Kur'an ve Arap-İslam Kültüründe Cin Kavramı
 

cin, ruh

Kurân ve Arap-İslam Kültüründe Cin Kavramı

Sanıldığının aksine, Kuran'da - aynen ruh, melek, şeytan, öte alem konularında olduğu gibi - cinlerle ilgili konuda da yeterince açıklayıcı bir bilgi yoktur. Genellikle aynı tanımlamaların tekrarları yapılmıştır. Konu ile ilgili önemli sayılacak ayetlerin anlamları şöyledir:

6:100: “Cinleri ona (Allah'a) ortak yaptılar. Halbuki onları da o yarattı.”

15:26-27: “Andolsun ki biz insanı kuru çamurdan, biçimlenmiş balçıktan yarattık. Cann'ı da daha önce semum (dumansız? zehirleyici? çok sıcak?) bir ateşten yarattık.”

55:14-15: “O, insanı bardak gibi kupkuru balçıktan yarattı. Cann'ı da yalın bir ateşten/alevden yarattı.” Cann, tefsircilere göre, cin'lerin babası sayılan İblis olabilirmiş. Çünkü o da ateşten yaratılmıştır.

18:50: “Hani biz meleklere: Adem'e secde edin demiştik de İblis'ten başkası hemen secde etmişlerdi. O ise cinlerden olduğu için, rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Şimdi siz beni bırakıp da onu ve onun avenesini - hepsi sizin düşmanınız olduğu halde - dost edinir misiniz? Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!”

51:56: “Ben cinleri de insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.”

11:119: “Andolsun ki ben cehennemi hep insan ve cin ile dolduracağım.

7:38: İns(an) ve cinden siz'den önce geçmiş ümmetler arasında siz de girin bu ateşin içine.”

6:130: “Ey cin ve ins(an) topluluğu: Aranızdan size ayetlerimi nakleden, bu gününüzün gelip çatacağını özellikle haber veren peygamberler gelmedi mi size?”

6:128: “Ey cin topluluğu, insanlardan birçoğunu baş'tan çıkardınız ha! Onların dostları olan insanlar da şöyle diyecekler: Ey rabbimiz, kimimiz kimimizden faydalandık, bizim için takdir ettiğin ecelimize ulaştık.”

41:29: “O küfredenler: Ey rabbimiz, cinden ve insanlardan bizi saptıranları göster bize de, onları ayaklarımızın altına alalım. Ta ki en aşağıda kalanlardan olsunlar, diyecekler.”

34:14: “Cinler gaybı bilmiş olsalardı, öyle horlayıcı bir azap içinde bulunmazlardı.”

Yahudi kral-peygamber Şalomon'un (Süleyman) cinleri için de şöyle deniyor:

27:17: “Sü'leyman'ın cinlerden, insanlardan, kuşlardan orduları toplandı. İşte bütün bunlar (onun tarafından) idare ediliyordu.”

27:37-38: “(Süleyman) dedi ki: Ey ileri gelenler, onun (Saba melikesi'nin) tahtını, teslim olarak bana gelmelerinden önce, hanginiz bana getirir? Cinlerden bir ifrit: Sen daha yerinden kalkmadan ben onu sana getiririm. Eminim ki buna gücüm yeter, dedi.”

34:12: “(Süleyman'ın) Önünde, rabbinin izniyle iş gören bazı cinler de vardı.”

Ayrıca, birtakım cinlerin Peygamber'i Kuran okurken dinlemeleri ve daha sonra da bu konuda cinlerin konuşmalarının Peygamber'e vahy olunuşu ile ilgili 28 ayetlik Cin suresi ise şöyledir:

