Kerkenes Harabeleri (Kerkenez Yeraltı Şehri, Pteria)
 

Kerkenes Harabeleri (Kerkenez Yeraltı Şehri, Pteria)

Yozgat'ın Sorgun ilçesi yakınlarında bulunan tarihi yeraltı şehri. Yaklaşık 4000 yıllık olduğu tahmin edilmektedir. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'ne bağlı bir arkeolog ekibi tarafından çıkarılma çalışmaları sürmektedir.[1]

Yozgat'ın Sorgun ilçesi Şahmuratlı Köyü'nde bulunan Kerkenes dağı antik kentinde ilk yüzey araştırması çalışmaları 1993 yılında başlamış, 1998-2000 yıllarında müze ile katılımlı araştırma şekline dönüşmüş ve 2001 yılından bugüne kadar da İngiliz uyruklu Dr. Geoffrey Summers başkanlığında kazı ve araştırmalar devam etmektedir. Şehrin demir çağında M.Ö. 600 yıllarında Medler tarafından kurulduğu tahmin edilmekte ise de 2003 kazı sezonunda Frigce yazıtlar bulunması kentin yıkılmadan önce büyük ölçüde Frigleştiğini göstermektedir. Kentin yaklaşık 7 kilometre olan sur duvarları 2,5 kilometre²lik bir yerleşim alanı oluşturmaktadır.

Antik kaynaklarda "Pteria" olarak kaydedilen kentin burası olduğu sanılmaktadır. M.Ö. 547 yılında Persler tarafından kent zaptedilmiş halkı esir alınarak kent yakılmış ve surları yıkılmıştır. Yerleşim alanı kamu yapıları ve sivil yapı adaları ile gelişmiş bir su toplama ve kullanma sistemi içermektedir. Kazı ekibi jeomanyetik yüzey araştırması, direnç yöntemi ile yüzey araştırması, coğrafi bilgilendirme sistemi (GPS) çalışmalarının bir kısmını tamamlamış, bir kısmı da devam etmektedir. Kazı çalışmaları sırasında bulunan bir mobilyaya ait fildişi süsleme parçası Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir. Antik kent yakılıp yağmalandığı için nitelikli kültür varlıklarına nadir olarak rastlanmaktadır. 2004 yılı kazı ve araştırmaları 32 kişilik bir ekiple yapılmıştır. Ekip saray yapı grubu girişinde kazı çalışması yapmış avlu döşemelerini ortaya çıkarmıştır. 2004 yılı sonuçlarından biri de kentin yıkılışından 1000 yıl sonra Bizans döneminde bile kaçak kazı ve talana uğradığını ispat eden bir Bizans sikkesinin bulunması olmuştur.

Tahminler ve elde edilen bazı verilere göre M.Ö. 3-2. yüzyıllara ait bazı Galat mezarları da Bizans döneminde soyulmuş ve değerli parçalar yağma edilmiştir. Kentin önemli özelliklerinden biri de çabuk bozulabilen kumtaşı denilen bir çeşit taşın mimari, heykeltıraş ve yazıtlarda çok sık kullanılmış olmasıdır.

Sonuç olarak; Orta Anadolu'nun en büyük antik kentlerinden biri olan Kerkenes Dağı Şehrindeki kazı ve araştırmalar bölgemizin tarihinin aydınlatılmasına katkıda bulunmaya devam edecektir.[2]

Kazı çalışmaları hakkında bilgilerine başvurduğumuz Kerkenes Araştırmaları Başkanı D. Geoffery Summers ile Afyon Müzesi Uzmanı ve 2002 yılı Bakanlık Temsilcisi Mevlüt Üyümez tarafından şu açıklamalar yapıldı:

Üyümez; "10. yılına giren kazı çalışmaları, daha önceleri Yozgat Müze Müdürlüğü ile katılımlı olarak yapılırdı. Bu yıl bu çalışmalara son verilerek, ilk kez Bakanlar Kurulu Kararı ile kazı izni alındı ve bu çerçevede kazı çalışmalarına başlanıldı" dedi.

Bu yıl beş içinde ayrı yerlerde yapılan kazılarla ilgili olarak da Üyümez; "Bunlar Kapadokya Kapısı ve Savaş Yapı Kompleksi'nde olmuştur. İki sezon halinde yapılan çalışmaların ilk bölümü bu yılın Mayıs ayında 3 haftalık bir periyotta yapılmış olup, ikinci sezon ise 13 Haziran'da başlayarak 25 Ağustos'a kadar devam etti."

