani bir taşta iki kuşu vurmuş oluyor.

Zaten Pavlus’un mektupları baştan aşağı batıni-ezoterik yorumlardan oluşur. Teslis ise tam bir Kabalacı tanrı anlayışıdır. Kurtarıcı Mesih anlayışının temeli de yine Kabala’dır. Ayni yazar Yuhanna’nın Vahyi içinde yine Kabalistik anlayışla Roma’nın yıkılışını anlatarak, Yahudilere ümit verdiğini yazmaktadır. İncil’in bu son bölümü günümüzde Mesih’in gelişi ve Armagedon Savaşı kehanetlerinin temelini oluşturur.[5] /p>

Bu anlayıştaki bir kısım Kabalacılar ortaçağda Tapınak Şövalyeleriyle, daha sonra Masonluk olarak tekrar örgütlenmişlerdir. Ayrıca 17. yüzyılda Martin Luther’le Hıristiyan dinine sızıldığını ve böylece Protestan hareketinin başlatıldığı görülür. Protestanlıkla önceleri samimi duygularla başlayan Kutsal Kitaba dönüş hareketi daha sonra yön değiştirerek, sonunda Evanjelizm’le tam bir Yahudileştirme hareketine dönüşmüştür. Protestan önderleri iyice irdelenirse çoğunun gizli Yahudi olduğu görülecektir.

Martin Luther’in hocası Reuchlin tam bir Hıristiyan Kabalacısıydı. Kabalacılar için Martin Luther “Mesih’in yolu açan adam” olarak tanımlanır. Protestanlıkla öncelikle, Yahudileşmenin ve Kapitalizmin önünde büyük engel olan Katolik Papa otoritesi tamamen yıkıldı. Şimdi sıra Hıristiyanlığın tamamen yok edilmesinde. Gerçi Papalığın tarihteki uygulamalarının savunulacak bir tarafı yok ve Hıristiyanlığın bu tasfiyeye dayanacak sağlam temelleri de, daha Pavlus döneminde yok edilmişti. Bu insanlar istedikleri bir gün, Hz. İsa’nın gerçek bir insan olduğu tüm dünyaya kabul ettirecek delillere sahip. Günü gelince İsrail’den bu deliller tüm dünyaya sunulacak. Bunun kilisede farkındadır sanırım. 1995 yılına kadar İsrail’i tanımayan Vatikan, 1995 yılında bu delillerle tanımaya mecbur bırakıldı.[6]

Samimi Hıristiyanlar için son derece önemli bir gerçek daha var o da şudur; İncil veya Tevrat’ın aslı nerede. Hz. İsa döneminden, şimdiki Siyonizm’e dönmüş Yahudilik, daha fazla hak yolda mıdır? Hz. İsa’nın tenkit ettiği Yahudilik, şimdi daha doğru bir Tevrat anlayışına mı sahip? Bu geri dönüş Hz. İsa’nın tenkit ettiği yanlışlara tekrar dönmek değil midir? Böylece Yahudiler Hıristiyanlığı, Yahudiliğin içinde asimile edip, kendilerine muhalefetten tamamen kurtulmuş olmuyorlar mı? Bu da iyi düşünülmelidir. Kozmik Kitapçılık yayınları tarafında yayınlanmış “İsa ve Mistik Kabala” isimli eserde Hz. İsa’nın Kabalacı bir haham olduğundan bahsedilir. Bu eserin 205. sayfasından okuyalım:

”Eğer İsa Mesih Kabalanın kaynağı ise, o zaman Kabala da Hıristiyan’dır” [7]

Bu eserde Hıristiyanlığın temelinin Kabala olduğu ispatlanmaya çalışılmıştır. Tevrat’ta ismi geçen büyük peygamberlerin yaptıkları yanlışlıkları okuyan bir kişi, böyle bir dinin peşinden nasıl gider veya böyle kutsal kişilerin bu haltları işleyeceğine ihtimal verir mi? Birilerinin bu kutsal kişilerin saygınlığına gölge düşürüp, günahı kutsallaştırmak için sarf ettikleri çabayı anlamaz mı? Bu çabaların sonucunda hangi Tanrı’ya hizmet edildiğinin farkına varmaz mı?

Neden Yahudi Mistizmi’nde öteki dünya yoktur? Neden Cennet, Mesih’in gelmesiyle bu dünyada kurulacaktır? Kabala’nın dönüşünü hazırlamaya çalıştığı Mesih’in kimdir? ASLINDA KABALA, MUSA DİNİ VE DİĞER SEMAVİ DİNLERİ REDDEDEREK, BUNLARIN YERİNE ALTERNATİF BİR DİN OLMA ÇABASINDADIR. Kabalacılar her ne kadar Yahudi kökenli olsalar da, gerçekte Tevrat da dahil hiçbir dini kitabı, peygamberi ve vahyi kabul etmezler. Onlar Tanrıya bu dünyada ulaşılacağına inanırlar. Kabalacılık saf Musa Dinini de tasfiye etmektedir. Saf bir şekilde nefsini kötülüklerden koruyup Tanrıya yakın olmaya çalışan, Hıristiyan ve Musa Dini’nden olup hoşgörü içinde birlikte yaşamayı amaçlayanlar bunlara dikkat etmelidir. İşin içine bir de Siyonizm dahil edilmiştir. “İlluminati” isimli eserin Hıristiyan yazarı Texe Marrs bakın bu konuda ne tespitler yapıyor:

