Kenzül Havas
 
Kenzül Havas

Kenzül Havas

Hazırlayan: Akhenaton

Bugün halk arasında eski Babil ve Mısır putperestlerinin ve eski Türk Budist ve Şamanistlerinin kullandıkları efsun ve tılsımlarından hiç farkı olmayan tılsım ve efsun öğreten pek çok kitap ve risaleler (küçük kitap) bulunmaktadır. Bu risalelerde düşmanı öldürmek, mal ve rnülkünü imha etmek, birinin kalbini kazanmak, servet ele geçirmek için melekleri kendi hizmetinde kullanmak gibi işler için efsun ve tılsımlar öğretilmektedir. Cahil Müslümanları kandırmak için Kuran-ı Kerîm'den ayetler, Esma-i Hüsna ve mübarek dualar karıştırmışlardır. Bu kitaplardan bazıları: Şemsül-Maarif-il-Kübra ve Kenzül-Havas'tır.[1][2]

Havâs kelimesi, “bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan hal, kuvvet, tesir, özellik” gibi anlamlara gelen hâssanın çoğuludur. Havâssü’l-Kur’ân terkibi Kur’an’dan bazı kelime, âyet ve sûrelerin belli bir tertibe göre okunması veya yazılması halinde niyet ve maksada uygun sonuçlar veren tesir ve özelliklerinden bahseden bir disiplini ve bunun literatürünü ifade eder.

Bazı müfessirler, Kurân-ı Kerîm’in gönderiliş amacının sadece lafızların zâhirinden anlaşılan mânalardan ibaret olmayıp bunun ötesinde maksatların gözetildiğini düşünmüşler, zâhirî bakımdan müphem veya müteşâbih olan ifadelerin bâtınî anlamlar taşıdığını, özellikle bazı sûrelerin başındaki hurûf-ı mukattaanın yalnız birer ses sembolü olarak değil anlam birimi olarak da algılanması gerektiğini, bu sebeple Kurân-ı Kerîm’in hurûfîlik ve ebced hesabı çerçevesinde de tefsir edilmesine ihtiyaç bulunduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu yaklaşım onları, ilk dönemlerden itibaren komşu kültürlerde buldukları benzer ilimlerle ve bilhassa Bâbil, Mısır, Yunan, Hint, Yahudi, Hıristiyan kültürleriyle ilgilenmeye sevk etmiştir.[3]

Osmanlının son döneminde yaşamış olan Seyyid Süleyman Hüseyni’nin derlediği "Kenzü’l Havas" adlı eser, bu ilimle uğraşanların ilk başvuru kaynağı durumundadır.

14. yüzyılda yaşamış Cezayirli Ahmed Bûnî’nin "Şemsü’l-maârif-i kübrâ" adlı Arapça eseri, dört yüze yakın tılsım şekli ile binlerce efsuna yer veren, benzerleri arasında en ünlü eserdir. Yazar, Mısır büyü geleneğini kabaladaki mistik rakamsal sistemle birleştirip buna Kuran’dan ayetler, esma-i hüsna, dinî duaları da ekleyerek eski sihir ve büyü geleneğini İslami bir forma sokmuştur. Bûnî’nin eseri, bu alanda eser veren pek çok kişiye kaynaklık etmiştir. Seyyid Süleyman el-Hüseynî tarafından kaleme alınan "Kenzü’l-havâs", Bûnî’nin eserinin Türkçeye çevirisinden ibaret olmakla birlikte çeşitli ilavelerle aslının iki misli bir hacim kazanmıştır

Kurân-ı Kerîm’de ve hadislerde geçen Allah’ın isimlerinin her birinin farklı bir anlamı ve kâinatta hususî bir tecellisi vardır. Bu isimler üzerine yazılan eserlerde her isim hakkında ayrı bir bilgi verilir. Bir de esmâü’l-hüsnâ havassı olarak bilinen, hangi ismin nasıl fayda sağladığı ve bu fayda sağlama yolu hakkında bilgi veren esmâü’l-hüsnâ şerhleri vardır. Bunlarda o ismin okunması gereken sayıya ya da okunması gereken güne işaret edilir. İslâm’da Müslümanların isteklerini Allah’a arz edip dua ederken bu taleplerini karşılayan isimle dua etmeleri tavsiye edilir. Meselâ; elimizdeki metinde şâir, Cebbâr isminin yirmi bir defa okunması halinde o kişinin şerre düşmeyeceğini belirtir. Tasavvuf ve tarikatlarda okunmasına önem verilen esmâü’l-hüsnâdaki hangi ismin ne durumda zikr edileceği meselesi halk kitapları denebilecek popüler eserlerde de söz konusu edilir. Seyyid Süleyman el-Hüseynî’nin esmânın havassından bahseden “Kenzü’l-havas” isimli eseri bu türden bir kitap olup; halk arasında rağbet görmüştür.[4][5]

Seyyid Süleymân el-Hüseynî, "Kenzu’l-Esrâr fi’l-Havâss ve’l-Ezkâr" adlı kitâbının önsözünde önceki kitâbı olan "Kenzu’l-Havâss" adlı kitâbına Havâs-ı şerife ile iştigal eden zevât-ı kirâmın iltifat edeceğini düşünerek o kitâbında ibtidaî bilgiler vermeye lüzum hissetmediğini ancak eserin yayınlanmasından sonra diğer insanların da konuya ilgi gösterdiğini ve aldığı mektuplar üzerine Havâs bahsinde bilinmesi lazım gelen ve Kenzu’l-Havâss adlı kitâbında ihmal olunan malumatı beyân ve izâh ettiğini söyler. İhmal olunan malumât ise riayet edilmesi gereken şartlardır.[6]

Hastalıktan mustarip olan bir müminin, tıbbî tedavi imkânının bulunmadığı durumlarda bazı âyetleri dua niyetiyle okuyarak Allah’tan şifa dileğinde bulunması İslâmî inanç ve edebe uygun olduğu gibi, böyle bir tutumun insana kazandıracağı yüksek moral ve ümit sayesinde bazı fizyolojik ve ruhî hastalıkların tedavisinin mümkün olabileceği çağdaş tıbbın ve psikolojinin de kabul ettiği bir husustur. Ancak tılsımcılarla efsuncuların cinleri istihdam etmek veya daha başka yollara başvurmak suretiyle hastaları iyileştirdikleri, dilekleri karşıladıkları şeklindeki iddialar dinen geçersizdir. Nitekim bu işlerle uğraşanlar, Kurân-ı Kerîm’de şerlerinden Allah’a sığınılması gereken kimseler arasında sayılmış ve “düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçüler” diye tavsif edilerek (el-Felak 113/4) kınanmıştır.[7]

İslam âlimleri mistik özellikleri olan harf, kelime ve dualardan faydalanarak şifa niyetinde bunları kullanmışlardır. Bu hususta Mısırlı yazar El Buni’nin "Şemsü’l Maarifi’l-Kübra" adlı eserinde harflerin çeşitleri ve sırları, gezegenler, burçların tali ve menzilleri, besmele, ismi azam, sure ve çeşitli duaların hikmetlerine ilişkin bilgiler yer almıştır. Seyyid Süleyman El Hüseyni tarafından yazılan "Kenzü’l Havas" adlı eserinde yine bu bilgiler ve Esmaül Hüsna’nın hikmetleri anlatılmaktadır.

Kaynaklar

[1] Abdülkadir İnan, "Hurafeler ve Menşeleri", Nur Matbaası, Ankara, 1962, s.50.
[2] Fatma Yılmaz, "Kadınlar Arasında Hurafeler ve İslam'ın Hurafelere Bakışı", Diyanet İlmi Dergi, cilt: 42, Sayı: 1, Ocak-Şubar-Mart 2006, s. 36.
[3] Muhammed Eroğlu, "Havassü'l-Kuran", Diyanet İslam Ansiklopedisi, cilt: 16, s.522-523.
[4] Arş. Gör. Fatih Koyuncu, "Bursalı Subhî Mehmed ve Manzum Esmaül Hüsna Şerhi", Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 31, s.177.
[5] Arş. Gör. Fatih Koyuncu, "16. Asır Şâirlerinden Nahîfî’nin Manzum Esmâü’l-Hüsnâsı: Şerh-i Şâfî", Sûfî Araştırmaları, Sayı: 11, s.125.
[6] Hikmet Koçyiğit, "Havâssu’l-Kur’ân", Journal of Islamic Research 2012;23(2), s.67.
[7] İbnü’l-Esîr, en-Nihâye, “rķy” md.; İbn Teymiye Külliyâtı, I, 258; Aynî, XVII, 400; Tecrid Tercemesi, XII, 90; Taşköprizâde, I, 366; ayrıca bk. RUKYE






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36660976 ziyaretçi (102681704 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.