Kuran-i Kerim ve Bilim Acisindan Uzay ve Big Bang
 
Enbiya 30

Kurân-ı Kerîm ve Bilim Açısından Uzay ve Big Bang (Büyük Patlama)

Abdurrahman Yördem

Evrenin genişlemesini keşfeden bilim; bu olayı tersine sürdürerek Evrenin belli bir zaman önce tek bir noktada toplandığını ve bu noktanın patlaması ile evrenin yaratıldığı sonucuna varmış. Bunun üzerine yapılan hesaplama ve gözlemler sonucu evrenin yaşı tespit edilmiş ve 14 milyar yıl hesap edilmiştir.

Evrende yerler ve gökler bir noktada toplanmışken birbirinden ayrılması, ayrıca dünyanın bir gaz kütlesinden ayrılarak soğuması Kurân ayetlerinde; bize ve özellikle inkâr eden bilim insanlarına meydan okuyarak bildirilmektedir.

“O inkâr edenler görmüyorlar mı ki, (BAŞLANGIÇTA) GÖKLERLE YER, BİRBİRİYLE BİTİŞİK İKEN, BİZ ONLARI AYIRDIK ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” [1]

Evrenin Genişlemesi

Evrenin genişlemesi; 20. yüzyılın başlarında Amerikalı Astronom Edwin Hubble tarafından keşfedilmiş, daha sonra deney ve gözlemlerle ispatlanmış ve ölçülebilmiştir. Kurân ayetlerinde, bu gerçek; 1400 yıl önce bize bildirilmiştir:

“Göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz BİZ, (ONU) GENİŞLETİCİYİZ.” [2]

Yörüngeler

Güneşin, yıldızların düzenli hareketli olduklarını bilim dünyası son yüzyılda keşfetmiş, bunun yanında gökadalarının da ölçülebilir bir hareketlerinin olduğu tespit edilmiştir. Rabbimiz ayetlerinde bu durumu bize en açık şekilde bildirmiştir:

“Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur; HER BİRİ BİR YÖRÜNGEDE YÜZÜP GİDİYOR.” [3]

“Ne Güneş’in Ay’a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. HER BİRİ BİR YÖRÜNGEDE YÜZÜP GİTMEKTEDİRLER.” [4]

“Özen içinde yollar ve YÖRÜNGELERLE DONATILMIŞ göğe andolsun;” [5]

Gök Cisimleri ile Sure Adları

Kurân-ı Kerîm’in birçok ayetinde uzay ve gök cisimleri hakkında bilgiler verilerek; Rabbimiz; yüceliğini, yaratılış sanatını ve kıyamette bu düzenin nasıl bozulacağını bize gösterir. Öyle ki 114 adet sureden 8 adet sure, gök ve gök cisimleri ile adlandırılır.

ŞEMS (GÜNEŞ) suresi, 1. ayet: “Yemin olsun Güneş'e ve ışığının parladığı kuşluk vaktine…” (.)

KAMER (AY) suresi, 1. ayet : “Saat (kıyamet vakti) yaklaştı ve ay yarıldı.”

NECM (YILDIZ) suresi, 1. ayet: “Battığı zaman yıldıza andolsun…”

TARIK (KIYAMET KARADELİĞİ) suresi 1-3. ayetler: “Göğe ve Târık’a andolsun. Târık’ın ne olduğunu sen ne bileceksin? O, delen yıldızdır.”

