Kuantum Fiziği, Takyonlar ve Anti-zaman
 

Kuantum Fiziği, Takyonlar ve Anti-zaman

Hazırlayan: Akhenaton

Işık hızından daha hızlı hareket eden bir şey mevcut mudur? Bazı fizikçiler ışıktan hızlı parçacıkların var olduğunu ileri sürmüştür. Einstein’ın izafiyet teoremi, bir parçacık hızlandıkça kütlesinin arttığını göstermektedir. Bu demektir ki, çok hızlı yol alan bir parçacık, daha yüksek bir hıza ulaşmak için, yavaş yol alan bir parçacığa oranla daha fazla kuvvete gereksinim duyar. Hız ışık hızına çok yakın olunca parçacığın hızını artırmak için gereken kuvvetin miktarı sonsuz olur. Işık hızında, bir parçacığın kütlesi sonsuz olurken, uzunluğu (hareket yönündeki) sıfıra düşer.

Einstein'in teoreminde ışık hızı, çeşitli nedenlerden dolayı maddî bir parçacığın veya bir bilgi sinyalinin varabileceği mutlak hız sınırını temsil eder. Buna rağmen bazı fizikçiler, ışık hızının ötesinde bulunan garip bir ayna dünyanın varlığını, "takyon"lar diye adlandırılan temel parçacıkların yer aldığı bir dünyanın varlığını ileri sürmüşlerdir. Nasıl ki ışık hızı, bizim dünyamız içinde bir sının temsil ediyorsa, o takyonların dünyası içinde de bir sının temsil eder. Bir elektrona kuvvet uygulandığında o yüksek bir hıza çıkar. Bir takyona kuvvet uygulandığında takyon yavaşlar. Nasıl ki bir elektronu ışık hızına çıkarmak için sonsuz kuvvet gerekiyorsa, aynı şekilde bir takyonun hızını ışık hızına indirmek için de sonsuz kuvvet gerekir. Şayet varsa, takyon dünyası bizim an dünyamızın aynadaki garip bir yansıması olmalıdır.

Bugün çoğu fizikçi, takyon önerisini ciddîye almamaktadır; bunun nedeni, takyonların henüz gözlemlenmemiş olması veya onların fiziğin temel bir yasasını bozması değil, onların varlığını kabul etmenin, fizikçilerin, karşılaştıkları pek çok sorunun ve anormalliğin çözümünde onlara bir yardım sağlamayacağıdır. Bir dizi yeni parçacıkla meseleleri daha da karmaşıklaştırmanın bir anlamı yoktur. Dolayısıyla sicim teoreminin ilk versiyonu gibi teoremler, takyonların varlığını öngörüyorsa, bunun, teoremde hataların bulunduğunu işaret ettiği varsayılmaktadır.[1]

Her şeyin önceden bilinebilir olduğu, “Determinist” bir âlemde yaşıyoruz (“Kuantum belirsizliği” ışık hızına/planck sabitine kadar geçerli olup, belirsizlik ışık hızı ötesi, "planck sabiti" altında bilim literatüründe "Gizli Değişkenler" denilen takyonik - meleki uzayda yerini Deterministik, Holografik tümelliğe bırakır). Âyette “Göklerde ve yerdeki her şey fiile çıkmadan önce apaçık bir Kitapta’dır.” [2] şeklinde bu gerçeklik ifade edilmiştir.[3]

Işık hızından daha hızlı gitmek demek, ışık hızı ile büyüyen uzayın dışına çıkmak demektir, bu da takyonların “bu dünyanın malı”, bu evrenin malı olmadığını, hayali olduğunu görüyoruz.[4]



Bozonik sicim kuramı,  26-boyutludur ve düşük enerjide içerdiği parçacıklardan birinin kütlesinin karesi negatiftir. İşte takyonlar, bu tür parçacıklardır. Takyonlar, ışık hızından hızlı hareket ederler ve böyle bir kuramda boşluk kararlı olamayacağından, takyonlar kuramda olması istenmeyen parçacıklardır.[5]

