Kurân-ı Kerîm'de Boşanmanın Yeri
 

Boşanma

Kurân-ı Kerîm'de Boşanmanın Yeri

Kategori: İslam'da Evlilik ve Cinsel Hayat

Gönderen: Ayşegül

Kurân, evlenme nizamını kurduğu gibi, boşanma nizamını da getirmiştir. Boşanma işini bazı kayıtlara bağlayarak evlenme akdini, ani tepkilerin hücumuna maruz bırakmamıştır. Böylece kurulan aile ocağının devamını te'minat altına almıştır. Ani kararla yuva bozmayı frenlemiştir. Şöyle ki: Eşine karşı nefret duymaya başlayan erkeğin, vicdanına müracaatla eşinin iyi yönlerini hatırlaması istenmektedir;

"... Onlarla (kadınlarınızla) iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa olabilir ki bir şeyi hoşunuza gitmez de; Allah, onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur. " (Nisa: 19)

Hz. Peygamber'in (S.A.V.) şu hadisi de aynı noktaya işaret etmektedir;

"Mü'min bir erkek, mü'min bir kadına buğz etmemelidir. Eğer onun huyundan hoşlanmazsa, diğer bir huyundan memnun olacaktır." (Sahih-i Müslim)

Kurân, erkeğe bu tavsiyelerde bulunduğu gibi, uzlaşma talebine kadını teşvik etmiştir;

"Eğer bir kadın, kocasının uzaklaşmasından (yatağını terk etmesinden, nafakasında ihmal göstermemesinden), yahut (herhangi bir suretle kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, sulh ile aralarını düzeltmekte ikisine de hiçbir vebal yoktur. Sulh, daha hayırlıdır... " (Nisa: 128)

Kurân, karı-koca arasında geçimsizlik ve huzursuzluk korkusu halinde tarafları temsil edecek iki hakemin tayinini emretmiştir;

"(Eğer karı ile kocanın) aralarının açılmasından endişeye düşerseniz, o vakit kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem kadının ailesinde bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah, aralarında (ki dargınlık yerine geçime), onları (uyuşmaya) muvaffak buyurur. Şüphesiz ki Allah, hakkıyla bilendir ve her şeyden haberdardır." (Nisa: 35)

Kurân, bir ve ikinci maddede öngörülen emirler uygulandığı halde geçimsizliğin önlenememesi ve başka çare kalmaması halinde yapılacak şeyin, kadının adetinden temiz olduğu (bilindiği gibi kadının boşanması halinde başka bir erkekle hemen evlenmesi yasaktır. Onun "iddet" denilen bir bekleme süresi vardır.

İddet, çeşitlidir. Bu madde ile ilgili olanı: Adet gören kadının boşanması halinde üç tam temizlik süresidir. Bu nedenle temiz iken kocası ile cinsi teması vukû bulduktan sonra boşanırsa, o temizlik iddetin başlangıcı olamaz. Onu takip eden adetinden çıktığı temizlik iddet başlangıcı sayılır. Kadının iddetinin uzamaması ve mağdur edilmemesi için boşama işinin temas olmamış bir temizlik halinde olması emredilmiştir;

"Ey peygamber, kadınlarınızı boşayacağınız vakit, iddetlerine doğru boşayın. O iddeti de sayın. Rabbiniz olan Allah'tan korkun... " (Talak: 1)

Resulullah (S.A.V.), bu emrin hilafına eşini boşayan Hz. Ömer'in oğlunu (Abdullah) kınamış, karısına dönmesini ve bilahare dilediği takdirde Kurân emrine uygun olarak boşama yoluna gidebileceğini emretmiştir. Kurân, boşanan kadının iddeti süresince kocası tarafından temin edilecek bir evde kalmasını emreder. Zira çıkmasını gerektirecek bir durum olmadıkça evlilik hali devam eder;

"... Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Meğer ki apaçık bir kötülük (meydana) getirmiş olsunlar. Bunlar, Allah'ın hudûdudur. Kim Allah'ın hudûdunu (çiğneyip) aşarsa, muhakkak ki kendisine yazık etmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bunun arkasından bir iş çıkarır." (Talak: 1)

