Kader ve Adalet
 

Kader ve Adalet

Ateizm'e Cevaplar

Genelde yapılan tartışmalarda göreceli olarak bir çok açmazın/paradoks dönüp dolaşıp kader konusu üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. İnsanoğlunun kader paradoksunu kendi kapasitesi dahilinde net bir şekilde çözemeyeceğini düşünüyorum. Bu konuyu teist ve ateist mantığı üzerinden kendimce analiz etmeye çalışacağım. Tabi fikirlerim sizin kafanızdaki fikirlerinize veya var ise önkabullerinize göre doğru ya da yanlış olarak değerlendirilebilir. Ancak bana göre hayatta bazı durumlar hem doğru hem yanlıştır. Kesin olarak doğru ya da yanlış diyemeyiz. Bu kabuller bize göredir yani. Kader konusu da bunlardan biridir.

Öncelikle bir teist açısından her şeyin, tüm mevcudatın Yaratıcısı vardır. Yaratıcı gerçek manada mükemmeldir, kusursuzdur, hiçbir eksiklik atfedilemez, her şeye gücü yetendir, bilgisi haricinde olan Olmayandır, bilginin kaynağı kendisidir çünkü. Dolayısı ile evrenin herhangi bir yerinde en ufak bir değişiklikten haberi olmalıdır zira o değişikliğin faili bizzat kendisidir. Günümüzde insanoğlunca bilinen 4 ana kuvvetin faili teist düşünceye göre onu Yaratan'dır. Evrendeki tüm hareket bu 4 ana kuvvet sayesinde gerçekleşir. Bu kuvvetlerin meydana getireceği her işin sonucu kuvvetleri Yaratanca bilinmelidir ki kuvvetler var olmadan önceki var ediliş amaçlarına ulaşabilsinler. Eğer sonuç Yaratıcı tarafından bilinemez ise kuvvetler üzerindeki değişiklik tüm mevcudatın yokluğuna sebep olabilir. Bu da yaradılış gayesinin gerçekleşmemesi demektir ki bunun bizlerce en genel tanımı eksikliktir, hatadır. Fakat Yaratıcı eksikliklerden uzaktır. Öyle ise Yaratıcı'nın Yaratıcı olabilmesi için, zaten bizzat kendisi olan sebebin sonucunu önceden bilmesi gereklidir. Bu da zaman ve mekana dahil olmadığını gösterir.

Yaratıcı, zamanı ve zamanın hafızası olan maddeyi yaratmış, maddenin sonunu yine zamanla ölçülendirmiştir. Yukarıda bahsettiğimiz 4 ana kuvvetin zamana ve maddeye koyduğu bir ölçü ile yok olacağını bildirmiştir. Eğer biz şu an var isek, başlangıçtan bu yana var ediliş gayemiz işliyor demektir. Tabi burada önce her şeyin bir başlangıcı olduğunu kabul etmemiz gerekir ki başlangıç ile son arasında bir amaç olabilsin. Yani şöyle sorabiliriz;eğer öleceksek neden doğuyoruz, eğer bir son var ise neden bir başlangıç yapıldı? Yani başlangıcı kabul edersek sonu, sonu kabul edersek de bir amaç olduğunu kabul etmemiz gerekir. Eğer tüm varlığın varlığı amaçsız ise bir başlangıç ve sonun olmaması gerekir. Yaratan başlangıçsız ve sonsuz ise amacın kendisidir.

