Koruyucu Melek İnancı
 
koruyucu melek, guardian angel

Koruyucu Melek İnancı

Hazırlayan: Akhenaton

Kategori: Dinler Tarihi Araştırmaları

“İçinizden geçen bir daha mı geçiyor? Bunda bir ısrar var demek. İyiyi doğru bir düşünceyse bırakma peşini. Kötüyse bu ısrarın nedenini araştır ve ortadan kaldır!” [1]

Her insanı doğumundan ölümüne kadar izleyen, ona yaşamı boyunca çeşitli yardımlarda bulunan “bireysel melek” sembolizmine Eskimo tradisyonlarından Afrika tradisyonlarına dek pek çok tradisyonda rastlanır. İslam inancında bu koruyucu meleklerden “siyanet melekleri” adıyla söz edilir.

Kimi tradisyonlarda bu melek, kişiyi öldükten sonraki hesaplaşmasına, kişisel kayıtlarıyla karşılaşmasına dek izler, gözler ve yardımlarda bulunur. Kişiye yaşarken gönderdiği gönderdiği sezgi, ilham ve rüya tarzında bu tesirler, bu yardımlardan bazılarıdır. Bu sembolizmde spritüalist terminolojinin terimleriyle hami varlık adıyla bilinen bedensiz varlıkların ifade edilişi bulunmaktadır.[1]

İslam

İslam inancında insanın önünde, arkasında dolaşan melekler vardır ki Allah’ın emriyle onu siyanette bulunurlar.[2] Bu melekler, insanları sürekli gözetim altında tutan meleklerdir. Bu melekler, insanları her türlü kazadan ve beladan korurlar.

Bu konu ile ilgili “Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir koruyucu, bir denetleyici (melek) bulunmasın.” (Târık suresi, 4.ayet) ayetinde ifade edildiği gibi herkes için bir koruyucu melek görevlendirilmiştir.[3]

“Kişinin önünde ve arkasında kendisini kötü olaylardan koruyan takipçiler vardır” (er-Ra‘d 13/11) meâlindeki âyette yer alan “takipçiler”den maksat müfessirlerin çoğunluğuna göre koruyucu meleklerdir.[4][5]

el-Kazvînî, Mukarrebûn Melekleri’ni; “Allah’a yakın olan meleklerdir.” diye tarif ettikten sonra, onları şöyle sıralamaktadır:

“Hamele-i Arş (Arş’ı taşıyan) melekleri, Rûhu’l Emîn, (Cibrîl-i Emîn), İsrâfîl, Mikâîl, Ölüm meleği, Yedi kat semâ melekleri, Hafaza (yazıcı ve koruyucu) melekleri, Muakkıbât (Gece ve Gündüz) melekleri, Münker ve Nekir (sorgu) melekleri, Seyyâhûn (gezici) melekleri.” [6][7]

Kur’ân ve hadislerin bildirdiğine göre, kendilerine “Kirâmen Kâtibîn” (Şerefli Yazıcılar) veya “Hafaza Melekleri” denilen iki melek vardır, bunlar insanın iyi ve kötü işlerini gözetlemek, korumak ve yazmakla görevlidirler.[8]

Bunlar insanların yaptıkları işleri gözetlerler, kaydederler ve Allah’ın dilediği zamana kadar muhafaza ederler. Onlar bu görevi bir İlâhî hikmete bağlı olarak yerine getirirler. Bu meleklerin yazmaları biz insanların yapmış olduğu gibi değildir. Yazma işinin keyfiyetini ise ancak Allah bilir.[9][7]

Allah, insanın ilk yaratılışından itibaren onu yalnız bırakmayıp [10] her an onunla birlikte olacak melekler görevlendirmiştir. es-Suyûtî ve el-Kazvînî’nin eserlerinde bu meleklerin sayısının 360, 400 civarında olduğunu bildiren rivâyetler yer almaktadır.[11]

Ancak bu tür rivayetlerin doğruluğu tartışmalı bir husustur. Nitekim Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır: [7]

“İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. İnsan hiç bir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.” [12]

“Hayır! Bütün bunlara rağmen siz yine de dini yalanlıyorsunuz. Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır. Onlar yapmakta olduklarınızı bilir.” [13]

Kaydettiğimiz bu âyetlerde “Kirâmen Kâtibîn / Hafaza Melekleri’ ne işâret edilmektedir. Bu melekler, insanların yapmış oldukları iyi veya kötü davranışlarını yazarlar ve onu Kıyâmet gününe kadar, insanların amellerinden hesaba çekilmeleri için saklayıp korurlar.[7]

