Kutadgu Bilig, I
 

Kutadgu Bilig

Kutadgu Bilig, I

Yusuf Has Hacib

Kutadgu Bilig Hakkında >>

Önsöz

Her şeyden önce Kâdir ve bir olan Allah gelir. Sonsuz hamd ve senâ da ancak O'na lâyıktır. Büyüklük sahibi, kâdir, zü'l-celâl; yaratan, türeten ve kudretin kemâline sahip olan, Allah'tır. Yer, gök ve mahlûkların Rabbi, herkesin rızkını hazırlamıştır; sen güle-güle ye. Herkese saymadan rızkını verir; herkese yedirir, fakat kendisi yemez. Bütün canlıları hiç bir zaman aç bırakmaz, var ettiklerinin hepsine yedirir ve içirir. Nasıl ki, diledi ve her şey oldu; böylece o kimi isterse, onu yüceltir.

O seçkin resûle salât ve selâm, yine arkadaşlarına selâm ve ihtiram... Muhammed Peygamber, mahlûkların başıdır, o bütün bunların göz üstünde kaşıdır.

Yine bu kitap, çok azîz bir kitaptır; bilen için bir bilgi denizidir. Değerli bilgiler ile süslenmiştir; artık sen şükret ve kanaatkâr ol. Bunların her birine bir çok hâkimlerin sözlerini inciler dizer gibi sıralamıştır. Meşrik hükümdârı, Maçinliler beyi, bilgili, anlayışlı, dünyanın ileri gelenleri, hepsi bu kitabı benimsemişler ve hazînelerine koyup, saklamışlardır. Birinden birine miras olarak kalır, bunlar da kendilerine alıp, başkalarına vermezlermiş.

Bu, faydalı bir kitaptır ve hiç bir zararı yoktur; fakat bir çok Türkler, bunun mânasını anlamazlar. Her okuyan, yazan bunu anlayamaz; bunu ancak kitabın izâhını duyan bilir. Bu kitabın sözleri, insana yardım eder ve yol gösterir; her iki dünyadaki işleri düzenler. Çin ve Maçin hakimlerinin hepsi hep bunun güzelliğini övmüşlerdir. Türk, Çin ve bütün maşrik illerinde, dünyada bunun gibi başka bir kitap yoktur. Kitabın kadrini de ancak bilgili bilir, akılsız kimseden zâten ne beklenir.

Kitabı herkese vermemeli; dostun olsa bile, emin olmamalı. Çünkü bilgisiz bunu takdir edemez, anlayışlı anlar ve onu muhafaza eder. Müellif, bunu Buğra Han zamanında ve han dili ile söylemiştir. Böyle bir eseri daha önce kim söylemiştir, bundan sonra da bu kadar ustalıkla kim söyleyebilir. Bunun gibi bir eser vücuda getirecek kimse nerede; yapan varsa, ben onu da överim.

Her memleket, şehir ve sarayda bu kitaba ayrı-ayrı adlar verilmiştir. Her memleketin hakimleri, o diyarın usûlüne göre, buna ayrı ayrı adlar takmışlardır. Çinliler, ona "Edebü'l-mülûk" derler, Maçinliler, onu "Enisü'l-memâlik" diye adlandırırlar. Bu maşrik ilinin büyükleri, buna doğruca "Zînetü'l-ümerâ" derler. İranlılar buna "Şehname" derler, Turanlılar, "Kutadgu bilig" diye anarlar. Bak, muhtelif memleketlerin çeşitli dillerinde bunun için ne türlü adlar kullanılmıştır. Bu kitaba ad koymuş olan o büyük ve iyi kulları Allah yarlığasın.