BURUC (BURÇLAR) suresi, 1. ayet: “Burçlarla dolu göğe andolsun,”

“TEKVİR (GÜNEŞ’İN DÜRÜLMESİ) suresi, 1-2. ayetler: “Güneş büzülüp dürüldüğünde, Yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde…”

İNFİTAR (GÖĞÜN ÇATLAMASI) suresi, 1-2. ayetler: “Gök çatladığı zaman, yıldızlar saçıldığı zaman…”

İNŞİKAK (GÖĞÜN YARILMASI) suresi, 1-2. ayetler: “Gök yarıldığı ve Rabbine boyun eğdiği zaman -ki ona yaraşan budur-”

Güneş

Rabbimiz, Kurân-ı Kerîm’de gök cismi Güneş hakkında birçok bilgiler verir. Güneş’in yanarak bize ısı ve ışık verdiğini, hareketli olduğu, hareketlerinin belli bir hesaba bağlı olduğu, bundan dolayı zamanı ve takvimi belirlediğini, bir yörüngede hareket ettiğini ve belirli bir hedefe belirli bir zaman içinde yol aldığını, kıyamette ise dürülerek ve yörüngesini kaybederek yok olacağını belirtmektedir. Kıyametten sonra ahirette ayrı bir aydınlanma (Allah’ın nuru) olacağı bize bildirilir.

Kurân’da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astronomik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, “Solar Apex” adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda saatte 720.000 km’lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu, kabaca bir hesapla, Güneş’in günde 17 milyon 280.000 km yol kat ettiğini gösterir.

Güneş’le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi kat ederler.

Kurân-ı Kerîm’de Güneş ile ilgili birçok ayette verilen bilgilerin bazıları:

“O, sabahı aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, GÜNEŞ VE AYI (VAKİTLERİN TAYİNİ İÇİN) BİRER HESAP ÖLÇÜSÜ KILMIŞTIR. İşte bu, aziz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen Allah'ın takdiridir.” [6]

“Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur; HER BIRI BIR YÖRÜNGEDE YÜZÜP GIDIYOR.” [7]

“Şanı yücedir o kudretin ki; gökte burçlar yarattı, ORADA BIR KANDIL ve ışık yansıtıcı bir ay oluşturdu.” [8]

“Bilmez misin ki Allah, geceyi gündüze ve gündüzü geceye katmaktadır. GÜNEŞİ VE AYI DA BUYRUĞU ALTINA ALMIŞTIR. BUNLARIN HER BİRİ BELLİ BİR VADEYE KADAR HAREKETİNE DEVAM EDER ve Allah, yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.” [9]

“Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine sarıyor. GÜNEŞİ VE AYI EMRİ ALTINA ALMIŞTIR. HER BİRİ BELLİ BİR SÜREYE KADAR AKIP GİDER. Dikkat et! O, azizdir ve çok bağışlayandır.” [10]

“GÜNEŞ VE AY BİR HESABA GÖRE (HAREKET ETMEKTE) DİR.” [11]

“Onların içinde ayı bir nur kılmış, GÜNEŞİ DE BİR ÇERAĞ yapmıştır.” [12]

“Güneş büzülüp dürüldüğünde, yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde…” [13]

Ay

Rabbimiz, Ay hakkında Kurân-ı Kerîm’de ayrıntılar bildirir. Ay’ın parlaklığını bildiren ayetler; onun ışık kaynağı olmadığını, ışığı yansıttığını bildiren kelimelerle ifade edilir. Yine belli bir yörüngede hareket ettiği belirtilir. Hatta dünyadan görülen gökyüzündeki yerlerinin, bir ayda çizdiği yörüngenin hurma dalları şeklinde olduğu bize bildirilir. Ayrıca bu düzenli hareketlerin bize takvim bilgilerini verdiği de bildirilir.

“O, sabahı aydınlatandır. O, geceyi dinlenme zamanı, GÜNEŞ VE AYI (VAKİTLERİN TAYİNİ İÇİN) BİRER HESAP ÖLÇÜSÜ KILMIŞTIR. İşte bu, aziz olan (ve her şeyi) pek iyi bilen Allah'ın takdiridir.” [14]

“Güneşi ışıklı, AYI DA PARLAK KILAN, YILLARIN SAYISINI VE HESABI BILMENIZ IÇIN ONA (AYA) BIRTAKIM MENZILLER takdir eden O'dur. Allah bunları, ancak bir gerçeğe (ve hikmete) binaen yaratmıştır. O, bilen bir kavme ayetlerini açıklamaktadır.” [15]