İslâm âlimlerinin tesbitlerine göre, bu melekler heran insanların yanında bulunmaktadırlar. Tuvalette iken, cinsel ilişkide bulunurken ve gusul abdesti alırken insanların yanında bulunmadıkları, fakat yine de o kimselerle ilgili görevlerini yaptıkları kaydedilmektedir.[14]

Yukarıda kaydettiğimiz âyetlerden öğrendiğimize göre insanlarla görevli bu melekler şerefli yazıcılar ve koruyucular olup, iki tanedir. Bunlardan biri sağında, diğeri solunda bulunur. Nitekim Yüce Allah: [7]

“İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. İnsan hiç bir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın” [15]

buyurmaktadır. Yine, insanın önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipci meleklerin bulunduğu da şu âyette bildirilmektedir: [7]

“Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipciler (melekler) vardır; Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah, bir topluma kötülük dilediği zaman, artık onu geri çevirecek bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.”.[16]

Kaydedildiğine göre, bir kimse Hz. Ali’ye gelip: “Murad kabilesinden bazı kimseler seni öldürmek istiyorlar, kendini bekletsen iyi olur.” dediğinde, Hz. Ali ona: “Her adamla beraber iki melek vardır, bunlar, onu mukadder olmayan şeylerden korurlar. Fakat kader gelince melekler onunla o hâdise arasında çekilirler. Ecel sağlam bir kalkandır.” demiştir.[17][7]

İbn Ebi’d-Dünyâ’nın, Ebu Umâme’den senedsiz olarak naklettiği ve merfû bir hadis olduğunu söylediği bir rivayette şöyle denilmektedir:

“Mü’mine kendisini korumak için üçyüz atmış melek görevlendirilmiştir. Onu başına gelmesi mukadder olan olaylardan korurlar. Mesela gözü koruyan yedi melek vardır. Sıcak yaz gününde sinekler bal çanağından balı nasıl savunursa, onlar da gözü öyle savunurlar.” [18]

Ebû Umâme: ‘Hiç bir insan yoktur ki, kendisiyle beraber olup ta onu savunan bir melek bulunmasın. Melek onu kendisi için takdir edilen şeye teslim edinceye kadar savunur,’ demiştir.” [19]

Yine bazı müfessirler tarafından Hafaza meleklerinin dört tane olup ikisinin insanın sağında ve solunda bulunup yazma görevi yaptığı, ikisinin ise önünde ve arkasında bulunarak insanı koruduğu kaydedilmiştir.[20]

Buraya kadar yapmış olduğumuz tesbitlerden anlaşıldığına göre, Hafaza melekleri, dünya hayatında insanları her türlü kötülüklerden korudukları gibi, onların bütün davranışlarını ve sözlerini bir hesap günü için yazıp saklamaktadırlar. Onlar her an insanlarla beraber olup, doğumundan ölümüne kadar onu terk etmemektedirler. [7]

Yahudilik

Yahudi mistik inanışına göre; bazı kişiler, kendi kişisel koruyucu melekleri olduğuna inanırlar. Bazılarıysa, insanların çeşitli problemlerinde, değişik meleklerin kendi görev sınıflamalarına göre, insanlığa koruyucu melek görevlerini yaptığına inanırlar.

Yahudiler, Tanrı’nın gerekli hallerde, kişinin kendi spesifik konusuna göre, meleklerin yardımını yolladığına inanırlar, Bazı kişiler ise, kendi tercih ettikleri meleklerin koruyuculuğunu isterler ve yardım aldıklarına inanırlar. [21]

Yahudi inancına göre Mihael; Yahûdilerin koruyucu meleğidir. Göklerin yönetimi onun elindedir.[7]

Midraş Kitabı’nın, Bereşit Rabba bölümünde şöyle der:

“İnsanlar dara düştükleri vakit, eğer bekledikleri olmazsa, yardım aldıkları kişiyi insan olarak görürken, eğer istedikleri gerçekleşirse onun melek olduğuna inanırlar. Yani Tanrı’nın onu melek olarak görevlendirdiğine inanırlar.” [22]

Tevrat’ın Çıkış (Şemot) kitabının 32:34 bölümünde, Tanrı’nın Moşe’ye, halkını koruması için, bir koruyucu melek göndereceği yazılıdır. “Ve şimdi git, kavmi sana söylediğim yere götür; işte meleğim senin önünde yürüyecek.” [21]

Hıristiyanlık

İslâm inancındaki “Hafaza Melekleri”ne Hristiyanlık’ta da inanılmaktadır. Katolik inancına göre Tanrı, her insanın yanına bu meleklerden bir tanesini vermiştir. O, insanları sever ve tehlikelerden koruyup bütün kötülüklerden uzaklaştırmaya çalışır. Bu meleğe “Aziz Koruyucu Melek” de denilir.[23][7]

Koruyucu melek, Hıristiyanlığın diğer mezheplerinde de vardır. Bu mezhepler de “koruyucu melek” inancını aşağıdaki ayete dayandırırlar: [24]

“Çünkü Tanrı meleklerine buyruk verecek: ‘gideceğin her yerde seni korusunlar diye’ der.” [25]

Hıristiyan inancına göre Başmelek Mikail, yeni İsrail olan Mesih’in Kilisesinin koruyucusu ve savunucusudur. Bu sebepten dolayı Kilise Babaları, mür taşıyan kadınlara görünen ve Mesih’in diriliş müjdesini veren meleklerin, Başmelekler Mikail ve Gabriel olduğuna inanırlar.[26]

Ortadoks inancında Barakiel, tüm koruyucu meleklerin lideridir. Tanrı’nın bereketleri çeşitlidir bu yüzden bu Başmeleğin hizmetide çok yönlüdür. İyi bir aile hayatının bereketleri, mevsimlere göre hava, yeryüzünün meyve bolluğu, ticari başarılar, genel olarak bütün dünyevi işler ve koroyucu meleklerin sağlayacakları yardımlar onun aracılığı ile kutsanır.[27]

Ortadoks inancında melekler, kötü ruhların insan bedenlerini harabeye çevirmemesi için koruyucu ve savunucu bir rol yüklenmişlerdir. Dünyanın sonunda, gökteki savaşta, Başmelek Mikail ejderha ve onun ordusuyla savaşır ve onları yenilgiye uğratır (Vah.12:7-9). Dünyada sürmekte olan ruhsal savaşta da insanlar melekler tarafından desteklenirler. Bu yüzden melekler genellikle savaşçı karakterler olarak betimlenirler. Kutsal Kitap’ta, özellikle Yeşu peygamberin kitabının 5. bölümünde, Başmelek Mikail savaşçı özelliği ile gözükür, melek ordularının başkomutanı tüm kötülük ordularına karşı savaşır. Başmelek Mikail’in özel görevi, Gerçek Kiliseyi düşmanlara karşı korumaktır.[26]

Ortaçağ mimari geleneğinde koruyucu melek tasvirlerinin yanısıra “gargoyle” ve “kimera” (chimera) diye adlandırılan mitolojik ve manevi güce sahip doğaüstü yaratıkların betimlemeleri dikkat çekmektedir. Kötü güçleri korkutan aslan gövdeli, keçi ve aslan olmak üzere iki başlı, iri pençeli kimeralar, insanları İblis’in yaptıkları ve yapabilecekleri konusunda uyarmaktadır.[28]

Türk Mitolojisi

İslam öncesi Antik Türk düşüncesinde cinler; peri, mekir, kara-kura, şeytan, gul yabani, ifrit, çarşamba-cadısı isimleriyle anılan iyi veya kötü niyetli olarak algılanan, doğaüstü yaratıklar olarak bilinmektedir.[29]

Eski Türkler’de tarihin ilk dönemlerinden beri varlığını sürdüren “Koruyucu Ruh” olgusu; daha sonraları Şamanizm’in Türkler arasında yayılmaya başlamasıyla daha da kökleşmiş ve Türkler’in günlük yaşamında çok önemli bir fonksiyon görmeye başlamıştır. Bu inancın etkileri; Türklerin Kültürlerinde, geçmişten günümüze gelininceye kadar hiç bir zaman silinmemiştir.[30]

Bu dini-mitolojik düşüncede gizli doğa güçlerine olan inancı anlatan belli doğal objelerin koruyucuları veya sahipleri sayılan, koruyucu ruhların varlığına inanılmakta ve bunlara iye ismi verilmektedir. Azerbaycan Türklerinin inanışına göre her evin bir iyesi vardır ve ev iyesine, ev cini de denilmektedir. Ayrıca ruhani bir varlık olduğu için gözle de görülmemektedir. İnanışa göre sahibi olduğu eve her gün gelen ev iyesi, hoşuna gitmeyen bir durum gördüğünde, örneğin evin ışığını sönmüş bulduğunda sinirlenir, ev halkına kızmaktadır. Bu yüzden hem evin bereketli olması, hem de evdekilere zarar vermesin diye eve her girildiğinde iyeye selam vermek gerekmektedir. Çünkü ev iyesi her zaman evin içinde olduğu için selam verilmediği takdirde küsüp gidebilir, giderken de evin bereketini götürüp böylece evin harabeye dönmesini sağlayabilmektedir.[31]