”Başkenti Kudüs olacak şekilde, bir dünya hükümeti hatta dünya imparatorluğu kurmak için çalışıyorlar. Siyonizm’i yüceltiyor, Yahudilerin büyük tapınağını yeniden inşa etmeyi ama aslında bunları yaparken, ne Tevrat’ı ne Musa’nın Şeriatı’nı, ne de Mesih, Hz. İsa’yı şereflendiriyorlar. Hıristiyanlar, yurtseverler ve milliyetçiler için kafalarında planladıkları şeyi düşünmek bile dehşet verici. Eğer bu adamların planları gerçekleşirse İsrail ve Yahudiler de bundan çok zarar çekecekler. Dünyadaki büyük dinler, insanı hayrete düşüren iğrençlikte şeytani bir din oluşturmak için okült mezheplerle birleşerek bir sentez haline geldiğinde, Ortodoks Yahudiliği de sona ermiş olacak.” [8]

Yazar, kitabında Luficer'den (Aydınlatan-Şeytan) aldıkları ışıkla aydınlanan İlluminati hakkında geniş bilgiler sunar.

Yazar, bu grupların neden Kudüs ve Tapınakla ilgilendiklerinin çok farkında. Musa Diniyle ve Hıristiyanlıkla bir ilgilerinin olmadığının altına çizmektedir. Samimi Musa Dininde olan Yahudilerin, Siyonizm’le nereye doğru yol aldıklarını sorgulamaları gerek. Bizim burada samimi dindar insanlara diyecek bir şeyimiz yok. Çünkü bu din gerek Siyonizm’le gerekse Kabalacılıkla aslından bir hayli uzaklaştırılmış durumda. Bu durumu fark ederek İsrail Devletinin kuruluşunu onaylamayan gerçek dindar Hahamlardan bahsetmiştik. Günümüzde ise Protestanlık Evanjelik anlayışla tam bir Hıristiyan Siyonizm’ine dönüşmüştür. Geriye en büyük engel İslam kaldı. Nedense Hz. Muhammed hariç bütün peygamberler, hep bu aydınlanmış Kabala geleneğiyle yetişmiş oldukları belirtilir. Kabalacıların İslam’da yalnız İsmaililer, Haşhaşiler gibi Şii guruplarla ilişkileri görülür.

Şiilerde 12 imam ve tekrar geri kurtuluş için gelecek kayıp imam Mehdi, Mesih anlayışının bir ürünü olduğu açıkça görülmektedir. İslam’ın ilk dönem fitne hareketinin içindeki önemli şahsiyetin Yahudi Abdullah İbni Sebe olması, bazı konularda bizlere ipucu vermektedir. Abdullah İbni Sebe ekibinin Hz. Ali’yi hemen Tanrılaştırarak, İslam’da ilk büyük Şii ayrılığın doğmasında son derece büyük etkileri vardır. Tabi günümüzde Şii gurup, şu an başlarına büyük bela olmuştur.

Şimdi gelelim İslam Protestanlığına ve şu meşhur Mesih Sabetay Sevi’ye. Mesih konusu işlenecekte, bu önemli şahsiyetten bahsetmemek olmaz. Bu şahsiyetin ve ona mürit olmuş kişilerin ülkemiz geçmişinde çok önemli rolleri olmuştur. Sabetay Sevi (1626-1676) İzmir’de doğmuş, Talmud ve Kabala eğitimi almış, genç yaşta bazı meczup halleriyle dikkat çekmiştir. Kabala’dan Mesih’in geliş tarihi olarak 1666 yılını ortaya atmış ve Mesihliğini ilan etmiştir. Günahın kutsallığı ilan eden Sabetay Sevi’nin uygulamalarından, Kabalanın Mesihi’nin Tevrat’tın Mesih’iyle ne kadar alakası olduğunu sanırım samimi Museviler anlamıştır. Bizim ikazlarımız, şimdi daha iyi anlaşılmıştır sanırım. Sebatay Sevi, Osmanlı’da yaşayan Yahudiler arasında karışıklığa sebep olup ölüm cezasına çarptırıldığında, bu iddiasından vazgeçerek Müslüman oluyor ve müritlerini de Müslüman yapıyor. Ölümünden sonra da müritleri, Müslümanlıklarını sürdürerek, Türkçe isimler kullanıyorlar.

