Kalabalıklar Dininin Sevap Kaynaklarına Reddiye
 

Kalabalıklar Dininin Sevap Kaynaklarına Reddiye

Kalabalıklar Dininin Sevap Kaynaklarına Reddiye

Makale: Abdulhak / www.islam-tr.net Admin

Bal Tefsiri
Şeyh Ahmed vasiyetnamesi
Uğur-u Abbas
Çevirgel
Vasiyetname
Karınca - Rızık - Bereket duası
4444 Salâten Tuncinâ
Salâten Tefriciye
Salât-i Nâriye
Salât-i-Munciye
Salât-i-Fethiye
Salât-i-Ümmiye
Kenzü'l-Arş ve Kadeh Duası
vb. v.s.

Câhiliyye toplumunda cehâlet ortamının karakteristik özelliği gereğince, yaşanılan dinî hayatta genelde his ve duygu, akla; vehim, fikre; yalan, doğruya; zân, mutevâtire galebe çalar. Dinden koparılarak eline tutuşturulan hurâfelere tutunan bu sâkinlerden bidat ve hurâfelerin revâcını garip karşılamamak gerekir.

İslam'ın yanlış anlaşılmasında iyi niyetle hadis uyduran câhil Müslümanların(!) da büyük tesirleri olmuştur. Kur’an-ı Kerim ve hâdis-i şerîflerde görülen tergib ve terhib ifâdeleri, insanları ne aşırı bir ümide kaptıracak, ne de üzüntüye düşürecek ölçüdedir. Fakat bunların icât ettikleri sözlerin herhangi bir ölçüsü bulunmadığı için Müslümanlar, ya sınırsız bir af ve merhamet ümidi ile dini ihmâl etmeye veyâ aşırı bir ahret ve azap korkusuyla dünyayı ve dünyevî vazifeleri terk etmeye sevk edilmiştir.

Çoğu insanlar için kolay yolla elde edilen büyük mükâfatlar ile hayallerin cazibesi çoğu zaman hakikatin sadeliğine baskın çıkar. İbn-i Kuteybe’nin dediği gibi; “Halk, aklın kabul etmediği acayip hikâyeler anlatan vâizleri dinlemekten çok hoşlanır.” Ondandır ki, her devirde eğlenceli hikâye ve masalları sert hakikâtlerden, kuru kanunlardan ve sahih hadislerden daha çok tasvip eden halk, kıssacıların etrafına toplana gelmiştir.

Bunu günümüz Türkiye’sinde ve pek çok tasavvuf ehlinin yoğunlukta olduğu bölgelerde görmekteyiz. Resulullah (S.A.V.)’ın rizikosuz sünnetlerini benimseyen pek çok İslam tiplemesine şâhit olmuşuzdur. Fakat bunlara Resulullah'ın hicret ettiğini ve bu esnada taşlanıp ayaklarını kanatıldığını, 27 civârında gazaya bizzat katılarak cihat ettiğini, mübarek dişleri kırılıp miğferi suratına battığını, mescidin inşaatında amelelik yaptığını, evini süpürdüğünü, hanımıyla koşu yarışı yaptığını vs. vs duyamaz göremezsiniz. Bu gibi konulara kesinlikle değinilmez. Ammaaaa iş, kısa - az emekle uzun - çok mükâfatlar kazanmaya gelince, ortalıkta pek çok sahih hadisler var iken bunlar bırakılır, ya kaynaksız ve mesnetsiz, ne idüğü belirsiz hadis imitasyonları, ya da uydurma ve zayıf rivayetler kasap ellerin maharetiyle makyözlerin kontrolünden geçirilerek mutevatir hadis dublörlüğüne soyundurulur. Câhil halka anlatamazsınız, ev ev, köy köy dolaştırırlar bal tefsirini.

Oturduğu yerden her gün cennete girip girip çıkmaya alıştırılan, yaklaşık bir asırdır bunu İslam dininden sanan son nesillere gerçekleri anlatabilmek, inanın kutuplarda çilek yetiştirmek daha kolay gelir. Bu tür kişilerin örf-adet ve tabuları dinle yer değiştirmiş olduğunu izah ettikçe sapıklıkla, din düşmanlığıyla isimlendirilmenize sebep olacaktır..

Misal mi istersiniz, işte size örnek: Şair Kulsum bin Arr el Attabi (Ö:835) bir gün mescitte kendini dinleyenlere şu sözleri hadis diye nakletmişti: “Dilini burnunun ucuna dokundurabilen kimse cehenneme girmeyeceğinden emin olabilir.” Bunun üzerine bütün cemaat cennetlik olup olmadıklarını denemeye girişmişti.

Kasımî, “Kavaid-ut Tahdis” kitabında naklediyor: “Mısır’da Mescid-ul Hüseyn’de, halkın kendisini çepeçevre kuşattığı bir vâiz, içinde dua yazılı olan küçük bir kâğıdı etrafındakilere göstererek 'Bunda Musa (A.S.)’nın duası vardır. Bunu her kim okursa ve yanında taşırsa, üzerinden farz namazlar sakıt olur (düşer)' diye bağırmaktaydı. Ne tuhaftır ki, onun bu pâyansız cüreti üzerinde bir an bile tefekkür etmeyen ve mahşeri andıran kalabalıklığıyla bu topluluk, ellerinde hazırladıkları paralarla, kendilerini namaz külfetinden kurtaracak bu sihirli duayı bir an önce alabilmek için yarışıyordu.”

Günümüzde de durum, pek farklı değil. İnsan, Büyük Sahabe Ebû Derdâ’nın (V:652) şu sözünü hatırlamadan edemiyor: “Cemaatle kılınan namazdan başka Z. Peygamber (S.A.V.) devrini hatırlatan hiçbir şey kalmadı.”

Halk arasında yerleşen, cehâletin beslediği, taklidin yaydığı bu tip hurâfelerle mücâdelenin bir vecibe olduğuna inanıyoruz.

Bu tip uydurmalardan “Şeyh Ahmed vasiyetnamesi” piyasada dolaşmaktadır.

Özetle; “Ben türbedâr-ı Nebevi’yim, adım Şeyh Ahmed. Falan perşembe günü Huzûr-u Resûlullah'ta duruyordum, birdenbire kalktı bana şöyle dedi; Şu perşembe ile bu perşembe arasında şu kadar gitti, hiçbiri cennete gitmedi hep cehenneme gitti, söyle onlara tövbe etsinler. Kim bu vasiyetnameye inanmazsa kâfir olur” falan gibi şeyler.

Bunların yaptığı bu yorumların inanılmaması halinde belalar musibetler ölümler olacağı, okunup, okutulması, dağıtılması sonucu akıl almaz sevaplar bahşedilmektedir. Medine'de türbe-i şerif diye bir yer ve onun hâtibi yok. Efendimiz'in türbesi kastediliyorsa bunun da hâtipleri eskiden beri biliniyor ve onlardan böyle bir vasiyetname haberi çıkmamıştır. Anne-babaya asi olmak, zekat vermemek, v.s daha başka günahlar işlemek elbette doğru değildir, yapılmaması gerekir. Ama bir haftada 16 bin kişinin öldüğü ve hiçbirinin imanla göçmediği ifadesi abartılıdır ve müminlere sû-i zândır. Ayrıca belli bir dönemdeki Müslümanlarının günah işlemeleri yüzünden Peygamberimizin, "Allah katında yüzünün kalmaması", İslamî kurallara aykırıdır; her koyun kendi bacağından asılır, Peygamberimiz, tebliğ vazifesini tam olarak yerine getirmiştir. Şimdi o, Rabbi katında hayâl edilemez nimetler ve lütuflara gark olmuştur.

Bir başka esâtir –efsane olarak “Uğur-u Abbas” diye bir şey vardır halk arasında. Hatta bildiğim kadarıyla, Esma Yayınları'ndan piyasaya sürülmüştür bile. Şâkînin bir tanesi hırsızlık yapar, mezar soyar, üç aylar girdiğinde her şeyi bırakır, içkiyi de bırakır, ibadete kendini verirmiş. Öldüğü zaman dosdoğru cennete gitmiş ve binaenaleyh bunu okur ve bundan sevap umarlar. Hiç böyle bir vaka olmuş değildir, vâkî, vârid değildir.

Buna inanmak, efsâneye inanmak demektir, bunu bulundurmanın hiç bir sevabı olmadığı gibi, belki yanında taşımanın, ondaki safsatalara inanmanın günahı vardır. Ama bu, câhil halkın, okumamış olan halkın esâtiri, efsanesidir. Yine bilinen uydurmalardan bazıları “Vasiyetname” gibi, daha buna benzer "Karınca - rızık-bereket duası”, "Çevirgel" bunlardandır. Hiçbiri sahih değildir.

AKIL SAHİPLERİNE : GERÇEK Mİ, SAHTE Mİ

1- Kaynaksız: Bal tefsirinin girişinde: “Ey cennet yolcusu kardeş! Bal tefsiri hakkında şöyle rivâyet edilmektedir” demektedir. Fakat rivâyet eden râvinin , rivâyet zinciri, senedi, sıhhat derecesi, muhaddislerin bu rivâyet hakkındaki açıklamaları ve şerhlerini bildiren görüşleri kesinlikle bulunamaz! Zaten bunlar, arayıp bekledikleri basit işlerdendir. Bir de onu kaybederse sonra na’par?

2- Yuvarlak ifadeler ve fâili meçhul mekanlar: Bal tefsirine göre Z. Ali bir “gazâya” gidiyor. Hangi gazâ belli değil, tabii niye sadece kendisinin gittiği de bilinmiyor. Üstelik gazâ, Resulullah’ın bizzat katıldığı cihâtlara verilen isimdir.

3- Hijyen şart: Elektrik, sabun , bulaşık makinesi olmadığı 1400 küsur sene öncesinden 20. yüzyıl hijyen menkıbeleri! Yemeğin içine düşen alelâde bir kılın “imtihan vesîlesi” olduğu kanaati da pek acâib... Bununla topluma ne verilmek isteniyor? Demek ki, bir misafirliğe gittiğinizde böyle bir durumla karşılaşırsanız, hemen bir hikmeti olduğunu düşünüp, sofraya dair kâfiyeli bir şeyler söylemeli...

4- Hurâfe imalatçısı, peygamberleri solluyor: “Kim bu tefsiri (!) alır, okutur ve yayarsa 224.000 veya 200 bin peygamberin sevabı bahşedileceği” yazılmaktadır. Bildiğimiz gibi, bu tip kâğıtların ortak özelliği de bol keseden dağıtılan bu sevaplardır. Çünkü meselenin en can alıcı noktası budur. Artık fotokopi de icat olmuştur. Fotokopi ile dağıttığınızı düşünün, artık din adına bir şey yapmanız gerekmez...(Acaba bu işte fotokopicilerin parmağı var mıdır?)

5- Okursan(m) ne kaybın(m) olur: “Halk tarafından aşk ile okuna geldiğini” bildirdiği bal tefsiri hakkında hurafe imalatçılarından Yusuf Tavaslı, kanaatini zırvalayarak meseleye son noktayı koyuyor: “Şu bal tefsirini okuyan kimsenin herhangi bir kaybı olur mu?” El-cevap: “Bana göre olmaz.”

Gördüğümüz gibi entelektüel sınıfın esâtiri (efsanesi) başka olur, cühelânın esâtiri başka olur. Fakat bunların her ikisi de esas itibârıyla efsânedir, hurâfedir. Sansasyonel şeylerdir bunlar. Ama akademik seviyede olur bunlar, böyle okur-yazarların, mürekkep yalayanların kaleminden çıktı mı, bu biraz daha şahsiyetli, hüviyetli, popüler olur. Ama popüler yalan, popüler efsane. Halkınki de bunun biraz cahilâne, âmiyânesi olur. Bu kişiye ve bunun gibi sözlerle bu zırvaları din edinenlere bidatler ve hükümlerini öğrenip iman etmeye davet ediyoruz.

Meşhur muhaddis Abdulhay el Leknevi, (v:1886) “El Asar-ul Merfua Fil Ahbar-il Mevzua” adlı eserini haftanın ve senenin muhtelif gün ve gecelerinde kılınması tavsiye edilen namazlar hakkındaki mevzû hadisleri tenkit etmek için yazarken, Tavaslı’ya göre boş yere uğraşıyordu... Zîrâ ona göre madem halk yalan yanlış da olsa bir şeyler öğreniyordu, varsın uydurma bir rivâyet olsundu. Varsın din düşmanları bu tip rivayetleri sıralayarak bir sürü insanın kafasını çelsin'di.

Ünlü hadis uydurucularından meşhur âbid Meysere bin Abdurrabbih, öleceği sırada kendisine “Allah’ın rahmetinden ümitvâr ol” dediklerinde “Nasıl olmam” demişti. “Hz. Ali’nin fazîletlerine dair yetmiş hadis uydurdum”





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: fatma alandeÅŸen, 09.07.2010, 20:30 (UTC):
ben ikibuçuk senedir evliyim ama eşim sorumsuz biri şuanda bi süre ayrı kalmak istedi annemdeyim annemler boşan diyo eşimde bazen diyo eşimin dışarı hayatı çok birileri bazen aklınada giriyo hep allaha dua ediyorum düzelmesi için din islam yoluna yönelir evisini yurdunu bilsin diye komşularımın çogu hocalara git suya üflüyorlar onu içir dediler ama ben hep allaha dua ediyorum allahım yukarda görüyorya inşallah kocamın kafasına girenleri çıkarır ben kocamla aynı çatı altında mutlu olmak istiyorum herşeyine katlandım katlanırımda ama bi an önce düzelir inşallah allah dualarımı kabul eder allaha binlerce kez şükürler olsun hamd olsun inşallah birgün bu gözyaşlarım diner



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36871549 ziyaretçi (103051748 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.