Kabir Azabı ve Kabir Hayatı Var Mı?
 
kabir hayatı

Kabir Azabı ve Kabir Hayatı Var Mı?

Abdurrahman Yördem

Kabir azabı, daha doğrusu kabir hayatı var mı sorusu genelde tartışılmış; ancak ehl-i sünnet alimlerinin büyük çoğunluğu, kabir azabının gerçek olduğunda birleşmişlerdir.

Resullulah (s.a.v) döneminden iki yüz yıl sonra derlenen hadisler biraz da zorlanarak delil olarak gösterilmiş, ayrıca " Ateş; sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet saatinin kopacağı gün: 'Firavun çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun' (denecek)." (Mü'min 46) ayeti, yine kabir azabına delil olarak gösterilmiştir.

Ehl-i sünnet alimlerin o günlerdeki bu düşünceleri kabul edilebilirdi. Fakat daha sonraki alimlerin bu konuyu çok düşünmeden kabul etmeleri, bu konuda bilimsel çalışma yapmadıkları ortadadır.

Öncelikle, 1250 yıl öncesindeki insanların zaman ve mekana bakışlarını iyi bilmemiz gerekir. Ölen insana yaklaşım; ölen kişinin cesedi mezara kondu, ruh ayrıldı, o da berzah alemine geçti.

"Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: «Rabbim! der, beni geri gönder; ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.» Hayır! Bu onun ağzından çıkan (boş) bir laftan ibarettir. Onların gerisinde ise, yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır." (Mü'minun 99-100)

O günkü alim, şunu düşünür: Kıyamete kadar zaman var. Bu ruh, o zamana kadar ne yapacak? Peki mekan olarak nerede olacak? Bu sorulara cevap arar. Sonunda bunu bulur. Ölen kişi iyi ise mezarda cennetten bir kapı açılır ve iyi şeyler yaşar. Kötü kişi ise ruhu azap görecektir. Bunu da çeşitlendirir. Mezardaki yılanlardan, böceklerden başlayarak, kabirin sıkmasına, cehennem ateşinde yanmasına kadar türlü azap çeşitleri ile kıyamete kadar ölen kişiyi azaplandırır. Bir de ölü mezara konduğunda sual melekleri gelecek, sorular soracaktır. bununla senaryo tamamlanır.

Birileri gelip bazı sorular sorarsa; mesela ölen kişiyi vahşi hayvan yedi, suda boğuldu, balık yedi, cesedi tamamen yandı. 300 yıl önceki atanızın mezarını biliyormusunuz? Günümüze geldiğimizde, bilim, artık zaman ve mekan hakkında başka şeyler söylüyor. İzafiyetten bahsediyor. Hızın zaman ve mekan üzerindeki tkilerinden bahsediyor. Aslında zamanın yaşayan insanın algısı olarak tarif ediliyor. Peki bu bilgiler, Rabbimiz tarafından bize bildirilmiyor mu?

Kuran-ı Kerim'de Rabbimiz, bir çok ayette; zamanın izafiyetini, hıza göre değişkenlik konusundaki bilgileri bize bildiriyor:

"Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah'tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O'na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" (Yunus 3)

"Gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamdolsun. O, yaratmada dilediği arttırmayı yapar. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir." (Fatır 1)

"Resulüm! Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vadinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir." (Hac 47)

"Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra (bütün bu işler) sizin saya geldiklerinize göre bin yıl tutan bir günde O'nun nezdine çıkar." (Secde 5)

"Melekler ve Ruh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar." (Mearic 4)

"Süleyman için de sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay olan rüzgârı görevlendirdik. Onun için erimiş katran/bakır kaynağını sel gibi akıttık. Cinlerden öylesi vardı ki, Rabbinin izniyle onun önünde iş yapardı. Onlardan hangisi buyruğumuzdan yan çizse, alevli ateş azabını kendisine tattırdık." (Sebe 12)

O zaman günümüz bilim insanı, zaman ve mekana mahkum olmadığından konuya daha özgür bakabilmeli diye düşünüyorum. Ayrıca bu konuda Rabbimiz, Kuran-ı Kerim'de bize işaretler veriyor mu? Şimdi onu inceliyelim:

1- Rabbimiz ölümü uykuya benzetir.

