Kulu Allah'a Kavuşturan Yollar
 

tasavvuf, sufizm, islam, Allah, kul, God,muslim, müslüman, prophet

Kulu Allah'a Kavuşturan Yollar

Allah'a giden yolların, yaratılanların nefesleri sayısınca olmasına rağmen, sayılamayacak kadar çokluk ifade eden bu insanlar üç grupta toplanmaktadırlar. Bu tasnif çok yerinde bir tasniftir. Bu yollar: Ahyar yolu, Ebrar yolu, Şettar yolu olarak belirtilmiştir.

AHYAR YOLU

Ahyar, "hayr" kelimesinin çoğulu olup "Hayırlılar" anlamına gelir. Bu yoldan yürüyenler, hayr ve hasenatları çok olan ve zahir amellerini fazlasıyla eda eden kimselerdir. Hayırlı işler işleyenler, insanların hayırlısıdırlar. Bu yolun yolcularına bundan dolayı "Ahyar" denilmiştir. Bu yoldan Yüce Allah'a vasıl olanlar, uzun bir yolu kat etmek durumundadırlar. Ulaşanlar bakımından miktar olarak da azın azıdırlar. Bu yol, aynı zamanda takva yoludur. Bu yoldan gidenlerin irşad olmaları uzun zamana bağlıdır. Bu yolda otuz senede ulaşılacak dereceye diğer yollardan daha kısa sürede varmak mümkündür. Ancak velilik derecesine ulaşmak her salik için müyesser değildir. Aşk yolundan Allah'a gidenlerin hedeflerine çabucak ulaşmaları yanında, yolculuk sırasında dökülmeler, diğer yollardan gidenlere göre daha fazladır. Çokça ibadet ederek ve cihadda bulunarak Allah yolunda yürüyenlerden biri Fudayı B. İyaz (k.s.)'dır. Bu zat Mekke'de mücavirdi. Uzun sürede Allah'a ulaşanların durumu, geçmiş ümmetlerin durumuna benzer. Onlar dört-beş yüz yıl boyunca ibadet ve cihad ederler, bu süre içerisinde belleri yay gibi bükülür, ok gibi incelirdi. Yüce Allah bu ümmeti böyle uzun ömürlü kılmadı. Onlara üç yüz, dört yüz yılda lütfettiğini bu ümmete en geç otuz yılda lütfetti. Bunu daha aşağı yıllara, hatta bir anlık zamana indirenler de görüldü. Salikte istidat ve ehil mürşid olunca kısa sürede Yüce Allah'a vuslat gerçekleşir. Geçmişte olduğu gibi belin bükülmesine, bedenin erimesine gerek kalmaz.

EBRAR YOLU

İkinci grubu oluşturanların yoluna "Ebrar Yolu" denilir. Ebrar kelimesi "Birr" kelimesinin çoğulu olup, "İyiler, İyilik sevenler" anlamına gelmektedir. Nefsi cezalandırma, riyazet ve çile yolu olan bu yolun silikleri, kötü huyları değiştirme ve "Emmâre Nefsi" ondan arıtma mücadelesi verirler. Kibir (büyüklenme), gösteriş, insanları çekememe, kendini beğenme, servet ve mal sevgisi gibi kötü huylarla mücadele ederler, kalbi Tevhid nuru ile nurlandırmaya çalışır ve Yüce Allah'a murakabe ederek, O'na ulaşmaya engel olan şeylerle ilgiyi kesme gayreti içinde olurlar. Kalp, öyle bir aynadır ki, temizlenip cilalanmadıkça ilahî tecelliye mazhar olamaz. Kötü huylardan ona leke gelir, yüzünde siyahlanma ve paslanma olur; silinmediği takdirde bu leke ve siyahlanma taşlaşmaya dönüşür. Kalbin kir ve pasından arıtılması ve cilalanması ilahî marifetle olur. İlahî marifet ise takva, sâlih amel ve sülük ile elde edilir. Aksi yoldan gelen ve marifet sanılan bazı haller olsa olsa şeytanî marifet olur. Her türlü çirkin şeyleri işledikleri ve karanlıklara bulandıkları halde, istîdrac ve gözbağcılık gibi hünerler gösteren zamane cambazları bunlardandır. İnsana incelik kazandıran ve huzur veren, gönlü Allah sevgisiyle dolduran, o sevginin gönüle dolmasına engel olan her şeyi oradan çıkaran riyazet, makbul olan riyazettir. Sabır, tahammül, eza, cefa, nefsin haz duyduğu şeylerin azı ile yetinme. Nefsi susturup şikâyetine engel olma ve benzeri davranışlar gerçek riyazet ve gerçek cihaddır. Bu yoldan Yüce Allah'a vasıl olanlar (ulaşanlar), birinci grubu oluşturan "Ahyar"dan daha fazladır. Ne var ki, bu grubu temsil edenlerden Hakk'a vasıl olanlar da üçüncü grubu temsil edenlere göre azınlıktadır. İnsanın zahiri dünya, bâtını ise ahirettir. Arif-i billâh olan Allah dostlarına dünya da, ahiret de haramdır. Onların her iki cihan derdi ile ilgileri yoktur. Bundan dolayıdır ki, fenafıllâh mertebesine yükselmiş olmak, Allah'tan başka her şeyi dışarıda bırakıp, O'ndan başka hiçbir şeyi görmemek, düşünmemektir.

