Kurân’da Adı Geçen Helak Edilmiş Kavimler, II
 

Kurân’da Adı Geçen Helak Edilmiş Kavimler

Hazırlayan: Akhenaton

2. Bölüm

Kurânda anlatılan helak edilmiş diğer kavim ve topluluklar:

Semud kavmi, petra tapınağı, Nebatiler

Semud Kavmi

Semud kavmi (Nebâtîler, ing. Nabatean), Kurân’da adı geçen ve Hz. Sâlih’in tebliğ faaliyetinde bulunduğu bir Arap kavmidir.[34] Bu kavim, yazının başında bahsi geçen Ad kavmi soyundan gelmektedir ve bu yüzden İslam öncesi Arap şirinde “İkinci Ad” olarak geçmektedir. Arap kaynakları dışında, Arap menşeli olmayan bir seri eski kaynakta da Semud isminin ve Semud toplumunun tarihsel varlığı doğrulanmaktadır. M. Ö. 715 yılına ait Sargon Kitabesi, Semud halkından Asurluların egemenliği altındaki Doğu ve Orta Arabistan toplumlarından biri olarak söz eder.[4] Benzer şekilde Aristo, Ptolemy ve Pliny’nin Semûdiye (Thamudadaei) ve Semudlularda (Thamudenes) söz ettiğini görüyoruz.[35]

Kurân’ın anlattığı dönemde Semud kavmi, Hicaz’ın kuzey ucunda Suriye sınırına yakın bir yerde yaşıyorlardı. Onlara atfedilen kaya yazıtlarına Hicr bölgesine dağılmış olarak hala rastlanmaktadır.[4]

Semud kavmi, Ad kavminden sonra Allah’a isyan edip küfre sapmış ve kendilerine tapındıkları putlar edinmişlerdi. Allah, Onları uyarmak ve kendisine ibâdet etmeye yöneltmek için Hz. Salih’i görevlendirdi. Hz. Salih’e kavminin mustazaflarından az bir topluluk iman etmişti. Dünyevî makam ve zenginliklerinden dolayı kendilerinin diğer insanlardan üstün olduklarını zanneden Semud kavminin ileri gelenleri, hor gördükleri (mustazaf) kimselere, . . Siz gerçekten Salih’in Rabbı tarafından gönderilmiş olduğuna inanıyor musunuz? dediler. Onlar da; "Doğrusu biz, onunla gönderilene iman ediyoruz" dediler. Büyüklük taslayanlar, "Biz, doğrusu sizin iman ettiğinizi inkâr edenleriz." dediler. (el-A’raf, 7/75-76).

Hz. Salih, Semud kavmini Allah’ın dinine davet etmeye devam etti. Hz. Salih’in onları imana davet edip uyarma ve korkutmaya ısrarla devam etmesi üzerine, ona şöyle dediler: "Ey Salih; bayramımızı kutlayacağımız zaman sen de bizimle gel (Semud kavminin putlarını alıp şehir dışına çıkarak kutladıkları bir bayramları vardı). Bize bir âyet (davanı ispatlayacak bir şey) göster. Sen, ilâhına duada bulun; biz de ilâhlarımıza duada bulunalım. Eğer senin ilâhın duana icabet ederse sana uyarız. Yok bizim ilâhlarımız bize icabet ederse bize tabi olursun". Bu isteklerini kabul eden Hz. Salih, bayramda onlarla birlikte gitti. Putperestler, putlarından istekte bulundular. Ancak bir karşılık bulamadılar. Bunun üzerine kavmin reisi, Hz. Salih’e;