Çalışmalara yerli ve yabancı 30 kadar bilim adamının katıldığını vurgulayan Üyümez; "Her yıl olduğu gibi, bu yıl da yapılan çalışmalar KERKENES NEWS (Kerkenes' ten Haberler) olarak broşür şeklinde yayınlanacaktır" diyerek 2001 yılında yayınlanan Kerkenes News 4-2001 broşürüyle ilgili bilgiler de verdi.[3]

Kayıp Şehir Pteria, Yozgat'ta

Yozgat'ın Sorgun ilçesi Şahmuratlı köyü yakınlarında bulunan Kerkenes Dağı'ndaki antik kent kalıntılarının, Herodot'un sözünü ettiği kayıp şehir Pteria olduğu belirlendi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri Dr. Geoffrey Summers ve Dr. Scott Branting tarafından 1993 yılından itibaren yüzey araştırması ve kazı çalışması yapılan Kerkenes ile ilgili Yozgat Müzesi Müdürü Mustafa Akkaya, Yozgat Valiliği'ne rapor verdi. Akkaya, raporunda, ''Kerkenes'in tarihçi Heredot'un sözünü ettiği Pteria şehri olduğu elde edilen kalıntılarla belirlenmiştir'' dedi.

Kerkenes'in birinci derecede arkeolojik sit alanı olarak tescilinin bulunduğuna işaret eden Akkaya, denizden 1500 metre yükseklikte, granit dağ kütlesi üzerine, surları yamaç sırtlarında yer alacak şekilde ustalıkla yerleştirilmiş olan antik kentin, Anadolu platosunda bugüne kadar kurulmuş en büyük demir çağı yerleşim merkezi olduğunu belirtti. Akkaya, Kerkenes'in tarihçesini anlattı:

''Milattan önce altıncı yüzyılın ilk yarısında Kızılırmak'ın doğusundaki bağımsız krallığın başkenti olan Pteria'nın Frig kültürünün devamı olduğu bilinmektedir. Pteria, doğu Akdeniz ve eski yakın doğu kültürlerinin jeopolitik bakımdan değiştiği ve kaynaştığı bir dönemde, eski Frig Devleti'nin doğusunda yeni bir Frig kültürünün geç dönem gelişimini simgelemektedir. Şehrin inşasının tamamlanamadığı ve yerleşim yeri oldukça kısa süreli, yaklaşık 50 yıl olduğu görülmektedir. Şehrin kurucusu bu yeri, savunma ve yol güzergahı açısından önemli olması nedeniyle seçmiştir. Şehirdeki idari, dini ve askeri yapıların büyüklük ve gösterişinden açıkça anlaşıldığına göre, şehir geçici amaçlarla değil, sürekli ikamet için kurulmuştu. Ancak, Yeni Asur İmparatorluğu'nun milattan önce 605 yılında Med ve Babil ittifakıyla yıkılması sonucu dengelerin bozulması, Med'lerle Lidyalıların Orta Anadolu uzun savaşları, Pteria'nın kuruluşunu tamamlamadan terk edilmesine sebep olmuştur.''

Akkaya, Orta Anadolu platosunda Medler ile Lidyalılar arasında milattan önce 590 yılında başlayan ve altı yıl süren savaşların güneş tutulmasıyla sona ermesi olayının, Kerkenes'i dünyaya tanıtan olay olduğunu söyledi. Medler ve Lidyalıların güpegündüz savaş alanının gece karanlığına bürünmesiyle "Tanrı, savaşmamızı istemiyor'' diyerek savaşa son verdiklerini anlatan Akkaya, barış sonrasında Medler ile Lidyalılar arasındaki dostluğun gelişip, Lidya Kralı Alyettes'in kızı Aryenis'in, Med Kralı Kyaksar'ın oğlu Astyag ile evlenmesiyle, akrabalık ilişkilerinin de arttığını belirtti.

Yozgat Müzesi Müdürü Mustafa Akkaya, Kerkenes Dağı'ndaki kayıp şehir Pteria'nın kurulduğu alan üzerinde yedi kapısı bulunan, 7.5 kilometre uzunluğundaki surun 2.5 kilometrelik bir alanı çevrelediğini de vurguladı.

Akkaya, raporda şu tespitlere yer verdi: ''Yerleşim alanının tamamı kamu yapıları ve sivil yapılarla bir yönetim planı oluşturacak şekilde düzenlenmiştir. Şehirde, Kapadokya, Kuzey, Gözbaba, Batı, Karabaş, Güneydoğu olmak üzere yedi kapı bulunmaktadır. Pteria, sürekli
Medlerin ve Lidyalılar'ın istilasına uğramıştır. Son olarak Lidya Kralı Krezüs, Pteria'yı işgal edip, yağmaladıktan sonra ateşe verir. Bu nedenle Pteria hiçbir zaman tamamlanmamış, yakılarak yok edildiğinde, şehir surlarının ve şehirdeki önemli yapı gruplarının taş temel üzerinden daha yukarısı inşa edilememiştir."
[4]