Ey bu kitabı makbûl bulan ve bu Türkçe esere hayretle bakan kimse... Yine bil ki, bu kitap, herkese yarar, fakat memleket ve şehirleri idâre için, hükümdârlara daha çok faydalı olur. Bir memleketi idâre edenlerin kimler olduğunu ve onlara nelerin lâzım geldiğini hakimler söylemişlerdir. Hükümdârların korunmaları ve bunun için gereken şeyler ile hâkimiyetin icap ve şartlarını; Devletin harap olması veya bekâ bulmasının neden ileri geldiğini, bu hâkimiyetin nasıl devam ettiğini ve nasıl elden çıktığını; Bir de bu ordu ve askerin nasıl toplanacağını, konak yerinin ve sefer yolunun nasıl seçileceğini; Bütün bunların tertibini bu kitapta açıklamış, her şeyi bir-bir ayırmış ve tâyin etmiştir. Memleketi kuvvetle elinde tutan kimse, işini ehliyetli kimselere gördürmüştür.

Çerağ olarak, nasıl ay ihsan edildi ise, bu işler işin de anlayışlı ve uygun kimseler lâzımdır. Hükümdarların halk üzerinde hakları olduğu, gibi, halkın da aynı derecede, hükümdarlar üzerinde hakkı vardır. Raiyyet onun bu hakkını gözetmeli, hükümdar da onun ten ve canını korumalıdır. Hükümdarların nasıl muharebe edeceklerini ve harp zamanında ordularını nasıl tanzim eyleyeceklerini; Düşman ordusunu mağlûp etmek için, ne gibi çârelere başvurulacağını söyler. Hükümdar nasıl hareket etmelidir ki, halk da ona o şekilde itaat etsin. Böyle bir hükümdarı halk sever ve yüzünü göreyim diye, herkes ona koşar. O kimleri, uğurlu diye, hizmetine almalı ve yakın tutmalı; kimleri uğursuz ve kötü diye, kendisinden uzaklaştırmalı. Kimleri kendisine bağlamalı ve yakın tutmalı; Kimleri uğursuz ve kötü diye, kendisinden uzaklaştırmalı. Bir de nasıl baş kesmeli, siyâset etmeli, ceza vermeli; ikincisi gönüller almak için, nasıl feraset göstermeli. Hükümdarlar nasıl anlayışlı, bilgili, cesur ve kahraman olmalı, nasıl hazineyi doldurup, tekrar akıtmalıdır. Hükümdar raiyyet üzerinde ne kadar çok kudretli olursa, bütün işlerinde o kadar rahat ve huzur bulur.

Ben de bu bir kaç harfçiği sana vasiyet olarak bıraktım; bana da duâ etmeği unutma. Dikkatle bak, bu kitabı te'lif eden insan insanlar arasında ileri gelen, hünerli bir kimse imiş. Bu türlü faziletler ve meziyetler ile kendilerini süslemiş ve bahtiyar bir hayat sürmüştür. Doğruluk, hürmet ve zühde sahip olduğu gibi, bir de takvâ sâhibi, bilgili ve temiz bir insan imiş. Yaşadığı yer, "Kuz-Ordu" memleketi imiş. Kendisi, asîl bir aileden olup, dili de buna göredir. O bir kitabını nazma çekip, tamamlamış ve doğduğu memleketten ayrılmıştır. Esâsını yazmış ve tertibe koymuş; fakat bu manzume son şeklini Kâşgar ilinde almıştır. Bu hanlar hanı, Tavgaç Kara Buğra Han'in huzurunda eserini okumuştur. Akıla karşı hürmet ve kalemin hakkıdır diye, hükümdar ona çok itibar etmiş ve çok ihsanlarda bulunmuştur. Ona bu Has-Hâcib unvanını tevcih etmiş ve onu kendi yakınları arasına almıştır. Bundan dolayı ona hürmet ederler ve kendisine doğruca Yusuf Has Hâcib derler.