72-Cin: 1-15: “Biz gerçekten hayranlık veren bir Kuran dinledik ki o hakka ve doğruya götürüyor. Bundan dolayı biz de ona iman ettik. Rabbimize hiçbir şeyi asla ortak tutmayacağız. Gerçekten, rabbimizin büyüklüğü yücedir. O ne bir eş ne de bir çocuk edinmiştir. Demek ki, meğer bizim avanağımız, Allah'a karşı ne yalanlar uyduruyormuş. Aslında biz de, insan olsun cin olsun, hiçbiri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmıştık. Ancak şu da var: İnsanlardan bazıları cinlerden bazılarına sığınırlar. Demek ki bu suretle onların azgınlıklarını arttırmışlar. Doğrusu, onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın hiçbir kimseyi katiyen diriltemeyeceğini sanmışlar. Biz, ciddi bir biçimde göğe erişmek istedik. Fakat onu sert bekçilerle ve alevlerle doldurulmuş bulduk. Halbuki bundan önce, haber dinlemek için onun (göğün) bazı kısımlarında yer bulup oturuyorduk. Ama, şimdi kim dinleyecek olursa, karşısında kendisini gözetip duran bir alev buluyor. Doğrusu biz, yerdeki kişilerin kötülüğü mü isteniyor, yoksa rableri onlar için bir iyilik mi diliyor, bilmiyormuşuz. Gerçekten bizim aramızda iyiler de var'dır, daha aşağı olanlar da. Farklı yollara ayrılmışız. Şu gerçeği de kuşkusuz anladık ki: Yeryüzünde kalsak da, göğe kaçsak da Allah'ı asla güçsüz kılamayız. Doğrusu, biz o doğru yola ulaştıranı dinleyince ona iman ettik. Her kim rabbine iman ederse, o ne ecrinin eksileceğinden ne de bir haksızlığa uğrayacağından korkmaz. Aslında kimimiz Müslüman, kimimiz de zalim'lerden. Müslüman olanlar, doğru yolu arayıp bulmuş olanlardır. Zalimler ise cehenneme odun oldular.”

Cinin anlattıkları Peygamber'e naklen bildirildikten sonra kendisine denmiş ki: “Eğer onlar o yol üzerinde dosdoğru gitselerdi, elbette onlara bol su içirirdik.” Bir tür alevden veya ateş'ten yaratılmış olanlar için ayrı bir cehennem tablosu çizileceği beklenirken, onların da cehennem ateşinde yanacaklarının söylenmesi ilginçtir. Kurandaki daha başka birçok tanımlamada da olduğu gibi, iyice anlaşılsın diye, olaylar “insanlara hitaben ve yine insanların değer yargı'larına göre” anlatıldığından, vahiyde cehennem ateşi sembolik anlamda ve acı veren bir ortamı tasvir etmek için seçilmiş olabilir.

Kuran'da cin hakkında yapılan bu açıklamalar sonucunda, İslam alimleri arasında büyük fikir ayrılıkları doğmuştur. Dini açıdan önemli bir yeri olan Mutezîle ekolü cinin varlığını toptan yok sayarken, İmam Eşarî'nin yandaşları da cinlerin nerdeyse her şeyi yapmaya gücü yetecek varlıklar olduklarına inanmak gerektiğini savunmuşlardır. Diğer yandan, Hadis râvîleri de, Peygamberin herhangi bir cini görüp görmediği hususunda anlaşamamışlardır. Ancak, esas itibarıyla, Müslümanların cinlere inanması gerektiği söylenir.

Esasen, Kuran'da da belirtildiği gibi, Araplar Peygamber'e vahiy gelmesinden önce de zaten cinlere inanıyorlardı. Cinler, melekler ve diğer mitolojik tasvirlerin hepsi Cahiliye Dönemi'nin Arap kültüründe önemli bir yer almaktaydı. Seci (kafiyeli ifade), belâgat (güzel konuşma) ve şiir sanatlarına büyük değer veren Araplar, bu alanda yetenekli kişilerin daima marifet'li bir cini olduğuna inanırlardı. Nitekim, Peygambere vahyolunan güzel sözleri duyduklarında da onun cininin kim olduğunu sormuşlardır.