“AY'IN DOLAŞIMI İÇİN DE KONAK YERLERİ (EVRELER) BELİRLEDİK. NİHAYET O, EĞRİLMİŞ KURU HURMA DALI GİBİ OLUR. Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” [16]

Gezegenler

Kurân-ı Kerîm’de “yıldız” kelimesi, “necm” olarak geçer. Bir kelimeye daha meallerde yıldız anlamı verilir: “kevkeb”. Bu alışkanlık, 1400 yıl öncesinden gelen, gezegenlerin bilinmediği zamanda İslam bilginlerinin Arapça olan bu kelimeye uygun olarak yıldız anlamı vermelerinden dolayıdır.

Kurân’da 5. ayette geçen bu kelime; ayetler incelendiğinde gezegen anlamında kullanıldığı açıktır.
Ayetlerde güneş sistemindeki gezegen sayısı 12 adet verilmekte (Yusuf = Dünya ve 11 gezegen), bilimin tespit edemediği bu sayının ileri bilimle keşfedileceği bildirilmektedir. Kıyamet esnasında yörüngelerinden çıkacakları da bildirilmektedir:

“Bir vakit Yûsuf, babasına şöyle demişti: ‘Babacığım, ben rüyada on bir KEVKEBEN (gezegenle), Güneş’i ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm’.” [17]

“KEVAKİBU (gezegenler ), dağılıp yayıldığı zaman…” [18]

Venüs Gezegeni

Venüs, büyüklüğü açısından Dünya ile benzerlik gösterdiğinden Dünya ile kardeş gezegen olarak da bilinmektedir. Gökyüzünde Güneş’e yakın konumda bulunduğundan ve yörüngesi Dünya’nınkine göre Güneş’e daha yakın olduğundan yeryüzünden sadece Güneş doğmadan önce ya da battıktan sonra görülebilir. Bu yüzden Venüs, “akşam yıldızı”, “sabah yıldızı”, “çoban yıldızı” olarak da isimlendirilir. Görülebildiği zamanlar, gökyüzündeki en parlak cisim olarak dikkat çeker.

En’am 76. ayette Hz. İbrahim’in başından geçen bir olay anlatıldığında, “gökyüzünde bir ‘kevkeb’ gördü.” denilmektedir. Yani gökyüzüne baktığında bir tek gök cismini gördü, hâlbuki yıldızlar göründüğü zaman tek bir yıldızın görünmesi imkânsızdır. Göz, göreceği tüm yıldızları görür. Bu yüzden yukarıda açıklandığı gibi Hz. İbrahim; VENÜS GEZEGENİNİ GÖRDÜ VE AYETTE “BİR KEVKEB” İFADESİ İLE BU OLAY BİZE BİLDİRİLDİ.

Burada dikkat edilecek nokta, 1400 yıl önce Rabbimiz; Kitabında bu gök cismini “necm”, “yıldız” kelimesi ile değil “kevkeb”, “gezegen” kelimesi ile bize bildirmesidir.

Gece onun üstünü örtünce “bir kevkeb” gördü de ‘İşte Rabbim bu!’ dedi. Battığın da ise ‘Batıp gidenleri sevmem!’ diye konuştu.” [19]

12. Gezegen

Bugün bilimin tespit ettiği 8 gezegen vardır: Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün. Plüton ve bazı gök cisimleri cüce olduklarından gezegen olarak adlandırılmaz. Kurân-ı Kerîm’de Yusuf suresinin 4. Ayetinde; Hz. Yusuf rüyasını anlatırken 11 gezegenin, Ay’ın ve Güneş’in ona secde ettiğinden bahseder. Yusuf’un da dünya olduğunu varsayarsak, gezegen sayısı 12 adet olur.

İleri bilim, daha sonra keşfedeceği ve gezegenleri belli standartlar içinde belirlerken 12 adedi bulacağı kesindir. 12. Gezegen konusunda en eski tarihlerde, Sümer yazıtlarında, diğer kutsal kitaplarda da bilgiler bulunmaktadır.