Yine bu kitabın içindekileri söyler; bunu şu dört iyi temel üzerine kurar. Bunlardan biri— adalet olup, doğruluk üzerinedir; ikincisi— devlet olup, saadet ve ikbâl demektir. Üçüncüsü— akıl olup, ululuk ifâde eder; dördüncüsü ise— kanâat ve afiyettir. Bunların her birine ayrı-ayrı adlar vermiş ve bundan böyle bunları bu adlar ile zikretmiştir. Adâlete "Kün-Toğdı" adını verir ve onu hükümdâr yerine koyar. Devleti "Ay-Toldı" ismi ile zikreder ve bunu onun veziri sayar. Akıla "Öğdülmiş" adını vermiş ve buna da vezirin oğlu demiş. Kanâate "Odgurmış" adını verir ve buna da vezirin akrabası der. Bunun hikmeti, bak, bu dört temel üzerinedir; bunları tanzim ile kitabı tamamlamıştır.

Arapça ve Farsça kitaplar çoktur; bizim dilimizde bütün hikmetleri toplayan yalnız budur. Bunun kadrini ancak bilgili bilir; bilgi kıymetini de ancak anlayışlı takdir eder. Bu Türkçe beyitleri senin için tanzim ettim; ey okuyucu, okurken unutma, bana duâ et. Ben dünyadan gidiyorum, sen beni dinle, bundan çok ibret al ve gözünü aç. Allah'ım, rabbim ancak sensin, hepimizi yarlığa; bütün mü'minlere didârını (Cennet'te cemâlini görmeyi) nasıp et.

1. Allah Azze ve Celle'nin Medhi

Bismillēhirrahmēnirrahîm.

Yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbim olan Allah'ın adı ile söze başladım. Kâdir ve bir olan Allah'a çok hamd ve binlerce senâ olsun; onun için fânilik yoktur. Kara yer ile mâvî göğü, Güneş ile Ay'ı, gece ile gündüzü, zaman ile zamaneyi ve mahlûkları O yarattı. İstedi ve bütün bu varlıkları yarattı; bir kere: “ol!” dedi, bütün diledikleri oldu. Bütün bu yaratılmış olanlar, O'na muhtaçtır; muhtaç olmayan yalnız Allah'tır; O'nun eşi yoktur.

Ey kuvvetli, kâdir, ebedî ve müstağni olan Allah, senden başkasına bu ad yakışmaz. Ululuk ve büyüklük, sana mahsustur; sana eş ve denk olan başka biri yoktur.

Ey bir olan Allah, bir başkası sana şerik koşulamaz; başta her şeyden evvel ve sonda her şeyden sonra sensin. Senin birliğin, hesâba gelmez; bu kudretin her şeye hâkimdir. Sen, şüphesiz, birsin, ey sonsuz Allah; istisna sayıya gelmez...

Ey içi ve dışı bilen, ey hakku'l-yakîn; gözden uzaksın, fakat gönle yakınsın. Senin varlığın, parlak güneş ve ay gibi, bellidir; fakat nasıl olduğunu kavrayacak gönül ve akıl yoktur. Senin birliğin eşya ile ilgili değildir; eşyayı sen yarattın, onlar senindir. Her varlığı sen yarattın; varlık yok olur, bakî kalan yalnız sensin.

Yaratıcı varlığına yaratılmış olanlar şâhittir; yaratılan iki — birin hâzır şahididir. Onun eşi yahut benzeri yoktur; nasıl olduğuna mahlûkların aklı ermez. Yürümez ve yatmaz, uyumaz, uyanıktır; ne benzer, ne kıyâs edilir, ne de tasavvur götürür. Arkada veya önde değildir; ne sağdadır, ne solda; yeri ne altta, ne üstte, ne de ortadadır. Yeri o yarattı, onun için yer bahis mevzuu değildir; şunu bil ki, onsuz da yer yoktur.

Ey her sırra yakın, ey her gönül için yüksek Allah, bütün suret ve şekiller sana şahittir. Bu sayısız, yüz binlerce canlıyı, ova, dağ, deniz, tepe ve çukurları sen yarattın. Mâvî göğü sayısızyıldızları ile süsledin, karanlık geceyi ışıklı gündüz ile aydınlattın. Uçan, yürüyen ve duranların hepsi rızıklarını senden bularak, yiyip, içerler. Yüksek Arş'tan alttaki toprağa kadar bütün her şey, hepsi sana muhtacdır, ey rabbim.