Volga, Yakut ve Türkiye Türkleri gibi bazı Türk topluluklarında da ev iyesi, ev ruhu, öy üyesi (yani ev sahibi) olarak farklı isimlerle anılan ruhsal varlıklara inanılmaktadır. Tıpkı Azerbaycan Türklerinde olduğu gibi bu ruh evi korur, refahını sağlar, memnun kalmadığında ise eve hastalık getirebilmektedir. Bu nedenle ev ruhuna yılda bir kez kurban kesilir ya da bulamaç sunulmaktadır.[32]

Konu hakkında Dîvanü Lûgat-ît Türk’de, Türkler arasında yaygın olan bir gelenekten söz edilerek, Türkler’den iki grubun birbirleriyle çarpıştığı zaman bu iki grubun şehirlerinde oturan cinlerin de kendi vilayetlerinin ev halklarını korumak için savaştıklarını ve bu koruyucu cinlere çivi denildiğini İnan’dan öğrenmekteyiz.[33]

İslam öncesi Türk mitolojisinde koruyucu cinler, iyeler, ruhlar gibi çeşitli isimlerle anılan ruhani/göksel yaratıkların varlığı bilinmekle birlikte, meleklere inanıldığına dair ise veriler mevcut değildir. Anlaşılan Mezopotamya pagan inancındaki farklı düşsel yaratıklar, koruyucu cinler ve periler yüz yıllarca unutulmayarak Hıristiyanlığın tasvirlerine dâhil edilmişler ve Hıristiyan inancının önemli bir unsuru olan melek betimleri biçiminde karşımıza çıkmışlardır. Böylece aynı ya da yakın coğrafyada ortak yaşam alanları yoluyla melekler, cinler veya periler olarak İslam tasvir sanatına da geçmiş, ilgi duyulmuş ve sevilerek farklı malzemeler üzerine betimlenmiştir.

Türk İslam kültüründe cinler, şeytanlar ve kötü ruhlar temelde eski Türk, Hint, İran mitolojileri ve inanışlarıyla bunların karmasından oluşmaktadır. Özellikle Türklere ait Ortaçağ ve daha geç dönmelerdeki yazmalarda bu türden varlıklar sıkılıkla tasvir edilmiştir. Bununla birlikte genel İslam devri mitolojisinin oluşturduğu dinsel kökenli bir anlayış da bunlara eklenmiştir. Türk İslam döneminde ise bu ruhani varlıklarla ilgili inanışlara, Kur’an, Musevilik ve Hıristiyanlıktaki melek inancının da eklenmesinden meydana gelen bir grup ortaya çıkmıştır. [34]

Spritüalizm

Haberci rüyalar, ruhta derin izler bıraktıklarından kolay kolay unutulmazlar. Önce rüyanın bu gruptan mı yoksa “alelade rüyalar” grubundan mı olduğu saptanmalıdır.

Kişinin birkaç haberci rüyasındaki sembolleri çözmesi, sonraki haberci rüyalarını yorumlamasında kendisine büyük kolaylık sağlar. Çünkü bazı semboller, sonraki rüyalarda da tekrarlanacaktır.

Böylece kişi, haberci rüya sembollerini çözmeyi başardıkça ona bu rüyaları gönderen kaynak (ki bu kaynak, yine spritüalistlere göre her insanın kemdi hami/koruyucu varlığıdır) ile kendisi arasında gitgide yerleşen bir ortak dil oluşmaya başlar.[35]

Diğer İnançlar

Baltık kıyılarındaki Töton halkbiliminde de, ilahî kaynaklı dinlerde bulunan koruyucu melekler düşüncesine rastlanılmaktadır.[36]

Mezopotamya tasvirî sanatlarında arkaları birbirine dönük iki arslan, boğa yahut geyiğin sağrılarına pençeleriyle basar vaziyette resmedilen “anka kuşu”nun da iyi insanlar için bir koruyucu melek hüviyeti taşıdığı belirtilmektedir. [37][38]

Mezopotamya’da kanatlı varlıklar bazen kralı korur ve kutsar; bazen yapıldığı mimari yapının ve burada yaşayan halkın koruyuculuğunu üstlenir, bazen de bereket sembolü olduklarına inanılmışlardır. Kötü kuvvetlere karşı iyiliğin sembolü olarak da görevlendirilmişlerdir.

