Kutadgu Bilig, III
 

Kutadgu Bilig, Kutatku Bilik, Kutatgu Bilig

Kutadgu Bilig, III

Yusuf Has Hâcib

11. Kitabın Adı, Anlamı ve Kendisinin İhtiyarlığı

Kitabın adını "Kutadgu Bilig" koydum; okuyana kutlu olsun ve ona yol göstersin. Ben, sözümü söyledim ve kitabı yazdım; bu kitap - uzanıp, her iki dünyayı tutan bir eldir. İnsan, her iki dünyayı devletle elinde tutarsa, mesut olur; bu sözüm doğru ve dürüsttür.

Önce Kün-Toğdı Hükümdâr'dan bahsettim; ey iyi insan, bunu izah edeyim. Sonra Ay-Toldı'dan söz açtım; mübarek saadet güneşi onunla parlar. Bu Kün-Toğdı dediğim doğrudan-doğruya kanundur; Ay-Toldı ise, saadettir. Bundan sonra Öğdülmiş'i anlattım; o aklın adıdır ve insanı yükseltir. Ondan sonrakisi Odgurmış'tır; onu ben akıbet olarak aldım. Ben sözü bu dört şey üzerine söyledim; okursan, anlaşılır; iyice dikkat et.

Ey sevinç içinde ömür süren iyi genç, sözümü yabana atma, gönülden dinle. Gayret et, doğruluk yolundan şaşma; gençliği heder etme, ondan faydalanmasını bil. Gençliği aziz tut, çabuk geçer; ne kadar sıkı muhafaza edersen et, birgün kaçar. Sende henüz gençlik kuvveti varken, bunu boşuna geçirme; dâima tâat ve ibâdet ile meşgul ol. Sonra gençliğin hasretini çeker ve pişman olursun, amma son pişmanlık fayda vermez; sözüm bu kadar. Kimin yaşı kırkı geçerse, gençlik insana: "Allah'a ısmarladık!" der.

Elli yaşım, bana elini değdirdi; kuzgun tüyü gibi olan başımı kuğu tüyüne çevirdi. Şimdi altmış: "Bana gel!" diye çağırıyor; ecel pususuna düşmezsem, şimdi oraya gideceğim. Kimin yaşı altmışı doldurmuş ise, ondan- hayatın tadı gitmiş, onun yazı kışa dönmüştür. Otuzun topladığını elli geri aldı, altmış elini değdirirse, ne yapacağım.

Ey elli, ben sana ne yaptım sanki, neden bana şimdi böyle kin bağladın. Gençlikte her işim bir zevkti; şimdi bana yediğim yemek zehir oldu. Vücûdum ok ve gönülüm yay gibiydi; şimdi vücûdum yay oldu, gönlümü ok yapmalıyım. Gençlik benim için ne topladı ise, ihtiyarlık gelip, onları aldı; o sana da gelecektir.

Ey çergüçi, gel beni çergüle; eziyet içinde ayların ve yılların esiri oldum. Ayağım kösteksiz olduğu hâlde, Misiz düştü, adım atamıyor; gören gözbebeğim karardı, parlamıyor. Zevk gitti, gönül âteşi söndü; gençlik adı artık benden uzaklaştı.

Ey kır saçlı uyan, ölüme hazırlan; geçmiş günlerin için ağla ve sızla. Hayat boş yere geçti gitti, bari bu kalan günlerini tövbe ve istiğfar ile geçir.

Ey ebedî, ölümsüz ve ihtiyâçtan vareste olan Rabbim, bu sayısız canlıları ölüm için yarattın. Ben sana şimdi yalvarıyorum ve şunu diliyorum: beni bir parça daha yaşat, ömrümü uzat. Senden kuvvet isteyerek, bu söze başladım; ey Rabbim, bunu tamamlamak için, sen kuvvet ver.