Yakın tarihlerde de Dünya’nın ikizinden bahsedilmiştir. Hatta bu ikiz dünya da bulunan varlıkların Dünya’yı ziyaret ettiklerinden de bahsedilmiştir. Yeri konusunda ise Dünya ile aynı yörüngede Güneş’in arkasında kaldığından da bahsedilmiştir. Bu yüzden gözlemleyemediğimiz bu dünya, “12. Gezegen” olarak bildirilmiştir.

Kurân-ı Kerîm’de her şeyin çift olarak yaratıldığını destekleyen ayetler bulunmaktadır. Ayrıca Hz. Âdem; Dünya dışında Dünya’ya benzer bir ortamda yaratıldığı da ayetlerle bildirilmiştir. Dünya’ya dışarıdan gelen Rabbimizin elçilerinin de buradan gelmeleri ihtimaldir. (En iyi Allah bilir)

“Bir vakit Yûsuf babasına şöyle demişti: ‘Babacığım, ben rüyada on bir yıldızla (gezegenle), Güneş’i ve Ay’ı gördüm; onları bana secde ediyorlar gördüm’.” [20]

“Ve Biz, her şeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz.” [21]

“ (Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? ani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve ‘Selâm olsun sana!’ demişlerdi. O da ‘Size de selâm olsun.’ demiş, ‘Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler’ (diye düşünmüştü). Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi. Onu önlerine koydu. ‘Yemez misiniz?’ dedi. (Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim’in içine bir korku düştü. Onlar, ‘korkma’ dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler. Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. ‘Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)’ dedi. Onlar dediler ki: ‘Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.’ İbrahim, onlara: ‘O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?’ dedi. Onlar şöyle dediler: ‘Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.’.” [22]

Yıldızlar

Kurân-ı Kerîm’de yıldızlarla ilgili birçok ayet bulunmaktadır. Bu ayetlerde yıldızların özelliklerinden bahsedilir. Ayrıca bunları inceleyecek bilim insanlarına; uzayın büyüklüğünü, yıldızların sayılamayacak kadar çokluğunu, hareketlerindeki düzenliliği, hatta Vakıa/75 ayetinde yıldızların yerlerinden bahsederek, yıldızların bugün aynı yer ve konumda olmadıklarını bildirerek düşünmelerini tavsiye eder.

“O, kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Gerçekten biz, bilen bir toplum için ayetleri geniş geniş açıkladık.” [23]

“O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır.” [24]

“Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki…” [25]

“Yıldızlar silinip süpürüldüğünde…” [26]

Yıldızların Yerleri

Kurân-ı Kerîm’in bir çok ayetinde yıldızlardan bahsedilir. Bazı ayetler, günümüz bilimine hitap ederken bazı ayetler ileri bilimle açıklanacak ayetlerdir.
Günümüzde bilim, yıldızları incelemiş, bir çoğunu adlandırmış, günümüz aletleri ile hesaplanan uzaklıkları ışık yılına göre belirlenmiştir. Bazı yıldızlar bir milyon ışık yılı uzaklıkta, elli bin ışık yılı uzaklıkta, on bin yıl uzaklıkta gibi ışığın dünyaya geldiği süreye göre uzaklıklar tespit edilmiştir. Yani ışığını dünyaya geldiği süre içerisinde hareket halinde olan yıldız; artık görüldüğü yerde olmayıp bilmediğimiz bir yöne gitmiş, içine çökmüş ya da “karadelik” tarafından yutulmuş olabilir.

Kurân, yıldızlardan bahsederken yerleri ile ilgili ilginç bir bilgiyi bize vermektedir:

“Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.” [27]

Karadelik ve Kıyamet Karadeliği (Tarık)

Karadelikler, uzayda genelde galaksi merkezlerinde bulunan, güneşimizden çok büyük yıldızların enerjilerini bitirdikten sonra kendi içine çökmeleri ile oluşmuş gök cisimleridir. Çekim alanları oldukça yüksek olan bu gök cisimleri, çevrelerinde bulunan yıldızları, enerjiyi, ışığı içerisine çeker., Bilim bunları çevrelerindeki tesirleri gözlemleyerek tespit etmiştir.

