Leylâ ile Mecnûn (21. Bölüm)
 

Leyla, Laila, Layla, Mecnun, Majnu, Aşk, Love, Sevgi, Sevgili, Sevgililer, Lover, Lovers

Leylâ ile Mecnûn (21. Bölüm)

Nizâmî

Parlak bir gündüz kadar aydınlık bir gece... Felek, yeşil bir gülşen gibi ter-ü tâze... Altın hamayili gerdanlıklardan çarhın yüzü altın rengine bürünmüştü. Seyyâreler, güzellik bilezikleri kollarında, ufuk halısı üzerinde raks ediyorlardı. Şahap, Şeytân'a mızark atıyor, uzaktan "Lâ havle velâ kuvvete" âyetini okuyordu. Gece miskinden (siyah renk) hava, amber kokuyor. Ay incisi, yeryüzünü aydınlatmış. Bu gece yıldızlarda başka bir güzellik vardı. Felek, bir taht üzerinde yüz türlü yıldız gösteriyordu. Gök, felekte mutat hareketini yaparken, bu gece, kutbun tunç kalesini ufkun altına hapsetmişti. "Ferkad" yıldızı, pişdâr olarak atını sürmüş, gemiyi (keşti) Şat nehri (kehkeşân) cenahına [1] eriştirmişti. pervin gecenin altın sancağına sarı ve yeşil ipeğini sarmıştı. Ay, ipekli kumaşı etrafına sırma işlemiş ve ketenden bir elbise giymişti.[2] Zannedersin ki şâhın (Şirvanşah) gülle atan yayından bir yuvarlak, Ay'ın başına düşmüştü (hâle). Yahut Utarit'in şekli, onun yayından âsumâna atılmış bir oktu.[3] Şâhın eyerinin başlığı [4] olan Zühre yıldızı (Venüs), onun alnından damlayan ter damlaları gibi güzel ve neşeliydi. Onun kılıcı gibi cihan yakıcı olan Güneş, geceleri kınında yatar; gündüz, kınından sıyrılırdı. Mirrih [5], düşmanın gözüne mil çekmek için kin ve hiddetle koşup duruyordu. Bercis [6]; daima saadet ve ikbâlde olsun diye yüzüğüne o şâhın ismini yazdırmıştı.

Keyvan, kılıcını bilemek için yanına astığı bir masattır. Bir pâdişâh ki onun azâmet-i kahrı böyledir. Ufuklar, onun cemâlinden ayrılmasın. Böyle meşhur bir Şâhın yanında ey Nizâmî, senin şâhın ne uludur. Burçların ve menzillerin şeklinden felek, zerreler içinde idi. Hamel (Koç) burcu içinde hilâlin tebessümü, feleğin yakasına altın bir zırh çekmişti. Felek öküzü (Sevr Burcu, Boğa), deniz öküzü [7] gibi boğazında Süreyya yıldızı incisini taşıyordu. Cevzâ (İkizler), iki yüzlü kemerini bağlayıp iki şekillilik tahtına oturmuştu.

Hak'a ve Hen'a [8], içlerindeki yıldızlarla siyahlar giyinmiş iki kız gibi yan yana oturmuşlardı. Akrep (burcu), Zira' [9] çengeli ile Siba' [10] tırnağını atmıştı. Bir tarafta Nesre [9], inci; diğer taraftan Tarfe [9], altın saçıyor. Cephe [9] cephesinin nûrundan yüz tane mum yakmış.... Kalbü'l-Esed [11], aslandan nûrunu alarak ödağacı yakıyor.

Azrâ [12] yanaklı Sümbüle (Başak), o tarafta menfaatsiz [13] bir tane sarf etmiyor. Gıfr [9][14], kerîm insanlar gibi Sünbüle (Başak) harmanından başak toplayan yetim Azra'nın kâsesine üç dilim ekmek koymuştu. Mizan (Terazi burcu), bilge insanın dili gibi Zebana[15]'ya Avva [16], silâhsız Simak [17] tarafından av köpeğini aslan üzerine sürmüştü.[7] İklil [9], Kalb[9]'e taç vermiş. Akrep (burcu), Yay'a haraç vermişti. Belde [18], Neayim'i [19] Varid ve Sâdırıyla [20] beraber elde etmek için satranç oyununda 3-4 el el-kayım vaziyetinde kalmıştı.

