Kuran'ın Peygamberi (Üç Muhammed)
 

Kuran'ın Peygamberi / Üç Muhammed

Mustafa İslamoğlu

Kuran'ın Tanıttığı Peygamber

Aşırı Yüceltmeci Peygamber Tasavvuru ve İndirgemeci Peygamber Tasavvuru: ikisi de bir anlama probleminin ürünüydüler, bu iki eğilim de yanlış anlamaya dayanıyordu. Ortada yanlış anlamalar varsa, Hz. Peygamber'i anlamada doğru açı ne? Doğru Peygamber kim? Tabii ki, Kuran'ın Peygamberi. Peygamberi en iyi Kuran'dan öğrenebiliriz. Çünkü onu peygamber olarak atayan ilâhî kaynak, Kuran'dır. Yani onun şahsiyetini, meziyetlerini, varsa zaaflarını o bilir, görev alanını, yükümlülüklerini, yetkilerini o makam (Kuran) belirler. Ayrıca Hz. Peygamber'i tanıtan en objektif, en orijinal, en sahih kaynak, odur. Objektiftir; çünkü, beşerin hissî yaklaşımlarından uzaktır. Orijinaldir; çünkü, Kuran'la Peygamber arasına mesafe, zaman, mekan girmemiştir. Diğer iki yanlış anlayış için "tasavvur" denilip, Kuran'ın Peygamberi için bu kelime kullanılmamıştır. Çünkü tasavvur, eşyanın kendisinden bağımsız olarak, eşya hakkında zihinde oluşan imaj demektir. Yani biraz kurgusal ve türetilmiş, biraz muhayyile ürünüdür. Ama Kuran'ın Peygamberi oluşturulmuş bir imaj değildir. O her şeyiyle bir bütün olarak Kuran ekranına yansıyan bir gerçekliktir.

Hz. Peygamberi Kuran'dan öğrenmenin tek ayrıcalığı onu olduğu gibi görmekten ibaret değildir. Ayrıca Kuran – Peygamber ilişkisinde ‘model bir şahsiyet nasıl inşa edilir?' sorusunun cevabı bulunur. Çünkü Kuran sadece Peygamber'i tanıtıcı değil, onun şahsiyetini inşa edici/kurucu bir hitaptır.

Nitelikleri

1) Beşer-İnsan Peygamber:

İnsan ilahi bir müdahaleyle hakka, doğruya, güzele, iyiye açık ve meyilli olarak yapılandırılmıştır ve bu yapı, vicdan, irade ve akılla güçlendirilmiştir. İşte ademoğluna yapılan kat kat ikramın en başında bunlar gelir.

İnsana kat kat ikram ederek ona varlıklar içerisinde ayrıcalıklı bir konum veren Allah, bu ayrıcalığı insana özgü bir özellikle dengelemiştir. Bu dengenin adı; sorumluluk'tur. İnsan sorumlu olduğu için, sorumluluğunu yerine getirecek yetilerle donatılmıştır, ki bunların başında akıl gelir. İnsanoğlu selim akla yabancılaştığı oranda kendine yabancılaşmış, kendine yabancılaştığı oranda da Allah'a ve O'nun mesajına yabancılaşmıştır. Kendine, Allah'a ve eşyaya yabancılaşan insanın kendiyle bilişik, barışık ve tanışık olması için Allah Peygamberler aracılığıyla mesajlar göndermiştir.

Ancak insanlık tarihinde her toplum peygamberini insan olmakla suçlamış ve bir melek peygamber istemiştir. İşte bu tavra karşılık önce Allah sonra peygamber ısrarla ve vurguyla her fırsatta Muhammed'in bir beşer olduğunu vurgulamışlardır. Çünkü Peygamber'in beşer oluşu, vahyin amacını gerçekleştirmesinin bir ön şartıydı. Çünkü vahiy, onu ulaştıran kişinin yaşaması gereken bir hayat tarzıydı. Bu yüzden de vahyin ilk muhatabıyla son muhatapları aynı hamurdan olmalıydılar.

2) Nebi-Rasul:

O hem nebidir, hem de rasuldür. Hem nübüvvet görevi vardır, hem de risalet. Hem mesaj alır, hem de aldığını tebliğ eder. Onun elinde hiç sönmeyecek bir ışık var; nebilik vasfıyla aldığı vahiy. Ve o bu ışıkla karanlıktaki bir gecede dirençle etrafını aydınlatmaya çalışıyor; yani risalet göreviyle vahyi tebliğ ediyor. Yani onun sorumluluğu iki yönlüydü. O hem göklerin öğrencisiydi (nebi), hem de yerlerin öğretmeniydi (rasul).