"Ey Salih; bize şu kayadan bir deve çıkar. Eğer bunu yaparsan seni doğrulayacağız." dediler. Hz. Salih, onlardan, Allah kendileri için böyle bir deveyi bu kayadan çıkartırsa iman edeceklerine dair söz vermelerini ve yemin etmelerini istedi. Onlar, bu konuda yemin edip söz verdikten sonra, Hz. Salih, namaza durdu ve Allah’a dua etti. Bunun üzerine kaya yarıldı ve içinden onlara istediği gibi gebe, karnı aç bir deve çıktı. Bu olay üzerine, onlar daha önce vermiş oldukları sözden cayarak iman etmediler.[36] Hz. Salih, onlara; "...Ey kavmim; Allah’a ibadet edin. Sizin için O’ndan başka ilah yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir mucize gelmiştir. İşte, Allah’ın şu dişi devesi size bir mucizedir. Bırakın onu Allah’ın arzında otlasın. Ona bir kötülük yapmayın. Sonra can yakıcı bir azaba uğrarsınız. Hatırlayın; Allah sizi Ad kavminden sonra halifeler yaptı. Ve sizi yeryüzüne yerleştirdi. Orada, ovalarda köşkler yapıyor, dağları yontup evler yapıyorsunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın. Yeryüzünde bozguncular olarak fesad çıkarmayın" dedi.[37]

Allah, hayvanların sulandığı kuyunun suyunun mucize deve ile diğerleri arasında nöbetleşe kullanılacağını bildirmişti: "Onlara, suyun aralarında taksim olunduğunu haber ver. Her biri su nöbetinde hazır bulunsun". Hz. Salih, kavmine; "İşte şu devedir. Su içme hakkı belirli bir gün onun ve belirli bir gün sizindir" dedi. Deve, onların arasında bir süre kaldı. Bu süre içerisinde, bir gün kuyunun suyunu deve içiyor, bir gün de onlar kuyunun suyundan istifade ediyorlardı. Semud kavmi, devenin su içtiği günlerde onun sütünü sağıyor ve kaplarını dolduruyorlardı.[38]

Semud kavminin Hz. Salih’in davetine duydukları düşmanlık ve kinleri artınca, deveyi öldürmeyi planladılar. Allah, bu durumu Hz. Salih’e bildirdi. Hz. Salih, gördükleri mucizeye rağmen iman etmekten kaçınan kavmine eğer böyle bir iş yaparlarsa helâk edilecekleri uyarısında bulundu. Ancak onlar, onun bütün uyarılarına kulak tıkayarak deveyi kestiler: Bunun üzerine Rableri günahları yüzünden onları kırıp geçirerek yerle bir etti.

Allah, Semud kavmini, görmüş oldukları mucizeye rağmen iman etmemelerinden dolayı hemen cezalandırmamış ve onlara mühlet vermişti. Ancak Hz. Salih, onlara; eğer kendi isteklerinden dolayı mucize olarak Allah tarafından gönderilen deveye bir zarar vermeye kalkarlarsa affedilmeyecekleri ve korkunç bir şekilde helâk edileceklerini onlara bildirmişti. İnkârlarında direten ve deveyi öldürerek azıtan Semud kavmi için kurtuluş yolu kalmamıştı. Hz. Salih, yaptıklarını görünce ağlamış ve onlara;

"Yurdunuzda üç gün daha kalın..." diyerek gelecek azabı haber vermişti. Deveyi kestikleri günün akşamı 9 kişilik bir grup, Hz. Salih’i öldürmeye karar verdiler. Onlar şöyle diyorlardı: "Eğer söylediği doğru ise biz ondan önce davranalım. Yok yalancılardan ise onu da devesinin yanına gönderelim". Allah, bu olayı şu şekilde haber vermektedir:

"Aralarında Allah’a yemin ederek, Şöyle konuştular; "Salih’i ve ailesini bir gece baskınıyla öldürelim, sonra da akrabasına "yakınlarınızın öldürülmesinden haberimiz yok; Şüphesiz bizler, doğru kimseleriz" diyelim ". Onlar bir tuzak kurdular. Biz de onlar farkına varmadan, tuzaklarını alt üst ediverdik. Tuzaklarının akıbeti nasıl oldu bir bak. Biz onları da kavimlerini de toptan helâk ettik. İşte zulümleri yüzünden, harap olmuş, bomboş evleri, şüphesiz ki bunda, bilen bir kavim için, büyük bir ibret vardır. İman edip, Allah’dan korkanları kurtardık" (en-Neml, 27/49-83).[37]

Semud kavmi hakkında Araf suresi 74. ayette, şöyle demektedir:

“Ve hatırlayın, sizi nasıl Ad toplumunun yerine getirdi. O ve ovalarında kendinize konaklar yükseltip dağlarını yontarak evler yapabilesiniz diye yeryüzünde sizi nasıl sağlamca yerleştirdi. Öyleyse anın Allah’ın nimetini de yeryüzünde bozgunculuk yapıp karışıklığa yol açmayın.”