Takyon (tachyon), Latince’de “çok hızlı” demektir. Işıktan hızlı, kütlesi eksi, boyutları sıfırdan küçük olan atom altı parçacıklardır.[6] İlk tanımı Arnold Sommerfeld'e aftedilmişse de, aslında ilk olarak George Sudarshan ve Gerald Feinberg tarafından yazılmıştır.[7] Takyonların keşfi, enerjinin ışıktan hızlı gidebileceğini göstermiştir.[6]

Sıradan parçacıkların aksine, enerji azaldıkça Takyon hızı artar. v sonsuza yaklaştığında, özellikle E sıfıra yaklaşır. (Sıradan bradyonik madde için, E ,v hızı c, ışık hızına yaklaşırken keyfi büyüme olarak artan hızda artar). Sonsuz enerji üzerinde ya da altında gelenin ulaşmasına engel için gereklidir çünkü bu nedenle, bradyonların ışık hızı bariyerini kırması yasaktır, bu yüzden oldukları gibi c altına çok aşağı yavaşlatan takyonlara yasak vardır. Einstein, Tolman ve başkaları tarafından belirtildiği gibi, özel görelilikte söz edilen ışıktan daha hızlı parçacıklar var ise, zaman içinde geriye doğru iletişim kurabilmek anlamına gelir.[8]

Yeniden yorumlama ilkesi, her zaman zaman içinde geri gönderilen bir takyonun ileriye yolculuk yapan bir takyon olarak yeniden yorumlanabileceğini belirtmektedir Çünkü gözlemciler, takyonların ve emisyon ve absorpsiyonunu ayırt edemez. Gelecekten bir takyonu algılamak (ve nedensellik ihlal) için girişim (nedensel olan) aslında aynı takyonu oluşturmak ve zaman içinde ileriye göndermek istiyorsunuz. Ancak, bu ilke yaygın paradoksların çözümü olarak kabul edilmez yerine, bilinen herhangi bir parçacığın aksine bu paradoksları önlemek için gerekli olacağını takdir edeceklerdir. Aksi takdirde bir takyon ışın modüle ve bir anti-telefon veya bir "mantıksal tehlikeli kendi kendini inhibitörü" oluşturmak için kullanılıyor olabilir. Çünkü takyonlar herhangi bir şekilde bile etkileşime girmemektedirler ve algılanan ya da gözlenen olamaz. Enerjinin tüm formlarının en az yerçekimsel etkileşime girdiğine inanılan ve birçok yazar Lorentz değişmez teorileri süperluminal yayılmasının nedensel zaman paradoksları yol açtığını ifade edilmektedir.[8]

Gerçekten de ışıktan hızlı gidilebilir mi? Evet, her ne kadar ışık hızı bariyerini pratik olarak geçemezsek de, ışıktan hızlı gidilebilir. Aslında Einstein, sonsuz enerji verip de ışık hızı sınırına erişilemeyeceğini söylemek istemiştir. Ama ışıktan daha hızlı giden parçacıkların olamayacağını söylememiştir! Teorik olarak böyle bir parçacığın adı bile konmuştur: Takyon. Eğer böyle bir parçacık varsa, "Schrödinger’in kutusu"nu açtığımız anda ortaya çıkıyor ve zamanda geri gidip, başlangıçtaki dalga fonksiyonunu çökertiyor olabilir. Bunu pratikte gözlemlemedik ama teorikte olamayacağını da kimse iddia edemez.[9][7]

Takyonlar, imajiner kütlelidirler. 1962’de Bilaniuks’un araştırmaları göstermiştir ki, imajiner kütleli cisimlerde hız ve kütle arasında bir çeşit pozitif geri besleme ilişkisi vardır. Bunun bir sonucu olarak, takyonlar, itilince yavaşlar, direnç gösteren bir ortamda ise hızlanırlar. Normal kütlelerin aksine, imajiner kütleli cisimlerin, hızlandıkça kütleleri azalır.[10]

Sonuç îtibâriyle, imajiner kütleli cisimlerdeki geri besleme ilişkisi, hızlandıkça hızı artıracak şekilde gelişmektedir. Bu ilişki, ışık hızının aşılmasından sonra ortaya çıkmaktadır. Takyon parçacıkları ışık hızından daha büyük herhangi bir hızla hareket edebilmekte fakat ışık hızına kadar yavaşlatılamamaktadırlar.[10]