Kurân, boşanan kadının bekleme süresi (iddet) sona erince kocasına dönmek veya fiilen ve kesin olarak ondan ayrılmak hususunda serbest kılmıştır. Ancak bu iki durumdan birisini iki şahit huzurunda seçmesini emretmiştir;

"Sonra (o kadınlar), müddetlerini doldur(maya yaklaş)dıkları zaman onları ya güzellikle tutun, yahut güzellikle kendilerinden ayrılın ve içinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit yapın...." (Talak: 2)

Kurân, kadının henüz iddeti bitmemiş iken kocasının dilerse ona dönebileceğini hükme bağlamakla bir bakıma nikahın henüz devam ettiğine işaret eder. Dolayısıyla iddet bitmedikçe, kadının başkası ile evlenmesinin yasaklar;

"... Kocaları, bu bekleme müddeti içinde barışmak isterlerse, onları geri almaya (herkesten) çok lâyıktırlar..." (Bakara: 228)

Kurân, iddet denilen bekleme süresini emreder. iddet çeşitlidir. Adet gören kadının iddeti, üç tam temizlik halidir;

"Boşanmış kadınlar, kendi kendilerine hayız ve temizlenme müddetini beklerler (beklesinler)." (Bakara: 228)

Adetten kesilen kadın ile henüz adet görme çağına erişmemiş kadının iddet süresi, üç aydır;

«Kadınlarınız içinden artık adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş bulunanlar (ın iddetlerin) de, eğer şüphe ederseniz onların iddeti üç aydır..." (Talak: 4)

Hamile kadınların iddeti ise, doğum yapmasıdır;

"... Yüklü kadınların ise iddetleri ise, doğum yapana kadardır." (Talak: 4)

Evlendikten sonra, henüz cinsi münasebette bulunmadan önce boşanan kadın, iddetten muaf tutulmuştur;

"Ey iman edenler, mü'min kadınları nikahlayıp da sonra kendilerine dokunmadan onları boşadığınız zaman sizin için üzerelerinize sayacağınız bir iddet yoktur. o surette onları faidelendirip, kendilerini güzel bir şekilde salıverin." (Ahzab: 49)

Kurân, erkeğin boşadığı eşine iddeti süresince şefkatli davranmasını emreder;

"Boşanan o kadınları gücünüz yettiği kadar, ikamet ettiğiniz yerin bir kısmında oturtun. Evleri başlarına dar etmek (onları çıkmaya mecbur etmek) için kendilerine baskı yapmayın. Eğer hamile iseler, doğuma yapana kadar nafakalarını verin. Eğer kendilerinden olan evlatlarınızı emzirirlerse, onlara ücretlerini verin. Aranızda bu hususta güzelce müşavere edin. Eğer güçlüğe uğrarsanız, o halde çocuğu onun hesabına başka bir kadın emzirecektir. Hali vakti geniş olan, nafakayı genişliğine göre versin. Rızkı kendisine daraltılmış olan (fakir) de, nafakayı Allah'ın ona verdiğinden versin. Allah, hiç bir nefse ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah, güçlüğün arkasından kolaylık ihsan eder." (Talak: 6-7)

Kurân, nikah akdinde mehri belirtilmeyen ve zifaf olmadan boşanan kadına teselli vesilesi olmak üzere gerekli yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarının giderilmesini dini bir görev ve ödenmesi gerekli bir hak mahiyetinde kocasına yüklemiştir;

"Kendileriyle temas etmediğiniz yahut kendilerine bir mehir tayin etmediğiniz kadınları boşamışsanız bunda üzerinize bir vebal yoktur. Onları zengin olan (ınız) kudretince darda bulunan (ınız) da halince olmak üzere güzel bir şekilde faydalandırsın. Bu, iyiler üzerine bir borçtur." (Bakara: 236)

Ayrıca boşanan kadına her durumda yardım edilmesi şu ayetle istenmektedir;

"Boşanan kadınların da meşru surette faydalanmaları hakları ki bu, Allah'tan korkanlar için bir vazifedir." (Bakara: 241)

Kurân, nikah akdinde mehri tespit adilmiş; fakat dokunulmadan boşanılmış kadına mehrin yarısının ödenmesini kocasına farz kılmıştır;