Bu ayette Semudluların Kuzey Hicaz’da, Hicr Dağı’nın batı yamaçlarında kayalara oydukları oldukça yüksek bir uygarlık ve dünyevî kudrete işaret eden ince bir emek ve zevk ürünü mesken ve mezarlara bir ibret nesnesi olarak dikkat çekilmektedir. Kalıntıları bugün de görülebilir durumda olan birtakım hayvan figürleri ve kitâbelerle süslü bu mesken ve mezarlar, popüler Arap dilinde bugün “Medâin Sâlih” (Salih’in Şehirleri) olarak isimlendirilmektedir.[35]

Semûd kavminin helâk ediliş biçimiyle ilgili olarak Kuran’da, Hz. Salih ve ona tâbi olan küçük bir grup hariç onların şiddetli sarsıntı (recfe), korkunç bir ses, gök gürlemesi (sayha) ve yıldırımla (sâika) cezalandırıldıkları ve 3 günün sonunda helâk oldukları belirtilmektedir. Cezalandırmayla ilgili bu açıklamaların, Semûd’un 3 farklı ceza türüne değil yer sarsıntısından önce ya da onunla birlikte meydana gelen ses ve ışık olgusuna işaret ettiği düşünülebilir. Recfenin çok gürültülü ve dehşet verici bir sarsıntıyı ifade etmesinden ve Hicaz’da özellikle Medâinüsâlih denilen bölgedeki volkanik arazi yapısının varlığından hareketle Semûd kavminin volkanik bir patlama sonucunda helâk olduğunu söyleyenler de vardır. Semûd’un cezalandırılma biçimini Sodom ve Gomore’ye benzetenler bu bakış açısını dikkate almış olmalıdır.[34]

Hz. Muhammed’in Tebük Seferi sırasında Hicr’den geçerken eskiden burada yaşayan insanların cezalandırılmış olmaları sebebiyle burada bulunan harabelere girilmemesini ve kuyularından su alınmamasını istediği rivayet edilmektedir.[39] Başka bir rivayette ise Hz. Muhammed’in, yanında bulunanların bu olaydan ibret alması gerektiğini söylediği belirtilmektedir.[40] Sâlih peygambere tâbi oldukları için helâk olmaktan kurtulan grubun Mekke’ye göç ettiği nakledilmiş, ayrıca Tâif’te ikamet eden Sakīf kabilesinin Semûd soyundan geldiği rivayet edilmiştir.[34]



Sodom ve Gomore

Sodom ve Gomore (Gomora), Tevrat’ın Yaratılış Kitabı’nda sözü edilen günâhkâr kentlere verilen addır. İsrail’de, Lut Gölü’nün güneydoğusundaki el-Lisan Yarımadasının güneyinde sığ suların altında kaldıkları tahmin edilmektedir. Admah, Tseboim ve Tsoar ile birlikte Kutsal Kitap’ta adı geçen beş ova kentini oluştururlar.

Yaratılış Kitabı’nda "işledikleri günahlardan ötürü gökyüzünden yağan ateşle yok edildiği" anlatılan bu iki kentin, İsrail’deki Şeria Irmağından Doğu Afrika’da Zambezi Irmağına uzanan Büyük Rift Vadisinde M.Ö. 1900’de meydana gelen bir depremle yok olduğu sanılır.

Arkeolojik bulgular, bölgenin Orta Tunç Çağında (M.Ö. 2000-1500) ekilebilir olduğunu, tarım yapmaya yeterli tatlı su kaynaklarının da bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle Hz. İbrahim’in yeğeni ve ona inanan ilk kişi olan Hz. Lut, Sodom ve Gomora’nın yer aldığı Siddim Vadisi’ni (Lut Gölü) hayvanları için otlak yeri olarak seçmiş olmalıdır. Kutsal Kitap’ta sözü edilen kükürt ve ateşin, bölgenin jeolojik yapısını bütünüyle değiştiren deprem sırasında yeraltındaki petrol ve doğalgaz kaynaklarının patlayarak yanmasından kaynaklandığı sanılmaktadır. Sodom kentinin adı, denizin güneybatı ucundaki Sodom Dağı’ndan gelir.[41]