"Takyon" denilen, madde-ötesi özelliklere ve ışık hızından binlerce, milyonlarca defa yüksek hızlara sahip bir parçacığın, elbette ki günlük hayatta, elimizin altında bulunması beklenemez. Bu parçacıkların özellikleri, bu kâinatın fizikî ve matematikî yapısına uyum sağlamadığına göre, bir başka âlem, bir başka zaman ve bir başka çeşit enerjinin hükümran olduğu uzay düşünülmelidir.[11]

Anti-zaman âleminde bulunan bir takyon, ışık hızından çok daha fazla hareket ettiğinden dolayı, bir yerde mevcut olduğu düşünüldüğü anda, o noktadan çok daha başka yerdedir. Yânî, buna “Takyon aynı anda her yerdedir” demek daha uygundur.

Takyona bakan bir kimse, Lümen’in durumunda olur. Yani, o kimseye göre zaman tersine döner ve “-zaman” oluşur. Nedensellik (Kozalite-Causality) prensibi yıkılır, sonuç sebebin önüne geçer. Demek oluyor ki, “Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken...” demekle bunun bir tatbikatını ifâde etmiş oluyoruz.[10]

Bir nesne uzayda bize göre hareket halindeyse, saati bizimkinden kesinlikle yavaş işler, hareketleri yavaşlar. Hatta kalbi daha yavaş atar, hücre metabolizmaları yavaşlar. Kısacası daha yavaş yaşlanır. Gerçekten de, aya giden astronotlar, Apollo 11 uzay aracında doğruluğu kesin bir saatin birkaç saniye geri kaldığını gördüler. Bu, çok büyük bir ivmeyle hızlanan gemide zamanın yavaş geçmesi sonucu ortaya çıkmıştı. Yani astronotlar geri döndüklerinde, Dünya’da bıraktıkları arkadaşlarından birkaç saniye daha gençtiler.[12] İyice hızlansa, daha da uzun yaşar. Işık hızına gelse, hiç ölmez, olduğu gibi kalır. Işık yaşlanmaz! Çünkü zaman durmuştur. Ya bir takyon gibi ışık hızını geçse ne olur? Tahmin edebileceğiniz gibi zamanın gerisine gider: Gittikçe gençleşir, çocukluğuna döner, ölmüş dedesi karşıdan gelir, birkaç yıl sonra onunla bisiklete biner.[7]

Işık hızı, zamanın akma hızı olduğu için ışık hızına yaklaşıldığında zaman duvarı’na yaklaşmış ve tam ışık hızında da zamanı aşmış oluruz. Zamanı ve dolayısı ile mekanı aşmak sonsuzluğu, ölümsüzlüğü yakalamak demektir. Zaman olmadığında, zaman algılamasından kaynaklanan nedensellik kavramı da yok olur. İşte ışık hızının tamamen aşılması ile girilen bu boyut; zaman, mekan ve nedensellik kavramlarının yok/hiç olduğu sonsuz enerjiye/rızka sahip nur yapıya sahip “takyon/anti evren” boyutudur. Bilinçli ve farkında olarak derin tefekkür, zikir, ibadet, namaz, vb. yollarla veya kimi zaman farkında olmadan bilinçsizce rüya, koma, ölüm, vb. hallerde girdiğimiz alem/boyut burasıdır.[13]

Işık hızı Takyonlar ve madde arasında bir sınırdır. Işık hızında madde yok olmakta, enerji de sonsuz olmaktadır. Takyon ise ışık hızından sonra var olmaktadır. Takyonlar dünyasında yasalar, bizim boyutumuzun tersidir. Takyonlar ittikçe yavaşlayan ve hızlandırmaya çalıştıkça hareketsizleşen bir yapıya sahiptirler. Tüm davranışları kütlenin tersidir. Takyonlar dünyasında, termodinamik yasaları tersine çalışır. Orada ısı hiç tükenmez ve tüketilmez. Yani Takyonlar enerjinin kendisini üretir. Eğer bizim enerjimiz 1 iken tüketmeye başlarsak tükettikçe ½, ¼ vs. diye küçülerek sonunda sıfır olur. Takyon Enerjisi ise; 1, 2, 3, 4 ..... diye katlanarak sonsuza büyür.[14]