3) Hayranlık Verici Bir Ahlak:

Ahlak; biri ahlakın nedeni, diğeri ahlakın sonucunu veren iki kök anlama ayrılır. Birincisi; birine bir şeyin takdir edilmesi, bir pay verilmesi… İkincisi; bir şeyin sükunete ermesi, bir kararda durması, oturmuş olması… Bu iki kök anlamdan nedene ilişkin olanı (birincisi), ahlakın verilen boyutuna; sonuca ilişkin olanı ise (ikincisi), kazanılan boyutuna delalet eder. Kuran'ın, Peygamberi anlatırken kullandığı ahlak kavramı birinci kök anlama işaret ediyor, yani onun peygamberlik öncesi ahlakına. İşte bu, şu gerçeği göstergesidir: Allah, din binasını Hz. Peygamber'in şahsında 'doğal ahlak' üzerine inşa etmiştir. Yani İslamiyet, insaniyet üzerine bina edilmiştir. Peygamber ahlakı Kuran tarafından övüldüğünde henüz onun karakteri üzerinde vahyin izleri oluşmamıştı. Onun ahlakı, fıtratın bir ürünüydü. Fıtratın korumuş ve korunmuştur. Çünkü "sakınanların korunacakları" ilâhî bir yasadır.

Peygamberin peygamberlikten sonraki davranışları, peygamberliğinden önceki doğal ahlakı üzerine bina edilmişti. Allah ondan geçmişini kesip atmasını istememişti. Ancak onda varolan kişiliği geliştirmiş, yüksek karakterini terbiye etmiş, eksik olanları tamamlamış, fazla olanları kısmış, gereksiz olanları ayıklamıştı. Mesela o içine kapanıktı. Ama Allah onu topluma açılmaya, sosyal kişiliğini geliştirmeye, içine gizlendiği örtüsünü kaldırıp atmaya çağırıyordu. Mesela o çok yumuşak tavırlı ve davranışlı biriydi, kimseyi incitmezdi. Ama Allah ona dedi ki: ‘Ey Peygamber! Küfürde direnenlerle ve ikiyüzlülerle tavizsiz bir mücadele yürüt ve onlara karşı sert davran.'

Ve artık onun ahlâkı, Kurân olmuştu. Çünkü onun ahlâkını Kurân şekillendirmişti, inşa etmişti. Onun ahlâkı Kurân olmuştu; çünkü o, kendini vahyin ellerine bırakmış, ona kayıtsız şartsız teslim olmuştu. Onun ahlâkı Kurân olmuştu; çünkü o, Kuran'ın insana dönüşmüş biçimiydi.

4) Alemlere Rahmet:

Peygamber'in alemlere rahmet olması, kendi çağında yaşayan ve ondan sonra gelen tüm insanlık ailesini kapsar. Kendisine vahiy ulaşıp da onun ışığıyla aydınlananlar için bilfiil bir rahmet, kendisine henüz vahiy ulaşmamış olanlar için ise bilkuvve (potansiyel) bir rahmettir.

Kuran, Peygamber için rauf (şefkat pınarı) ve rahim (merhamet kaynağı) der. Kuran, bu iki sözcüğün aynısını Yüce Allah için de kullanır. Peygamber'in alemlere rahmet olması ise vahyin sayesinde gerçekleşmiştir. Çünkü aynı sıfat (rahmet), vahyin niteliği olarak da kullanılır. Vahiy, Allah'ın insanoğluna olan kat kat rahmetinin son katını temsil eder. Vahiy, aç ruhlara inzal edilmiş bir gök sofrası, bir ilahi ziyafettir.

5) Güzel Bir Örnek:

‘İşte böylece sizin dengeli bir ümmet olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Rasul de size örnek ve model olsun.'

İşte Kuran vahyin inişine şahit olan ilk müminlere model toplum olma misyonu yüklüyor. Ama model olacak bir toplumun örnek aldığı bir modeli olması gerektiğinden Hz. Peygamber'e de model şahsiyet olma misyonu yüklüyor. Hz. Peygamber'in örnek alınması, üretilebilecek ahlaki tavır ve davranışlarının yeniden üretilmesi demektir. Tersi onu tüketmektir, onu taklit etmektir.

Gazzali'ye göre, onu örnek edinmek Peygamberin amacının bilinmesine bağlıdır. Peygamber'in örnek alınacak eyleminin amacı bilinmeden onu örnek edinmek doğru değildir, bu taklittir. Ebu Huseyn el-Basri'ye göre, kişi Peygamber'in yaptığını, yaptığı sebeple ve yaptığı maksatla, yaptığı gibi yapmalıdır. Onu örnek almak, onun yaptığını yapmak değil, onun yaptığını yaptığı amacı gerçekleştirmek için yapmaktır.

Kaynak: Mustafa İSLAMOĞLU / Üç Muhammed





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: atahan, 30.03.2015, 11:06 (UTC):
Bence okunulması gereken bir yazı sakıncalı bir durum gormedim ..

Yorumu gönderen: Tuna, 05.02.2015, 00:10 (UTC):
Lütfen okumayın cehenneme girmek isteyenlerin okudugu kitaptır bu kitap

Yorumu gönderen: faruk, 02.07.2014, 06:55 (UTC):
Kesinlikle okunmamalı. Bir sürü yanlışla dolu.

Yorumu gönderen: SONER , 02.09.2010, 11:38 (UTC):
KESİNLİKLE OKUNMALI



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36865117 ziyaretçi (103040206 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.