Rabbimiz; Kurân-ı Kerîm’de Tarık suresinde karadelikleri bize bildirir. Öyle ki özel bir karadelikten “Tarık”tan bahseder. Yani uzayın kıyametini oluşturacak, tüm uzayı içine alacak ve daha sonra yeni yaratılışın olacağı karadeliği “Tarık” bize bildirilir.

Tarık suresinin ilk üç ayetinde bildirilen bu durum, “Tarık”, “Necm”, “Sakıb” kelimeleri ile anlatılır. Sözlükte bu kelimelerin anlamı; “TÂRIK”, ayak vurmak, yol tepmek, geceleyin gelip kapı çalan ya da gönül hoplatan ziyaretçi anlamını ifade eder. NECM-İ SÂKIB, “delen yıldız”, SAKB, Delinme, delme, Bir taraftan diğer tarafa kadar açık olan delik anlamlarındadır.

Bu anlamlardan yola çıkarak; Tarık’ın gökte göğü delen yıldız olduğu, bunun da bilimdeki adının Karadelik olduğu görülür. Kapıyı çalan Karadeliğin, olsa olsa her an gelebilecek Kıyametin habercisi olduğu, karadeliğin iki ucu açık delik olmasının da Kıyamet esnasında uzayın Tarık içerisine büzüldükten sonra deliğin diğer kısmından akdelik şeklinde yeniden yaratışla Ahiret hayatının başlaması bize bildirilmiş olabilir. (En iyi Allah bilir)

“Göğe ve Tarık'a andolsun… Tarık'ın ne olduğunu sana bildiren nedir? Delen yıldızdır.” [28]

“Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka (rıla)caklardır.” [29]

7 Kat Gök

Yüce kitabımızda bize, 7 kat gökler bildirilir. Bilim de uzayın bazı katmanlardan oluştuğunu tespit etmiştir. Bu bilgileri bir araya getirdiğimizde 7 göğü anlamamız kolaylaşır.

1. gök, üzerimizde koruyucu olan “atmosfer tabakası” diyebiliriz. Ayetlerde gezegenlerden bahseden kısım bize en yakın gök olarak bildirilir. Yani “güneş sistemi”ni 2. gök olarak kabul edebiliriz. “Samanyolu galaksisi”, 3. gök, galaksilerin guruplar şeklinde oldukları “galaksi kümeleri”ne 4. gök diyebiliriz. Daha sonra tüm galaksilerin dışında bulunan büyük “enerji sınırına” da 5. göğü adlandırabiliriz.

Miraç olayında “Sidre-i Mutahara” olarak adlandırılan sınır bölge, yani Arş Evreni ile bulunduğumuz evren arasındaki sınır 6. gök. Bu sınır ile Arş evreni arasında bulunan bir yüzü tüm işlerin idare edildiği Arş evrenine bakan diğer yüzü tüm işlerin olduğu diğer varlıkların bulunduğu evrenimize ve çeşitli boyutlara bakan ilahi bilgisayar “Levh-i Mahfuz” yaratılan 7. gök olarak kabul edebiliriz. (En iyisini Allah bilir.)