Yaratıcı'nın sıfatlarını kelimelerle tanıtmaya kalktığınızda, ister tanıtanın ister kelimelerin yetersizliğinden varsayın, bu sıfatlar tam manası ile anlatılamaz. Yukarıda söylediğim "eksiksizlik" kelimesi üzerinden bunu dile getirmeye çalışayım. Yaratıcı da "eksik" olmaması O'nun "eksiğe" sahip olmadığını gösterir. Oysa biz insanlar Yaradan a göre eksiğiz, hatalıyız.. Fakat Yaratıcı eksiksiz ve hatasızdır. Dolayısı ile bizde bulunan Onda bulunmamaktadır, bu durumdan yola çıkarak Yaratan bize göre eksiktir diyebiliriz. Ama ilk başta anlattıklarıma binaen eğer biz bunu diyebiliyorsak, var isek yani Yaratıcı eksiksiz ki varız. Bazen bu gibi durumlardan hareketle "Tanrı kaldıramayacağı kadar yük yaratabilir mi", "Tanrı kendini yok edebilir mi" , "Tanrı başka bir Tanrı yaratabilir mi?" cinsinden Yaratıcı ya eksiklik atfedilmeye yönelik sorular sorulabilir. Fakat bunlar hepsi yukarıda olduğu gibi bize göredir. Tıpkı adalet kavramında olduğu gibi..

Kader konusu direk adalet kavramı ile ilgili olduğundan Yaratan da bulunan adalet ile biz insanlarda bulunan adalet kavramını karşılaştırmak herhalde asıl konunun yani kaderin anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Yukarıda anlattığım üzere Yaratacı'nın Yaratıcı olabilmesi için yaptığının sonucunu bilmesi gerekir. Bütün fiillerin çıkış noktası O dur çünkü. O halde konu çemberini biraz daha daraltıp merkeze yaklaşarak, "suçu tarif edip, bana suç işleten ve cezalandıran da O'dur" dolayısı ile adil değildir diyebilir miyiz acaba? Oysa Yaratıcı ben adilim der.

Şimdi, Yaratıcı'nın bize verdiği adalet olgusuyla Yaratıcı'yı suçladığımızı görmemiz gerekir. Her şeyin kaynağı Yaratıcı ise bizde ki adalet olgusunun kaynağı da O dur. Aslında O nu suçladığımız aklın ve adalet duygumuzun bizde olması Yaratıcı'nın adalet anlayışının bir işaretidir. Aynı mantık ile yaşadığımız dünyada bu ölçü ile bir adalet sorgulaması gerçekleştirelim. Örneğin Hiroşima ya atılan atom bombası ile ölen insanların katilini/katillerini bulalım ve cezalandıralım. Tüm suçlu Einstein midir? Yani bombalama emrini verenin, o bombayı taşıyan uçağın, pilotun, o uçağa yakıt koyanın, o uçağın kalktığı alan personelinin.... hiç suçu yok mudur? Veya başka bir örnek ile devam edelim; bıçak ile işlenen bir cinayetin suçunu, o bıçağı üreten fabrikanın sahibine yüklemek adil midir? Bu noktada ne Einstein ne de fabrika sahibi fiziki ve teori anlamında ürettiğinin sonuçlarını bilmiyorlardı diyebilir miyiz? Elbette iyi ve kötü sonuçların olabileceğini biliyorlardı.

Aynı örneklerden sorgulama yaptığımız adalet mantığımızı geriye doğru devam ettirelim. Örneğin fabrika sahibini suçluyor isek ister yaratılış ister başka bir inanışa/teoriye göre fabrikatörün suçu ilk canlıya da aittir. Ve daha geriye gidelim, ilk canlının yaratılmasını/oluşmasını sağlayan sebepler ne ise suç onlara da aittir. Bu bağlamda eğer bütün bunlar olmasa idi suçta olmayacaktı demek yanlış değildir. Fakat bütün bunlar olmasa idi bunu sorgulayan bizde olmayacaktık.