"Eğer kadınları onlara dokunmadan önce boşar ve mehri de kesmiş bulunursanız, o vakit kadına vermeniz gereken borç miktarın yarısı kadardır. Ancak kadınlar veya nikah akdini elinde bulunduran kişi, hakkını bağışlarsa o başka. (Ey erkekler,) sizin bağışlamanız, takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın. Şüphesiz ki Allah, her ne yaparsanız görür." (Bakara: 237)

Kurân, erkeğin karısına verdiği malı boşama olayından sonra geri almasını yasaklamıştır;

"Eğer bir zevceyi bırakıp da yerine başka bir zevce almak istiyorsanız, öncekine yüklerle mehir vermiş olsanız da geri almayın. Niçin geri alacaksınız? Bir bühtân ve açık günah yüklenerek mi? Nasıl geri alırsınız ki? Birbirinize karışıp başbaşa kaldınız ve onlar sizden kuvvetli bir teminat aldılar." (Nisa: 20-21)

Ancak Kurân; karı-koca, evliliğin gerektirdiği dini yükümlülüklere göre hareket edemeyecekleri korkusu içinde oldukları ve ayrılma zarureti duydukları zaman koca, karısından alacağı bir mal karşılığında boşayabileceği hükmünü getirmiştir;

"...(Ey zevceler,) onlara (kadınlara) verdiğiniz bir şeyi (mehri geri) almanız size helal olmaz. Meğerki erkekle kadın Allah'ın sınırlarını (evlilik haklarını) ayakta tutamayacaklarından korkmuş (ümitlerini kesmiş) olsunlar. Eğer bu suretle siz de onları (karı ile kocanın) Allah'ın sınırlarını hakkıyla muhafaza edemeyeceklerinden korkarsanız, o halde kadının serbest boşanması için fidye vermesinde (hakkından vazgeçmesinde) ikisi üzerine de vebal yoktur. Bunlar, Allah'ın sınırladır. Onları (çiğneyip) geçmeyin. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir." (Bakara: 229)

Kurân, boşanmanın tedirci olmasını öngördüğünden ve bir anda aile hayatının yıkılmasını uygun görmediğinden aralıklı olarak birer talak ile boşanmanın daha uygun olacağını belirtmiş ve bu nedenle talak sayısını üçe çıkarmıştır;

"Boşama, iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak yada güzellikle bırakmaktır." (Bakara: 229)

İkinci defa boşama yemini yaptıktan sonra bir defa daha boşama yemini yapan erkeğe ailesi haram kılınarak tamamen boşanmış sayılır. Artık ikisi de kendilerine başka hayat arkadaşlarını arayabilirler. Boşanan kadın, başka bir erkekle evlendikten sonra şayet ikinci kocası ile aralarında çıkan bazı sebepler nedeniyle kocası tarafından yukarıdaki usule göre boşanırsa ilk kocası ile evlenmesi yasaklanmamıştır;

"Yine erkek, zevcesini (üçüncü defa olarak) boşarsa ondan sonra kadın kendinden başka bir ere nikahlanıp varıncaya kadar ona (o birinci zevcine) helal olmaz. Bununla beraber, eğer bu (yeni) koca da onu boşar da onlar (birinci zevç ile aynı zevce) Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını (tatbik edeceklerini) zannederlerse (iddet bittikten sonra) tekrar birbirlerine dönmelerinde (evlenmelerinde) her ikisi hakkında da vebal yoktur. Bunlar bilir, anlar bir kavim için Allah'ın açıkladığı sınırlardır." (Bakara: 230)

Sahih-i Müslim'de İbn-i Abbas'tan rivayet edilen bir hadise göre; Hz. Ömer'in hilafetinin ikinci yılına kadar 3 talak yemini bir talak düşerdi. Hz. Ömer, halkın bu imkanı iyi değerlendirmemesi üzerine bu yeminle 3 talakın düşeceğine hükmetti. (Hz. Ali ve Ebu Musa hariç) Diğer sahabelerin bu hükümde müttefik oldukları rivayet edilir. Boşamanın tedrici olması ise üç talakın birden olmayıp aralıklı zamanlarda yemine konu edilmek suretiyle yapmasıdır ki bu boşama şeklinin iki tarafın yararına olduğu malumdur. Bu şekilde olmayıp da üç talakla yemin etmek halinde bu faydalara imkan kalmadığından böyle bir yeminin yalnız bir talak hükmünde kabul edilmiş olabilir.