Takyon dediğimiz ve ışıktan daha hızlı giden bu partiküller aynı anda birden fazla yerde bulunmaktadır. Eğer bu partikülleri bir kapı gibi odaklama imkanı olsa ve siz bu kapıdan geçmiş olsanız,geçtiğinizde dışarıda değil başka bir mekanda olacaksınızdır. Olacağınız mekan ise takyon partiküllerinin görüneceği mekandır. İşte o kapıda görünen birinci görüntü, sizin o kapıdan geçtiğinizde olacağınız yerde takyonların ikinci görüntüsünün olduğu yerdir. Sadece görüntünün ortaya çıkacağı yer için araştırmalar yapılmalı ve yanlış mekanda ortaya çıkmamalıdır.[15]

Günümüzde, bir takyonun mevcut teknoloji ve metotlarla tespit edilmesi ve gösterilmesi mümkün değildir; ama bir sınıftaki bir tâneciği diğer sınıftaki bir tâneciğe dönüştürmek mümkündür. Nitekim, her ikisi de birer tardyon olan elektron ile pozitron, uygun şartlar altında, birleştirilirse, birlükson olan gama ışını meydana gelmektedir. Bunun gibi, tardyonların takyonlara dönüşmesinin de mümkün olduğu teorik olarak öngörülmekte ve sezilmektedir.[10]

Din verilerindeki nur yapılı melekler de ışık hızı ötesine ait takyonik kuvvet alanı ve varlıklarıdır. Işık hızı ötesinde olmaları nedeniyle de ışık hızı ile sınırlı olan bizler tarafından direkt olarak gözlemlenemezler.[3]

Takyon (anti-evren) yasası, bildiğimiz fizik kurallarının tersine çevrildiği boyuttur. Takyon'lar bizim tersimize gelecekten, geçmişe akarlar. Yasalar burada tersine çalışır. Sonuç nedenden önce gelir. Yani önce cam kırılır. Taş sonra atılır. Burada canlılar ölerek doğarlar. İnsan yaşlı doğar. Gittikçe gençleşir.[13]

Uzay-zaman çizgisi, daireseldir. Uzayda herhangi bir noktadan doğrusal bir yönde hiç durmadan hareket ederseniz varacağınız nokta başlangıç noktanız olacaktır. Bu yolculuğun bir uzay gemisine binerek yapılması çok uzun zaman alır, bu yüzen pratikte imkansızdır. Yolcuğun boyut dışından yapılması ise bir anda olur ki bunu farkında olmadan her an yapıyoruz (atomlarımızın her an madde anti-madde etkileşimine maruz kalması). Dolayısıyla zaman da saati geldiğinde başlangıç noktasıyla çakışır ve "Big crunch" gerçekleşir.

Evrendeki bütün olaylar, aynı anda gerçekleşmiştir; fakat biz bunları sıra ile algılamaktayız. Geçmişin yaşanmış olduğu gibi gelecekte yaşanmıştır. Çünkü yasadığımız olaylar, takyon boyutunda zaman ötesi olarak gerçekleşir ve uzay-zamana yansır, bu da olayların sıra ile yaratıldığını değil, yaratılmış olayların bizim tarafımızdan sıra ile algılandığını gösterir. Şu anda siz sadece bu yazıyı okumuyorsunuz, doğuyorsunuz, okula gidiyorsunuz, televizyon seyrediyorsunuz, ölüyorsunuz, dedeniz doğuyor, tarihteki olaylar gerçekleşiyor vs. Deja vu (ben bu anı daha önce yasamıştım) dememizin sebebi budur.[16]

Takyonların keşfedildiği deneylerde detektöre yollanan ışık daha kaynağından çıkmadan detektörde kendini hissettirmişti. Bu garip durum, bazı kozmik ışınlarda da kendini göstermektedir. “Yola çıkmadan önce hedefine ulaşmak” şeklinde özetlenen bu garip olayda, ışıktan hızlı bir yolculuk gerçekleşmektedir. Meselâ bir astronot, daha yola çıkmadan hedefine erişecek ve yola çıkarken, kendisinin dönüşü ile karşılaşacaktır.