Bu noktaya kadar teist bakış açısı ile kader ve adalet kavramlarını analiz etmeye çalıştım. Ateist bakış açısı ile eğer bu kavramları inceleyecek olursak buraya kadar söylediklerimizin tam tersi olması gerekir ki suç ve cezanın, iyilik ve kötülüğün olmaması hasılı bizim olmamamız lazım gelir. Gerçi ateizm düşüncesi var oluşu açıklamaz, fakat ateizm düşüncesine sahip her bir birey bu düşünceye sahip iseler var oluş ile ilgili düşünceleri mutlaka olmak zorundadır. Yani teist düşünce yaradılışı kabul eder, ateist düşünce yaradılışı kabul etmez, fakat biz var isek yaradılışı reddeden her akıllı bireyin bunun yerine mutlaka bir fikri olmalıdır. Eğer bütün bu varlığın sebebi bir nedensellik içermiyorsa, sebepsiz ise ne kader ne adalet ne de iyilik ve kötülük sorgulanamaz. Çünkü nasıl ki varlığın bir sebebi yok ise bütün bunları sorgulamanın da bir nedeni olamaz. Ama ister teist ister ateist düşüncede olan akıllı bir birey varlığı sorguluyorsa bunun bir sebebi olduğunu kabul ediyor demektir.

Bu anlamda ateist düşüncenin varlığa dair sabit bir fikri olamaz demek, bu düşünceyi oluşturan bireylerin fikirlerini yok saymaktır. Oysa ateizm fikri aynı bireylerin fikirlerinden oluşur. Burada aslında fikri açıdan bir tutarsızlık söz konusudur; varlığa dair yaratılışın red tarafında bir fikir birliği mantıki olarak var ise, bu reddiyeden sonra red edilenin yerine konulabilecek bir fikrin olmaması aslında şu demektir; Evet yaratılış kesin olarak yoktur, ama biz(teist/ateist) varlığımızın nasıllığını açıklayamıyoruz, öyle ise ateist için Yaratan yoktur.. Bu noktada birey Yaradılış yoktur derken yokluğun ispatını bilinmezlik ile yapar. Aslında her ateist bir anlamda agnostiktir ve bu aşamayı kendi içinde geçemez. Ben bu durumu böyle gördüğümden bundan sonra ateist değil nonteist diye vasıflandırmayı uygun görüyorum. Her teistte bir anlamda agnostiktir ama bir aşama ileri geçerek teist olur.. Zaten gayba inanmak teistliğin bir gereğidir. Bu noktayı fazla uzatmamak gerekir ki tartışılabilir bir konudur. Ancak açık olarak söyleyeceklerimi söylemek için bu açıklamayı yapmak durumdayım..

Bir nonteist, teistin var olduğunu kabul ettiği adaletli bir Yaratıcı'nın adaletini, kendinde bulunan adalet kavramı ile sorguluyor ise, bu kavramın nereden geldiğini ve ne olduğunu ispatlamak zorundadır. Eğer bu anlamda adalet yok diyor ise yok olduğunu varsaydığı Yaratıcı'nın yok kabul ettiği adaletine, adaletsiz demekle adalet kavramının varlığını kabul etmiş demektir ki kendi tanımladığı adalet anlayışı ile Yaratan ı adaletsizlikle suçladığını kabul eder. Daha açık bir ifade ile biz görüyoruz, teist düşüncesindeki Yaratan da görüyor, öyle ise benzeşiyoruz, teist düşüncenin ifade ettiği gibi Yaratan benzersiz değildir dediği anda kendindeki görme fonksiyonunu, görebildiği her şeyin neden ve nasıllığını ve yok kabul ettiği Yaratan'ın nasıl gördüğünü açıklamak zorundadır. Fakat bu mümkün olmadığından, bana göre hiçbir zamanda mümkün olmayacaktır, genellikle bütün var oluş bir nedensizlik nedeni ile açıklanır. Fakat makul bir açıklama değildir. Zira gözlemlediğiniz her şey sebep-sonuç ilişkisi içinde varlar.

Bütün söylediklerimizi özetlersek, Yaratıcı'nın bize verdiği adalet duygusu ile kaderi sorgulayabiliyor olmamız, aslında Yaratan'ın nasıl bir adalete sahip olduğunun göstergesidir.. Kaderi sorgulayan bir teist, Yaratıcı'nın alim-i mutlak, kadir-i mutlak olduğunu bilir. Farazi olarak cehenneme atılmak üzere olan teist bir birey olarak Yaratıcı ya beni böyle yapan sensin, şimdi neden beni cehenneme atıyorsun? diye soralım. Yaratıcı size, sizi neden cehenneme attığını gösterecektir, eğer siz haklı iseniz zaten Yaratıcı adil değildir. Ama size ona itiraz edebileceğiniz aklı ve adalet duygusunu vermiştir ki size adaletini gösterebilsin. Mesela eğer Yaratan görmüyor olsa idi bizde görmüyor olacaktık. Bir teist gerçek manada teslim olmalıdır, zira kendisini Yaratan'ın gücü her şeye yeter. Sizin itirazınız sonucu sizi yok etse, kadir-i mutlak sıfatı ile, ne adalet ne de varlığınız söz konusu olmayacak. Son olarak şöyle bir diyalogu hayali olarak kurmak daha faydalı olacaktır;

Birey: Beni neden cezalandırıyorsun?
Tanrı: Ben sana iyi ve kötüyü gösterdim, kötüyü seçersen ceza, iyiyi seçersen mükafat var dedim. Sen kötüyü seçtiğin için cezalandırılıyorsun.
Birey: İyi ama beni dünyada iken cezalandırsaydın bir daha kötülük yapmaz burada cezaya maruz kalmazdım.
Tanrı: Peki senin için tekrar ol diyor ve dünyayı var edip hafızanı sildikten sonra oraya yolluyorum, seçimini yap.
[Bu diyalog Yaratan a göre 2. bireye göre 1. diyalogdur]
Birey: Beni neden cezalandırıyorsun?
Tanrı: Ben sana iyi ve kötüyü gösterdim, kötüyü seçersen ceza, iyiyi seçersen mükafat var dedim. Sen kötüyü seçtiğin için cezalandırılıyorsun.
Birey: İyi ama beni dünyada iken cezalandırsaydın bir daha kötülük yapmaz burada cezaya maruz kalmazdım. [Bu noktada birey suçu kabul etmiştir. ]
Tanrı: Peki sana daha evvel yaptığımız 1. konuşmayı hatırlatacağım, bak ve kendi hatanı kendin gör.
Birey: Aramızda binlerce diyalog geçse de ben suç işleyeceğim, beni böyle yaratan Sensin çünkü, adaletin yok.
Tanrı: Seni öyle yarattığımı nereden biliyorsun?
Birey: Sen söyledin.
Tanrı: O zaman neden 1. diyalogumuzun birinci sorusunu Bana soruyorsun?
Birey: O soruyu sormamı isteyen de sensin.
Tanrı: Her şeyin Benim istediğim gibi olduğunu anlıyor ve biliyorsun değil mi?
Birey: Evet her şey Senin istediğin gibi olur, bunu biliyor ve anlıyorum.
Tanrı: Ben, Ben istediğim için adilim veya değilim. Beni, Benden başka hiç bir şey tam olarak bilemez. Ben adil miyim?
Birey: Evet, Sen adilsin.. Ama bana Senin adaletini sorgulama yetisini neden verdin?
Tanrı: İsteyerek ya da istemeyerek Bana döndürüleceksiniz.. Bunu anlayıp Teslim olun diye verdim..

Bu diyalog uzatılabilir tabi. Fakat siz kaderi her sorguladığınızda Yaratıcı'nın size bugünkü tabir ile reset atamayacağını düşünmek aslında O'nun her şeye gücü yettiğine inanmamaktır. Her şeye gücü yettiğini bile bile teslimiyeti değil savaşı seçerseniz bu seçim yapabilme hakkınızın olduğunu gösterir. Fakat bu seçimi O'nun yaptırdığını bile bile teslim olmamak niye?





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ayhan, 02.10.2015, 09:52 (UTC):
çok güzel bir anlatım olmuş benim açımdan allah razı olsun

Yorumu gönderen: kunta kinte, 25.11.2010, 02:12 (UTC):
eyyub peygamberin ne günahı varmış ki başına bir çok musibet gelmiş.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36818586 ziyaretçi (102960652 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.