Kayıp Altın Şehir El Dorado
 
El Dorado

El Dorado

Kayıp Altın Şehir El Dorado

El Dorado [1] kayıp altın şehir, Güney Amerikalı bir kabile reisinin vücuduna altın tozu dökerek göldeki ritüel yıkanmalarının yarattığı İspanyol kökenli bir efsanedir.[2]

Kimilerine göre El Dorado, Amerika kıtasını, özellikle Güney Amerika’yı talan edip yerli halkı yok eden İspanyolların, askerlerini motive etmek için uydurdukları bir efsaneden ibarettir.[3]

Mit, 1530’lu yıllarda conquistador Gonzalo Jiménez de Quesada’nın günümüzdeki Kolombiya’nın And Dağları’nda karşılaştığı Muiska yerlilerinden edindiği duyumlarla başlar. İspanyollar, yerlilerin köylerini ve hazinelerini çok çabuk ele geçirdiler. Zaman içinde Muiskaların altınları madenlerden çıkarmadıklarını, dağlardan kazandıkları tuz karşılığında başka kabilelerle yaptıkları ticaret sayesinde elde ettiklerinin farkına vardılar.

Daha sonra Sebastian de Belalcazar’in adamları, Muiska ritüelleri ile ilgili hikâyeyi diğer söylentilerle de karıştırarak ağızdan ağza Quito’ya kadar taşıyıp efsaneyi yarattılar. El Dorado’nun bir yer olduğu sanılarak, efsane zamanla gittikçe büyüyerek, içinde altından bir kralın yaşadığı imparoturluğa kadar vardı.

Gonzalo Pizarro ve Francisco Orellana 1541 yılında Quito’dan yola çıkarak Amazon Nehri’nin havzasına kadar hiç bulamayacakları mistik yeri aradılar. Orellano, Rio Napo Nehri’ni Amazon Nehri’ne kadar takip ederek, bu sayede koca nehri çatalağızınına kadar boydan boya aşan ilk Avrupalı oldu.Sonra da El Dorado iyice ünlü oldu.[2]

Hikayenin aslına Juan Rodriguez Freyle’nin 1636 yılı tarihli ’El Carnero’ adındaki günlüğünde rastlanıyor. Freyle’den arkadaşı Don Juan’a yazdığından alıntılar:

"Anlatılanlara göre dini şölen yeni liderin ilan edilmesiyle başlıyordu. Muiska kralı ya da başrahibi, göreve başlamadan önce bir süre için kadınsız, tuz yemeden, bir mağarada inzivaya çekilirdi. Sonra ilk yaptığı, Guatavita Gölü’ne gidip tanrı diye taptıkları iblise hediyeler ve kurbanlar sunmaktı. Gölün etrafındaki şölen esnasında tahtın yeni varisi çırçıplak soyulup, yapışkan çirişle kutsal yağlama sonrası üstüne boydan boya bütün vücudunu kaplayana dek altın tozu dökülürdü. Bunun ardından kral ve çıplak halde dört önde gelen reis çeşitli altın eşyalarla ve mücevherlerle bir sala yerleştirildi. Gölün ortasına yaklaşıldıktan sonra saldakiler tarafından kıyıdakilere sessiz olunması için işaret verilirdi ve yanında getirdikleri hediye olarak göle atılırdı. Sonra kralın kendisi suya atlardı ve üstündeki altın tozu diğer mücevherlerle birlikte dibe gömülürdü. Kıyıya tekrar dönerken şarkıcıların ve dansözlerin bağrışmaları yeniden başlardı."