Cedi (Oğlak burcu), [21] keçibaşı masalını işittiği için keçi gibi başını kestirmişti.[22] Zahib [9] tehlike sezdiği için dilini; Sa'd [9] da Ahbiye[9]'nin dizginini tutmuştu. Bel'[9], eğer Bel'amîn'in duâsı [23] değilse, sabahleyin niçin iki elini gösterdi. Delv [24], Güneş'ten o kadar şikâyetçi idi ki, ağzı su ile dolmuş, artık söz söyleyemiyordu. Yalnız altına altına yazı ile "bu Mukaddem [25], diğeri Muahhar[26]'dır." diye iki beyit yazmıştı. Rişa [27] Hatunu [28] deveye mâlik olduğu için Batnü'l-Huttâ (Balık burcu), bir mahfe içinde idi.

Yıldızların menzilleri caddesinde 12 burcun yıldızları, at sürüyorlardı. Batnü'l-Hamel (Koç burcu), dört ayağından havada bir sehpaya [29] bağlanmıştı. Ayyuk [30], zorla diğer arkadaşlarını (yıldızları) yükseltmekten alıkoymuştu. Sacayağa benzeyen o yıldız (Nesr-i Va'ki), felek tenceresine baharat serpmişti. İki uçan nesirden kanadını açan Ta'ir, toplayansa Va'kı olmuştu.[31] Yemenlilerin âdeti üzere şiir okumadan raks ediyordu. Mebsuta da parlak bir mum gibi yanıyordu. Makbûzâ ise iki gözünü karga oymuş ve kör kalmıştı.[32]

Kılıç vuran kahraman Mecerre, renkli kılıcı aslanın boynuna asmıştı.[33] Tek başına giden Fert [34], herkes kendine baktığı için cenûbun başında salınarak yürüyordu. Serîr (Benatü'n-Na'ş) tâbirleri üzerine oturmuştu. 3.sünün, 4.sünün altında bulunması, çok şâyân-ı taaccüptür. Simakların fermanı müselseldi. Bazen Rahîm, bazen A'zel'di.[35] Süna (yıldızı), arkadaşları arasında keskin gözlüleri ayırt etmek vazifesiyle mükellefti. Şark tarafında kurt kuyruğu (Fecr-i Kâzip) zindanında mahpus Yusuf gibi kuyunun dibinden parlıyordu. Benat-ün-na'ş, felekleri dolaşan bu yıldızların arasında pergel gibi dönüyordu.[36] Karî [37], Na'ş üzerine binmişti. Na'ştan Karî nasıl uzak olur!

Mecnûn'un Zühre'ye Yakarışı

Bu yıldızları seyreden Mecnûn, evvelâ Zühre'ye hitap ederek şöyle dedi:

«Ey talih yıldızı. Ey geceleri aydınlatan, ey insana devlet ve saadet getiren parlak Zühre... Ey sevinç ve sadet arayanların meş'alesi, şâirlerin hâmisi... Her arzunun anahtarı, senin elindedir. Senin cür'anda her kadehin şarabı vardır.[38] Taç sahiplerinin yüzüğünde senin adın vardır. Murat almak sarayının kraliçesisin. Zevk sahibi insanların gönlünü açan, sensin. Senin güzel huyun, güzel kokular satanların amberidir. Lâtifsin, bir lütfet, bana ümit kapısını aç! Cana ilâç olan o sevgiliden bana bir koku getir; zira zamanıdır.»

Mecnûn'un Müşteri'ye Yakarışı

Müşteri, ufuktan zuhur edince; Mecnûn, ona şöyle yalvardı:

«Ey saadet yıldızı Müşteri. Ey her vaadini yerine getiren yıldız... Sen, bakanların canına can katarsın. Senin paranda cihan fâtihliği yazılmıştı.[39] Ey inayetnamesini yazan... Fetih ve zafer üzerine sen hakimsin. Alemin karar ve nizamı ve âlemin iyiliğe doğru gitmesi, seninle kâimdir. Benim tâlihim de seninle yükselecektir. Gönlüm, bütün kuvvetini senden alıyor. Bana lütuf ve sevgi ile bak. Eğer elinden gelirse derdime bir çâre bul...»