Tarihçe

Anadolu'nun en eski yerleşim birimlerinden biri olduğu bilinen Kerkenes Harabeleri Yozgat'ın Sorgun İlçesi'ne bağlı Şahmuratlı Köyü sınırları içerisindedir. Kerkenes Harabeleri Hattuşaş'tan sonra Hititlerin en büyük antik kentidir. Şehrin Demir Çağı'nda M.Ö. 600 yıllarında Med'ler tarafından kurulduğu tahmin edilmektedir. Kerkenes Dağı'nda yüzey araştırması ve kazı çalışmaları 1992 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Dr. Geoffrey D. Summers başkanlığında başladı. Yapılan kazılar sonucunda kentin, Med'ler ve Pers'ler arasında M.Ö 580 yılında başlayan ve güneş tutulmasıyla sona eren savaş sonrasında Med Kralı Asyages tarafından kurulan antik Pteria olduğu öğrenilmiştir. İnanışa göre Med'ler ve Pers'ler yıllarca savaşmış ancak güneş tutulmasıyla gökyüzünün tamamen kararıp yıldızların görünmesiyle tanrının savaş istemediğini düşünmüşlerdir ve savaşı Kerkenes Harabeleri'nin eteklerinde sona erdirmişlerdir.Kerkenes Harabeleri çok geniş bir alanı kaplamaktadır. Harabeleri çepeçevre saran sur kalıntıları yerinde durmaktadır. Kentin yaklaşık 7 kilometre olan sur duvarları 2,5 kilometre²lik bir yerleşim alanı oluşturmaktadır. Orta yerde Sülüklü Göl (Büyük Göl) olarak anılan yerde yaklaşık 20 metre çapında su birikintisi bulunmaktadır. Buna benzer Kızlar ve Atlar Gölleri de bulunmaktadır. Araziyi saran sur kalıntıları batıda yaklaşık 4 metrelik bir boşluk bırakmaktadır ki burasının sur kapısı olabileceği tahmin edilmektedir. Kerkenez Dağı'ndaki kayıp şehir Pteria antik kentinin, kurulduğu alan üzerinde Kapadokya, Kuzey, Gözbaba, Batı, Karabas, Güney, Doğu olmak üzere 7 kapısı bulunmaktadır. Son yapılan kazı çalışmaları sonucu Frigçe yazıt parçaları bulunmuştur, Frigçe yazıtlar bulunması kentin yıkılmadan önce büyük ölçüde Frigleştiğini göstermektedir. Orta Anadolu'nun en büyük antik kentlerinden olan Kerkenez Harabeleri'nde kazı ve araştırmalar devam etmektedir.[5]

Projenin Geçmişi

Kerkenes Kazı projesi 1993 yılında Şahmuratlı köyü'nü gölgesinde bırakan Kerkenes Dağı'ndaki Demir Çağı Başkentini araştırmak amacıyla başlamıştır. Başlangıçtan itibaren Proje Yöneticileri, bu uluslararası projenin köyde ve yöresel çevrede, aynı zamanda da bölgede yaratacağı etkinin farkındaydılar. Hala devam etmekte olan ana kaygı, sosyal, kültürel ve ekonomik etkinin köy ve bölge için olumlu olmasıdır. Bu kaygılarla, Kerkenes Ekolojik Merkezi Projesi, kazı projesine paralel olarak, 2002 yılında Avustralya Büyükelçiliği'nin Doğrudan Yardım Programı'nın desteği ile başlamıştır. 2003 yılında çalışma, sürdürülebilir köy yaşantısı hakkında araştırmaları ve bu yaşantıya geçişi desteklemeyi amaçlamıştır. Amaç, kırsal kesimden kent merkezlerine olan göçü durdurmak ve hatta bunu tersine çevirmektir. Kırsal bölgelerin çevreyle dost bir şekilde gelişimini ve iyileştirilmesini amaçlayan proje, köyün refahının arttırılması için 2003 yılında kurulan Şahmuratlı Köyü ve Kerkenesi Tanıtma Güzelleştirme Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği ile sıkı işbirliği içinde çalışmalarını sürdürmektedir.

2004 ve 2005 yıllarında kanada Fonunun cömert katkıları ve The Tyche Archeocommunity Vakfı (USA), Burdens Charitable Vakfı (UK), New Holland Trakmak, MESA, AKG, Erdoğan Akdağ'ın sapladığı ek fonlarla ve Yozgat Valiliği, Köy Hizmetleri ve Sorgun Belediyesinin yardımları ile Kerkenes Eko-Merkezi Saman Ev'in yapımını tamamlamış ve halen devam etmekte olan geri dönüşüm için katı atıkların ayrıştırılması organik bahçecilik için basit damla sulama ve atık suyun tekrar kullanılması ve enerji tasarrufu için farklı bina malzemelerinin kullanımının desteklenmesini içeren çalışmalarını sürdürmüştür. British Council, İngiltere-Türkiye Ortaklık Programı kapsamında O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi ve Londra Architectural Association Environment and Energy Studies arasında yürütülen 'Yapıların Çevresel Performansları' konulu çalışmaları desteklemektedir. Erdoğan Mustafa Akdağ Vakfı, gazbeton blokları AKG tarafından, çatı kaplama malzemeleri Onduline tarafından sağlanan ve amacı ziyaretçilere, Köydeki ve Bölgedeki aktivitelere ve Kerkenes Projesinin arkeolojik ve ekolojik aktivitelerinin dinamik sergilerine ev sahipliği yapmak olan bir Ziyaretçi Merkezi inşâ etmektedir.[6]