Bir cinâyet olayında kurşunun adamın göğsünden çıkıp namluya girdiğini gözlemek, zamanın geriye doğru akması demektir. Yânî, A’dan B’ye doğru gitmekte olan bir takyon, önce B’de sonra A’da olur. Çok tuhaf, öyle değil mi? Termodinamiğin ikinci prensibine meydan okuyor... [10]

"Mikro Dünyâ’da bir çok olay geri dönebilen (reversible) cinstendir. Böyle olsa bile, hiç bir doğâ yasası çiğnenmiş sayılmaz." deniyor.

Negatif zamana anti-zaman demek de mümkündür. Zaman dünyâsında ölüm, doğumun bir sonucu olmasına rağmen, anti-zaman âleminde doğum ölümün bir neticesi olur; orada bütün canlılar ölerek doğarlar. İslâm’da, bu Dünyâ’nın bir rüyâ âlemi olduğu, öldükten sonra gerçek uyanışın başlayacağı inancı vardır. Bu sonucun bir yorumu olarak, acabâ, ölen bir insan, imajiner kütleli bir takyona mı dönüşüyor? Bunu pek bilemiyoruz ama şu bir gerçektir ki, bütün insanlar, ölümle gerçek bir hayâta doğmaktadırlar.[10]

Anti-zaman/takyon aleminde bir işi sadece istemek ve arzu etmek yetmektedir. Sebebe gerek kalmamaktadır. Canı bir şey yemek isteyen kimse istediğini yedikten sonra onun için her hangi bir çaba göstermesine gerek kalmamaktadır. Sadece arzu etmek ve istemek yeterli olmaktadır. "Cennet yaşantısı" dediğimiz şey de bilincin uzay (mekan) zaman kısıtlılığından kurtulmak suretiyle kendini ışık hızı’nın üzerinde bulması ve bunun sonuçlarını kapasitesi oranında yaşaması olayıdır.[13]

Zaman âleminde sınava hazırlanan bir öğrencinin sınava gitmemesi nasıl mümkünse, antizaman âleminde de bu seçeneğin makûl bir davranış olacağı açıktır. Bir insan isteklerine kavuştuktan sonra bu sebepleri hazırlamaktan çoğu kere vazgeçer, bunlara lüzum görmez. O halde, anti-zaman âleminde bir işi sâdece arzû etmek ve istemek yetmektedir. Sebebe gerek kalmamaktadır. Canı uçmak isteyen bir kimse, istediği kadar istediği yerlerde uçtuktan sonra, uçak yapmaya ne gerek var. Sâdece, arzû etmek ve istemek!.. Cenneti de böyle târif etmiyorlar mı? Bunlara bâzen rüyâlarımızda rastlıyoruz.[10]

Ruh dediğimiz şey, ışıktan milyarlarca kez daha hızlı titreşen "uzay"dır. Bilim literatüründe, ışıktan hızlı titreşen bütünsel varlık alanı "Takyonlar" ismiyle yer almıştır. Takyonlar, kuantlar gibi kesikli yapılar olmayıp bütünseldir. Kuantların oluşturduğu ise çokluk âlemidir. Ruhun sahip olduğu nurani, esiri “kuvvet alanında” zamansızlık var iken, takyonların yoğunlaşarak oluşturduğu hologramik-bütünsel geometrik kalıpların zamanları -ışık hızından trilyonlarca kez hızlı olduklarından dolayı- gelecekten geçmişe doğru akar, yani nedensellik ilkesi, termodinamik yasalar tersinmiştir. Sonuç, nedenden önce gelir. Önce takyonik cam kırılır, sonra takyonik taş atılır. Lorentz denklemlerine ışık hızını geçen bir madde yerleştirildiğinde sonuçlar bize sanal bir kütle, en-boy değerleri verir. Örneğin, "takyonik nur"dan bir insan, eksi 70 kg ağırlığında, eksi1.70 metre boyunda soyut bir fiziko-matematik ve geometriye sahip olur.[3]