“O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?” [30]

“Biz o yakın göğü bir süsle, gezegenlerle (kevkeb) süsleyip donattık.” [31]

“Sidretü'l-Münteha'nın yanında.” [32]

“Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.” [33]

“Ne zaman sen bir işte bulunsan, ne zaman Kurân’dan bir şey okusan ve siz ne zaman bir iş yaparsanız, o işe daldığınız zaman biz mutlaka üstünüzde şahidizdir. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü yoktur ki apaçık kitapta (levh-i mahfuzda) bulunmasın.” [34]

“Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekanı bilir. (Bunların) hepsi açık bir kitapta (levh-i mahfuz'da) dır.” [35]

“O, katımızda bulunan Ana Kitap'ta (levh-i mahfuzda) mevcut, yüce ve hikmetle dolu bir kitaptır.” [36]

“Levh-i Mahfuz'dadır.” [37]

10’a yakın yazımız, uzay hakkındaydı. Daha da artırılabilir. Bunun nedeni, Rabbimizin bazı ayetlerde bize evreni gözlemlememizi tavsiye etmesi, uyarması, verdiği örneklerle yüceliğini, yaratışta eşsizliğini, sonsuzluğu bize göstererek; uzayda bir nokta dahi olmadığımızı, ne yaparsak yapalım ancak onun yaratıklarını keşfedeceğimizi, gurur ve kibir yapmamamız gerektiğini, evrende bir kum tanesi oranında küçük yaratılmış bir Dünya’da yaşayan varlıklar olarak onun bize değer vermesi ile aklımızı yaratması ile önemli olduğumuzu bize hatırlatır.
Bu uyarılardan sonra Rabbimiz, ahirete inanmamızı ve ahiret hayatına hazırlıklı olmamızı ayetleriyle bildirir:

“O, 7 göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.” [38]

“Görmekte olduğunuz gökleri direksiz olarak yükselten, sonra Arş'a istiva eden, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren Allah'tır. (Bunların) her biri muayyen bir vakte kadar akıp gitmektedir. O, Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanmanız için her işi düzenleyip ayetleri açıklamaktadır.” [39]

Miraç

Peygamber efendimiz, miracı anlatırken; Burak’a binip Cebrail ile Mescid-i Haramdan (Mekke) Mescid-i Aksa’ya (Kudüs) gittiğini, buradan Miraç ile gökleri tek tek geçtiklerini, son gök olan Sidre’de Cebrail’in onu yalnız bıraktığını ve Refref ile Arş’a ulaştığını bildirmektedir.

Bugünün bilimi ile uçaklar icat edilmiş, kısa sürede Mekke-Kudüs arası yolculuk imkân haline gelmiştir. Göklere yapılan yolculuklar konusunda bazı teoriler ortaya atılmış; ışık hızına yakın araçlardan bahsedilmekte, ayrıca gökler arası yolculuklarda bazı yolların (Solucan Delikleri) olabileceği var sayılarak uzun mesafelerin bu yollarla kısalacağı ve göklerin yaklaştırılacağı şeklinde teoriler oluşmuştur.
Bu konular ile ilgili ayetler:

“Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.” [40]

“Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış göğe andolsun…” [41]

Abdurrahman Yördem'in Diğer Yazıları ❯

Dipnotlar

[1] Enbiya 30.
[2] Zariyat 47.
[3] Enbiya 33.
[4] Yasin 40.
[5] Zariyat 7.
[6] En’am 96.
[7] Enbiya 33.
[8] Furkan 61.
[9] Lokman 29.
[10] Zümer 5.
[11] Rahman 5.
[12] Nuh 16.
[13] Tekvir 1-2.
[14] En’am 96.
[15] Yunus 5.
[16] Yasin 39-40.
[17] Yusuf 4.
[18] İnfitar 2.
[19] En’am 76.
[20] Yusuf 4.
[21] Zariyat 49.
[22] Zariyat 24-34.
[23] En’am 97.
[24] Nahl 12.
[25] Vakıa 75.
[26] Mürselat 8.
[27] Vakıa 75.
[28] Tarık 1-3.
[29] İbrahim 48.
[30] Mülk 3.
[31] Saffat 6.
[32] Necm 14.
[33] Necm 16.
[34] Yunus 61.
[35] Hud 6.
[36] Zuhruf 4.
[37] Buruc 22.
[38] Mülk 3-4.
[39] Rad 2.
[40] İsra 1.
[41] Zariyat 7.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
📊 19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 49591151 ziyaretçi (125971382 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler