Kaf Dağı ve Anka Motifi
 

kaf dağı

Kaf Dağı ve Anka Motifi

Hazırlayan: Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton)

Kafdağı

«Derd-i dâğ-ı aşk kim itmez tahammül Kâf ana. Hoş döyer bu nâ-tüvan gönlüm benim insâf ana» (Aşk yarasının ıstırabına Kaf Dağı bile tahammül edemezken benim bu zayıf ve çelimsiz gönlüm yine iyi dayanmaktadır. Biraz insaf ona.) (Gedizli Hasbî) [1]

Kaf Dağı, varlığına inanılan efsanevî bir dağdır. Dünyanın etrafını çevrelediğine ve aşılmasının imkânsızlığına inanılan dağlar zinciridir.[2] Cinnistan, Kuhistan, Cabülsa (Cabülka), Şahmaran ülkesi, Kuh-ı Şu'a, Bi'rü'l-cin, Cebelü'l-Kamer gibi hayâlî mekanlardan birisidir.[3]

Kafdağı, dünyayı kaplayan büyük dağ olup Ankâ Kuşu'nun mekânı (yaşadığı yer) olarak tasavvur edilir. Kâf, eski inanışlarda güyâ İran'daki Elburz Dağı imiş. Doğu inanışlarındadır.[4] Eşher-i Akvâl üzere yeşil bir zümrütten yâhut da zebercettendir.[5] Ejderha melekler tarafından bu dağların arkasına atılırmış.[2]

Mitolojik dağlardan olan Kaf Dağı'nın dünyayı çevrelediğine, öteki dağların Kaf Dağı'nın dalları ve damarları olduğuna, Kaf Dağı'nın yeryüzündeki bütün dağların anası olduğuna inanılırdı.[6][7]

Kur'ân'da Kafdağı ile ilgili herhangi bilgi olmadığı gibi, sahih hadislerde de yoktur. Bu rivâyetlerin muharref İncil ve Tevrat'a dayan hurafe ve İsrailiyyat olduğu, eski âlimlerin hiçbir tenıkide tabi tutmadan bunları eserlerine aldıkları bildirilmektedir.[8]

Kaf Dağı, bâtında insanın vücudu demektir. Kaf dağını aşmak; salikin ef'alinin, sıfatının ve zatının Hakk'ın olduğunu, bir insanı kâmil ile zevk etmesidir.[9] Anka'nın, Simurg'un, Kaf Dağı'nın vücudu olmadığı halde, tevhit ehli bunların ne olduğunu bilir. Örneğin: Kaf Dağı, insandır. "İnsan her şeydir" demek kolaydır, ama mertebelerini bilmek zordur. Kurân, bellidir, yazılmıştır, hatta pek çok dile de tercüme edilmiştir. Ama önemli olan, onun âyetlerinin hakkını verebilmektir. İşte namaz konusu... Tevhit ehli her an namazdadır, ama avamın bunu anlamasını beklemek hayal olduğu için, onlara salât-ı mefruze (beş vakit namaz) farz olmuştur ki, bunun vasıtasıyla intizama girsinler.[10]

Kafdağı'nı, "dünya etrafındaki okyanusu kaplayan hava küresi (küre-i nesîmî) dir" diye tevil edenler de vardır.

Kafdağı, edebiyatta, özellikle masallarda, uzaklığı ve olağanüstü büyüklüğü simgelemek için kullanılan; arkasında acayip yaratıkların, devlerin bulunduğu düşünülen sembol dağdır.[8]

Kaf Dağı, masalda uzağı ifade eden bir semboldür. Uzak ve yorucu yola giden masal kahramanı genellikle “Kaf Dağını” aşmak zorundadır. [11][12]

Bazı Türk halklarındaki efsaneye göre Alp Karakuş (Mitolojik Simurg kuşunun Türklerdeki adı), Kaf Dağı'nın arkasındaki geniş ve karanlık alandaki dünya ağacının üzerinde yaşarmış. Bu ağaç, geçit vermeyen dağlardan, kimsenin gidemediği tehlikeli yollardan kırk gün gitmek suretiyle bulunabilecek bir yerdeymiş. Yani mitolojiye göre Kaf Dağı'nın arkasındaki karanlık mekândaymış.[13]

Halk arasında anlatılan başka bir söylenceye göre, Hz. Ali, devleri Kaf Dağı'nın ardına bağlamıştır. Devler, her sabah uyandığında sorarlar; “Ali Yaşıyor mu?” “Yaşıyor” karşılığını alınca dururlar.[14]

Dede Korkut hikâyelerinde Sarı Saltuk, İblis'e karşı, cinlere karşı korkusuzca savaşmış, Basat'ın Tepegöz'ü öldürdüğü gibi o da Yiyir Alagöz'ü alt etmiş, Kaf Dağında gözleri tepelerinde olan bir kavmi kırmıştır.[15][3]

Battal Gazi Destanı'nda; Battal Gazi, destan boyunca kılıktan kılığa girerek bir insanın yapamayacağı işleri başarır. Masal dünyasını andıran Kaf Dağı bölgesine gittiği zaman Kaf Dağı ve çevresinde yaşayan tüm halkları kendisine bağlar. Oğulları Ali ile Nezir devler tarafından tutsak alındığında onları kurtarmak için büyük bir mücadele verir. Bunun için de yetmiş iki kralın derisini yüzer ve her halka kendi krallarının kılığında görünür.[16][17]

Bınbir Gece Masalları'nda.Şehzade Elmas, Kaf Dağı'nın ortasındaki Vâkâk şehrine gidebilmek için El-Sımurg'un üzerinde yedi okyanusu aşar.[18]

Ferideddin-i Attar'ın "Mantık El-Tayr" adlı kitabında, padişahlarını (Tanrı'yı) arayan otuz kuşun zahmetli bir yolculuk sonunda Kaf Dağı'nın yedinci tepesinin (yedi gezegenin yörüngeleri) ardında Simurg'da (farsça otuz kuş) kendilerini bulması vahdet-i vücud anlayışını aktaran en güzel hikâyelerden biridir.[19]

13. Yüzyıl mutasavvıflarından Ferüddin Attar, "Kuşların Dili" adlı alegorik eserinde mistik bir öykü anlatır: Dünyadaki bütün kuşlar bir araya toplanarak kendilerine bir kral seçmek isterler. Hepsinin ortak arzusu, "Simurg" diye adlandırılan efsanevi kuşu kendilerine kral seçmektir. Bu amaçla, hep birlikte, Tanrı'nın sembolü olan Simurg'un yaşadığı Kaf Dağı'nın ardına ulaşmak için yola çıkarlar. Yolları, uzun ve yıpratıcıdır. Daha yolun başında yarısı ölür. Kalanlar, yedi vadiden geçerek Kaf Dağı'nın ardına ulaşırlar. Sayıları, otuza inmiştir. Tüyleri yolunmuş, kalpleri kırılmış, ruhları ve vücutları yanmıştır. Son geçitte onlara, "Eğer kendinizi ateşe atamıyorsanız, hayatınızı olmayacak şeyler için harcamayın" denildiğinde, "Pervane kendisini ateşten nasıl kurtarabilir ? Madem ki o ışığa özlem duymaktadır." diye yanıt verirler. Ve bu yanıttan, daha doğrusu benlikten vazgeçişten sonra, Simurg'un yüzüne bakmaya hak kazanırlar. Simurg, karşılarındadır ve onlardan başka bir şey değildir. Bir başka deyişle, onlar ve Simurg tek bir varlıktır.[20]

"Dağların .Anası" olan Kaf Dağı, yeşil zümrüttendir ve Phoenix (Grek), Simürg (İran) Zümrüd-i anka (Arap) adlarıyla anılan efsanevi kuşun yurdudur. Kaf Dağı'nın
ardında ise, dünyayı kana ve ateşe boğacak olan, Yecüc ve Mecüc'ler yaşamaktaydılar. "Iskender-i Zülkameyn", onları durdurmak için "Şeddi-i lskender"i inşa eder,. Bu olay, Kur'an-ı Kerim'in Kehf suresinde şöyle yer alır:

"Bana demir parçalan getirin, İki dağ yanının arası dolunca, o dedi ki: 'Üfleyin', onlar' onu bir ateş haline koyunca dedi ki: 'Bana erişmiş bakır getirin, onun üstüne dökeyim! Böylece onların onu aşmağa güçleri yetmedi ve onu delemediler. " (Kehf, 96-97) [21]

Kafdağı, gerek halk arasında, gerekse bazı eski kaynaklarda olağanüstü özelliklere sahip bir dağın adı olarak bahsedilir. Çin, Hint, Japon ve Mezopotamya geleneklerinde de bulunan bu dağ motifi, dünyanın çevresini kuşak gibi sardığı kabul edilmiştir. Eski bilginlerin görüşlerine göre, dünyanın çevresi gemilerin geçemediği, kıyıları görülemeyen karanlık bir su kütlesi olan Bahr-i Muhit ya da Ukinanus (Okyanus) ile kaplıdır. Buna göre bu su kütlesinden sonra da her şeyi bir kuşak gibi çevreleyen Kaf Dağı gelir. Eski Arap yazarlarının verdikleri bilgilere göre, Kaf Dağı yeşil zümrüttendir ve gökyüzünün rengi onun yansımasından gelir. Bir başka kaynakta da Kaf Dağının zümrütten bir kayaya dayandığı, “el-Veted” denen bu kayanın, Allah tarafından kendi kendine duramayan dünyaya bir destek olmak üzere yaratıldığı belirtilir. İnsanların aşmasına imkân olmayan Kaf Dağına dünyanın sonu gözüyle bakılır. Bu dağ, görünen ve görünmeyen dünyalar arasındaki sınırdır.[22]

İsmail Hakkı Bursevî, Kafdağı ile ilgili daha değişik bilgiler verir ve yeri geldikçe bazı izahlar yapar. Ona göre: "Bütün yeryüzü pınarları Kafdağı'ndan çıkar. Her iyi ve kötü, ondan içer; onu niyet ve ameline uygun olarak bulur".

"Allah Kafdağı'ndan önce altı dağ yaratmıştır. Yedincisi Kafdağı dır. O, yerin etrafında bir kayaya oturtulmuştur" diyen İsmail Hakkı, Allah'ın Kafdağı'nı, "yerin yedinci tabakası altındaki Cehennem ateşinden yer halkını korumak için yüksek bir kale gibi yarattığını" rivâyet ederek bunu şöyle yorumluyor:

Bunda Kutbu'l-aktâb'ın durumuna işaret vardır Çünkü O da derecesinin yüksekliği dolayısıyla bütün erenleri (kutupları) gözetir, kontrol eder Kafdağı diğer dağları koruduğu gibi, Allah da âlemi maddî ve mânevî âfetlerden O (kutbu'l-aktâb) vasıtasıyla korur.[23]

Orta Çağ'da Avrupalıların dünya hakkındaki bilgileri çok azdı. Avrupalılar, dünyayı tepsi gibi düz zannetmişlerdir. Ortasında Kudüs varmışmış. Dünyanın kuzeyi buzlarla, güneyi ise kaynar sularla kaplıymış. Batıda sonsuz bir deniz, doğuda da Kaf Dağı varmış. Kaf Dağı'nın ötesinde cinler yaşarmış. Atlas Okyanusu'nun içinde gemileri çeken çok büyük girdaplar bulunurmuş. Bu sularda dolaşan gemiciler zenciye dönüşürmüş.[24]

Kur'ân-ı Kerim'in ellinci sûresi olan Kâf suresi dolayısıyla müfessirler yeryüzünde mevcud olmayan bu dağ hakkında birçok rivayetlerde bulunmuşlardır. Bu rivâyetler Fahruddin Râzî gibi müfessirlerce zayıf görülmektedir.

Marifetnâme'de, "sahih rivâyetlere göre", "tefsir ve hadis âlimleri ittifakla şöyle bildirmişlerdir" gibi umumî ifadelerle Kafdağı hakkında bilgi verilmekte; fakat bilginin kaynağı, zikredilmemektedir. Marifetnâme'de şöyle denilmektedir:

"Yedi kat göklerin hey'et ve eşkâli sahih rivâyetlere göre, yedi çadır gibi olup, yeryüzünü çevreleyen iç içe daireler feklindeki sekiz Kafdağı'ndan yedisi üzerine karar etmişlerdir. Sekizinci dağıl birinci kat gök olan dünya semasının içinde yeryüzünü çevreler. Göklerin alt kısımları yedi Kafdağı'nda son bulur."

Bütün dağların damarlarının yeryüzünü çevreleyen Kafdağı'na bağlandığı, bu damarların zelzeleye bakan meleğin emrine verildiği, Allah Teâlâ bir yerin halkını günahtan alıkoymak istediğinde, meleğin o yerin damarını hareket ettirdiği, Marifetnâme'de verilen bilgiler arasındadır.

Cenabı Hakkın yarattığı yedi denizden en küçüğünün, dünyayı Kafdağı'nın ötesinden kuşattığını söyleyen İbrahim Hakkı'ya göre, Allah Teâlâ, yedinci kat göğün duvarı olan Kafdağı'nın ötesinde büyük bir yılan yaratmıştır. Bu yılan o büyük dağı başı kuyruğuna gelecek şekilde çevrelemiştir. Kıyamete kadar Hak Teâlâ'yı yüksek sesiyle tesbih eder.[8]

Ankâ (Simurg)

Zümrüdüanka Kaf Dağı'nda yaşayan ve insan gibi konuştuğuna inanılan efsanevi bir kuştur. İslam kültürünün edebî ürünlerinin çoğunda genellikle uçan vaziyette resmedilir. Eski Mısır inançlarından, Çin'e, İran'a, Müslümanlık'tan Hıristiyanlığa kadar çeşitli toplumların mitolojisinde yer alır.[28] Bu kuşun, dağın tepesinde köşke benzer bir yuvada yaşadığı, insanlar gibi düşünüp konuştuğu, çok geniş bir bilgi ve hünere sahip olduğu, kendisine başvuran hükümdar ve kahramanlara akıl hocalığı yaptığı ileri sürülmektedir.[25][22]

Ankâ, ismi olup da cismi olmayan büyük bir kuştur. Sîmurg, Zümrüd-ü Ankâ da derler.[4] Bu kuşun kökeninde eski Mezopotamya'nın arslan başlı -dolayısıyla arslan kulaklı- efsanevî kuşu İmdugud (Zû) bulunmaktadır.[19]

Bu kuşun özelliği, gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesidir.[26] Ankâ hakkında Doğu kaynaklarının verdiği mâlûmâtın bilinmesi de faydalı olur:

Ankâ, büyük bir kuştur. Boynunda ak bir halkası vardır. Boynu uzun olduğu için Ankâ denilmiştir. Ankâ'nın yüzü, insan yüzüne benzermiş. Boynu, çok uzunmuş. Tüyleri renk renkmiş. Vücudunda 30 kuşun renk ve alâmeti varmış. İnsan ve hayvanlardan kaptığını parçalarmış.[4]

En önemli özelliği öleceği zaman, kül haline gelerek yanması ve bu küllerden yeniden Anka Kuşu olarak doğmasıdır. Yanıp kül olan ve bu küllerden doğan
kuş, efsane için de kendi için de anlamları olan bir semboldür. Yeniden doğuş (reenkarnasyon) ile birlikte ölümsüzlüğü betimlemektedir. Bir şekilde kuşun yanması ve kül olması, sonra da küllerinden yeniden yaşama dönme sembolüne farklı toplumların mitoloji ve efsanelerinde rastlanmaktadır.[27]

İslam kozmolojisine göre arzın etrafını çepeçevre kuşatan, yeşil zümrütten Kaf Dağı'nda Zümrüdü Anka oturmaktadır.Bir çeşit akbaba olup nice hükümdarlara akıl verdiği kabul edilen ve adına Simurg da denilen bu kuş [29] anlatı geleneğinde; cinlerin, devlerin oturduğu; yani insanların ulaşamayacağı bölgelere kahramanın ulaşmasını sağlayan, kanatları çok parlak bir varlık olarak karşımıza çıkar.[15]

Daha sonraki İran mitolojisinde bu kuşun Kaf veya Elburz dağlarında oturduğu söyleniyordu. Bu kuşun tüyünü ele geçirenlerin en büyük sırra ve ölümsüzlüğe erecekleri iddia ediliyor ve efsanelerde böyle yazılıyordu. Bu kuşun Kaf dağında bulunduğunu, daha ziyade İslami ananelerle Arap mitolojisi söylüyordu. İranlıların kutsal dağı ise Elburz dağı idi. Bu sebeple onlar Simurg kuşunun Elburz dağlarında bulunduğuna inanıyorlardı. Öyle anlaşılıyor ki Türk mitolojisi, ortaçağdaki İran mitolojisinden değil de, daha eski İran mitolojisinden tesirlerini almıştı. Bilindiği üzere İran mitolojisinin en eski kaynaklarından biri de Zend-Avesta'dır. Her şeyin üstünde bulunan bir ağaç ve bu ağacın üzerinde de bir kuş vardı. Yine aynı kaynağın bazı bölümlerine göre bu efsanevi ve büyük kuş, Vouru-Kaşa, yani Hazar denizinin ortasında otururdu. Tahmuraf ve Zal'ın tılsımları da bu kuştan gelirdi.

Humay veya Türkçe Hüma kuşu ise daha başkadır. Peygamberin hadislerinde ve İslamî edebiyatta da geçen bu kuş, bir “cennet kuşu”dur. İslâmiyet'te ve Ön Asya masallarında Zümrüd-ü Anka ile Hüma kuşu birbirlerine karıştırılmıştır. Kaf ve Elburz dağlarında değil de; cennette oturan bu kuş, zaman zaman uçarak, yedi kat göğün üzerindeki felekler ve burçlar arasında dolaşır ve hatta Tanrı'ya kadar gidip gelen bir kuştu... Türk halk edebiyatında da Hüma, erişilemeyecek yüksekliklerin bir sembolü idi.[33]

Bereket versin ki zamanında [4] "Halka mazarratı râygân olmakla Hanzala bin Safvân duâsıyla helâk ve nesli munkarız oldu".[30] Kimi kaynaklara göre ise Hanzala bin Safvân, yâhut Hz. Mûsâ zamân-ı ricâlinden Hâlid bin Sinan duâsıyla mahvoldular.[4] Kimileri ise Süleyman Peygamber, bu kuşa gazap ettiğinden Kâf dağına uçmuş ve bir daha da geri dönmemiştir derler.[31]

Hanzala bin Safvân, Zuhûr-ı İslâm'dan evvel kavm-i Semûd'un bakıyyesi zannolunan Ashâb'ür-Res'e meb'ûs-ı peygamber olduğu mervîdir.[32]

İbn-i Kelbî, der ki: Râs halkının bir peygamberi vardı. Adı, Safvân oğlu Hanzala idi. Bunların yurtlarında Demh adlı bir mil yüksekliğinde bir dağ vardı. Bu dağa bütün kuşlardan daha büyük bir kuş gelirdi. Boynu, uzundu. Ne kadar renk varsa; tüylerinde o renk vardı. Güzeldi. Bu dağdaki kuşları avlardı. Birgün avlayacak kuş bulamadı. Bir oğlan, sonra da bir kız çocuğu kaptı. Halk, Hanzala'ya şikâyet ettiler. O da; "Yârabbi! Sen, bu kuşu al, soyunu kes!" diye duâ etti. Bir yıldırım, Ankâ üzerine düştü ve onu yaktı.

Diğer bir rivâyet de şöyle: Hz. Mûsâ'nın zamanda Cenâb-ı Hakk, dört kanatlı, insan yüzlü, her türlü güzelliği hâvî bir çift kuş yaratmıştı. Bunların yavruları çoğaldı. Hz. Mûsâ'nın vefâtından sonra Hicâz'a, Necid'e gittiler. Oraların kuş ve çocuklarını kaptılar. Hâlid'in duâsıyla münkarız oldular.[4]

Kaynaklar

[1] Yrd. Doç. Ali Budak (Yeditepe Üniversitesi, Fen – Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi), "XVI. YÜZYILDAN SIRADIŞI BİR ŞAİR PORTRESİ: GEDİZLİ HASBÎ", Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4/2 Winter 2009.
[2] Dr. Meheddin İspir (Kafkas Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Türk Dli ve Edebiyatı Bölümü), "FEHÎM-İ KADÎM DİVANI'NINDAKİ TEMMÛZİYE ÜZERİNE BİR İNCELEME", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi The Journal of International Social Research, Volume 2/6, Winter 2009.
[3] Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın, "KİTÂB-I DEDE KORKUT ve ANADOLU TÜRK DESTANLARINDAN SALTUK-NÂME", www.turkoloji.cukurova.edu.tr/ESKI TURK DILI/akalin_saltukname.pdf
[4] Ahmet Tâlât Onay, "Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar", "Ankâ" maddesi, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara 1993, s.40-41.
[5] Nuhbe-i Vehbî Şerhi, s.205.
[6] Orhan Şaik Gökyay, (1997), "Katip Çelebi'den Seçmeler", Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 3. Cilt.
[7] Yard. Doç Dr. Mehmet Naci Önal, (Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili Ive Edebiyatı Bölümü, Muğla), "Dağ Kültü, Eren Kültü ve Şenliklerinin Muğla'daki Yansımaları", Bilig, Bahar 2003, sayı: 25.
[8] Halit Ünal, Şamil İslam Ansiklopedisi, "Kafdağı" maddesi, www.sevde.de/islam_Ans/K/kafdagi.htm
[9] Davut Yılmaz, "Davut Yılmaz Divanı", 4. Baskı.
[10] Lütfi Filiz, "Noktanın Sonsuzluğu -4-", Basım: Ekim 2006.
[11] Bilge Ercilasun, "Yeni Türk Edebiyatı Üzerine İncelemeler I", Akçağ Yayınevi, Ankara 1997, s.137.
[12] Prof. Dr. Alev Sınar Uğurlu (Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü), "İdeolog Şair Ziya Gökalp'in Kaleminden Masallar", International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 4 /1-I Winter 2009.
[13] Doç. Dr. Zekeriya Karadavut (Selçuk Üniversitesi, Orta Öğretim Sosyal Alanlar Eğitimi Öğretim Üyesi), "Mythological Elements in Kyrgyz Folktales", Millî Folklor, 2010, Yıl 22, Sayı 85.
[14] Ayhan Yalçınkaya (Ankara University, Faculty of Political Science), "Medet Pirim Ali Yetiş!", Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Gelişme ve Toplum Araştırmaları Merkezi, Tartışma Metinleri, No.41, January, 2002.
[15] Dr. Nerin Köse, "Türkmenistan'da Gül Senüber Hikâyesi", Milli Folklor, Üç Aylık Türk Dünyası Folklor Dergisi, c.3, yıl: 6, sayı: 21, Bahar 1994.
[16] M. Faruk Gürtunca, "Seyyid Battal Gazi", Ülkü Basımevi, İstanbul 1976, s.669.
[17] Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Arak (Erciyes Üniversitesi, Eğitim Fakültesi), "Kral Rother Ve Seyyid Battal Gazi Destanları'nda İstanbul'u Fethetme Mücadelesi" (Struggles to Conquest Istanbul in the Epics King Rother and Sajjid Bathal Ghazi), www.sosyalarastirmalar.com/cilt3/sayi11pdf/arak_huseyin.pdf
[18] Doç. Dr. Alı Duymaz (Balıkesir Üniversitesi Fen-Edebıyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi), "ANADOLU VE BALKAN TÜRKLERİNİN HALK ANLATMALARINDA MİTOLOJİK BİR KUŞ: ZÜMRÜDÜ ANKA", Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt: 1 Sayı: 1 Yıl: 1998.
[19] ODTÜLÜ Dergisi, Haziran 2009, Sayı: 43.
[20] Tepecik Hastane Bülteni, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yayını, www.tepecikhastanesi.gov.tr/dergi/26/Tepecik 6-11.pdf
[21] Ahmet Hikmet Köse (Jeoloji Yüksek Mühendisi, Trabzon), "TARİHSEL VE MİTOLOJİK VERİLERİN IŞIĞINDA, DOĞU VE ORTA KARADENİZ BÖLGESİ UYGARLIKLARININ MADENCİLİK FAALİYETLERİ", Jeoloji Mühendisliği s. 39, 72-82, 1991.
[22] www.sorularlarisale.com/index.php?s=article&aid=2473
[23] İsmail Hakkı Bursevî, "Rûhu'l-Beyân", IX, 102
[24] Sosyal Bilgiler 7 Ders Kitabı, 4. Ünitesi: Zaman İçinde Yolculuk.
[25] İslâm Ansiklopedisi; cilt:24 sy:144-145 – Türkiye Diyanet Vakfı.
[26] Merkez Bilgi Alanı Vakfı, Aylık Elektronik Dergi, Sayı:72, Aralık 2009.
[27] Op.Dr. Hilmi Or (Göz Hekimi), "Bilim…Sanat...Yaşam ve Denge", www.medicalnetwork.com.tr/2008_dosya/Geniş açı temmuz 2008.pdf
[28] cygm.meb.gov.tr/modulerprogramlar/kursprogramlari/seramik/moduller/hayvansal_motif_cizimleri.pdf
[29] İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, Cilt:6, s:58-61,"Kaf Dağı" maddesi.
[30] Burhân-ı Kâtı' Tercümesi.
[31] Nuhbe-i Vehbî Şerhi, s.282.
[32] Kâmûsü'l-A'lâm.
[33] Yard. Doç. Dr. Erdoğan Altınkaynak (KTÜ., Giresun Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi), "Yeraltı Diyarının Kartalı", www.hbektasveli.gazi.edu.tr/dergi_dosyalar/26-135-163.pdf






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36890949 ziyaretçi (103084787 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.