Eski Ahit’e göre Sodom halkı, Allah’a karşı günahkârdır; orada her türlü ahlâksızlık, özellikle de cinsî sapıklık yaygındır.[42] Tevrat, Hz. Lut’un yerleştiği Sodom bölgesi, halkının çok kötü olduğunu ve Allah’a karşı büyük günah işlediğini ifade etmekte, ancak bu günahın mahiyetini belirtmemektedir. Yahudi kaynaklarında ise Sodom’un günahının, cinsel taşkınlıktan çok, adaletin saptırılması, cinayet, hırsızlık, yetime, yoksula ve yabancıya zulüm, kibir ve kıskançlık olduğu ifade edilmektedir. Hatta bazı kaynaklarda Sodom ve çevresinin kader anını belirleyen hadise olan Hz. Lut’un misafirlerine saldırı girişiminin bile cinsel taşkınlıktan çok yabancılardan nefret ve zayıfların ezilmesi duygusuyla yapıldığı iddia edilmektedir. Bu durumda Sodom ve çevresinin helak edilmesinde cinsel suç ve taşkınlıkların ötesinde topyekûn bir ahlaki dejenerasyonun etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Rivayetlere göre Sodom ve çevresinde yaşayanlar, şehirlerine gelen yabancılara karşı her türlü haksızlığı yapmakta, ticaret amacıyla bu şehirlere gelen kişilerin mallarını haksızlıkla ele geçirmekte, ayrıca kendilerinden bile olsa yetimi, yoksulu ve zayıfı acımasız bir biçimde ezmekteydi. Bu bilgilerden hareketle Sodom ve çevresindeki halkın en temel günahlarından birinin haksızlık ve adaletsizlik olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Yahudi kaynaklarında Sodomluların bu adaletsizliği hakkında çeşitli hikâyeler bulunmaktadır.

Kaynaklarda Sodom ve çevresindeki şehirlerin bu kötülükleri sadece yabancılara yapmadıkları kendi içlerinde de zayıfları ezdikleri ve birbirlerinin mallarını haksız bir biçimde ele geçirdikleri ifade edilmektedir. Bu çerçevede onların birbirlerinin mallarını hile ya da şiddet yoluyla elde etmeye çalıştıkları, bu amaçla birbirlerini öldürdükleri belirtilmektedir.[43]

Sodom ve Gomore’yi cezalandırmakla görevli melekler, insan sûretine girip misafir olarak Hz. İbrâhim’e gelirler. Allah, Sodom ve Gomore’nin günahının çok ağır olduğunu ve helâk edileceklerini bildirir. Hz. İbrâhim ise oradaki iyi insanların hatırına bu kararın gerçekleşmemesi için yalvarınca kendisine eğer 10 iyi kişi varsa oranın helâk edilmeyeceği vaat edilir, ancak 10 kişi bile bulunamaz. Akşam vakti Sodom’a varan iki melek, şehrin kapısında oturan Hz. Lût’un daveti üzerine ona misafir olurlar. Halk, evin çevresini sararak Hz. Lût’tan misafirlerini kendilerine teslim etmesini ister. Hz. Lût ise her istenileni yapabileceğini, hatta kızlarını kendilerine teslim etmek suretiyle feda edebileceğini, ancak misafirlerini vermeyeceğini söyler. Halk, Hz. Lût’u tehdit ederek kapıyı kırmaya kalkışınca, melekler müdahale ederek Lût’u içeriye alır ve dışarıdakileri evin kapısını bulamayacak şekilde kör ederler.