Arap literatüründe, Kazvinî'nin “Acaib al-Mahlûkat wa Garaib al-Mawcûdat” ile Damirî'nin “Hayât al-Hayawân” adlı eserlerinde cinlerle ilgili önemli açıklamalar vardır. Bu yazarlara göre; insanın topraktan, meleklerin de nurdan yaratılmış olmalarına karşın, ateşten yaratılmış olan cinlerin erkeğine “cinni” dişisine de “cinniye” denir. Cinler üç gruba ayrılırlar: Agval, Saali ve Afarit. Agval veya Gilan grubundan olanlara “Gûl” denir. Saali türü cinlere ise “Sılat” derler. Afarit grubundakiler ise “İfrit” diye bilinirler. Bu cin gruplarının kendi aralarında da hiyerarşik bir düzenleri vardır.

Arap inancına göre, “Gul” türünden olan cinler genellikle dişidir, erkeğine “Qutrub” denir. “Marid” tipi Gul'ler en acımasız olanlardır. Hilekarlıkta onlardan daha haini yoktur. Değişik biçimlere girerek önce insanlara yollarını şaşırttırır, sonra hemen üstlerine atlayıp parçalayarak onları yutarlar. Mısır Arapları, geceleyin mezarlara saldıran Gul'lerin cesetleri yediklerine inanırlar. Anadolu folklorundaki “Gul-yabani” ise daha ziyade hortlak veya hayalet olarak tasvir edilir ve ıssız yerlerde, karanlıkta ansızın insanın önüne çıkarak korkuttuğu söylenir. Masallardaki umacı “dev anası” da bir Gûl'dür.

Yine, Anadolu'da “al-karısı” diye bilinen ve loğusaya veya çocuğuna saldırarak onları boğmaya çalıştığı söylenen hayali yaratık da dişi Gûl sayılır. Peygamber, bir hadise göre, Gûl diye bir yaratık olmadığını söylemiş. Mutezîle ekolü de bu hadise atfen cinleri yok saymıştır. Fakat, başka bir hadise göre de Peygamber, sataşan Gul'leri kovmak için ezan okumayı tavsiye etmiştir. Araplar için Gûl kavramı o kadar etkileyiciydi ki, uğursuz sayılan beta-Persei çiftyıldızına Ras al-Gûl (Cinin Başı) adını takmışlardı. Bugün astronomide kullanılan Algol adı da dolayısıyla onlardan kalmıştır.

Sılat türündeki cinlerin dişileri Gûl gibi biçim değiştirebilirler. Ayrıca, cinlerin çoğu dişi Sılat'lardan korkar, çünkü büyücü olurlar. Yani, mesleği büyücülük olan cinler bile var. Sılat'ların daha az zararlıları ise su birikintilerinde yaşayanlar, ağaç kovuklarında gizlenenler ve havadar yerlerde gezinenler olarak tanımlanıyor. Bu türdekilere Anadolu'da daha çok - Farsi kökenli olarak – “peri” adı verilmektedir.

İfrit’ler ise Cahiliye Döneminde cinlerden sayılmazken, İslamiyet ile birlikte cin olmuşlar. Ama, eski bir alışkanlık olarak, Araplar İfrit’leri Şeytan’lar ile bir tutmayı yeğlemişler. İnanışa göre, İfrit çok kuvvetli, sert mizaçlı, acımasız ve aynı zamanda kurnazdır. Mısır'da ise, öldürülen veya acılar içinde ölen bir adamın hayaletine ifrit derler.

İslam inancına göre, cinlerden korunmak amacıyla, Kuran'ın sonunda yer alan iki kısa sûrenin (Felâk ve Nâs) dua olarak okunması yaygındır. Ananeye göre, bu iki sure Peygamber'e büyü yapılmasından sonra, büyülerden korunması için indirilmiştir. Hadislere dayanarak bazı tefsirciler bu surelerin sadece birer dua olmaları sebebiyle, ilk dönemlerde Kuran'a dahil edilmediğini söylerler. Fakat, daha sonra Kitab'ın en sonuna ilave edilmişler.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36647282 ziyaretçi (102657696 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.