Korku ve Psikolojik Kökenleri, III
 

Korku, Fear

Korku ve Psikolojik Kökenleri, III

Hazırlayan: Eylül - Düzenleyen: Akhenaton

19. Normal Kabul Edilen Korkular Nelerdir?

Bazı korkular, belli yaş dönemleri için normal sayılır. Örneğin, bebeklik döneminde yüksek ses veya fiziksel desteğin aniden yitirilmesi ile oluşan korku doğaldır. Bebeğin yaklaşık 8. ayda geliştirdiği ve 1-1.5 yıl kadar sürebilen yabancı korkusu da normal kabul edilir. Çocuğun 5 yaş civarında geliştirdiği , örneğin cadı, canavar gibi bir takım hayali figürlerden korkması da ruhsal gelişimi için de beklenebilir bir durumdur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bazı korkuların belli yaş dönemlerinde ortaya çıkabilecekleri, ancak bu korkuların bir süre sonra ortadan kaybolmalarının da gerekli olduğudur. Örneğin, 6 yaşındaki bir çocuk hala yabancılardan korkuyorsa, bu üstünde durulması gereken bir durumdur.[8]

20. Okul Korkusu

Her yıl milyonlarca çocuk okula başlayıp, neşeyle devam ederken bazıları için durum hiç böyle olmamaktadır. Bu çocuklar okula başlamadan önce çok istekli görünseler dahi okul zamanı geldiğinde bu istekleri kalmaz ve okula gitmek istemezler. Çocuklarda okulda oluşan yoğun sıkıntı ve huzursuzluk hissi nedeniyle okula gitmek istememe ve okulda yalnız kalamama ile karakterize duruma okul korkusu (okul fobisi) adı verilmektedir.

Her yüz çocuktan yaklaşık 4–5 tanesi bu tepkisini okul korkusuyla ortaya koyar. Bu durum okula gidişin ilk günlerinde ortaya çıkabildiği gibi herhangi bir zamanda da ortaya çıkabilir.

Okul Fobisinin Ön Belirtileri

  1. Baş ağrıları,
  2. Karın ağrıları, bulantı-kusma hissi,
  3. İştahsızlık, keyifsizlik,
  4. Uyku düzeninde bozukluklar,
  5. Okul sorumluluklarının yerine getirilmesinde aksamalar.
  6. Ortada bir neden yokken gözyaşlarına boğulmak,
  7. Alıngan ve sinirli olma

Yukarıdaki belirtiler özellikle sabahları ve okul saatlerinde ortaya çıkar ve yoğunlaşır. Bu tabloyu iyi değerlendiremeyen anne-baba ve öğretmenler, hatalı tutumlarıyla çocuğun korkusunu pekiştirebilirler.

Akut ve Kronik Okul fobisi

Okul korkusu tepkileri ilk görülmeye başladığı sırada şiddetli bir takım belirtiler dikkati çeker. Akut okul korkusu olan çocuklar evde kaldıkları sürece mutludurlar. Arkadaş ilişkilerinde ve sosyal faaliyetlerde etkindirler. Hatta bu çocuklar evde kaldıkları süre içinde ev ödevlerini yaparlar. Akut okul korkusu ilköğretimden liseye kadar her yaştan, hatta kolej öğrencilerinde bile görülebilir.

Bununla birlikte gerek ergenlik döneminde gerekse ergenlik öncesi dönemde rastlanan okul korkusu belirtileri, ilköğretime başlayan çocuktaki gibi kuvvetli ve zorlu değildir. Çoğunlukla çocuklar büyüdükçe şiddetli biçimde okul korkusu görülmez, ancak bunun yerini kronik korku alır. Kronik okul korkusu zamanla oluşur. Bu korkunun oluşmasında gencin çocukluk yıllarındaki akut okul korkusunu da içine alan çeşitli davranış problemlerinin rolü büyüktür.

Kronik okul korkusu, akut okul korkusunun tam terinse bir takım uyum zorluklarını içerir. Kronik okul korkusu olan çocuklar sadece okuldan değil, aynı zamanda önceden zevk aldıkları faaliyetlerden de uzaklaşmaya başlarlar. Bu çocuklar ne ders çalışırlar nede belirli bir ilgi alanında faaliyet gösterirler. Ev çevresinde sıkıntılı bir biçimde zamanlarını geçirmeye çalışırlar. Bunun yanı sıra, bu tür çocuklar okula olan korkularını tüm çevreye genelleştirirler. Sonuç olarak bu çocukların gerek insan ilişkilerinde, gerekse yabancı oldukları ortamlardaki huzursuzlukları giderek artar.

Görülme Sıklığı

Okul korkusu ana okuluna giden, ilk okula yeni başlayan çocuklarda sık görülür. Ülkemizde ana okulu zorunlu olmadığından o yaşlardaki çocukları tespit etmek çok güç olmaktadır. Ortaokul ve lise çağında da görülmektedir. Yaş büyüdükçe görülme sıklığı azalmaktaysa da tedavi güçleşmektedir. Yapılan araştırmalarda okul korkusu olan kız ve erkek çocuklar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Her sosyo-ekonomik düzeyde görülmekle beraber, orta sosyo-ekonomik düzeyde daha fazla görülmektedir.

Bu Çocukların Ortak Özellikleri Şunlardır:

  1. Ebeveynlerince aşırı bir şekilde korunup kollanmışlardır.
  2. Attıkları her adımda anne-babanın onayını beklerler.
  3. Uslu, uyumlu ve anneye aşırı bağımlılıkları vardır. Annelerinden hiç ayrılmak istemezler; sanki onlara yapışık gibidirler. Anneden ayrılma korkusu yaşarlar.
  4. Her istedikleri anında karşılanmış ve anında tatmin isteyen, bu olmayınca “hileye” başvurabilen yapıdadırlar.

Okul Korkusunun Nedenleri

  1. Ayrılık Endişesi: Sorunun ilk nedeni sizden ayrı kalmanın getirdiği mutsuzluktur
  2. Yeni deneyimlerle baş etme: Güçlüğe neden olan faktörlerden bir diğeri de çocuğunuzun değişim ve yeniliklerle baş etme ihtiyacıdır. Farklı bir ortama girme yabancılarla tanışma okul kurallarını öğrenme, kişisel disiplini geliştirme, grup projelerinde yer alma gibi deneyimler söz konusudur
  3. Gerçekçi olmayan yüksek beklentinler: Yetişkinlerin beklentileriyle mücadele etmek, bazı çocuklarda strese yol açan başlıca etkendir. Bu daha çok, çocukların başarılarında mükemmeliyetçi bir tutum benimsemek şeklinde kendini gösterir.
  4. Kendini yalnız hissetme: Arkadaş edinme konusunda yetersiz yada isteksiz gibi görünen utangaç ve çekingen çocuklar, yalnızlığa ve reddedilmeye mahkumdurlar. Örneğin arkadaşlarından daha parlak yada durgun olan bir çocuk arkadaşlarınca alay konusu olabilir yada soyutlanabilir
  5. Zarar verici davranışlara maruz kalma: Okula başlayan çocukların başkaları tarafından zarar görmelerini kontrol etmenin yolu yoktur. Bu tüm yaş düzeylerinde görülebilir ve çocuklarda çok büyük endişe, acı ve üzüntüye neden olur. Bazı durumlarda, sürekli olarak başkalarından zarar görme, bunalımlara bile yol açabilir.

Okul Korkusu Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Yukarıdaki kişilik özelliklerini taşıyan çocuklarda ailede, çevrede meydana gelen bir yaşam olayıyla okul korkusu kendisini gösterir. Örneğin;

  1. Yeni bir kardeşin doğumu ve kıskançlık olayı,
  2. Ailenin ev değiştirmesi, göç etmesi, çevre değişikliği,
  3. Çocuğun ebeveynlerden birini veya başka bir yakınını kaybetmesi, aileden birinin hastaneye yatması,
  4. Anne-babanın uzun süren geçimsizlikleri,
  5. Okulda öğretmen ya da arkadaşlarınca küçük düşürülme, korkutulma,
  6. Ailede sosyo-ekonomik kriz halleri gibi nedenlerle çocuklarda okul korkusu
    gelişebilir.

Okul fobisi olan çocuklar ve aileleri üzerinde yapılan birçok araştırmada şu sonuçlar görülmüştür: Anne-baba, çocukla ilişkilerinde aşırı verici, koruyucu kollayıcı bir tutum takınmaktadır. Çocuğun yapabileceği her şeyi onlar yapmaktadır. Böylelikle çocuk pasif ve bağımlı kişilikte yetişmektedir.

Anne-baba gergin, sıkıntılı doğadadırlar. Çocukları için “başlarına bir olumsuzluk, felaket gelirse” endişesini taşırlar. Ebeveynlerin korku ve endişesi aynen çocuğa yansıtılır. “Acaba yolda bir trafik kazası geçirir mi? Arkadaşlarınca dövülür mü?” Çocuklardaki özgüven eksikliği nedeniyle çocuk anne-babadan ayrı kaldığında başına bir şey geleceği korkusunu yaşamaktadır.  Çocuk aynı korkuyu anne-baba için de taşır. Onlardan ayrı kaldığında onların da başına bir şey gelecek diye korkmaktadır. Veya çocuk, ebeveynlerinin kendisini terk edeceklerini düşünmektedir. Bazı ailelerde babanın anneye yeterli ilgi ve anlayışı göstermediği; annenin de bu nedenle çocuğuna aşırı bağlandığı dikkat çekmiştir.

Okul Korkusu Olan Çocukların Ailelerine Öneriler

  1. Çocuğun fiziksel yakınmaları varsa kontrol etmek için doktora götürün.
  2. Sınıf çalışmalarının zorluğundan, sıkıcılığından veya okul arkadaşları veya öğretmeni ile ilgili konulardan. Şikâyet ediliyorsa okulu ziyaret edin.
  3. Korkuları hakkında konuşmaya teşvik edin. Onu yatıştırın ve gün boyunca nerelerde olacağınız, okulda acil bir durum olduğunda çocuklarla kimin ilgileneceğini ve korkuları olduğunda okulda kimlerle konuşabileceği hakkında bilgi veriniz.
  4. Okula düzenli devam etmesi konusunda ısrarlı olun. Örneğin yakınmaya devam etseler de giyinmesine, servisine binmesine ve okula kadar yürümesine yardım edin. Muhalefet etmeye devam etseler de sınıfa girmesine eşlik etmek, sırasına yerleştirmek ve ardından hemen sınıftan çıkmak gibi konularda ısrar edin.
  5. Eğer sorun zor ise; çocuğun bir-iki saatliğine, daha sonra yarım gün sonrada tam gün okula gitmesini sistematik bir yaklaşım kullanarak sağlayın.
  6. Çocuğun, ailesini, önce günde iki kere sonra bir kere aramasına izin verin. Daha sonrada bu ayrıcalığı ortadan kaldırın.
  7. Okula devam etmesi ve muhalefet etmemesi karşılığında evde ya da okulda başka ayrıcalıklar vermek gibi bir takım ödüller sunun.
  8. Bir kere bile olsa çocuğun kazanmasına izin verilirse sorunun daha kötüleşeceği unutulmamalıdır. Eğer, belirli gün veya hafta okula devam zorunluluğu varsa ve çocuk bu sınırı zorlamaya çalışıyorsa bu noktada pes etmek tamamen başa dönmek demektir.

Yardım isteyin. Bu sorun genellikle ana-baba ve okul personelinin birlikte çabalarıyla aşılır.[17]

21. Sınav Korkusu

Sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıya sınav kaygısı denir. Sınav kaygısı, endişe ve yoğun duygulanım olarak iki boyutta ele alınabilir. Endişe, performansa yönelik zihinsel bir süreçtir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur. Yoğun duygulanım, kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu bedenden gelen ve bedenin olağan işleyişi dengesi dışına çıktığı mesajını veren sinyallerdir. Sınav kaygısı yaşayanların endişe içeren cümleleri;

  1. Bu sınavda başarılı olamam.
  2. Eyvah, üç gün sonra sınav var.
  3. Bu ders beni çok zorluyor.
  4. Konuyu bildiğim halde işlem hataları yapmak istemiyorum.
  5. Sınav sırasında bildiğim her şeyi, unutabilirim.
  6. Evdekilerin yüzüne nasıl bakarım? v.b

Sınav kaygısı yaşayanların yoğun duygulanım içeren cümleleri;

  1. Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor.
  2. O kadar gerginim ki midem altüst olmuş durumda.
  3. Çok perişan durumdayım.
  4. Bu sınava gireceğim için paniğe kapıldım, elim ayağım birbirine dolaşıyor.
  5. Kendimi bir sis bulutu içinde hissediyorum, hiçbir şey bilmiyorum ve hatırlamıyorum.
  6. Gözlerim kararıyor, midem bulanıyor, soğuk soğuk terliyorum.

Sınav kaygısı sınavın ilk yirmi dakikası içinde yoğun yaşanıyor, sınavın sonuna doğru belirtiler azalıyor. Kaygı yaşayan çocukların başarıları % 40 – 60 civarında kalıyor. Araştırmalar, öğretmenlerin sınav kaygılı çocukların zeka durumlarından şüphe ettiklerini gösteriyor. [18]

22. Ölüm Korkusu

“Yaşamak zevki nedir bilmez ölümden korkan” (Yahya Kemal Beyatlı)

Ölüm korkusunun, psikolojik açıdan bireyin tüm korkularının ya da ürküntülerinin birleşme noktasında yer aldığı söylenebilir. Araştırmacılar, ölüm korkusunun bütün bireylerde var olan bir korku olduğu konusunda hemen hemen görüş birliği içindedirler. Örneğin, Delpierre'ye göre, sonuçta tek bir korku vardır o da ölüm korkusudur. Ölüm korkusu, gerek her bireyde varlığını hissettirmesi, gerekse şiddet ve tesirinin kuvveti bakımından diğer bütün korkulardan farklı bir yapı arz eder. Bu bağlamda bireyin normal hayat akışı içinde ölüm aklına gelmez. Ancak kendinde veya çevresinde ölüme sebep olabilecek bir takım olaylara şahit olduğu zaman bu korkuyu hisseder. Ölüm olgusu birey için mutlak bir gerçek olduğu halde, psikolojik yapısındaki narsist eğiliminden dolayı duygusal olarak ölümü kolay kolay kabullenemez. Bu sebeple ölüm onun için hâlâ korkutucu ve ürpertici bir olgu olmaya devam eder. Ölüm olgusuyla ilgili yapılan psikolojik araştırmalar, ölüm korkusunun çok boyutlu bir korku olduğunu ortaya koymuştur. En çok üzerinde durulan boyutları ise, bilinmezlik ve yalnızlık korkusu, yakınları yitirme ve ölüm anında ıstırap çekme korkusu, kişisel kimliği kaybetme ve ölüm sonrası cezâlandırılma korkusu, geride kalanlar için endişelenme ve yok olma korkusu ile değer verilen insanları kaybetme korkusudur.[19]

Hümanist bir diğer psikolog olan Fromm (1995) ise, bireyin sahip olma davranışı arttıkça ölümden korktuğunu ve bunun akılcı bir açıklamasını da bulamadığını ifade etmiştir. Ona göre bu korku ölümden değil, sahip olunan şeyleri, bedeni, malı mülkü, benliği yitirmekten dolayıdır ve kişi hiçbir şeye sahip olamayacağı bir uçuruma, yok olmaya sürüklenmekten korkmaktadır. Ona göre, bireyin yaşam sevgisini artırması ve sevgi alanını genişletecek olan, başkalarının sevgisine karşılık vermesi bu korkuyu yenmenin çözüm yoludur.[20]

C.G. Jung'a göre, ölüm korkusunun temelini yaşama korkusu oluşturur. Bu bağlamda ölümden çok korkan bireyler, aynı zamanda yaşamaktan da çok korkarlar. O'na göre yaşama korkusunun sebebi de bireyin, kendini hayata tam anlamıyla bağlayıp psiko-sosyal uyum sağlayamamasıdır. Öte yandan Erich Fromm da, iki farklı karaktere sahip ölüm korkusu olduğunu ifade eder. Bunlardan birincisi, normal korkudur ki, bu tip korkuyu her normal birey hisseder. Diğeri ise, bireyleri devamlı tedirgin eden korkudur. Bu tip korku, çoğu zaman akıl dışı bir özelliğe sahip olup, yaşam konusunda başarılı olamamanın sonucunda ortaya çıkar. Ona göre ölüm korkusu, ahlâkî bir problem olarak ele alınmalıdır. Bireyde bulunan bu korkunun temel nedeni ise, sahip olduğu serveti ve bedenini kaybetme ile her şeyin bittiği bir sona gitme endişesinden kaynaklanır. Buna karşın dinin, yaşamın sonu olarak algılanan ölüm ve ölüm ötesi ile ilgili açıklamaları, bireyin ölüm karşısındaki gerginliğini giderici bir çözüm önerisi olabilir. Öte yandan Freud ve savunucuları, dinin bizâtihi varlığını inkar ettikleri için ölüm ötesi inançları da, bireyin bu dünyadaki sıkıntılarını aşmak için kendi hayâl dünyasında icat ettiği muhayyileler olarak değerlendirirler.[19]

23. Korku ve Cinsel Yaşam

Normal koşullarda insandaki cinsel dürtü öylesine doğal ve kendiliğindendir ki, henüz evlenmemiş veya bir eşle ilişki kurmamış insanların çoğu, başarılı ve doyurucu bir cinsel birliğin otomatik olarak gerçekleşeceğini sanırlar. Oysa cinsel faaliyet, çok hassas bir mekanizmadır. kolayca arızalanabilir. İnsanın doğal dürtülerinden biri olan cinsel istek, normal koşullarda, bir uyarıcıyla karşılaştığında kendiliğinden ortaya çıkar ve herhangi bir engele takılmadığı takdirde orgazmla sonuçlanır. Wilhelm Reich'in dediği gibi, doğal ve sağlıklı bir cinsellik, kişinin hiç bir iç yasaklanma duymaksızın cinsel heyecana kendini bırakabilme yetisidir. Bu, içgüdüsel bir faaliyettir; ama sanıldığı gibi otomatik değildir; bazı psikolojik koşulları vardır. Bu koşullar olmadığında en kışkırtıcı görüntüler bile kişilerde gerekli cinsel tepkileri doğurmayacaktır. Çünkü bunların eksikliği, insan gövdesinde, cinsel ilişki için gerekli olan fizyolojik dönüşümlerin gerçekleşmesini önleyecektir. Diğer yandan, insanlarda, cinsellik gibi temel dürtülere müdahale eden, bunların işlenmesini önleyen ikincil dürtüler de bulunmaktadır. Bu dürtüler, toplumsal yaşamda doğal cinselliğin bastırılmış olmasından kaynaklanmakta ve insanın haz duyma kapasitesini sınırlamaktadır. Bu ikincil dürtülerin en iyi örneği, "korku"dur.

Genellikle korkuyla cinsel ilişki, birbirine ters düşer. Ani bir korku, insan vücudunda adrenalin salgılanmasına yol açar. Bu madde, insana tehlikeye karşı koyabilmesi için gerekli olan enerjiyi sağlar ama, cinsel isteği de söndürür. Bir yandan da savunma refleksleri, kanın sindirim ve üreme organlarından çekilip kol ve bacak kaslarına dolmasına neden olur. Böylece insanın "savaş organları" güçlenir, ama cinsel organları büzülür: birleşme olanaksızlaşır. Korkunun cinsel arzuları öldürmesi, gerçekte çok anlaşılabilir bir durumdur. Çiftleşme anı, Canlının dış tehlikelere karşı en açık, en korunmasız olduğu andır. Böyle bir durumda canlı çiftleşmeyi sürdürecek olsa, hayatta kalması olanaksızlaşabilir. Yüzbinlerce yıl önce vahşi bir ormanda bir insan çiftinin sevişmekte olduğu ve çevrede de aç bir aslanın dolaştığı düşünülürse; kuşkusuz, birleşme eyleminin yarıda kesilmesi gerekecektir. Böylece, tarih içinde, korkunun cinselliği bastırması insanda yerleşik bir refleks mekanizması haline gelmiştir. Bu sadece "Vahşi aslan" türünden somut ve dıştan gelen tehditler için değil, kaynağı daha belirsiz, bulanık psikolojik tehlike ve endişeler için de geçerlidir. Kaynağı ne olursa olsun, korku, şiddetli sıkıntı ve kaygı duyguları, insanları cinsel uyarılara karşı genellikle duyarsızlaştırır. Çocukluk yıllarında veya ergenlik döneminde herhangi bir nedenden ötürü kadınlara karşı korku beslemiş bir insan, ilk cinsel deneyinde de bu sıkıntılı duyguyu üzerinden atamadığı için büyük bir olasılıkla başarılı olamayacaktır.

Erkeklerde ereksiyonun gerçekleşmesini veya orgazma ulaşılmasını, kadınlardaysa aynı şekilde dölyolunun nemlenmesini ve orgazma varılmasını önleyen bazı korkular oldukça basit ve yüzeyseldir. “Bu gece cinsel organım sertleşecek mi?' gibi bir kaygı, birçok erkeğin geçici olarak iktidarsız kalmasına neden olmuştur. Ancak, bu gibi cinsel korkular, insanın kendisi tarafından tahlil edilebildiği için çoğu zaman geçicidir. Buna karşılık, kaynakları ve nedenleri kişinin kendisince bilinemeyen bazı daha derin korku ve kaygı duyguları için bir psikologa başvurulması gerekebilir.[10]

24. Korku ve Bedensel Hastalıklar

Psikolojik faktörlerin bedeni etkilediği çok iyi bilinmektedir. Psikolojik ve organik faktörler ayrımı ve bir noktadan sonra sağlıklı değildir. Örneğin kaygı ve korkunun mide asidi salgısını etkileyerek mide ülserine yol açması gibi, uzun süren gerginlik durumlarının da beyin kimyasını değiştirdiği bilinmektedir.[21]

25. Korku ve Anksiyete Bozuklukları

Korku insana özgü doğal bir dürtüdür. Canlılarda bulunan bu duygu biçimi korumayı esas alır. Ancak bunların abartılı biçimi anormalleşme sürecine dönüşebilir. Korku tepkisi rayından çıkıp olmayacak durumlarda ortaya çıkması yaşamı yaşanmaz kılabilir. Yükseklikten, kapalı kalmaktan, karanlıktan korkmak gibi.

Beyin, korku içeren deneyimleri, sıradan anılardan farklı olarak silinmeyecek bir formatta depolar. Korku kayıtları hastalığa yatkın kişilerde, mantıklı düşüncede kısa devre yaparak normal davranışları engeller.

Anksiyete bozukluklarını anlamak için ilkönce beynin normal olarak korkuyu nasıl öğrendiğini keşfetmek gerekiyor. Bazı korkular iç güdüseldir. Ani yüksek seslerin uyandırdığı korku gibi ancak korku olarak tanımladığımız duyguların pek çoğu öğrenme yoluyla oluşur. Sözgelimi bıçak keskindir, köpekler ısırır. Öğrenilen korkunun devresinin ve biyo-kimyasının haritasını çıkartan bilim adamları, Anksiyete bozukluğu tanısı konulan kişilerde nelerin farklı olduğunu anlamaya başlıyor.

Korku yaratan uyarı ile normal fiziksel tepkisinin biyologlarının “duygusal bellek” olarak niteledikleri temel belleği oluşturur. Bu, korku dolu bir deneyimden sonra oluşan, aşikar ve mantıklı bellekten farklıdır. Önemli olan, hem insanlarda hem de hayvanlarda duygusal belleğin görece olarak sabit olmasıdır. Oysa mantıklı bellek kolayca değişebilir. Artık Anksiyete bozukluğu olan hastalarda duygusal belleğin mantıklı belleği, sağlıklı kişilere göre daha fazla etkilediği görülür.

Korkunun beynin ön kısımlarındaki amigdal denilen küçük bir yapı üzerinde yoğunlaşmaktadır. Amigdal alarm durumuna geçtiği zaman anında tepki verir. Sinyaller amigdaldan beynin sapına doğru hareket eder. Beynin sapı beynin ilkel bölümüdür ve istem dışı korkuları denetler.

Anksiyete bozukluklar çok karmaşık bir hastalık grubudur. Bilim adamlarının genler, gelişim süreci ve deneyimler arasındaki çok yönlü etkileşimi nasıl çözebilecekleri konusunda şimdilik bir yorum yapılamıyor. Artan bilgilerle hastaların daha az sıkıntı duyabilecekleri var sayılmaktadır.[13]

Duygulanım (affective) bozuklukları; heyecanların ifadesinin aşırı uçlarının bir karışımı ve onları kontrol etmede bir yetersizlik olan bozukluklardır ve depresyon bu bozuklukların en yaygın olanıdır.[5]

Sonuçta korkunun niteliği ne olursa olsun insanların kaygılarını artırdığı söylenebilir. Korkuya dayalı bir ilişki ağında sağlıklı iletişim beklenmemelidir. Toplumun her dokusunda etkili olan korkunun azalma yolları irdelenmelidir.[13]

26. Korku ve Endişelerin Bitkisel Tedavisi

Malzemeler

Çiğdem çiçeği, Ballıbaba, Gül, Lavanta çiçeği, Nane, Biberiye, İncir çiçeği, Bal

Hazırlanış Şekli

  1. Çiğdemin yumruları, ballıbaba bitkisinin yaprakları ile birlikte sirkenin içinde iki gün dinlendirilir. Süzüldükten sonra gül suyu ilave edilerek şerbet kıvamına gelinceye kadar karıştırılarak bal ile tatlandırılır. Hazırlanan bu şerbetten yatmadan önce bir fincan içilir.
  2. Lavanta çiçeği, tarçın ile birlikte demlenir. Süzülerek elde edilen karışıma nane özü katılarak losyon kıvamına gelinceye kadar çalkalanır. Hazırlanan bu losyona batırılan bir bezle göğüs ve yüz kısmına masaj yapılır.
  3. Biberiye, inci çiçeği, tarçın kabuğu ve lavanta çiçeği eşit miktarda bir kaba konarak kaynatılır. Süzüldükten sonra elde edilen karışım bir süre bekletildikten sonra bal ile tatlandırılarak şurup kıvamına gelinceye kadar karıştırılır. Hazırlanan bu şuruptan yatmadan önce ısıtılarak bir fincan içilir.[22]

Kaynaklar

[1] www.hastane.com.tr/korku-Nedir.html
[2] www.msxlabs.org/forum/korkunc-urkutucu-resimler/14677-korku-nedir-korku-hastaligi.html
[3] www.genelsaglikbilgileri.com/korku/
[4] www.kirsehirram.com/rpd/korkular.doc
[5] Yard.Doç.Dr. Semai Tuzcuoğlu & Uzm.Psk. Bülent Korkmaz, "Psikolojik Danışma ve Rehberlik Öğrencilerinin boyun eğici Davranış ve Depresyon Düzeylerinin İncelenmesi", M.Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Dergisi Yıl : 2001, Sayı 14, s.135-152.
[6] Seriye Özden & Gülşen Tosun, "Çocukluk Korukuları ve Kaygıları", www.itugvo.com/anaokulu/rehberlik/korkuvekaygi.doc
[7] KPSS Öğrenme Psikolojisi Konuları, Klasik ve Edimsel Koşullanma Konu Özeti, www.habersinerji.com
[8] www.ademcelik.k12.tr/cimage/Korkular.doc
[9] Yrd. Doç. Dr. Ahmet Albayrak, "Duygusal Motif Olarak Sevgi ve Korku", Rize Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Din Psikolojisi Anabilim Dalı,
www.hicrandergisi.com/blog.pdf?view=article&id=262
[10] www.yararlibilgiler.net/korku-ve-cinsel-yasam/
[11] Klinik Psikolog Şeniz Pamuk, "Çocuk ve Korku", okulweb.meb.gov.tr/22/05/889957/html/.../çocuk ve korku.doc
[12] "Çocukluk Korkuları", Terakki Vakfı Okulları, Rehberlik ve Psikolojik Danışma Servisi
[13] Yrd. Doç. Dr. Halil Aytekin, "Çocuk Edebiyatında Ölüm Teması", Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Eğitim Fakültesi. www.sosyalbil.selcuk.edu.tr/sos_mak/articles/2008/20/haytekin.pef
[14] Uzm. Psk. Dan. Yeter Akbıyık, "Çocukluk Fobileri", www.basarianaokulu.net/
[15] Kadriye Taş, "Çocuğumuzu Nasıl Yönlendirebiliriz?", İrşad Dergisi, Ramazan Ayı Özel Sayısı
[16] Prof. Dr. Sezen ünlü, "Psikoloji" Ders Kitabı, Anadolu Üniversitesi, Açık Öğretim Fakültesi, 2001.
[17] Onur Özay, "Okul Fobisi (Korkusu)", okulweb.meb.gov.tr/35/02/959733/dokuman arsivi/OKULFOBS.pdf
[18] emezun.meb.gov.tr/doc/sur_egt/17.doc[
19] Mustafa Koç, "Ölüm Korkusu Üzerine Kuramsal Açıdan Psikolojik Bir Değerlendirme", Sakarya Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran 2002.
[20] Dr. Sevgi Sezer & Uzm.Psk.Dan. Pelin Kaya, "Gelişimsel Açıdan Ölüm Kavramı", Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 2009, sayı: 13, s.151-165
[21] "Psikoloji Dersi Programı (10. Sınıf)", talimterbiye.mebnet.net/Ogretim Programlari/lise/2008-09/Psikoloji.pdf
[22] www.genelsaglikmerkezi.com/korku-ve-endiselerin-bitkisel-tedavisi/






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36681301 ziyaretçi (102717404 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.