Hititlerde Tanrıların istek ve arzularının kuşların davranışlarına (nasıl uçup, nasıl kondukları ve gagalarını nasıl tuttuklarına) bakılarak anlaşılabileceğine inanılmıştır.

Babil Uygarlığında, bu kanatlı koruyucuların en güzel örnekleri sarayların duvarlarında, cadde ve kapılarda görülmüş, tümüyle dinsel koruma amaçlı olarak tasarlanmışlardır.[39][34]

Babil ve Asur’da tanrılar ve insanlar arasında sürekli bir ilişki kurulmaktaydı. O derece ki, her ferdin kendisine ait koruyucu melek rolü oynayan bir tanrıçası, biri önden, diğeri arkadan yürüyen veya biri sağında, diğeri solunda olan iki koruyucu meleği bulunmaktaydı. Bu bağlılığı ifade etmek için de şu sözleri söylerlerdi: "Ey sağımda bulunan tanrım, ey solumda bulunan tanrım, ey yanımda bulunan koruyucu tanrım.” [40]

Mezopotamya sanatında Erken Sülaleler Dönemi sonlarından beri bilinen, Asurlularca lamassu (koruyucu ruh) ya da aladlammu denen düş ürünü yaratıklar, kapılardan girmeye çalışacak kötülüklere belki de nazara karşı koruyucu nöbetçi olarak düşünülmüştür.

Asurluların apkallû dediği kimi insan olan, kimi de kartal başlı kanatlı koruyucu cinler bulunurdu. Çoğu kez stilize bir kutsal ağacın iki yanında, bir ellerinde bakraç, bir ellerinde kozalak tutarak ayakta, zaman zaman da diz çökmüş durumda betimlenmişlerdi.[41][34]

Sümerler’in inancına göre güneş, ay, su ve yer tanrılarından her birinin arkasında bazı ruhî güçler vardı. Bu güçler, her Sumerli’ye koruyucu bir melek ve ona musallat olan kötü ruhlar görevlendirirdi. Tanrının yardımını elde etmek için dua edenler ölülerin tekrar dirileceğine inandıklarından onların dünyada kullandıkları aletleri ve sevdikleri yiyecekleri de birlikte gömerlerdi.[42]

Romalılar her insanın Genius adı verilen bir koruyucu melek tarafından korunduğuna ve yardım edildiğine inanırlar. Genellikle elinde bereket boynuzu tutan kanatlı bir figür olan Genius’lar daha sonraları, Romaların evlerine sık sık giren zararsız yılanlar ile özdeşleştirilmiştir.[43]