Ey dilim, durma, yaratana ve beni kötülüklerden uzak tutana hamd ve sena et. Seçti, yarattı ve gönlü aydınlattı; gönlümü iman içinde, doğru yol üzerinde tuttu.
Karanlıktaydım, gecemi aydınlattı; zulmetteydim, bana güneşi doğdurdu. Yolumu şaşırmış, koşuyordum, bana yol gösterdi; o korumasaydı, ateşte yanardım. O seçti, ayırdı, beni yükseltti; beni yolunu şaşırmışlar arasından uzaklaştırdı. Gönlümü aydınlık ile süsledi; dilimi kelime-i şehâdet ile bezedi. Gönül, göz, akıl, zekâ ve bilgi verdi; dilimi açtı ve bana ifâde kudreti ihsan etti.

Sevgili resulün yolu beni selâmete götürecektir; o resul bizzat bana şefaat etsin. Bütün bunların hepsi Rabbimin fazlı ve keremiydi; benim gibi âsî bir kula değer verdi. Daha aylarca ve yıllarca yaşasam bile, bunun şükrünü bundan sonra nasıl öderim.

Ey Rabbim, benim bu aczimi bilirsin; her sıkıntı ve müşkülümü ben sana açarım. Bunlardan bir tekinin şükrünü bile ben sana edâ edemem; benim tarafımdan sen kendine kendin şükret; senin hikmetine akıl ermez. Beni doğru yol üzerinde doğruluğa sevk et; üzerimden bu imân libâsını çıkarma. Benim bu canım tenden çıkarken, son nefesimi kelime-i şehâdet ile al. Kara yer altında tek başıma kalınca, orada da sayısız rahmetini bana ulaştır. Ben âsî bir kulunum, günahım çoktur; ey aziz Tanrı, beni kendi fazlın ve keremin ile affet. Sen bütün müminlerin hepsine de mağfiret et; yarınki beka âleminden didârını bana bugün göster.

12. Söz Başı Hükümdâr Kün-Toğdı Hakkında

Bak, akıl arz eder ve bilgi bildirir; dünyanın dönek huyunu sana anlatır. Bu koca-karı dünya vefasız ve dönek huyludur; edası kız gibi, bakarsan, yaşı büyüktür. Bâzen edası kız gibidir, tavrı güzeldir, kendisini sevdirir; fakat tutmak istedin mi, elini vermez. Seveni sevmez, ondan geyik gibi kaçar; kaçana yapışır, onun ayağına sarılır. Bir bakarsın, süslenip kuşanarak, arkandan koşar; bir bakarsın, görmezlikten gelir, önüne bakar. Bir bakarsın, yine yüzünü çabucak çevirir, nazlanır; ne kadar yakalamak istersen, kendine el sürdürmez. O çok beyleri ihtiyarlattı, kendisi ihtiyarlamaz; çok beyleri göçümü, hiç susmak bilmez.

Bu dünyada bir bey vardı, hakîm ve bilgin bir baştı; beylik içinde uzun bir ömür sürdü. Bu bey Kün-Toğdı'ydı, adı bellidir; şöhreti dünyaya yayılmıştır, ikbâli malûmdur. Tabiatı dürüst, tavrı munisti; sözü doğru, gözü ve gönlü zengindi. O bilgili, akıllı ve uyanık bir beydi; kötü için âteş ve düşman için bir âfetti. Aynı zamanda mehâbetli, yüreği pek ve dürüst tabiatlıydı; bu tavrı ve hareketi onu günden-güne yükseltti. O böyle bir beydi; işini bu bilgisi ile düzenledi; dâima böyle hareket etti ve böyle yaşadı.

Siyâset icra ederken, kendi şahsî meyillerini düşünmezdi; bu himmet insaniyet ile birlikte olursa, güzel olur. Şâirin buna benzer bir sözü vardır; bunu kim okursa, gözü açılır. Kötü ve sefillerin yanından uzaklaşıp gitmesi için, insanda himmet ile mürüvvet denk olmalıdır. İnsan için himmet ve mürüvvet gerek; insanın kıymeti himmet ve mürüvvet ile ölçülür.

Hükümdâr Kün-Toğdı, böylece bu tabiatiyle, güneş ve ay gibi parlayarak, dünyayı aydınlattı. Akıllı kim varsa, onu yanına çağırttı; bilgili kim varsa, onu yükseltti. Dünya seçkinleri ve halk arasındaki akıllı ve bilgili kimseler onun etrafını sardılar. Böylece halkın işini kendisi düzenledi ve yoluna koydu; yine de etrafında seçkin insanlar isterdi ki, Bunlar kendisine yardım etsinler ve işini görsünler; onlar çalışsınlar ve kendisi bir az istirahat etsin.

Birgün yalnızca otururken, kederli-kederli şöyle der: bu beylik işi ve emir vermek meselesi büyük iştir. Bakarsan, çok zahmetlidir ve bin bir türlü işi vardır; bütün bu işleri gören akıllı insan azizdir. Memleketin her işini kendim yapamam, yanımda bu işleri yapabilecek biri bulunmalıdır. Bana şimdi seçkin, akıllı, bilgili ve maharetli bir adam lâzımdır. O bana candan bağlı, emniyetli, doğru ve dürüst yaradılışlı, içi-dışı bir ve işten anlar bir kimse olmalıdır. Memleketin iç ve dış işlerini takip hususunda bana yardımda bulunmalıdır.

Tecrübeli, başından çok iş geçmiş ve yaşını-başını almış insan ne der, dinle. İnsana yardım eden ve destek olan akıllı, bilgili ve hakîm idâre adamları lâzımdır. Bütün işleri bilir bir yardımcı lâzımdır; insan bilerek hareket ederse, dileğine erişir. Yardımcı çok olursa, bey zahmet çekmez; onun her işi yoluna girer ve nizam bozulmaz. Bil ki, her işte yardımcı gerektir; beylik işinde ise, kendine daha çok yardımcı edinmeğe bak.

Hükümdâr yardımcı aradı, fakat bulamadı ve her işi kendisi bizzat ele almak mecburiyetinde kaldı. O böylece her gün bir çok zahmete katlandı. Huzur arayan insan dâima zahmetle karşılaşır. Aziz ve mübarek bir insanın tecrübe ile söylediği şu söz, dikkat edilirse, çok yerindedir.

Huzur istersen, o zahmet ile birlikte gelir; sevinç istersen, o kaygı ile birlikte bulunur. İnsan ne kadar büyürse, baş-ağrısı da o kadar artar; başı ne kadar büyürse, o kadar büyük börk giyer.

Hükümdâr bütün memlekete göz-kulak kesildi; ona bütün kilitli kapılar açıldı. Uygunsuz hareket eden kimseleri, ellerini bağlayıp, susturdu; kötüleri memleketinden sürerek, uzaklaştırdı. Bak, böyle tedbir ile memleketini idare etti; saadeti günden-güne arttı ve yükseldi. Her yerde insana böyle tedbir ve ihtiyat lâzımdır; beylik işinde ise, daha fazla dikkatli olmalıdır. Devlet işindeki bu tedbir ve uyanıklık, devletin uzun müddet devamı için, dâima faydalı olmuştur.

Buna benzer bir şâir sözü vardır; bu şâir sözü buna esas teşkil eder. Uyanıklık ve ihtiyatı çok kimseler övmüştür; ihmâl yüzünden yüz binlerce insan ölmüştür. Gâfil olma, her işte ihtiyatlı ol; her iki dünyayı bir tedbir ile dile. Bak, kendisinden emin insan gaflete düşer; düşman saldırırsa, önce gafiller ölür. Dinle, her türlü tedbiri almış ve böylece düşmanını yenmiş olan dünya hâkimi ne der.

Ey Hükümdâr, memleket arzu edersen, ihtiyatlı ol; bu ihtiyat, aynı zamanda, şeriatin de emrettiği şeydir. Gafil adam gözünü kapar ve gafletle uyur; ey sert huylu insan, gafil olma, ihtiyatlı ol. Hükümdârın ihtiyatlı olması memlekete fayda getirir; bu fayda ile memlekette huzur temin edilir. Böylece Hükümdâr memleketini düzenledi ve tanzim etti; halkı zenginleşti; o devirde kurt ile kuzu aynı yerden su içti. Sevenler sevinçle onu övdüler; düşmanları bunu duyarak, boyun eğdiler. Kimi gelip, ona sığındı ve ondan himaye diledi; kimi gelip, onun eşiğini öptü. Şimdi dinle, gönlü uyanık insan ne der; bak, onun sözü, çiçek gibi, binlerce renge bürünmüştür.

Ey yüzü sevinçle parlayan bahtiyar, insan dürüst hareket ederse, bu beylik ululuk çok iyi bir şeydir. Beylik çok iyi bir şeydir, fakat daha iyi olan kanundur ve onu doğru tatbik etmek lâzımdır. Bey ne kadar doğru olur ve iyi hareket ederse, halk için o kadar mesut bir devir ve hayat başlar. İyi ad insan için ne kadar mübarek bir saadettir; onun bu iyi adı ve saadeti ebedî kaldı. Halkın işini insaniyet ile tanzim ederse, o iyi insan ne kadar mesut bir bey olur. Hükümdârın bu iyiliği bütün memlekete sirayet etti; onun nâm ve şöhreti dünyaya yayıldı.

Bak, memlekette ona duâ eden çoğaldı, iyi nâm kazandı; adı ve saadeti günden güne büyüdü. Dünya halkı bunu duyunca, onu arzuladı ve ona yakınlık göstererek, etrafına üşüştü ve toplandı. Bak, dünyaya tam bir saadet kuşağı bağladı; kurt ile kuzu bir arada yaşadı.

13. Ay-Toldı'nın Hükümdâr Kün-Toğdı Hizmetine Gelişi

Ay-Toldı adında zeki bir adam vardı; ki Hükümdârın bu şöhretini işitti ve ona gitmek üzere hazırlıklarını yaptı. Sakin tabiatlı, akıllı, bilgili, zeki ve iyi gönüllü genç bir delikanlıydı. Yüzü, bakınca, göz kamaştıracak kadar güzeldi; sözü sert değildi, fakat doğru söylerdi. Her türlü fazileti tam olarak öğrenmişti; hiç bir zaman fazileti elden bırakmazdı. Birgün kendisine bakarak, şöyle dedi:

«Ben de bugün, sayısız faziletlerim ile, memlekette ileri gelenlerdenim. Burada niçin boşuna vakit geçiriyorum; Hükümdârın yanına gideyim ve onun hizmetine gireyim. Hükümdâra bu faziletlerimin faydası dokunsun; o bana ihsanda bulunsun, benim de üzüntülerim sona ersin. O akıllı, bilgili, yumuşak huylu bir bey imiş ve faziletli insanları ararmış. Aklın kıymetini yine akıllı bilir; âlimin sattığı bilgiyi de bilgili alır. Şâirin söylemiş olduğu şu söz de bu mealdedir ve aynı fikri ifâde eder: Bilginin kıymetini bilgili bilir, akıla hürmet bilgiden gelir. Bilginin kıymetini deli nereden bilecek; bilgiyi, nerede bulursa, bilgili alır.»

Bu Ay-Toldı böylece atını, esvabını ve silâhını hazırladı: Onun hizmetine doğru yola çıkayım dedi. Bu bilge ve zeki insan lüzumlu hazırlıklarını tamamladı ve Hükümdâra doğru yöneldi. Bir de düşündü:

«Hükümdârın hizmetine girmek üzere buradan kalkıp, gidiyorum. Gurbet elde insana mal lâzım olur; elim daralırsa, bu benim yüzümü sarartır. Bu gurbet hâli insana çok ağır gelir, gurbette çok meziyetli insanlar dahi ne yapacaklarını şaşırırlar. Kendime bir muhit edinebilmem için, bana, şüphesiz, çok altın ve gümüş lâzım olacak.»

Dinle, şimdi bilgisi deryalar gibi derin olan ne der; dikkat edersen, hayatından memnun insan bu sözü buna benzetir. Hizmete girmek isteyen kimse için, hiç şüphesiz, şu iki şey elzemdir. Doğruluk ile hizmet edip, yüzünü ağartmak için, insana lâzım olan şeylerden biri, hastalıksız geçen hayattır. Ey zeki insan, bunlardan biri de, yerinde kullanmak ve sarf etmek için elde bulunması icap eden som altındır. Hizmet ancak o zaman bir işe yarar t insan bunu bilirse, bu kapı ona kilitli kalmaz.

Ay-Toldı: "Başım darda kalırsa, bana lâzım olur." diye, yanına som altın; gümüş, eşya ve mal aldı. Kalkıp, evinden çıktı; kâh yürüyüp, kâh konaklayarak, yoluna devam etti. Nihayet Hükümdâr'ın bulunduğu şehre vâsıl oldu, can ve gönülden istediği arzusuna kavuştu. Şehrin içine girip, inecek bir yer aradı; arayıp-bulamayınca da dünya ona dar geldi. Canı sıkıldı; nihayet gidip, bir imarethaneye indi ve orada yatarak, sabırla geceyi geçirdi.

Dinle, şimdi akıllı ne der; bu sözü sana bilerek ve bilgiden elde ederek söylemiştir. Yalnız başına yabancı bir kalabalık arasına giren ve tanıdığı olmayan insanın hâli çok fena olur. Tanıdığı olmayan kimse, yabancı bir yerde dâima can sıkıntısı içinde kalır ve çok güç bir duruma düşer. Tanıdığı olmayan insan kör gibidir; kör yolunu şaşırırsa, onu ayıplama. İnsan bilmediği bir memlekete girince, gelin gibi olur ve dili tutulur.

Yabancının kusurunu bağışla, onu yedir ve içir; ey bilge hakîm, misafire iyi muamele et. Yabancıya karşı iyi davranan kimsenin yüzü güler; misafire iyi muamele edenin şöhreti yayılır. İnsana her yerde tanıdık lâzımdır; her türlü iş tanıdık vâsıtası ile yoluna girer. Ay-Toldı bir müddet böyle vakit geçirdi; gariplik içinde düşüne düşüne yüzü sarardı. O da nihayet bâzı kimseler ile tanıştı; kendisine bir oda tuttu ve yüzü gülmeğe başladı. Eş, dost edindi, onlara yaklaştı; büyüğe ve küçüğe güler yüz gösterdi.

Ay-Toldı birgün ileri-gelen biri ile ahbap oldu; onu dost edindi ve işlerini ona danıştı. Ay-Toldı'nın bu dostunun adı, Küsemiş'ti; insanlara iyilik etmeği kendisine iş edinmişti. Ay-Toldı ona sırrını açtı, kendisinin kim ve dileğinin ne olduğunu söyledi. Memleketinden kalkıp, buraya niçin geldiğini, kendisinin neler bildiğini, hepsini ona anlattı. Hükümdâra yakın bir has hâcib vardı; çok mert bir insandı ve Hükümdârın mahrem-i esrarıydı. Küsemiş birgün kalkıp, ona gitti ve münâsip bir giriş yaparak, meseleden bahsetti. Bu hâcib, onun sözünü dikkatle dinledi ve ahbabının ne istediğini iyice soruşturdu. Küsemiş onun bütün söylediklerini, dileğinin ne ve kendisinin kim olduğunu bir bir anlattı.

Hâcib'in Küsemiş'e Cevabı

Hâcib:Önce o bana gelsin; ben onu bir göreyim, o da beni görsün dedi. Sonra ben bu meseleyi Hükümdâra arz edeyim; ne vakit geleceği ve hangi gün huzura çıkacağı tâyin edilsin.

Küsemiş'in Ay-Toldı'ya Sözü

Küsemiş, oradan kalkıp, dışarı çıktı ve gelip: "Ey Ay-Toldı, sana gün doğdu." dedi. "Sen, şimdi hâcibin yanına gidip, onunla tanış, dileğin ne ise, kendisinden iste. Seni görsün, tanısın, sözünü dinlesin; ne istediğini sen ona kendin bildir. Her ne kadar ben ona senin söylediklerini anlattım ise de, kendin bunu benden daha iyi izah eder ve anlatırsın."

İçi-dışı bir olan insan çok yerinde söylemiş; iyice dikkat edilirse, bu söz pek doğrudur; Bir kimsenin arzusunu anlatmağa bir başkası da tavassut edebilir, fakat insanın kendisi kendi işine başkasından daha yakındır. Ne kadar iyi ve yakın bir insan olursa-olsun, düşün, insana başkası kendisinden daha candan olabilir mi. Eğer kendine candan bağlı birini arıyorsan, sözün kısası, kendinden daha candan birini bulamazsın.

Ay-Toldı yerinden kalktı ve elbisesini giydi; çıkıp, Küsemiş ile birlikte oraya gitti. Kapıya gelip, attan indiler ve yürüyerek, içeri girdiler; hâcibin adamı gelip, onları karşıladı. Küsemiş, içeri girip, hâcib ile görüştü; sonra çıkıp, onu alarak, hâcıbin yanına götürdü. Hâcib karşıladı ve baş-köşede ona yer gösterdi; güzel ve samimî sözler söyledi.

Hâcib'in Ay-Toldı'ya Suâli

Hâcib sordu: "Nasılsın, gönlün hoş mu; burada nereye indin, yerin nasıl? Akraban, dostun veya tanıdığın var mı; yiyeceğin, içeceğin ve bakanın var mı?" Yine tekrar sordu: "Dileğin nedir; ne iş yaparsın, bir şeye ihtiyâcın var mı?"

Ay-Toldı'nın Hâcib'e Cevâbı

Ay-Toldı cevap verdi:

«Ey devletli hâcip, ben bu Hükümdâr Kün-Toğdı'nın adını duydum. Uzaktan onun şöhretini, bilgisini, aklını ve mülayim sözler ile gönül aldığını işittim. Ona hizmet etmeği arzuladım, kapısında hizmet için buraya geldim. Dileğim, Hükümdâra hizmet etmektir; hâcib münâsip görürse, sözlerimin Hükümdâra arz edilmesini rica ederim.»

Hâcib, bu Ay-Toldı'yi gördü ve sevdi; onu çok medih ve sena etti. Yüzünü, kıyafetini, tavır ve hareketini, şahsını, sözünü, konuşmasını, hepsini iyi ve güzel buldu. Onu çok ve gönülden sevdi, beğendi; onu Hükümdârın hizmetine lâyık gördü.

Dinle, kendisini sevdiren insan ne der; insan kendisini sevdirirse, onun kusuru en büyük fazilet telâkki edilir. İnsan kimi severse, onun kusuru fazilet olur; kimi sevmezse, onun fazileti kusur görünür. Şu söz buna şahit olarak gelmiştir; ey iyi insan, sen bunu oku. Gönül kimi severse, onun kusuru fazilet olur; bütün ters işleri doğru ve eksikleri tam görünür. Gönül kimi severse, onun her şeyi sevimli olur; gören göze vursa, o bile kötü görülmez.

Hâcib'in Ay-Toldı'ya Cevâbı

Hâcip Ay-Toldı'ya cevap verdi ve dedi:

«Şimdi acele etme, bu işi bana bırak. Ben önce senin sözünü, dileğinin ne olduğunu, kim olduğunu Hükümdâr'a arz edeyim. Seni tanısın, bir de yüzünü görsün ve sana lâyık olduğun kıymeti versin. Senin için gerekli olan şeyleri ben takip edeceğim ve bütün işlerini severek yapacağım. Pek çok iyi sözler söyledi ve: işini yapacağım.»

diye kat'î söz verdi.

«İnsanların iyisi böyle olur; halkın yükünü hafifleten kimse insanların iyisidir. Dinle, halkı idare eden ve her işi iyice araştırdıktan sonra yapan insan ne der. Halkın içinde yükselip, ikbâle eren insan halka hep iyi kanunlar tatbik etmelidir. Kim halka hâkim olursa, onun tabiati yumuşak, tavır ve hareketi asîlâne olmalıdır. Halk içinde kim nüfuz sahibi olursa, onun dili ve sözü tatlı olmalı, kendisi tevâzû göstermelidir. Bu devlet, dönektir, hem yapar, hem bozar; o kararsızdır da; bıkarsa, çabuk kaçar. Bu ikbâle inanma; elinden gelirse iyilik et; bil ki, ikbâl bugün sende ise, yarın başkasındadır. Ey ikbâl bulan, bu ikbâle güvenme; gelen ikbâl, birgün olur, gider.»