Kurân, cahiliyyet devrinde muteber olan karı-koca ayrılma çeşitlerini zikrederek getirmiş olduğu nizamı beyan eder. Erkeğin karısına yanaşmamaya ait yaptığı yemin: Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay beklemek vardır. Eğer erkekler (o müddet içinde kefaret yaparak eşlerine ) dönerlerse şüphe yok ki Allah cidden yarlığayıcı hakkıyla esirgeyicidir. Yok eğer boşamaya karar vermişlerse, şüphesiz Allah, söylediklerini işitir ve (kurduklarını) bilir. Böyle bir kimseye tanınan en çok süreyi tespit eden ayet, bu sure zarfında yeminini bozması halinde bundan dolayı işlediği günahın affedileceğini açıklar;

"Allah'ı yeminlerinizden dolayı iyilik etmenize, (fenalıktan) sakınmanıza, insanların arasını düzeltmeniz için Allah, yeminlerinize hedef ve siper edip durmayın. Allah işitendir, bilendir. Allah sizi yeminlerinizde bilmeyerek kasıtsız ettiğiniz boşuna ve doğru zannedilip yaptığınızdan sorumlu tutmaz yargılamaz. fakat kalbinizin işleyip kazandığı (yalan yeminden) sorumlu tutup yargılar. Allah, Gafurdur ve Halimdir." (Bakara: 224-225)

Zihar

Araplarda kadınların kocalarına haram kılınmasının çeşitlerinden birisi de erkeğin karısına hitaben: "sen bana annemin sırtı gibisin" ve benzeri sözlerle karısını haram kılmak idi ki, buna "zihar" denir Bu konuda şu ayetler inmiştir;

"(Habibim,) zevci hakkında seninle direşip duran, (nihayet halinden) Allah'a da şikayet etmekte olan (kadın) ın sözünü (umulduğu vech ile) Allah dinlemiştir. Allah sizin konuşmanızı (zaten) işitiyordu. Çünkü Allah, hakkıyla işiten ve görendir. İçinizden "zihar" yapa gelenlerin karıları, onların anaları değildir, anaları kendilerini doğurandan başkası değildir. Şüphe yok ki onlar her halde çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar. muhakkak ALLAH çok bağışlayıcı, çok yarlığayıcıdır. Kadınlardan zihar ile ayrılmak isteyip de sonra dediklerini geri alacaklar (için) , birbirleriyle temas etmezden evvel, bir köle azad etmek lazımdır. işte size bununla öğüt veriliyor. Allah, ne yaparsanız, hakkıyla haberdardır. Fakat kim bunu bulamazsa yine birbirleriyle temas etmezden evvel fasılasız iki ay oruç tutsun buna da güç yetiremezse altmış yoksul doyursun. kefarette ki bu hafifletme Allah'a ve peygamberine iman etmekte olduğunuzu içindir. bu hükümler Allah'ın tayin ettiği hadlerdir. bunları kabul etmeyen kafirler için ise elem verici azap vardır." (Mücadele: 1-4)

Kısaca meallerini beyan ettiğimiz ayetler tetkik edildiği ve gerçek manada riayet edildiği takdirde, her yönüyle hayırlı olduğu görülür. Zira diğer dinlerde ve cahiliyyet devri adetlerinde görülen ifrat ve tefrite yer verilmemiştir. Başka bir deyimle, aşırı geçimsizlik ve şiddet olduğu zaman karı-kocanın hayat arkadaşlığına devam mecburiyeti getirmediği gibi, boşanmayı uluorta, kolay ve tazminatsız bırakmamıştır.[1]

Kaynaklar

[1] Muhammed el Hudari, "İslam Hukuku Tarihi", çev. Haydar Hatipoğlu (Eski Uşak müftüsü), s.99-109.




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36744643 ziyaretçi (102830220 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.