Kaynaklar

[1] Alparslan Salt, "Semboller Ansiklopedisi", Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 2017, s.214.
[2] Mehmet Akif Ersoy, “Kuran’dan Ayetler ve Nesirler”, Yüksel Kitabevi, İstanbul.
[3] Abdulselam Çelik, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 7”, M.E.B., Ankara 2013, s.18.
[4] Fahreddin er-Râzî, XIX, 19; İbn Kesîr, Tefsîr, IV, 73; krş. Taberî, XIII, 150-154.
[5] Bekir Topaloğlu, “İslam” maddesi, D.İ.A., cilt:23, s.9.
[6] Zekeriya el-Kazvinî, “Acâibu’l-Mahlûkât”, s. 53- 61.
[7] Yrd. Doç. Dr. Ali Çolak, “Kuran ve Hadislere Göre Melek” (yüksek lisans tezi), ISBN: 978-605-61345-7-9, Gümüşhane Üniversitesi, Gümüşhane 2012, s.18, 104-109.
[8] Ra’d, 13/11; Kâf, 50/17, 18; İnfitâr, 82/10-12; Ayrıca bkz. Yazır, Hak Dini, VIII, 5642; Ateş, Çağdaş Tefsir, X, 359.
[9] Aydın, İslâm İnançları ve Felsefesi, s. 291-292; el-Kavsî, Âlemü’l Melâike, Mecelletü’l Ezher, XXXVIII, 984; Gölcük-Toprak, Kelam, s. 353.
[10] Kıyâmet, 75/36.
[11] es-Suyûtî, el-Habâik, s. 224; el-Kazvinî, Acâibu’l-Mahlûkât, s. 94.
[12] Kâf, 50/17, 18.
[13] İnfitâr, 82/10-12.
[14] el-Âlûsî, Rûhu’l -Meânî, XXX, 65; es-Suyûtî, el-Habâik,s. 224.
[15] Krş. Kâf, 50/17-18.
[16] Krş. Râ’d, 13/11.
[17] Süleyman Ateş, “Çağdaş Tefsîr”, c. 4, s. 458.
[18] el-Kazvinî, Acâibu’l Mahlûkât, s. 94.
[19] İbn Kesir, Tefsîr, IV, 361.
[20] İbn Kesir, Tefsîr, IV,359; Ateş, Çağdaş Tefsir, IV, 458.
[21] Sara Yanarocak, “Yahudilik ve Melekler”, Şalom (Haftalık Siyasi ve Kültürel Gazete), 13 Kasım 2013.
[22] Rabbi Moshe Weissman, “Midraş Der Ki: Bereşit”, trc. Lilianne Zerbib, İstanbul 2013.
[23] P. Luigi İannitto, “Hıristiyan Dininin Esasları”, Sent Antuan Kilisesi, 1982, s. 64.
[24] ICI (Global University), Evde Hıristiyan İlahiyatı Programı, “Ders 9: Ruh Dünyası”, s. 90.
[25] Mezmur 91:11.
[26] Pavlos Ulaş, “Tanrı Krallığının Bedensiz Varlıkları: Melekler”.
[27] “Tanrı Krallığının bedensiz varlıkları Melekler”, www.ortodokslartoplulugu.org.
[28] Yrd. Doç. Dr. Aysun Altunöz Yonuk, “Mimarinin Efendi ve Köleleri: Gargoyle Heykeller”, (Uluslararası Sanat, Tasarım ve Estetik Sempozyumu), 2011, Yedi Sanat Tasarım ve Bilim Dergisi, s.31.
[29] Pertev Naili Boratav, “Türk Mitolojisi/Oğuzların - Anadolu, Azerbaycan ve Türkmenistan Türklerinin Mitolojisi”, BilgeSu Yayıncılık, Ankara 2012, s.48.
[30] Ergün Candan, “Türklerin Kültür Kökenleri”, Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul 2008, s. 31.
[31] Celal Beydili, “Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük”, Çev. E. Ercan, Yurt Kitab Yayın, Ankara 2004, s.206, 269.
[32] Yaşar Çoruhlu, “Türk Mitolojisinin Ana Hatları”, 2. Baskı, Kabalcı Yayınevi, İstanbul 2006, s.53.
[33] Abdalkadir İnan, “Eski Türk Dini Tarihi”, MEB, İstanbul 1976, s.130, 131.
[34] Yrd. Doç. Dr. Ramazan Uykur, “Mardin Müzesinde Bulunan Musul Zengi Atabegliği Sikkelerinde Koruyucu Melek İmgesi”,Manisa Celal Bayar Universitesi Sosyal Bilimler Dergisi – Cilt: 15, Sayı: 1, Mart 2017, s. 601-606.
[35] Alparslan Salt, “İstihare” (makale).
[36] T. H. Gaster, “IDB”, c.1, s. 129-130.
[37] Sargon Erdem, “Çift Başlı Kartal ve Anka Üzerine”, Sanat Tarihi Araştırmaları Dergisi, Ağustos 1990, sayı: 8, s. 79.
[38] Yrd. Doç. Dr. Ali Erbaş, “Melek Düşüncesinin Farklı İnançlardaki Tezahürleri”, s.109.
[39] Işıl Özalan, Bizans Sanatında Melek Tasvirleri, MSGSÜ Sos. Bil. Ens., (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 2010,s.16.
[40] Yrd. Doç. Dr. Yusuf Suiçmez, “Yaşayan Dünya Dinleri” (ders notu), YDÜ İlahiyat Fakültesi, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi.
[41] Veli Sevin, “Assur Resim Sanatı”, 2. Baskı, TTK, Ankara 2014, s.26-27.
[42] Bessâm Selâme, s. 49-50.
[43] Cansu Tanpolat, “Doğu ve Batı Kültürlerinde Başlıca Hayvan Mitleri”, Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, Resim Bölümü, 2016, s. 96.
[44] İlyas Çelebi, “Gayb” maddesi, D.İ.A., cilt:13, s.405.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 42870882 ziyaretçi (113236338 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.