Zümer suresi 42. ayette Rabbimiz; "Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı(n ruhunu) tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır." demektedir.

"Geceleyin sizi öldüren (öldürür gibi uyutan), gündüzün de ne işlediğinizi bilen; sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra dönüşünüz yine O'nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir." (Enam 60.)

Derin bir uykuya dalmış kişi, 8-10 saat geçtiği halde dünyda olan bitenden hiçbir haberi yoktur. Birçok insan ölmüştür. Birçok insan doğmuştur. Birçok olay olmuştur. Ama uyku (ayette bildirilen bir nevi ölüm), bunu engellemiştir. Ölüm de işte böyledir. Can (ruh, bilinç) bedenden ayrıldığından insan hiçbir şeyi kavrayamaz. Can (ruh, bilinç), kıyamet ve ahiret günü yeni bedene kavuştuğunda kendine gelir. İlk hatırladığı da dünyadaki ölüm anıdır. Oysa asırlar geçmiş, dünya ve evren yok olarak değişim göstermiş ve yeni evren (ahiret evreni, cennet, cehennem) yaratılmıştır.

2-Pek çok ayette; özellikle günahkarların diriliş esnasındaki şaşkınlıkları bize bildirir:

 "O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz." (Taha 102)

"Aralarında birbirlerine (dünyada) sadece on (gün) kaldınız diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, siz sadece bir gün kaldınız diyecek." (Taha 103-104)

"(Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): 'Cennete gir!' denildi. O da, 'Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!' dedi." (Yasin 26-27)

Kuran-ı Kerim'de; Taha 102-104 ayetlerde kıyamet ve yeniden yaratılıştan sonra günahkarların konuşmalarını Rabbimiz bu ayetlerle bildiriyor. İlk konuştukları konu, dünyada kaldıkları (dünya parantez içinde verildiğinden kabir de olabilir) zaman oluyor. Halbuki kabir hayatı olsaydı, konuşacakları ilk konu kabirde yaşadıkları azap olmaz mıydı? Aynı durum, Yasin 26-27. ayetlerde de açık. Şehit edilen kişi, hesapsız cennete giriyor. Hala aklı dünyada, kavminin dünyada olduklarını düşünüyor. Halbuki kıyamet kopmuş, diriliş olmuş, hesap oluyor.

Yine Yasin suresi 52. ayette; inanmayanların, ölümü uyku zannetmeleri, daha sonra yeniden dirildiklerini farkederek inanmadıkları, ahiret hayatının gerçek olduğunu gördüklerindeki şaşkınlıkları bize bildirilir:

"Demişlerdir ki: 'Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahmanın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş'." (yasin 52)

Özellikle dirilişle ilgili ayetlerin meal ve tefsirlerde inatla parantez içinde "dünyada" olarak belirtilmesi çok anlamsız kalıyor. Çünkü Rum suresi 55 ve 56. ayetler, günahkarların kaç gün kaldıklarının mezar hayatı ile ilgili olduğu kesin olarak bildirilir. 56. ayetteki günahkarlara yapılan ikaz da açıkça belirtildiği gibi yeniden diriliş gününe kadar olan zamanı tartıştıkları bize bildiriliyor:

"Kıyamet koptuğu gün, günahkârlar, (dünyada) ancak pek kısa bir süre kaldıklarına yemin ederler. İşte onlar, (dünyada da haktan) böyle döndürülüyorlardı. Kendilerine ilim ve iman verilenler şöyle derler: Andolsun ki siz, Allah'ın yazısında (hükmedildiği gibi) yeniden dirilme gününe kadar kaldınız. İşte bugün yeniden dirilme günüdür; fakat siz onu tanımıyordunuz." (Rum 55-56)

Uykuda veya ölüm esnasında zaman, sadece hayatta ve uyanık kalanlarla ilgili bir objedir. Derin uykuda bulunan veya komada kalan bir kişinin uyandığında geçen zaman hakkında hiç bir bilgisi olmadığı, yaşadığımız gerçeklerdendir. Ancak saate baktığımızda veya günlerce uyku uyuduğumuzda ve takvime baktığımızda, kaç gün uyuduğumuzu farkederiz.