Maddenin ışık hızını geçemeyişi gibi Takyonlar da ışık hızının altında bir hızla hareket edemezler. Işık hızının altına inip enerjiye dönüşmelerini-maddeleşmelerini bizler zaten kuantum olarak algılamaktayız.[3]



Düşüncenin kendisi de takyonik bir kalıptır ve ışıktan milyonlarca kez hızlıdır. Bu yüzden örneğin “kırmızı bir gül” düşündüğümüzde anında aklımıza gelir. Şu an farkındalık düzeyimizde olmayan -Bilinçdışı denilen uzayda saklı olan düşüncelerimiz ışıktan milyarlarca kez hızlıdır ve belirsizlik konumundadır. Saklı düşüncelerimizden bir tanesine yoğunlaşarak, yani ona soyut enerji vererek onu ışık hızına yakın bir düzeye çekip Takyon uzayında belirgin hologramik bir kalıp haline dönüştürebiliriz. Bu âlemde termodinamik yasalar tersinir olduğu için soyut bir maddeye enerji verdiğinizde hızı artacağına aksine hızını yavaşlatırsınız. Eğer yoğunlaştığımız düşünceye soyut enerji vermeye devam edersek (aktif imgeleme ile) artık o soyut düşünce ışık hızının altına da düşerek (dalga fonksiyonun çöküşü) madde-zaman âleminde gerçeğimiz olur.

Dua veya Çekim yasasının mekanizması da budur. Dualarda devam şartı da bu yüzden aranır. Örneğin, makbul bir dua sahip olduğu soyut enerjiyle ruh farkındalığında, o boyuttan, takyonik kalıplarla diğer “benlikleri” hatta tüm evreni özden etkileyip duadaki amaç doğrultusunda bağlantılı atom-altı parçacıkların davranışlarını etkileyerek belirli olaylar silsilesini başlatabilir (Çünkü düşünce denilen ışıktan hızlı takyonik yapılanmalar parçacık olarak algıladıklarımızın özüdür, özündedir). Bu tetikleme veya etkileme işlemi seçimdir.

Daha önce hiç düşünmediğimiz bir şeyi imgelediğimizde (örneğin uçan siyah bir kurbağa) belirsiz-zamansız takyonik kuvvet alanına biçim veririz. Biçim alan bu takyonik düşüncenin zamanı tersine akacağı için biz daha onu düşünmeden onu geçmişimizde var kılmış oluruz. Bu sayede düşündüğümüz anda hazır düşünce paketi olarak bu uzaydan imgelediğimiz şeyi kendimize çekeriz.[3]

Gelecekten haber veren Nostradamus, bir zaman gezgini miydi? Fizikte bir kural var: Işıktan hızlı mesajlar gelecekten haber veriyor, diye. Hepimiz hayatımızda an az bir kaç kez gelecekle ilgili rüyalar görmüşüzdür. Yani gördüğümüz rüya gerçek oluvermiş fakat biz bunu rastlantı olarak yorumlamışızdır. Tabii önemli olan uyurken değil uyanıkken böyle süper mesajlar almak, ışık hızını aşmaktır. 2011 yılında ışıktan hızlı "Nötrino" deneyi, bilim dünyasında hayli türbülans yaratmıştı. Sebebi henüz tam anlaşılamamış olmakla birlikte, deneysel hata olasılığı ağır basıyor. Kehanetlerin basit rastlantılar olduğunu söylemek, çöpleri kilim altına süpürmek oluyor ki, sorunu çözmüyor. Eğer takyon denen nesneler var ise, gerek dünyamızda gerekse uzayda daha pek çok Nostradamus’lar var demektir.[17]

Bütün bu bilgilerin bize anlatmak istediği gerçek şudur: Bizimle berâber aynı uzay ve mekânda, hissedemediğimiz, ölçemediğimiz ve kavrayamadığımız yaşadığımız âlemle simetrik bir anti-zaman âlemi ile iç içe bulunmaktayız. Anti-zaman âleminde zaman kavramı sanki erimekte, bir takyon için uzaklık-yakınlık kavramı ortadan kalkmaktadır. Bu, tasavvufta "tayy-i mekân" denen şeyle aynı şeydir [10]