«Ey devlet sahibi, sen İkbâlinin devamını istersen, onun devamı müddetince sen de iyilik etmekte devam et. Sana beylik ve büyüklük erişirse, bu devlet içinde saç ve sakalının ağarması için, kendini küçük tut ve mütevâzi ol.»

Hâcib sözüne şöyle devam etti:

«Sen imdi gönlünü hoş tut, artık devlet kuşağını kuşandın. Sen bir az sabret, her işin müsait bir zamanı vardır; vakti gelince, kapalı kapılar açılır. Yine bilgili ne güzel söylemiş; bilen insanın sözü, dikkat edersen, değerli bir metâa benzer. Hangi işte acele edilirse, o iş uzar ve gecikir; acele yapılan işler pişmanlık ile neticelenir. Acele etmemek ve işin zamanını beklemek lâzımdır; ey hakîm, her iş zamanı gelince olur.»

Ay-Toldı'nın Hâcibe Cevâbı

Ay-Toldı bütün bu sözleri dinledi ve dedi:

«O hâlde ben sabır edeyim ve bekleyeyim. Hâcib, beni gördü ve sözlerimi dinledi; ne yapmak lâzım geldiğini ve ne zaman yapılacağını kendisi tâyin etsin. Hâcib, beni ne zaman isterse, ben onun tâyin edeceği gün ve saatte geleyim.»

Ay-Toldı kalkıp, oradan çıktı; evine döndü ve içeri girip, soyundu. Hâcib Ay-Toldı'nın başka insanlardan farklı olduğunu ve bir başka hâl ve tavra sahip bulunduğunu gördü. Kendi kendisine dedi:

«Ben böyle bilgili, akıllı ve halk arasında bu kadar seçkin bir insan görmedim. Bu gibi insanlar çok nâdir olur; nâdirliğinden dolayıdır ki, nâdire kız adı verilmiştir. Hangi şey nâdir ise, o şey azizdir; insan aziz olan bir şeye mâlik olmak için çok zahmet çeker de onu yine elde edemez. Hükümdâr için bu gibi insanlar lâzımdır; Hükümdâra lâzım olan, memleket için de elzemdir. Bak, meziyetli insanın her kese faydası dokunur; bu meziyet ile insan bütün arzularına nail olur.»

Zamanı geldi, hâcib Hükümdâra meseleyi açarak, Ay-Toldı'nın hâlini tavrını ve asaletini arz etti. Onun hâl ve tavrını, tabiatini birer-birer anlattı; akılı ile mütenâsip olan bilgisini birbir saydı.

Hükümdâr'ın Hâcib'e Cevâbı

Hükümdâr, bunu duydu ve;

«Getir, hani; nerededir, onu bir göreyim. Bu devlet işini görecek ve takip edecek tam böyle bir insanı ben de şimdi arıyordum. Bütün istediklerimi elde ettim; tek bir arzum kalmıştı; böyle bir insana çok ihtiyacım vardır. Haydi arslanım, yürü, git; sen onu bana çağır, huzuruma getir.»

dedi. Hâcip kalkıp, çıktı; kapıya gelip, bir iç-oğlanı koşturarak, haber saldı. Oğlan, koştu ve sözü ona ulaştırdı; Ay-Toldı sevinçle kalktı, giyindi. Atına bindi; gelip, kapıya indi; hâcip karşı çıkıp, onu içeri aldı. Hâcib, ona saygı gösterdi ve başköşede yer verdi; Ay-Toldı edep ile yerine oturdu. Hâcib, dönüp Hükümdârın huzuruna girdi ve ayakta durarak, keyfiyeti ona arz etti.

Hükümdâr'ın Hâcib'e Cevâbı

Hükümdâr: "Onu bana çağır, gelsin; beni görsün, ben de onu göreyim." dedi. Hâcib, çıktı ve; "Ey Ay-Toldı, buyur Hükümdârın huzuruna gir; artık talihin yaver oldu." dedi.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36665123 ziyaretçi (102689511 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.