Kuran-ı Kerim'de Kehf suresinde bildirilen Ashab-ı Kehf'in 300/309 yıl uykuda kaldıklarını, ancak kendilerince sanki birkaç gün uyuduklarını zanettikleri bize bildirilir.

3- Kıyamet ile ilgili birçok ayette, kıyamet günü ile ahiret günü aynı gün gibi bize bildirilir.

"Biz, her insanın kuşunu (işlediklerini, yaptıklarını) kendi boynuna doladık, kıyamet gününde onun için açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız." (İsra 13)

"İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız." (Kehf 105)

Kuran-ı Kerim'de bu ayetler gibi; ahirette dirilşten sonra başlayacak hesabın "kıyamet günü" olarak bize bildirildiği birçok ayet bulunmaktadır. Oysa dünyanın sonu ve insanların ölümü ile birlikte evren de ölmüştür. Yeni fizik yasaları ile yeni evren (ahiret evreni) yaratılmıştır. Yeniden diriliş olmuştur. Bu süreler içinde insan yaşamadığından (ancak ölmüştür, mezardadır!) zamanın bir anlamı yoktur. Ölçeği de yoktur. Bu nedenle Rabbimiz, ayetlerde kıyamet günü ile ahiret gününü aynı zaman olarak bize bildirmiştir. Buradan anlaşılan, insanın yaşadığı sürece zamana ve mekana bağlı kaldığı ve ölümü ile bunların anlamsız olduğunu bize bildirilmektedir.

4- Sual meleklerine gelince; ayetlerde öldükten sonra meleklerin sorguları ile ilgili ayetlere rastlanmamaktadır. Ancak; insanların ölüm anlarında karşılaşacakları melekler ile bazı diyalogları ayetlerle bize bildirilmektedir:

"Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: «Ne işde idiniz!» dediler. Bunlar: «Biz yeryüzünde çaresizdik» diye cevap verdiler. Melekler de: «Allah'ın yeri geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya!» dediler. İşte onların barınağı cehennemdir; orası ne kötü bir gidiş yeridir." (Nisa 97)

 "Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hiçbir şey vahyedilmemişken «Bana da vahyolundu» diyenden ve «Ben de Allah'ın indirdiği âyetlerin benzerini indireceğim» diyenden daha zalim kim vardır! O zalimler, ölümün (boğucu) dalgaları içinde, melekler de pençelerini uzatmış, onlara: «Haydi canlarınızı kurtarın! Allah'a karşı gerçek olmayanı söylemenizden ve O'nun âyetlerine karşı kibirlilik taslamış olmanızdan ötürü, bugün alçaklık azabı ile cezalandırılacaksınız!» derken onların halini bir görsen!" (En'am 93)

"Allah'a iftira eden ya da O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Onların kitaptaki nasipleri kendilerine erişecektir. Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarını alırken «Allah'ı bırakıp da tapmakta olduğunuz tanrılar nerede?» derler. (Onlar da) «Bizden sıvışıp gittiler» derler. Ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler." (Araf 37)

Yukarıda bu ayetlerden bir kısım örnek verilmiştir. Bu ara konumuz içinde olmasa da yazmadan duramayacağım... Ölüm meleğini "Azrail" biliriz. Oysa Kuran-ı Kerim'de bu isme rastlamayız. Kuran-ı Kerim'de "ölüm melekleri", "ölüm elçileri" bize bildirilmektedir.

Sonuç

Kabir hayatı var mı? Buna ayetler ışığında cevap vermeye çalıştım. Mü'min suresi 46. ayette Firavun'un ve ailesinin sabah akşam ateşe sunulması, kabir azabına delil gösterilir. Kuran-ı Kerim'de nasıl ki şehitlerin ölümü konusu özel bir durum ise, Firavun ve ailesinin durumu da özel olabilir. Bu ayet, bize tüm insanlığın durumunu anlatmayabilir.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Burcu, 14.08.2017, 19:23 (UTC):
Harıka dın konusunda mükemmel allah razı olsun bızı aydınlattığınız için



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 44746767 ziyaretçi (116344618 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.