ŞETTARYOLU

Allah'a giden yollardan üçüncüsü "Şettâr Yolu"dur. Bu yol, Yüce Allah'a ulaşmak isteyenlerin seyir yollarından biridir. Bu yolda seyir bir hikmetten bir hikmete, bir balden bir hale geçiştir. Bu hal, manevî bir emir sonucudur. Salikin hali, bu yolun başlangıcından sonuna kadar hep seyir olarak geçer. Yani vuslat hâsıl oluncaya kadar hayat manevî yürüyüşle geçer. Tıpkı Kâbe'ye doğru yola çıkan bir hacı gibi. Kâbe'ye varınca hacının yolculuğu sona erer. Salikin bu yolda seyri (yolculuğu) Allah'a doğrudur. Sonu olan yolculuk "Seyr-i ilellâh'tır. "Seyr-i fıllâh"ta son olmaz. Tıpkı Kâbe'ye ulaşmakla Kâbe'nin sırlarının bitmediği gibi. Nice ilahî sırlar saklıdır onda. Gerçek kemal elde edilinceye kadar seyr ve sülük gereklidir. Bunun için gayret ile himmeti birleştirmek gerekir. Mürşidden himmet, salikten de hizmet ve gayret gerek. Allah yolunda dağınıklığın, bezginliğin ve tembelliğin yeri yoktur. Hazırlıksız ve eksiklerle yola çıkan yolcu yolda kalır. Şettar yolu, ayıkların ve muhabbet ehli olanların yoludur. Onlar, muhabbetin tesiriyle kararsız olup bir yerde duramazlar. Tembelliği huy edinenler gibi uyuşuk değil, hareketlidirler. Allah yolunda muhabbet, zühdün karşılığıdır. Hakk'a vuslata cezbedici manevî bir vasıtadır. Muhabbetin şiddetli olanına "Aşk" denir. Muhabbet nur, Aşksa ateştir. Aşk ateşi, sevgiliden başka her şeyi ve hem dünya hem de ahiret ilgilerini yakar. Bundan dolayı bir Hakk aşığı şöyle demişti:

"Yana aşk oduna, sıza; binarin beyne nûreyni"

Yani aşık, iki nur arasında bir ateşi temsil eder. Nurlardan biri, Allah'tan başka her şeyden ilgiyi kesmesinden dolayı meydana gelen ilahî nur, diğeri Allah'a yönelişten dolayı olan nurdur. Bu iki nur arasında aşk ateşi bulununca, salikin aşağılık mertebesinde bulunan süfli ilgileri yanar, yok olur. Bundan sonra amacına çabucak ulaşıverir. Aşk ve muhabbet yolunda sülük ederek, daha başlangıç safhasında vuslata erenler, diğer iki yolda sülük ederek yıllar sonra vuslata erenlerden kat kat fazladır. Diğerlerinin sonundan, Şettar Yolu saliklerinin başlangıcı daha faziletli ve daha vuslata erdiricidir. Aşk ve muhabbet yolunda sülük edenler, çekici durumları ve güçlü istidatları sebebiyle göğe nurdan bir merdivenle çıkarlar ve bin adımı bir adım yaparlar. Kâmil bir mürşide, mütehassıs bir üstada yakın olan salik cezbeli bir kimse ise o kimse için seyr-i sülük gerekmez. Öyle kimseye önce ilahî sıfatlardan "Hayat" sıfatının sırrı gösterilir. Bu salik için çok önemli bir gelişmedir. Varlık (madde) âleminin seyri önemli değildir. O seyrin birçok zorlu geçidi vardır. O âlemdeki keşifler süflî keşiflerdir. Saliklerin çoğu bu tehlikeli geçitlere düşmüşler ve oralarda kalmışlardır. Büyük mürşid Necmeddîn-i Kübra (k.s.) bu üçüncü yolu "Seçkinler Yolu" olarak değerlendirmiştir.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36892947 ziyaretçi (103089184 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.