Yüzeyin Altında

«Eğer altı ay boyunca yedi genç kız yedi paspasla süpürselerdi,' diye sordu Deniz Ayısı, 'sence burayı temizleyebilirler miydi?' 'Sanmam', diye cevapladı Marangoz, ve gözünden bir damla yaş aktı.» (Lewis Carroll, Aynanın İçinden)

Kerkenez'de yetmiş genç kız elli yıl boyunca süpürge sallasa bu büyük, yanmış ve terkedilmiş Demir Çağı kentinin ancak çok küçük bir kısmını ortaya çıkarabilirlerdi. Fakat duvar ve tabanları ortaya çıkarmak, aynı zamanda şehirde yaşanan son yıkımın izlerini de ortadan kaldırmak anlamına geliyor; kapalı ve açık alanları dolduran, erozyon ve tünel kazan hayvanların yok etmediği yanmış döküntüler arasında, aynı zamanda seramik kaplar, aletler, süs objeleri, yiyecek ve hayvan yemi kalıntıları ile eski çağlardan kalma kene, pire ve böcekler de bulunuyor. Üçüncü bin yılın başında arkeoloji bilimi de yüksek standartlar ile daha da yüksek beklentileri barındırır hale geldi. "Her türlü kazı, yok etmektir." sözü artık eskidi; '0 kurtarma ve saklama' ise ne 25 metre² ne de 2.5 kilometre² için gerçekleştirilmesi mümkün bir ideal. Her şey elenmeli, sınıflandırılmalı, numaralanmalı, yeri belirlenerek etiketlenmeli, torbalanmalı ya da kutulanmalı ve nihayet bir gün incelenmeli. Bu gerçekten yola çıkan Kerkenes Projesi uzaktan algılama yöntemlerine odaklandı: Yani, yüzeydeki kalıntıları, tüm yerleşim alanını kapsayan balon fotoğrafları ve GPS mikro-topografya verileri ile belgelemek ve yüzeyin altında ne kaldığını görmek için de jeofiziksel uygulamalardan ve bu yöntemlerle ilgili olarak son yıllarda gerçekleşen gelişmelerden yararlanmak. Jeofiziksel yüzey araştırması, üzeri örtülü kalıntılara hiç dokunmadan, bunlar hakkında, son derece detaylı bilgiler verebilmekte ve böylelikle iki büyük avantaj sağlamaktadır: Büyük alanların detaylı planlarının kazı zahmetine girmeden hazırlanması ve sınırlı kazı çalışmalarının pek çok soruyu cevaplayacağı noktaların kesin olarak belirlenmesi mümkün olmaktadır.

Kerkenez'de 2001 yılında Geoscan fluxgate gradyometresi ile yürütülen yüzey araştırması kapsamında bu yıl, şehrin orta kesiminde kuzey-güney doğrultusunda uzanan büyük bir alandaki çalışmalar tamamlanmıştır. Şehrin yüksek güney sırtlarında yer alan büyük kamu yapısı grupları ile aşağı kısımları bağlayan bu merkezi bölgede yine aynı alanları ilişkilendiren iki ana cadde de yer almaktadır. 2001 yılı yüzey araştırmasının büyük bölümü, veri toplanmasının çok daha yavaş gerçekleştiği dik ve zorlu yamaçlarda odaklanmıştır. Tüm olumsuzluklara rağmen, sık sık kesintiye uğrayan köy elektriğinin cihazın bataryasını tamamen şarj edecek güçte olduğu dönemlerde günde bir hektar ortalamasına erişmek mümkün olmuştur. Projenin bu bölümü, Kerkenez'de elde edilen jeomanyetik verilerin GIS yazılımlarıyla entegrasyonu üzerinde bir tez yazarak Haziran ayında ODTÜ Arkeometri Anabilim Dalı'nda yüksek lisans eğitimini tamamlayan Nahide Aydın tarafından yürütülmektedir.

Önemli bir başka başarı, direnç yüzey araştırmalarından yararlanarak bazı dikmeli salonlarda bulunan taş dikme kaidelerinin yerlerinin belirlenmesi olmuştur. Fakat Haziran ayı sonunda zeminin sertleşmesi nedeniyle, en sert yerli çelikten yapılmış probların (ölçüm uçlarının) bile sürekli kırılması ve yüzeye batışlarının çok güçleşmesi sonucu deneyler mecburen gelecek yılın baharına ertelenmiştir.

Kerkenez'de yeni gelişen teknolojilerin deneysel uygulamalarını sürdüren Harald von der Osten-Woldenburg, elektrik iletkenliği ile son derece öğretici deneyler yapmıştır. Gradyometreden elde edilen verilerle karşılaştırılan etkileyici sonuçlar, Harald'ın arkeolojide karşılaştırmalı jeofiziksel yöntemler üzerine hazırladığı doktora tezinin de bir bölümünü oluşturacaktır.