Mecnûn'un Cenâb-ı Hakk'a Yakarışı

Baktı ki o yıldızlar, başının üzerinde akıp gidiyorlar.  Anladı ki bunlar, derdine çâre bulamazlar. Hakikaten her şeye çâre bulan ve bütün yaratılmışlardan müstağni bulunana yöneldi ve şöyle yalvarmaya başladı:

«Ey Rabbim, kapından başka sığınacak yerim yoktur. Senden başkasına niye yalvarayım? Zühre ve Müşteri yıldızları, Senin kölelerindir. Hepsinin adının üzerinde Senin adın vardır. Ey bilgisi bütün bilgilere üstün, ihsanı sonsuz olan Allah'ım... Ey bütün dilekleri ihsan eden, varlık âleminin cömert, âdil sahip ve hâkimi; büyük küçük kim vardır ki Senin büyük kudretine muhtaç olmadan en ufak bir iş yapabilsin?! Biz, hepimiz senin köleleriniz. Sen, hepimizin efendisisin. Yedi felek, senin karşında acz içindedir. Senden başka ne varsa, senin kölendir. Altı cihet, büyüğüyle-küçüğüyle senin buyruğunun altındadır. Sana vâsıl olan bir göz, artık kendisini görmez, varlığı ortadan kalkar. Mayası temiz olan herkes, senin kapının köpeğidir. Seninle olmayan, kendi varlığını sende mahvetmeyen, mahvolup gitmiştir.

Ben, hakikatte bir toprağım ve benim toprağım, mayam, senin ile su gibi saf ve berrak olmuştur. Ben, harâboldum. Allah'ım, beni gözet! Benim muinim ol!' Ben, âciz ve garibim. Lütfet bu karanlık ömrüm, biraz aydınlansın. Ben de biraz bahtiyar olayım. Ben de bir gün göreyim!»

Bu sözleri söyleyerek uykuya daldı. Rüyada büyük bir ağaç gördü. Dalında bir kuş vardı. Kuş, pervâsızca onun tarafına geldi. Ağzından Mecnûn'un başına inciler saçmaya başladı. Mecnûn, uyanınca artık sabah olmuştu. Bu taze ve neşeli sabah, onu çok sevindirdi. Rüya da pek güzeldi. Oradaki gibi kuş gibi neşesinden âdetâ uçuyordu. Aşıkın sevgilisine erişmesi, kolay ele geçer bir devlet değildi. Onun için seven, ya hayâl ya da rüyâ ile biraz sevinirse sevinir; işte o kadar!... [40]

<< Önceki Sayfa / Sonraki Sayfa >>

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Cenâhü'l-Feres, bir yıldızdır.
[2] Ay, keteni çürüttüğü halde...
[3] Utarid-Tir.
[4] Sitâmü'n-Naka. Bir yıldızdır.
[5] Mirrih, İran'da Behram diye anılan hayır meleklerindendi. Kaldanîler tarafından bir Tanrı olarak kabul edilirdi. Mares adıyla anılırdı. Sonradan Yunanlılar, Ares; Romalılar, Mars adını verdiler. İran'da yolcuları koruyan bu yıldız, Yunanlılarda fırtına tanrısı, sonra da savaş tanrısı oldu. Yıldız bilgisine göre rengi ateş kırmızısı olan bu yıldız, küçük kutsuz yıldızdır. Yıldızı Mirrih yani Merih olanlar, tahammülsüz, şehvete düşkün, vurucu, kırıcı olurlar.
[6] Bercis, Müşteri gezegeni, diğer adıyla da Jüpiter gezegenidir. (Akhenaton notu)
[7] Arab, Avva silâhsız Simak tarafından köpeklerini aslan üzerine sürmüş der.
[8] Menazil-i Kamer'den (Ay'ın menzillerinden) iki menzildir.
[9] Menazil-i Kamer'den (Ay'ın menzillerinden).
[10] Vahşi hayvanlar, seb', suver-i felekiyedendir.
[11] Kalbü'l-Esed, Esed (Aslan) burcundan bir yıldızdır.
[12] Bâkir. Sümbüle (Başak) burcunun adı.
[13] Sarfe, menzili Kamer'den (Ay'dan).
[14] Üç yıldızı vardır ve Azra'nın eteğindedir.
[15] Menazil-i Kamer'den (Ay'ın menzillerinden)dir. Terazi'nin iki kefesinde iki yıldızı vardır.
[16] Zebana, Menazil-i Kamer'den (Ay'ın menzillerinden) on üçüncüsü.
[17] Simak-i Azel, Menazil-i Kamer'den (Ay'ın menzillerinden) on dördüncüsü.
[18] Ay'ın 21. menzili.
[19] Neayim, Ay'ın 21. menzilidir ve sekiz yıldızı vardır.
[20] Araplar, Mecerre'yi nehre benzetir ve bu sekiz yıldıza sekiz kuş adı verir. Bu sekiz yıldızın Mecerre'ye dahil olan dördüne Varid ve hariç olan dördüne Sâdır derler.
[21] Şat-ül-mezbuhtur ki iki yıldız arasında boğazlayıcı, zabih şeklindedir.
[22] Maymuna dokumacılık öğrettikleri zaman, eğer iyi yapmazsa korkutmak için önünde bir keçi başı keserlermiş. Bunu gören maymun, korkusundan iyi ve dikkatli çalışmaya başlarmış.
[23] Bel'am inbi Ba'ur, Hz. Musa'ya beddua eden ve bu yüzden dinsiz olan bir zâhittir.
[24] Feres-i Azâm'ın dört yıldızı.
[25] Menkibü'l-Feres'in adı ve Kamer'in (Ay'ın) 25. menzilidir.
[26] Cenahü'l-Feres'in adı ve Kamer'in (Ay'ın) 27. menzili.
[27] Ay'ın 28. menzili.
[28] Mir'et-üs-silsile sureti.
[29] Müselles, felekî sûretlerden biridir. Hamel (Koç), onun yanındadır.
[30] Süreyya'nın rakibidir. Geri bırakıcı manasındadır.
[31] Nesr-i Ta'ir ve Nesr-i Vâki, iki yıldızdır.
[32] Mepsuta ve Makbuze, Şa'ray-ı Yemânî'nin iki yıldızıdır. Bunlara Şa'ray-i Yemânî ve Şa'ray-i Şâmî derler. Birincisi parlak, ikincisi ise değildir. Arap hurafelerine göre Süheyl ile Cevzâ arasında savaş olmuş. Süheyl, Cevzâ (İkizler)'yı mağlup ederek cenup tarafına kaçmış. Şa'ray-i Yemânî, onu takip ederek Mecerre'den geçmiş. Bu sebepten dolayı geçici manasına gelen "abur" ismi verilmiştir. Şa'ray-i Şâmî, onun ayrılığından çok ağlamış ve kör olmuş. Şa'ray-i Yemânî'ye gözü açık ve görür olduğu için Mepsuta ve diğerine güya gözü kargalar tarafından oyulmuş da kör olmuş olduğu için Mabuza adını verdiler.
[33] Esed sûretinin hâricindeki yıldızlardan Mecerre şeklinde toplanmış bir yıldız kümesi vardır ve aslanın boynuna asılmış kılıç şeklindedir.
[34] Felekî sûretlerden Şücâ'nın boynunda kırmızı bir yıldızdır.
[35] Simak-i Ramih, Avva sûretinin hâricindeki yıldızlardan biridir. Simak-ı A'zel ise, Azara-yı Sünbüle'nin dolunda bir yıldızdır.
[36] Benatü'n-naş, sûreti kutba yakın olduğu için yıldızların etrafında pergel gibi döner.
[37] Na'ş sûretinin yanında bir yıldızdır.
[38] Zira Zühre, padişah nedimlerinin ve süs, zevk ve sefâ erbâbının yıldızıdır.
[39] Müşteri, âdil umerâ (devlet büyükleri) ve kadıların yıldızıdır.
[40] Nizâmî, "Leylâ ile Mecnûn", Milli Eğitim Bakanlığı, İslâm Klasikleri Serisi, Ankara 2001, s.175-183.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: abdullah, 30.08.2010, 01:17 (UTC):
buyuk hazine bo site gercekten



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36725052 ziyaretçi (102794863 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.