Gerçekten de gördüğümüz bâzı rüyâlar anti-zaman âleminden farksız oluyor. Ne dersiniz? Yoksa, vücûdumuzun maddesi yatakta iken, onun bir takyon kopyası uyurken, mânası lükson duvarını aşıyor olabilir mi? Eğer böyle oluyorsa, akla başka sorular da geliyor: Rüyâda iken bâzen ölmüş yakınlarımızı sevdiklerimizi görüyor, onlarla birlikte bulunuyor, konuşuyor, sohbet ediyoruz. Acabâ, ölümle insanoğlunun rûhu, anti-zaman âlemine mi göç etmektedir? Ruh denilen cevher, ışık hızından daha hızlı seyreden, başka bir ifâdeyle sonsuz hıza sahip olan ve bundan dolayı referans sistemimize göre her an her yerde bulunabilen çok seyyal özel bir takyon mudur? Ya da rüyâlarımız, anti-zaman evrenine açılan pencereler midir? Bunlar şimdilik sorularla gündeme gelen gerçeklerin birer yansımasıdır. Bu soruların gerçek cevaplarını bakalım gelecekte bilim verebilecek midir? Burada hemen şunu belirtmek lâzımdır ki, zaman verebilecek midir? [10]

Kaynaklar

[1] lan Marshall & Danah Zohar, "Kim Korkar Schrödinger'in Kedisinden", çev. Orhan Düz, Gelenek Yayıncılık, İstanbul 2002, ISBN: 975-8719-19-x, s.156.
[2] Kurân-ı Kerîm, Yunus Suresi, 61. âyet.
[3] Berkay Özcan, "Sonsuzluk Kulesi" (e-kitap)
[4] ozetkitap.com/images2/Hakikat_ekler.pdf
[5] Nihat Sadık Değer, "Sicim Kuramı", TÜBİTAK Bilim ve Teknik Dergisi, Ağustos 2002.
[6] "Kimya" (ders kitabı), Ortaöğretim 9. Sınıf.
[7] Androloji Bülteni, sayı: 40, Mart 2010, s.59.
[8] http://tr.wikipedia.org/wiki/Takyon
[9] John Gribbin, "Schrödinger’in Yavru Kedileri", Metis Yayınları, İstanbul, 2008.
[10] Prof. Dr. Mustafa Temiz, "Zaman ve Madde" (makale)
[11] Prof. Dr. Osman Çakmak, "Fiziğin Ötesindeki Boyutlar" (makale).
[12] John Farndon, "Astronomi", Bulut Yayınları, İstanbul 2004.
[13] kozmikfrekans.blogspot.com.tr/2010/11/evrenin-sifreleri.html
[14] Yaşar Özkan, "Takyonlar", yasarozkan.net/makaleler/takyonlar/makale5.html
[15] Lütfi Şahin, "Ne Bilim Ya" (e-kitap), cilt:1, s.11.
[16] oocities.org/hamzazone/momentum.htm
[17] Prof. Dr. Mustafa Halilsoy, "Uzaylılar Var mı?", Kıbrıs Bilim ve Teknoloji Dergisi, Kasım 2012, s.80-81.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Ferdi, 06.11.2016, 20:11 (UTC):
Benim anladiğim kadariyla ruhlarimmiz. Yani takyonlarimz oluyo olasi birgelecegi aliyo vebize getiriyo ve bizde varsayimlara inaniyoruz gercekmis gibi gosterir ..yani heriki boyutda farkliymisgi gosterimis olur .,.

Yorumu gönderen: zeyna, 09.08.2014, 16:49 (UTC):
bilim ,dinle bukadarmi guzel birlestirilir,sahip oldugu kosulsuz imani insan bu kadarmi guzel ifade eder, bu satirlar gercekten inanan bir insanin satirlari, cogumuzun yaptigi hata yapilmiyor, kurandaki pek cok seye kisitli dini bilgi ile, supeyle bakip yargilamak yerine, once kosulsuz inanip, bilimi henuz bulabildigimiz ilimi kanit olarak getirmek var,cok guzel,sade ve inancli bir yazi elinize saglik



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36857399 ziyaretçi (103027343 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.