Gradyometre ile yapılan yüzey araştırmasının aksine, iletkenlik verileri büyük kapasiteli bilgisayarlarda ve özel olarak yazılmış programlarla değerlendirilmek zorundadır. Ayrıca, veri toplama işlemi ancak engel sayısının az olduğu daha düz alanlarda pratik olmaktadır.

Önemli bir başka başarı, direnç yüzey araştırmalarından yararlanarak bazı dikmeli salonlarda bulunan taş dikme kaidelerinin yerlerinin belirlenmesi olmuştur. Fakat Haziran ayı sonunda zeminin sertleşmesi nedeniyle, en sert yerli çelikten yapılmış probların (ölçüm uçlarının) bile sürekli kırılması ve yüzeye batışlarının çok güçleşmesi sonucu deneyler mecburen gelecek yılın baharına ertelenmiştir.

Kerkenez'de yeni gelişen teknolojilerin deneysel uygulamalarını sürdüren Harald von der Osten-Woldenburg, elektrik iletkenliği ile son derece öğretici deneyler yapmıştır. Gradyometreden elde edilen verilerle karşılaştırılan etkileyici sonuçlar, Harald'ın arkeolojide karşılaştırmalı jeofiziksel yöntemler üzerine hazırladığı doktora tezinin de bir bölümünü oluşturacaktır.

Gradyometre ile yapılan yüzey araştırmasının aksine, iletkenlik verileri büyük kapasiteli bilgisayarlarda ve özel olarak yazılmış programlarla değerlendirilmek zorundadır. Ayrıca, veri toplama işlemi ancak engel sayısının az olduğu daha düz alanlarda pratik olmaktadır.[3]

Kent Dinamikler

Özel önem taşıyan bulgulardan biri megaron olabileceği düşünülen iki yapıya rastlanmasıdır. Belirleyici nitelikleri arasında beşik çatısı, yarı açık portiği ve merkezi ocağı sayılabilen megaron, Frigya ile kültürel bağı olan bir yapı tipidir. Özgün yapı adası sınırlarının kesinlikle dışında kalan bu iki yapı, boyutları 10 x 12 metreye ulaşan büyük binalardır. Bulunan bu megaronlar, şehrin, yok edildiği M. Ö. 547 yılına doğru belki de yavaş yavaş Anadolululaştığının göstergesi olabilir.

Şehrin merkezi kısmından 80 x 60 metrelik bir alanda bulunan yeraltı kalıntılarını gösteren bu resim incelenen geniş alanda sık sık rastlanan yapı tiplerine örnek oluşturabilir. Sol alt köşede arazi eğrisine paralel biçimde kıvrılan bir sokak ile orta sol kısımda ağır yangın geçirmiş bir grup görülebilir.

Orta sağ kısımda ise, aralarında bir koridor bulunan her biri 6 x 4 metre büyüklüğünde odalardan iki paralel sıra halinde düzenlenmiş başka bir bina bulunmaktadır. Sol taraftaki oda sırası, sağ taraftakinden daha uzundur. Depolama amacıyla kullanılmış olabilecek bu kadar fazla sayıda hücrenin aynı yapı adası içinde bulunması garip görünmektedir. Daha boş görünen sol taraftaki bir başka dikdörtgen alan içinde ise, sık rastlanan iki-odalı yapı tipine uygun bir bina bulunmaktadır.

Şehrin orta kısımlarında yürütülen jeomanyetik yüzey araştırması, geniş, açık bir kamusal alanın varlığını ortaya çıkarmıştır. Bu alanın kullanım amaçlarından biri açık pazar olabilir; şehir surları içinde bu amaçla kullanılmış olabilecek başka bir alana rastlanmamıştır. Şehrin yapay su rezervuarlarından en genişi olan Büyük Göl'ün kuzeybatısında yer alan bir kaç ana cadde bu alana teğet geçmektedir. Özel bir nedenle yapılaşmaya açılmamış olan bu geniş ve düzeltilmiş alan, yerleşimin orta kısmında korunmuş bir bölgede yer almaktadır. Eylül ayında tamamen kuruduğu dönemde Büyük Göl'ün tabanında yapılan yüzey araştırması sonucu elde edilen görüntüler, göl çukurunu çevreleyen yapay kıyıların altında kalın duvarlar bulunduğunu göstermiştir.

Yine tamamen kuruduğu bir dönemde belgelenen ve yüksek güney sırtlarında yer alan Sülüklü Göl'ün aksine, Büyük Göl'ün tabanında özenli bir işçilikle yapılmış taş bir kaplama tabakası bulunmadığı anlaşılmaktadır. Genel planlı bir kentsel su yönetim sisteminin parçası olan bu havuz ve rezervuarlar, herhalde bir hiyerarşi çerçevesinde belirlenen farklı işlevlere sahipti.[3]

Kazılarda Bulunan Önemli Kalıntılar

Yozgat'ın Sorgun ilçesine bağlı Şahmuratlı Köyü'ndeki arkeolojik kazılarda bulunan insan iskeleti, ok ucu ve bazı mimarî kalıntıların, arkeolojik bakımdan çok önemli olduğu belirtiliyor. 9 Haziran'da başlayan kazıların bu yılki bölümü 17 Temmuz'da sona erecek.

Yozgat'ın Sorgun ilçesine bağlı Şahmuratlı Köyü'ndeki, tarihte “kayıp şehir” olarak bilinen Pteria'nın izlerinin bulunduğu Kerkenes Dağı'nda kazı çalışmaları devam ediyor.

İngiliz Arkeolog Geoffrey Summers başkanlığındaki 7 arkeolog ve 11 işçiden oluşan ekip, Mayıs ayının ilk haftasında başladığı jeofizik yüzey araştırma çalışmalarını tamamlayıp, 9 Haziran'dan itibaren Kapadokya kapısı bölgesinde kazılara başladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Temsilcisi Arkeolog Şaban Kök, muhabirlere yaptığı açıklamada, yapılan kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarılan su arklarına paralel olarak, yüzüstü yere yatmış bir insan iskeleti bulduklarını bildirdi. Kök, şunları söyledi:

“Kapadokya Giriş Kapısı'nın yakınlarında bulunan su kanalının hemen yanında; başı güney yönüne, ayakları kuzey yönünü doğru dönük, yüzüstü yatmış bir şekilde duran bir insan iskeleti bulduk. Bulunduğu yerden özenle kaldırdığımız bu iskelet, daha sonra konunun uzmanı olan antropologlara inceletilecek, konuyla ilgili daha detaylı bilgiler ortaya çıkarılacaktır.”

Şaban Kök, kazılarda birçok ufak tefek çanak, çömlek bulunduğunu, ancak bunların içerisinde ortaya çıkarılan sokağın tabanında bulunan “ok ucu”nun dikkat çektiğini kaydetti.

Kazı ekibinde yer alan ODTÜ Arkeoloji Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi Yasemin Özarslan da, bu yıl yapılan kazı çalışmalarının genel olarak gelecek yıl yapılacak olan restorasyon çalışmalarına hazırlık ve temizlik çalışmaları niteliğinde olduğunu belirtti. Arkeolog Özarslan, “Bu yıl yapılan kazılarda mimarî anlamda çevredeki kulelerle ilgili çeşitli kalıntılara rastladık. Kulelerin hemen yanlarında idole giden basamaklarda sunaklara rastladık ki, bu çok önemli bir olaydır” dedi.

Açma çalışmasına devam ederek, tabana indiklerini kaydeden Özarslan, şehrin ana caddesine bağlanan, kenarlarında su arklarının bulunduğu bir sokak kalıntısına ulaştıklarını, daha önceki kazılarda karşılaşılan kuvvetli yanık izlerine buralarda da net olarak rastlandığını aktardı.

Bu yılki kazı çalışmalarının 17 Temmuz'da tamamlanacağı bildirildi.[7]

KAZI SONRASI ÇALIŞMALARI

2000 yılında 'Saray Yapı Grubu' adı verilen alanın doğu ucunda yapılan kazılar sonucu Yapı C'nin iki odasından büyüğünün tabanı üzerinde bir grup eksiksiz keramik kap ile kapak ortaya çıkarılmıştır. Bu yıl, Noël Siver, bu alışılmadık biçimli kapların rekonstrüksiyonunu tamamlamıştır. Söz konusu buluntular arasında, iki kulplu bir küçük pithos, dış yüzünde kalın beyaz boya ile çizilmiş iki bant yer alan ve tabanı ile kulplarının da boyanmış olduğu anlaşılan konik biçimli büyük bir çanak ve tek kulplu iki büyük yassı kapak yer almaktadır. Bu kaba kaplar elle yapılmış olup, pithos dışındakiler oldukça düşük bir ısıda pişirilmiştir. Büyük çanağın iç yüzü ile pithos ve kapakların dış yüzleri düzeltilerek cilalanmıştır.

Aynı odada eksiksiz bir ince sürahicik ile eksik parçaları herhalde odanın kazılmayan yarısında olan benzerlerine ait parçalar bulunmuştur. Bu büyük kaplar ile kapakların kullanılış amaçları ve dolayısıyla içlerinde bulundukları odanın işlevi halen sırrını korumaktadır. Başka ipuçları sağlayabileceği düşünülerek, organik kalıntılara ait izler bulabilmek için bu kaplardan örnekler alınmıştır. Elde edilen farklı buluntular arasında ise, büyük ihtimalle ahşap kutucuklar üzerine yerleştirilmiş olan küçük kemik ve macun kakma parçaları sayılabilir. Tamamı yangın nedeniyle renk değiştirmiş, ince çizik bezekli taç yaprağı ve kare biçimlerinde kakma parçaları.[3]

Özel Keramik Parçaları ve Buluntular

Aşağıdaki örneklerde olduğu gibi ikincil kontekstlerde bulunmuş bile olsalar, farklı niteliklere sahip parçalar kültürel ilişkiler açısından değerli ipuçları içermektedir. Kabartma bezekli siyah cilalı bir kaç sürahinin) yalnızca kırık parçaları ele geçmiştir. Bu egzotik keramiklerin küçük parçalarına Gordion, Boğazköy ve Kaman Kalehöyük'te de rastlanmasına rağmen esas kaynakları halen belirsizliğini korumaktadır.