Ey Allah'ın birliğine inanmış olan, onu dilin ile öğ; gönülün tereddütsüz inandı ise, aklını işe karıştırma. Nasıl olduğunu arama, gönlünü gözet; varlığına inan, sükûn ve huzura kavuş. Nice ve nasıl olduğuna karışma, kendini tut; onu nicesiz ve nasılsız bil, sözünü uzatma.

Ey Müstağni olan Rabbim, sen bu muhtaç kulun bütün günahlarını şefkatle affet. Asıl sana sağındım, ümidim sendedir; muhtaç olduğum yerde elimden tut. Mahşer günü beni sevgili Peygamber ile birlikte hasret, onu bana şefaatçi kıl. Onun dört arkadaşının her birine aralıksız, devamlı sayısız selâm eriştir. Ulu günde onların yüzünü göster, şefaatlerini bana yardımcı kıl. Seni olduğun gibi medhedemiyorum; seni sen medhet! sözüm kesildi.

2. Peygamber Aleyhisselâm'ın Medhi

Esirgeyen Rabbim, halkın en seçkini ve insanların en iyisi olan sevgili Peygamberi gönderdi. O, karanlık gecede halka meşaleydi; etrafa ışık saçtı ve seni aydınlattı. O, sana Allah tarafından gönderilen dâvetçiydi; sen bu sayede doğru yola girdin, ey yiğit. Atasını ve anasını fedâ etti; tek dileği ümmeti idi, ona yol gösterdi. Gündüz yemedi, gece yatmadı; Allah'tan seni (ümmetini) istedi, başka bir şey istemedi. Bunca zahmet ile gece-gündüz hep seni istedi; şimdi sen onu öv ve rızasını dile.

(Onun) bütün kaygısı, ümmetiydi; rahat etmek için, onun azaptan kurtulmasını dilerdi. Atadan ve anadan daha merhametli idi; Allah'tan dâima bunu niyaz eder, bunu dilerdi. O, ümmeti üzerine Allah'ın bir rahmetiydi; güzel tavırlı, dürüst ve kendisine güvenilir bir tabiatteydi. Asîl tabiatli, alçak gönüllü ve güzel tavırlıydı; hâyâ (edep) sâhibi, şefkatli, cömert ve eli açıktı.

Kara yerde de aziz idi, mâvî gökte de; Allah ona çok değer vermişti. O bütün rehberlerin önünde baş idi; sonra da bütün resullerin hâtemi (sonuncusu) oldu. Onun yoluna şimdi gönül bağladım; bütün dediklerine inandım ve severek sözünü tuttum. Ey Rabbim, benim gönlümü gözet; kıyamette beni sevgili Peygamber ile birlikte haşret. Kıyamet'te dolun ay gibi yüzünü göster; ey Rabbim, kendisini bana şefaatçi kıl.

3. Dört Sahabenin Medhi

Bunlar onun sevdiği dört arkadaşıydı. Yanındaki müşavirleri, bunlardı. İkisi kayın-babası, ikisi damadıydı. Bunlar, halkın en iyisi ve en seçkiniydiler.

Başta, herkesten önce, Allah'a inanmış, gönlü ve dili dürüst (sıddîk) olan Ebû Bekir gelir. Malını, tenini ve canını feda etti. Dileği, ancak Peygamber'in rızasıydı. Sonra insanların seçkini, halk içinde mümtazı, dili ve gönlü bir olan Ömer vardı. Yardımcısı ve doğru dinin temeli o idi. Şeriatin yüzünden perdeyi o kaldırdı. Sonra hâyâ sâhibi, yumuşak huylu, insanların seçkini, cömert ve eli açık olan Osman'dı. O, bütün malını ve kendisini fedâ etti; Peygamber de ona iki kızını verdi. Ondan sonra seçkin, cesur; yiğit, kahraman ve akıllı Ali vardı. Eli cömert idi, yüreği sâf idi; bilgili, takva sahibi ve adı büyük bir zât idi.

Bunlar, din ve şeriatin temeliydi. Bunlar, kâfirler ile münafıklardan gelen eziyetlere katlandılar. Bu dört sahabe, benim için dört unsur gibidir; unsurlar denkleşirse, gerçek hayat vücûda gelir.

Ey Rabbim, sen bunlara benden sonsuz selâmları, devamlı olarak, ulaştır. Onları dâima benden râzı et; ulu günde onları bana şefaatçi kıl.

4. Parlak Bahar Mevsimi ve Büyük Buğra Han'ın Medhi

Şarktan bahar rüzgârı, eserek geldi; dünyayı süslemek için, cennet yolunu açtı. Kâfur gitti, kara toprak misk ile doldu; dünya kendisini süsleyerek, bezenmek istiyor. Bahar rüzgârı, eziyetli kışı sürüp götürdü; parlak yaz, tekrar saadet yayını kurdu. Güneş, balık-kuyruğundan (hût), kuzu-burnuna (hamel) kadar olan yerine tekrar döndü. Kurumuş ağaçlar, yeşiller giyindi. Tabiat, mor, al, yeşil ve kızıl renkler ile süslendi. Kara yer, yüzüne yeşil ipek bağladı; hıtay kervanı da bunun üstüne çın kumaşı yaydı.

Düzlükler, dağlar, sahralar ve ovalar bunu yayıp, döşendiler; vadiler ve yamaçlar al ve yeşil giyerek, süslendiler. Binlerce çiçekler gülerek açıldılar; dünya misk ve kâfur kokusu ile doldu. Karanfil kokulu bahar rüzgârı esti; dünyanın her tarafı misk ve amber kokusu ile doldu. Kaz, ördek, kuğu ve kıl-kuyruk fezayı doldurdu; bağrışarak, bir yukarı-bir aşağı, kaynaşıyorlar. Bak, biri kalkıyor, biri konuyor; biri yüzüyor, biri su içiyor. Kökiş ve turnalar, gökte yüksek sesle bağrışıyor; dizilmiş deve katarı gibi, uçup, kanat çalıyorlar. Keklik, sesine bir ahenk vererek, eşine sesleniyor; sanki güzel bir kız gönül verdiğini çağırıyor.

Keklik, yüksek sesle öttü, sanki gülmekten katılıyor; ağzı kan gibi kızıl, kaşı simsiyah. Kara çumguk, mızrak gibi gagası ile ötüyor; sesi, nazlı bir kızın sesi gibi, cana yakındır. Çiçek bahçesinde bülbül binlerce sesle ötüyor, sanki gece-gündüz Mezamir okuyor. Karacalar, dişi-erkek, çiçekler üzerinde oynuyor; geyikler, dişi-erkek, sıçrayıp oynayarak koşuşuyorlar. Gök, kaşını çattı, gözünden yaş serpiliyor; çiçek yüzünü açtı, bak, gülmekten katılıyor. Bu esnada, dünya kendi-kendine baktı; sevinip övünerek, hazinesini gözden geçirdi. Gözü bana ilişince, söze başladı ve şöyle dedi:

«Sen bu hakanın yüzünü görmedin mi? Uyuyor idiysen, şimdi kalk, gözünü aç; işitmedin ise, şimdi benim sözümü dinle. Ben, binlerce yıldan beri dul idim, benzim solmuştu; şimdi bu dul libasını çıkarıp, beyaz kakımdan gelinlikler giydim. Süslendim, çünkü ulu hakan eşim oldu; dileğim budur: o isterse, canım feda olsun.»

Gök gürledi, nevbet davulunu vurdu; şimşek çaktı, hakanın tuğunu çekti. Biri kınından çıkınca, ona memleketler sunar; biri nâm ve şöhretini dünyaya yayar. Büyük Tavgaç Buğra Han, dünyaya hâkim oldu; adı kutlu olsun. Allah, onu her iki cihanda aziz etsin.