Melekler, Hz. Lût’a şehri harap edeceklerini, aile fertlerini alıp burayı terk etmesini bildirirler. Hz. Lût ağır davranınca, melekler, karısını ve 2 kızını şehrin dışına bırakırlar; onlara arkalarına bakmadan dağa kaçmalarını tembih ederler. Hz. Lût, kısa sürede dağa varmanın zor olduğunu, ancak yakındaki küçük şehre ulaşabileceklerini söyler. Güneş doğarken Tsoar’a varırlar. Arkalarından Sodom ve Gomore’ye göklerden kükürt ve ateş yağdırılır. Şehirler, bütün havza ve oralarda yaşayanların hepsi bitkilere varıncaya kadar helâk edilir. Hz. Lût’un karısı da meleklerin uyarısına rağmen kaçarken geriye baktığından bir tuz direği oluverir.[44] Tsoar’da kendini güvende hissetmeyen Lût iki kızıyla birlikte Ölüdeniz’in doğusundaki dağlara çekilir ve bir mağaraya sığınır.[45]

Tübba Ashabı

Kur’an’da günahkâr oldukları ve peygamberleri yalanladıkları için yok edildikleri bildirilen kavimler Nûh kavmi, Ashâbü’r-res, Semûd kavmi, Âd kavmi, Firavun’un taraftarları, Lût’un kardeşleri, Ashâbü’l-Eyke ve tübba‘ halkı şeklinde sıralanmaktadır. Helâk edildiği bildirilen tübba‘ kavminin kimliği söz konusu tübbaın kim olduğuna ve yaşadığı döneme bağlıdır. Burada tübba‘ eğer Sebe halkı ise, yine Kurân’da 2 yerde Sebe’den bahsedilmekte ve birinde Sebe melikesinin Hz. Süleyman’ı ziyareti konu edilmekte, diğerinde Sebe toplumunun şeytana uyup Allah’a kulluktan yüz çevirdiği ve bu yüzden büyük bir sel felâketiyle cezalandırıldığı belirtilmektedir. Kurân’da tübba halkının cezalandırılmasıyla ilgili bilgiler, Sebe kavminin helâkine dair olabileceği gibi Himyerîler Devleti’nin tebâbia döneminin sonunda Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkma teşebbüsünün sonuçsuz bırakılması ve onun Mekke’ye gelen ordusunun helâk edilmesine ait de olabilir.[46]

Uhdud Ashabı

Uhdud Ashabı, İslâm’dan önce, Allah’a inananları, ateşli hendeklere atarak cezalandıran kâfir bir topluluğa verilen addır. Ashab-ı Uhdûd’un kimler olduğu ve ne zaman nerede yaşadığı hakkında çok değişik rivayetler ve her bir rivayetin uzunca birer hikâyesi vardır. Bu rivayetlere göre olay; Yemen, Necrân, Irak, Şam, Habeş, Mecûsî ya da Yahûdî kralları tarafından meydana getirilmiştir. Bu rivayetlerden herhangi birinin doğruluğu kesin değildir. Zaten Kurân da bu olayı; yer, zaman ve faillerini belirtmeden zikretmektedir. Allah’a inanmayan kâfir bir beldenin kralı, Allah’a inananları dinlerinden çevirmek, tekrar kendi sapık dinine döndürmek için müminlere eziyet eder, uzunlamasına ve derin hendekler, kanallar (Uhdûd) kazdırır. Bu hendeklerin içine büyük ateşler yakılır. Allah’a inanmaktan başka hiçbir günahı olmayan müminler hendeğin başına getirilir, Allah’a imanda ısrar edenler ateşe atılır, küfre dönenler ateşten kurtarılır. Bütün bu zor durumlarına rağmen müminler imanından dönmez ve ateşe atılırdı. Müminleri ateşe atan bu zalimler, hendeğin etrafına oturmuş olarak yaptıkları bu zulmü zevkle seyrederlerdi. Fakat Allah, o kâfirleri, aynı ateşle ya da başka bir yolla helak etmiştir. Çeşitli rivayetlerin bildirdiğine göre, binlerce mümin bu hendeklere atılmış, fakat Allah, müminlerin ruhunu, ateşe düşmeden önce kabzetmek suretiyle onları, ateşin azabından kurtarmıştır.

Bu olayın zamanı kesin olarak bilinmemekle beraber, İslâm’a yakın bir zamanda, büyük bir ihtimalle de Hz. İsa’dan sonra olmuş, Mekke müşrikleri ve Müslümanlar tarafından da bilinmekteydi. Bu hadiseyi Kurân’da anlatmak suretiyle Allah, Mekke’de çeşitli eza ve cefaya uğrayan Müslümanların mutlaka bundan kurtulacaklarını ve Müslümanlara eziyet eden Mekkeli müşriklerin, Ashab-ı Uhdûd gibi cezalandırılacağını dolaylı bir şekilde açıklamaktadır. Şüphe yok ki bu ayetler, sadece o zamanın insanlarına hitap etmemekte, geçmişte olduğu gibi gelecekte de imana, dine ve inananlara yapılacak kötülük ve zulümlerin mutlaka Allah tarafından cezalandırılacağını ifade etmektedir. Bu durum, Kurân kıssalarının en önemli özelliklerindendir. Ashab-ı Uhdud kıssası, Kurân’da şöyle dile getirilmektedir:

"Hazırladıkları hendekleri, tutuşturulmuş ateşle doldurarak çevresinde oturup, inanmış kimselere, dinlerinden dönmeleri için yaptıkları işkenceleri seyredenlerin canı çıksın. Bu inkârcıların inananlara kızmaları; onların sadece, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinin bulunan, övülmeye lâyık ve güçlü olan Allah’a inanmış olmalarındandır. Allah, her şeye şahittir. Fakat, inanmış erkek ve kadınlara işkence ederek onları dinlerinden çevirmeye uğraşanlar, eğer tövbe etmezlerse, onlara Cehennem azabı vardır. Yakıcı olan azap da onlaradır. Şüphesiz, inanıp yararlı işler yapanlara, içlerinden ırmaklar akan Cennetler vardır. Bu, büyük bir kurtuluştur. Doğrusu Rabbi’nin yakalaması amansızdır... " (el-Burûc, 84/4-12) [47]

Önceki Sayfa

Kaynaklar

[1] http://acikarsiv.ankara.edu.tr/browse/1284/1883.pdf
[2] Dr. Abdullah Emin Çimen, “Helâk, Devam Eden Bir Süreç Midir?”, Usûl, 4 (2005/2), s. 39-71.
[3] Celal Kırca, “Ad” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.1, s.333-334.
[4] Muhammed Esed, “Kurân Mesajı”, İşaret Yayınları, 2000.
[5] Yusuf Karagözoğlu, “Esas Olan Emmiyet Değil Keyfiyettir”, Burhan Dergisi, http://burhandergisi.com/butun-yazarlar/98-yusuf-karagoezolu/1022-esas-olan-kemmiyet-deil-keyfiyettir.pdf
[6] Şamil İslam Ansiklopedisi, “Ashab-ı Fil” maddesi.
[7] İbn Hişâm, “es-Sîratü’n-Nebeviyye”, Kâhire 1955, I-II, 43-62
[8] İbnü’l-Esîr, “el-Kâmil fi’t-Târih”, Beyrut 1965, I, 442-447
[9] http://www.enfal.de/ecdad12.htm
[10] “Hicr” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.17, s.454-455.
[11] Ömer Faruk Harman, “İrem” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c. 22, s. 443.
[12] İbn Haldun, Ebû Zeyd Veliyyüddin, Mukaddime, Müt. Süleyman Uludag, Dergah Yay., st. 1988, II. baskı, I, s.218-220
[13] Taberî, “Târîħ”, I, 216; Mes‘ûdî, I, 41.
[14] Taberî, “Câmiu’l-beyân”, XXX, 111; İbn Kesîr, VIII, 394.
[15] Şamil İslam Ansiklopedisi, “Ashab-ı Karye” maddesi.
[16] Lisânü’l-Arab, “mdn” md.; Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, s. 326; Jeffery, s. 260; M. Beyyûmî Mehran, s. 193.
[17] Ömer Faruk Harman, “Medyen” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.28, s.346-347.
[18] http://tr.wikipedia.org/wiki/Medyen
[19] Kutsal Kitap, Yaratılış, 25/2; I. Târihler, 1/32
[20] İbn Kesîr, “Tefsîrü’l-Ķurâni’l-Azîm”, c.3, s. 346.
[21] Taberî, Târîħ, I, 183; İbnü’l-Esîr, I, 122; Âlûsî, XXVII, 71
[22] Zemahşerî, II, 162; Fahreddin er-Râzî, XXIX, 24.
[23] Ebû Hayyân el-Endelüsî, V, s. 69-70.
[24] Mustafa Öztürk, “Mü’tefike” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.32, s.186.
[25] Şamil İslam Ansiklopedisi, “Ashâbu’r-Ress” maddesi.
[26] Şamil İslam Ansiklopedisi, “Sebe Sûresi” maddesi.
[27] İsmail Yiğit, “Sebe” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.36, s.241-243.
[28] İbn Kesir, “Tefsirul-Kur’anil-Azim”, İstanbul 1985, VI, 491.
[29] Salime Leyla Gürkan, “Sebt” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.36, s.256-257.
[30] Taberî, I, 330; Zemahşerî, II, 618-619; Fahreddin er-Râzî, XV, 37; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, I, 110.
[31] Taberî, I, 330; VI, 90-91; Fahreddin er-Râzî, III, 109; XV, 36; Kurtubî, IV, 305; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, I, 110.
[32] Fahreddin er-Râzî, III, 111-112; Ebü’l-Fidâ İbn Kesîr, I, 109; krş. Mâtürîdî, I, 151; Elmalılı, I, 378-379.
[33] Müslim, “Ķader”, 33; Taberî, I, 330-331.
[34] Celal Kırca, “Semûd” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.36, s.49-50.
[35] “Encyclopaedia of İslam”, c. 4, s. 736.
[36] İbnul-Esîr, “el-Kâmil fi’t-Tarih”, Beyrut 1979, c.1, s. 89-90.
[37] Ömer Tellioğlu, “Semud Kavmi” maddesi, Şamil İslam Ansiklopedisi.
[38] İbn Kesîr, “Tefsîrul-Kur’anil-Azîm”, İstanbul 1984, c.3, s.437.
[39] Buhârî, “Meġāzî”, 81; Müslim, “Zühd”, 39, 40.
[40] Müsned, II, 58, 72; Müslim, “Zühd”, 38.
[41] http://tr.wikipedia.org/wiki/Sodom_ve_Gomora
[42] Kutsal Kitap, Tekvîn, 13/13; 18/20; 19/4-5; Hezekiel, 16/49-50
[43] Doç. Dr. Mehmet Katar, “Tevrat’ın Lut Kıssası Üzerine Bir Araştırma” (makale), AÜİFD XLVIII (2007), sayı: 1, s. 57-76.
[44] Kutsal Kitap, Tekvîn, 18/1; 19/26; Petrus’un İkinci Mektubu, 2/6-7
[45] Ömer Faruk Harman, “Lut” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c. 27, s. 228.
[46] Ömer Faruk Harman, “Tübba” maddesi, Diyanet İslam Ansiklopedisi, c.41, s.456.
[47] Şamil İslam Ansiklopedisi, “Ashab-ı Uhdud” maddesi.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ABDULLAH, 02.10.2016, 16:32 (UTC):
ALLAH C.C izni olmadan kum tanesi yerinden oynayamaz. Bu kavimler sapkınlık ve inkarcılıklarıyla helak olmuştur. ALLAH C.C ayetlerinde söylediği üzere biz helak ettiğimiz kavimleri sizlere ibret olsun diye gün ışığına çıkarttık demektedir. bu dünya geçici yanınıza azığınız olan iman ve iyilik yapıp sadaka zekat verip bunlarla gelmeniz istenmektedir.
yüce rabbimizi inkar edenlerle asla dost olmayınız onların dilini ezberlemeyiniz. Ölecek bile olsalar bir bardak su vermeyiniz.
yalnız Müslüman Müslümanla dost olup sıkı dost kurabilir. unutmayın rabbimiz her şeyin gizlisinin gizlisini bilir. Allah C.C adını zikretmeyen ve yine Allah C.C iman etmeyen helak olmaya devam eder.

Yorumu gönderen: sezgin tekil, 19.03.2016, 12:47 (UTC):
emeğinize sağlık

Yorumu gönderen: rojhat, 09.12.2015, 19:15 (UTC):
Allah razı olsun

Yorumu gönderen: filiz, 13.08.2015, 20:19 (UTC):
Cok ama cokkk guzel emeginize saglik Allah razi olsun



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36747904 ziyaretçi (102836117 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.