Diğer belirleyici buluntular arasında iyi bilinen tiplere ait çift halka başlı ve çift dilli bronz iki iğne parçası ile bir bronz fibula ve delikli taş bir koşum parçası yer almaktadır.[3]

Şekiller, İşaretler veya Harfler

Bu büyük şehrin ve egemenliğine verilen bölgenin kuruluşu ve yönetimi yazılı haberleşme ve kayıtları gerekli kılmış olmalıdır. Kerkenez'de yazılı dile ilişkin elde edilen ilk bulgular, tamamı ya da çoğunun harf olduğu düşünülen 10 adet işaretten ibarettir; bunlar 'Saray Yapı Grubu'ndan ele geçen keramik kapların yüzeyine çizilmiş olarak bulunmuştur. İşaretler genellikle tekildir, fakat bir tanesi iki şekilden oluşmaktadır. Bunların, kaplar pişirildikten sonra çizildiği anlaşılmaktadır. İşaretlerden bir kaçına sürahilerin sırt kısmının üst tarafında rastlanmış olup, bunlar kulbun arkasında kalan bölgeye ya da kulbun biraz sağına yerleştirilmişlerdir. Bu dikkatli yer seçimi, grafiti ihtimaline terstir ve bilinçli bir kayıt tutma çabasını örneklemeleri mümkündür. Bir huni ve bir tabanda rastlanan işaretler, bunların kapların kapasite ya da içerikleri ile ilgili olmadığını düşündürmektedir. Amaçları bilinmeyen bu işaretlerin, üretici ya da iyelik gösterip göstermediği ya da kapların kullanımı ile ilgili idari bir gösterge olup olmadığı bilinmemektedir.

İşlevleri ne olursa olsun bu işaretler, yazılı ya da yazısız bir kayıt tutma düzeni olduğunu göstermektedir. Ayrıca, bu özel sistemde kullanılan dilin yerel (yani Anadolu'ya özgü) olması mümkündür. Bu durum kabul edilecek olursa, bu bir kaç işaretin Kapadokya dilinin Frigya'nınkine benzer bir alfabetik düzende yazılışına dair ilk bulgular olabileceği düşünülebilir.[3]

Kapadokya Kapısı'

'Kapadokya Kapısı'nın yeni mimari rekonstrüksiyonları ile grafik simulasyonları, bu etkileyici anıtın özgün görünümü ile ilgili gerçekçi görüntüler elde edilmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda bu görüntüler, ancak önümüzdeki üç yıl içinde kapı geçidi ile buna bağlanan iç odanın tamamen temizlenmesi ile cevaplandırılabilecek bir takım mimari sorunları ortaya çıkarmaktadır. En önemli bilinmezler arasında, büyük ihtimalle taş olan özgün yol kaplaması ile kapı geçidinin drenajının nasıl sağlandığı sayılabilir. Özellikle Şekil 18'de gösterildiğinden daha dar olduğu takdirde kapı geçidinin dış tarafında, geçidin iki tarafına eklenen kuleler arasında geçiş sağlayacak biçimde bir üstyapı bulunduğu düşünülebilir; böyle bir düzenlemenin, kapının savunulması açısından da uygun olacağı açıktır.

Fakat kapı geçidi üzerindeki yolun bir tonozla mı yoksa uzun, yatay ahşap kirişler üzerinde mi taşındığı bilinmemektedir. Kulelerin ön tarafında yer aldığı düşünülen kumtaşı dendanların geçidin üzerinde de devam ettirilmiş olması mümkündür. Asur ve Urartu Demir Çağı şehir kapılarının tanımlarından, geçit dendanlarının kulelerinkiler kadar yüksek olmayıp, surlarla aynı hizada bulunmasının tercih edildiği anlaşılmaktadır. Rekonstrüksiyonda, yükün çıkma parapetler üzerinde taşınamayacak kadar fazla olması nedeniyle kumtaşı dendanlar duvarla hem yüz olarak gösterilmiştir. Kumtaşı blokların birçoğu, ki kullanımları geçidin kuleleriyle sınırlıdır, en az bir yüzlerini kısmen pembeleştirecek düzeyde yüksek ısıya maruz kalmışlardır. Bu durum, yapısal ahşap elemanların kullanılmış olduğuna işaret etmektedir. Önümüzdeki yıllarda yapılacak temizlik çalışmalarıyla, geçişi kontrol etmekte kullanılan çift kanatlı kapıların yerlerinin belirlenmesi de mümkün olabilir.

