Kabir Azabı Var Mı?
 
kabir azabı

Kabir Azabı Var Mı?

Gayb alemi, insanların akıl ve duyularının dışında kalan bir varlık alanıdır. Ancak insanoğlu, yaratılışının bir gereği olarak, bilinmeyen ve görünmeyen bu alana ilgi duymuş ve bunun sonucunda farklı gayb telakkileri ortaya çıkmıştır. Kurân-ı Kerim’de gaybın bilgisinin sadece Allah katında olduğu, ancak Allah’ın dilediği kadarını insanlara bildireceği beyan edilmektedir.[1]

İnsanın ölümüyle başlayıp mahşerdeki dirilişe kadar devam edecek olan kabir hayatı, gayb alemi içerisinde değerlendirilen konulardan bir tanesidir. Tamamen gayb alemine taalluk eden bu konuda İbn Kayyim el-Cevziyye, İbn Receb, Suyuti gibi alimler müstakil eserler telif etmişler, İbn Teymiyye, Gazâlî, Taftazânî ve İbn Hazm gibi alimlerde bu konuya eserlerinde değinmişlerdir.

Kabir hayatının mahiyeti, ruhun konumu, kabirde sorgulanma, azap görme, mükafatlanma, azap veya mükafatın bedeni veya ruhi oluşu gibi konularda İslam alimleri değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Bu görüşleri kabir azabını kabul edenler ve etmeyenler olmak üzere iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Hâriciler, bir kısım Mutezile ve Şia bilgini istisna edilecek olursa kelamcıların büyük çoğunluğu kabir hayatında azabın vuku bulacağı konusunda hemfikirdirler.

İslam geleneğinde Eş’arî, Nesefi, Taftazânî, Gazalî, İbn Hazm, İbn KayyimHata! Yer işareti tanımlanmamış. el-Cevziyye, Suyuti, Kadı Abdulcebbâr gibi alimler kabir azabının varlığını kabul etmişler ve bu görüşlerine Kurân’dan ve Hadis’ten birçok deliller getirmişlerdir. En‘âm 6/93, Tevbe 9/101, Meryem 19/15, Tâhâ 20/124, Secde 32/21, Mü’min 40/11, 46, Câsiye 45/21, Tûr 52/45-47, Vâkı‘a 56/83-96, Nûh 71/25, Fecr 89/27-30, Tekâsür 108/1-8 ayetler, âlimlerin kabir azabına delil gösterdikleri başlıca ayetlerdir.[2]

Mehmet Okuyan’a göre hayat, dünya ve ahiret olmak üzere iki çeşit olduğu için azap da dünya ve ahirette olmak üzere iki çeşittir. Ölülere hiçbir şey işittirilmeyeceği ve onlardan hiçbir şey duyulamayacağı Kurân’da açıkça ortaya konulmuştur. Buna rağmen, geçmiş kültürlerin etkisinde oluştuğunu düşündüğümüz ve güvenilirlikleri son derece problemli olan rivayetleri esas alarak, ölmüş insanların kabirde cezalandırılmasına ya da ödüllendirilmesine inanmak Kurân’a uygun bir kabul değildir.[3]

Mehmet Okuyana göre kabir azabına delil sayılan bu âyetler, aslında böyle bir azabın delili olabilecek konumda değillerdir. Bunlardan en önemlileri Mü’min 46 ve Secde 21’dir. Mü’min 46’da “sabah-akşam ateşe sunulma” işleminden maksat, dünyada iken onlara yapılan nasihatler olabilir. Çünkü, dindarlar sabah-akşam onlara özendirme, yani teşvik; sakındırma, yani korkutma anlamında hatırlatmalarda bulunduklarında ve onları Allah’ın azabıyla korkuttuklarında da onlara ateş arz olunmuş oluyordu zaten. Buradaki ateşe sunulma, onların iktidarı kaybetme, kıtlık, felaket gibi dünyada uğratıldıkları çeşitli sıkıntılar anlamına gelmektedir.

Secde 21’deki “yakın azap” da insanlar gerçeğe geri dönsünler diye onlara sunulan çeşitli dünyevi sıkıntılardır. Müellif kabir azabına delil gösterilen diğer ayetleri de mukayeseli bir şekilde incelemiş ve gerek ayetlerin mefhumundan gerekse müfessirlerin bu ayetlerin kabir azabına delaletleri noktasındaki ihtilaflarından hareketle Müslümanların zihninde çok önemli bir yer işgal eden kabir azabının, önyargılı bir bakış açısıyla ve zorlama tevillerle ispatlanmaya çalışıldığını savunmuştur.

İslam alimleri Kurân’daki ayetlerin kabir azabına delaletlerindeki zannîlik dolayısıyla bu konuda en sağlam delilleri hadislerden getirmişlerdir. Mehmet Okuyan, tamamen gaybi alana delalet eden kabir azabı hakkında, hadislerden getirilen delilleri vermeden önce “Hz. Peygamber ve Gayb” adlı bir başlık açmış ve gaybı sadece Yüce Allah’ın bildiğini, Hz. Muhammed’in gaybı bilemeyeceğini, Hz. Muhammed’e bildirilen gaybın sadece vahiyle sınırlı olduğunu ve bu konuda Hz. Muhammed’e söz söyletmenin Hz. Muhammed’e yönelik aşırı yüceltmeci anlayışın ürünü olduğunu ifade etmiştir.[2]

Âlimlerin, kabir azabı hakkındaki rivayetlerin manen mütevatir oldukları iddiasına Kırbaşoğlu’nun "Hadis Metodolojisi" [4] adlı eserinden uzun bir alıntı yaparak cevap veren müellif, mütevatir kavramının içinin ne ile dolu olduğunun belli olmadığını, hadisleri kabul etmede tek kriterin Kurân’a arz olduğunu, hadisleri esas alıp Kurân’ı değil, Kurân’ı esas alıp hadisleri değerlendirmek gerektiğini vurgulamıştır. Bu noktada İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin rivayetlere yaklaşım tarzını [5] örnek veren müellif bu noktada referansının Ebû Hanife olduğunu belirtmiştir. Bunun ardından müellif kabir azabına delil getirilen hadisleri ele almış ve bu rivayetlerin çelişkilerle dolu olduğunu, Kurân’a uygun olmadığını ve dolayısıyla kabir azabına delil olamayacaklarını ileri sürmüştür.

Kabir azabını kabul eden âlimlerin ayet ve hadislerin yanında ileri sürdükleri diğer bir delil de kabir azabının varlığına dair nakledilen rüyalardır. Rüyalarında, ölen yakınlarının hallerini gören kişilerden nakledilen rivayetlerden birkaç örnek veren müellif böyle önemli bir konuda rüyaları delil olmak için yeterli görmemektedir.[2]

Kabirde azap ve mükâfatın söz konusu olmadığına dair kesin konuşan Okuyan, “ölen insan için saat durdurulmuştur; onun yeniden çalıştırılma zamanı ahirettir.” şeklindeki fikrine birçok ayeti delil gösterirken de aynı kesinlikle konuşmayı sürdürmekte; ama diğer yandan da ölülerin ruhlarının Allah katında bulunduğunu, ölüm sonrasının gaybî bir alan olduğunu, dolayısıyla Kurân’da kesin delil bulunmadıkça bu alanla ilgili bilgi vermeye kalkışmanın gabya taş atmaktan başka bir mana taşımadığını belirtmektedir.[6]

Mehmet Okuyan, bu çalışmasında, gaybi alana taalluk eden kabir azabı gibi ihtilaflı bir meseleye farklı bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Eserde kabir azabı hakkında gelenekte ortaya çıkan görüşler ve bu görüşlere Kurân’dan ve Hadis’ten getirilen deliller incelenmiş, Kurân açısından bakıldığında bu delillerin kabir azabının var olduğunu söylemek için yeterli olmadığı, azap ve mükafatın yeniden dirilme ile başlayan kıyamet gününden sonra olacağı ifade edilmiştir.[2]

İlgili Videolar

Kaynaklar

[1] Neml 27/65; Âl-i İmrân 3/179; Cin 72/26-27.
[2] Ahmet Yazıcı, Dinbilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Cilt 10, Sayı 1, 2010, ss. 295-298.
[3] Doç. Dr. Mehmet Okuyan, "Kur’ân-ı Kerîm’e Göre Kabir Azabı Var mı?", Sidre Yay., Samsun 2007, s. 444.
[4] Hayri Kırbaşoğlu, "Alternatif Hadis Metodolojisi", Ankara Okulu Yayınları, Ankara 2004, s. 103-104.
[5] Nu‘mân b. Sâbit, İmam-ı A‘zam Ebû Hanîfe, "el-‘Âlim ve’l-Müte‘allim", tercüme: Mustafa Öz, İstanbul, 2002, 24-25.
[6] Doç. Dr. Mehmet Okuyan, a.g.e., s. 468.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: abbas, 31.03.2016, 11:27 (UTC):
siz melek gibi yaşayan insanla,küçük çocoklara tecavüz eden ve canice katleden insan müsvettesi canilerin kıyamete kadar sürecek çok uzun kabir hayatında aynı şartlarda olduğunu söylüyorsunuz.bu ne büyük zulümdür,vebaldir.

Yorumu gönderen: Yumak Hoca , 08.03.2016, 16:43 (UTC):
Kafirlerin ve inkarcıların kıyamete kadar yararlandırılacağı belirtilmiştir. Ve Allah ın hesabı çok hızlı göreceği de. Uydurma hadisler ile belirtilen kabir azabı oldukça zorlu ve uzun olarak nitelendirilmesi Allah ın hesabı çok hızlı göreceği bilgisine de tersdir. Kabir azabını savunan kişiler eski uydurma dinlerin öğretilerine sarılmayı bırakmaları gerekmektedir.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36874657 ziyaretçi (103057277 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.