Ey dinin izzeti, ey devletin yarıcısı, ey milletin tacı, ey şeriatin hadimi. Allah, bütün dileklerini verdi; bundan sonra da Rabbim, dâima sana arka ve destek olsun.

Ey dünyanın süsü, ey ululuğun ziyneti, ey saltanatın nuru, ey dönek huylu saadetin bağını elinde tutan... Devran sana memleket ve taht verdi; Allah, bu taht ile bahtını dâim etsin.

Hakan tahta oturunca, dünya âsâyiş buldu; bundan dolayı dünya ona şâhâne hediyeler gönderdi. Esirden gelen semâ kuşları, kimi rây-i hindî, kimi kayseri; Ötüşleri ile yarış ederek, adını anıp, sevinç ve huzur içinde onu överler. Yerde bin bir çiçek, bin bir manzara, düzlük, dağ, sahra, vadi yeşil ve mavi renkler ile örtülmüş. Kimi kokusu ile kulluk eder; kimi güzelliği ile harîmine girer. Kimi elini uzatır; buhurdan sunar; kimi misk saçar ve dünya güzel kokular ile dolar. Kimi doğudan binlerce armağan sunmaktadır; kimi batıdan hizmetine koşmaktadır.

Saadet, hizmet için gelmiş, kapıda durur; kapıda duran kulluk için durur. Dünya kulluk için böyle hazırlandı; düşman boyun eğdi, ortadan kayboldu. Hakanın nâmı, sânı dünyaya yayıldı; onu göremeyen gözlerin uykusu kaçtı. Dünya, asayişe kavuştu ve nizam kuruldu; o adını kanunla yükseltti.

Kim cömert yüzü görmek isterse, gelsin, hakanın yüzünü görsün. Kim mesûd, kimseyi incitmeyen ve vefakâr birini görmek dilerse, onun yüzünü görsün; onun her işi vefadır. Zarar görmeden, kendine hep fayda sağlamak dilersen, beri gel, hizmet et, gönül ver, ısın. Asîl, alçak gönüllü, şefkatli ve yumuşak huylu bir kimse görmek istersen, gel, onu gör ve gönül rahatına kavuş.

Ey iyi tabiatli ve asîl nesepli hakan, dünya senden mahrum kalmasın. Ey devletli hükümdar; Allah, sana saadet verdi; adını bin kere zikrederek, ona şükür lâzımdır. Çok eski bir atasözü vardır: babanın yeri ve adı oğla kalır. Babanın yeri, adı ile birlikte, sana kaldı; bunlara daha başka binlercesi eklensin. Binlerce el, hediye olarak, ona çok nadide şeyler sundu; işte sen de bu "Kutadgu Bilig"i hediye et. Onların hediyesi gelir, geçer; bu benim hediyem ise, ebedî kalır. Dünya malı ne kadar toplanırsa-toplansın, tükenir, bir gün biter; söz kaleme alınırsa, kalır, dünyayı dolaşır. Bu hakan, adı kitaba geçti; ey devletli hükümdar, bu ad ebedî kaldı.

Ey rabbim, sen onun devletini arttır; bütün dileklerini yerine getir, her işinde arka ol, destek ol. Onun sevdiğini esen tut, düşmanını ortadan kaldır; sevincini dâim kıl, kederini yok et. Yağmur yağmakta devam etsin, çiçekler açılsın; kurumuş ağaçlardan perçemler sarksın. Felek, hep dönmekte devam etsin; düşmanın başı hep aşağı eğik olsun.

Kara toprak kızıl bakır oluncaya kadar, âteşten yeşil çiçek çıkıncaya kadar; Devletli hükümdar bin saadet içinde yaşasın; çekemeyenlerin gözleri âteşte yansın. Daha başka ne gibi dileği var ise, Allah, ona dâima arka ve destek olsun. Sevinç, huzur ve güvenç içinde memlekete hâkim olsun, Lokman kadar uzun ömürlü olsun.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: ALEYNA, 15.12.2010, 15:32 (UTC):
ÇOK GÜZEL HER KES OKUSUN



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36655737 ziyaretçi (102672315 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.