Eğimli taş kaplı yüzeylerin (glacis) doğu bölümünün ön kısmından elde edilen yangın kalıntıları, kulelerin üzerinde ahşap korunaklar bulunduğu biçiminde yorumlanabilir. Genellikle sert seyreden iklim koşullarına karşı bir takım korunaklar yapılmış olması şaşırtıcı değildir.

Kapı ve çevresinde yapılacak temizlik ve kazı çalışmaları öncesinde, hem koruma sorunlarını hem de ziyaretçilerin güvenliğinin sağlanmasını ele alan detaylı bir konservasyon ve sınırlı rekonstrüksiyon önerisi hazırlanmaktadır.[3]

GELECEK

Mevcut Araştırma Evinin hemen yanında inşa edilen yeni buluntu deposu ve laboratuar binasının tamamlanması, Kerkenes Projesi'ni T. C. Kültür Bakanlığı'na kazı izni için rahatça başvuracak duruma getirmiştir. 'Kapadokya Kapısı' ve 'Saray Yapı Grubu'nun doğu ucundaki eğimli taş kaplı yüzeyde (glacis) bir koruma ve sunum programı ile birlikte yürütülecek temizlik ve kazı çalışmaları, böylece 10 haftada tamamlanacağı öngörülen jeomanyetik yüzey araştırmasının sonuçlandırılması ile çakışacaktır. Diğer yandan, ilkbaharda toprağın yeterince nemli olduğu dönemde, direnç yüzey araştırması yöntemini denemeye devam etmek ve eğim ve zemin yapısının uygun olduğu yerlerde manyetik indüksiyon ile daha geniş alanlarda çalışmak istiyoruz.[3]

PROJE İLE İLGİLİ YENİ YAYINLAR VE BUNLARIN ULAŞILABİLİRLİĞİ

Kerkenes web sitesinin içeriği ve kapsamı sürekli genişletilmektedir. Bu siteye Türkçe ve İngilizce yıllık raporlar ile birlikte, ulaşılması zor bir kaynak olan Erich Schmidt'in 1928 yılı deneme kazıları üzerine hazırladığı ve AJSL'de 1929 yılında yayınlanan raporu da Chicago Üniversitesi'nin özel izniyle eklenmiştir. Anatolian Studies 50 (2000), 54-73'de Kerkenes'deki yerleşim dönemi konusunda ve Anatolica Antiqua IX (2001), 39-60'de de Kale ve diğer Bizans dönemi kalıntıları ile ilgili makaleler yer almaktadır. Kerkenes web sitesinde tüm yayınların kapsamlı bir listesi bulunabilir. İlk Kerkenes Monografisi ile ilgili hazırlıklar ise tamamlanma aşamasına gelmiştir.

Kerkenes'in önemi genel akademik literatürde yerinin genişlemesinden de anlaşılabilir. Bunun örnekleri arasında John Boardman'ın Persia and the West (London 2000) adlı eseri ile Neuer Pauly cilt VI ve büyük Barrington Atlas of the Greek and Roman World adlı eserlerde (Princeton 2000) yer alan girişler sayılabilir.[3]

Kerkenes ve Güneş Tutulması

Efsaneye göre, Persler Batı'ya doğru büyük bir sefer başlatmış ancak Frigler'e ait Kerkenes Şehri'nin surlarını geçememişlerdir. Kanlı savaşlar günlerce sürer. Bir gün savaş sırasında güneş tutulması yaşanır. Bunun üzerine Frigler savaşmayı bırakır ve böylece Persler şehre girerek yağmalarlar.

2006 yılında gerçekleşen büyük güneş tutulmasını birçok bilimsel kuruluş Kerkenes tarihi şehrinin üzerinde bulunan tepeden izlemiştir.[1]

Kaynaklar

[1] tr.wikipedia.org/wiki/Kerkenes
[2] www.yozgat.gen.tr/bilgi/?sayfa=yozgat-antik-kentler-kerkenes-harabeleri-pteria
[3] www.sorgunpostasi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=32&Itemid=76
[4] www.arkitera.com/news.php?action=displayNewsItem&ID=13691
[5] www.kerkenez.piczo.com/?cr=4
[6] www.kerkenes.metu.edu.tr/keco/00dwn/05sgpkerkenesek3.pdf
[7] yozgatmuhabir.blogspot.com/.../kerkenes-kazlarnda-onemli-kalntlar.ht





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: TÜRKÜ SU, 06.05.2016, 16:17 (UTC):
Çok uzun

Yorumu gönderen: Arda baba bacı, 24.04.2016, 17:51 (UTC):
Hiç iyi değil desem yalan olur super

Yorumu gönderen: isim, 04.12.2014, 15:29 (UTC):
güzeel



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36817106 ziyaretçi (102957659 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.