Altın yaldızlı hükümdarın yaşadığı altın şehir El Dorado efsanesi kulaklara belki çok masalsı gelebilir. Hatta yüzyıllardır kulaktan kulağa anlatılanlar Kolombiyalı bir yerlinin Avrupalı istilacı ve yağmacılardan uygarlığının son kalıntılarını kurtarmak için uydurduğu etnik ve metruk bir masal dahi olabilir. Güney Amerika yerlileri altına nasıl ulaştıklarının ve büyük uygarlıklarını nasıl adeta altından döşediklerinin mantıklı bir açıklamasını hiçbir zaman yapamamışlardır.[4]

1969 yılında, yörede, anlatılanların doğru olduğunu kanıtlayan altından bir sal bulunmuştur (Eldorado salı).[2]

İşte bu fantastik hikaye Avrupalı gemicilerin amazonun daha da içlerine doğru hareket etmelerine neden oldu. Hastalık ve açlığa razı olarak isterik bir ruh hali içinde El Dorado’nun altın kapılarıyla karşılaşmayı ve orayı yağmalamayı hayal etmeye başladılar.[4]

1541-1545 yıllarında Philipp von Hutten, 1569’da Bogota’dan yola çıkarak Gonzalo Jiménez de Quesada ve 1595’de Sir Walter Raleigh efsanevi ülkeyi bulmak için seferler yürüttüler.[2]

Gonzalo Jiménez de Quesada’nın And Dağları’nda Muiska yerlilerinden duyduğu efsane onu ve ardıllarını peşinden sürükledi ama her tarafı som altından olan, altın tozuna bulanmış askerlerinin koruduğu efsane şehri hiç bulamadılar. Efsane 1500’lü yıllardan beri kulaktan kulağa yayılarak, edebiyata, resme, sinemaya girerek günümüze dek geldi. İstilacılar, hazine avcıları ve arkeologlar yüzyıllardır Rio Napo Nehri’nden Amazon havzasına dek El Dorado’yu aradılar.

El Dorado

2010’un ilk günlerinde belki de dünyanın en büyük efsanelerinden biri bu kez gerçekten bulunmuş olabilir. Hem de tesadüfen tarım arazisi açmak için yapılan ağaçların kesilmesinin, orman katliamının yapılmasının ardından... Antiquity dergisinin haberine göre orman yok edilince ortaya geniş bir alana yayılmış höyüklerin ilk izleri ve yapılar çıktı.

Uydu fotoğraflarında Brezilya’nın Bolivya sınırı yakınlarında bulunan dev geometrik şekilleri net biçimde gösterdi. Amazon Havzası’nda araştırmalar yapan arkeologlar, çok geniş bir alana yayılmış dev höyüklerin kayıp şehir El Dorado’nun kalıntıları olduğunu savunuyor. 250 kilometre çapında bir alana yayılan çemberler ve diğer geometrik şekiller sokakların ve çeşitli yapıların varlığını gösteriyor. 1969’da bulunan som altından bir saldan sonra bu kez kent bulunmuş olabilir.[5]

250 kilometre çapında bir alana yayılan çemberler ve diğer geometrik şekillerin Kristof Kolomb, Amerika kıtasına ayak basmadan çok önce M.S. 200 yılında yapıldığı söyleniyor.

Araştırmayı yayımlayan Antiquity dergisi, tarım yapmak için orman arazisinde ağaçların kesilmesiyle ortaya çıkan yapıların “Kolomb öncesi döneme ait sofistike bir toplum”a ait olduğunu belirtiyor.[6][7]

Kaynaklar

[1] Eldorado: İspanyolca Altın kaplı, altından.
[2] http://tr.wikipedia.org/wiki/El_Dorado
[3] Cemil Meriç, "Bir Facianın Hikayesi", "Ali Paşa’nın Vasiyetnamesi", Umran Yayınları, Ankara 1981.
[4] Arzu Yüksel, "Cevabı Bilinmeyen Esrarengiz Sorular", Carpe Diem Kitap, İstanbul 2008,
[5] http://www.konumankeni.com/tarihi/ElDorado.html
[6] The Guardian.
[7] http://www.haberturk.com/ekonomi/makro-ekonomi/haber/198834-kayip-altin-sehir-bulundu






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36895337 ziyaretçi (103093281 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.