Bu cemaat daha çok Mevlevilik, Bektaşilik, Melamilik ve Özbekler tekkesi gibi bazı tarikatlarda şeyhlik makamına kadar yükselmişlerdir. Ne de olsa benzer tasavvufu felsefeye sahipler. Yani Şiilikle başlayan macera aynen devam etmiştir. Sadece bu tarikatlarda değil; İttihat ve Terakki, Hareket Ordusu, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Jön Türkler, İstiklal Harbi ve Türkçülük hareketleri içinde hatırı sayılır sayıda yer alırlar. Meşhur Fransız İhtilali’nde bile bu hareketin müritleri rol alır.[9]

Bu çalışmalar sonucunda karşılarında önemli bir karşı güç olan Vatikan’daki Papa gibi, Osmanlı’daki Halifelik de tasfiye edilmiş oldu. Böylelikle İslam da dünya siyasetinden tasfiye edilmiş oldu. Artık sömürgecilerin yayılmacı emelleri karşısındaki en önemli güç dünya siyasetinden çekilmiş oldu. Ama daha her şey bitmedi. Çünkü Halifelik tasfiye edilmesine edilmişti ama kaynakları sağlam olduğundan, İslam Dini’nin temelleri tam manasıyla tasfiye edilememişti. Daha İslam Protestanlığı tam organize edilememişti. İşte asıl kaynağa dönelim, Kuran’daki din diyenler umarız işin sonunu, Martin Luther gibi Kutsal Kitaba dönelim derken, Hıristiyanlığın vardığı yere götürmezler. Tabi tasavvufi çalışmalarla nefsi ıslah etmek gayretinde olanlar da, Kurân’da tanımlanan tevhid anlayışı korumaya dikkat etmeliler. Nefsi terbiye edip “Kamil İnsan” ya da “Arif” olacağız derken, “Arif insanın dini yoktur” denilen noktaya iş gitmemeli.

Tevhidi ve ilahi vahyi koruyamayan diğer dinlerin hali ortada. Şu an bu gelişmelerin farkında olan İslami teşekküllerde, açıkça yer alamamaktadırlar. Ancak çeşitli temaslarla şu an Yeni Dünya Düzeni için, kendine dostlar devşirme ve Yeni Dünya Dini hazırlama çalışmaları durmaksızın devam etmektedir. Medeniyetler arası diyalog, ılımlı İslam gibi çalışmalar, hep bu arayışa hizmet içindir. Yeni Dünya Düzeni aslında kendilerini dünyanın efendisi gören bir avuç insanın dünyaya hükmetme ve yön verme düzenidir. Kendini hükümranlıklarına önünde engel teşkil eden her türlü din devlet ve organizasyonu tasfiye çalışmaları hızla sürmektedir.

İnsanlara sunacak mesajı kalmayan, sağlam temellere dayanmayan dinlerin bu tasfiye hareketine dayanması çok zor. Birileri bu temeller üzerine kurulan aydınlanma hareketiyle, ekonomide kapitalizm, düşüncede Protestan temelli laik anlayış ve yönetimde cumhuriyet ve demokrasiyi oluşturarak, dünya üzerinde bütün bölgesel otoriteleri yıkmışlardır. Geriye önlerinde tek merkezden yönetilecek bir dünya kalmıştır.

Krallara ve din otoritelerine verdiği mücadelede insanlık özgürlüğüne kavuşmuş oldu mu bilemem. İnsanları, dinlerin tahakkümlerinden kurtarıp, bizi deliler gibi özgür kılan, her türlü tüketimle sarhoş ederek, istedikleri hedefe doğru yol almaktadırlar. Deli ve sarhoş insanların kendileri için bir engel teşkil etmediklerini iyi bilmektedirler. Dünyanın bütün zenginliklerine egoistçe göz dikip, kendilerini tüm dünyanın tek hâkimi saymaktadırlar. İnsanlık tarihi, kendini egosuna tapan ve kendini Tanrı yerine koyan bir sürü meczubun hikâyeleri ve enkazları ile doludur. Bu kötü gidişi insanlık fark ederek daha hakça bir yola mutlaka sokacaktır. Barış, diyalog, dayanışma içinde daha paylaşımcı ve aydınlık bir dünya için yapılan çalışmalar, birilerinin her türlü tahakküm hesaplarını boşa çıkarmalıdır.

Kaynaklar

[1] İlhan Akkurt, "Armagedon Kehanetleri, Evanjelizm ve İlluminati", Ozan Yayıncılık, İstanbul 2013, s.202.
[2] Israel Shahak, "Yahudi Tarihi ve Yahudi Dini", s.68-72.
[3] Nesta H. Webster, "Ancient Secret Tradition" (makale)
[4] "Gizli Örgütler", s.152.
[5] "Sonuncu Dünya Düzeni", s.68.
[6] Tomas'a Göre İncil, s.234.
[7] "İsa ve Mistik Kabala", Kozmik Kitapçılık, s.205.
[8] Texe Marrs, "İlluminati", s.79.
[9] Efendi, c.2, s.26-52.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36874508 ziyaretçi (103056956 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.