Leylâ ile Mecnûn (28. Bölüm)
 

Leyla ile mecnun

Leylâ ile Mecnûn (28. Bölüm)

Leylâ, Mecnûn'u Dâvet Ediyor

Leylâ, o bir hisâra hapsedilmiş güzel, o Hevdeç Kalesi'nin melîkesi; Mecnûn'un sözlerinden (dem) yılan kuyruğu (düm-i mâr) gibi baştan başa acı bir hâle geldi. (Yani, çok kederlendi.) Sevgilisinin hayatı gibi sıkıntı içinde, onun işleri gibi içinden çıkılmaz bir haldeydi. Adeta bir zindan içinde mahpustu. Kocası, hergün onun muhafazası için bekçilerine ne servetler döküyordu.[1] Belki birgün sarhoşlar gibi çıkıp gider, putperestlerin (âşıkların) mâbedine bir put olur diye dâimâ Leylâ'ya karşı iyi muamele eder, ona canını verirdi. Leylâ da bilâkis onun bu şefkatini çok soğuk karşılardı.

Birgün kocası evde yoktu. Her şey müsaitti. Leylâ, Mecnûn'u düşünerek dışarı çıktı. Meyus (ümitsizce) yol üstüne oturdu. Düşmanlarının yolundan fersahlarca uzaktı. Belki Mecnûn'dan haber getiren bir yolcuya rastlardı. Ansızın evvelce kendi mektubunu Mecnûn'a götüren ihtiyâr zuhûr etti. Hızır gibi uçarak derdine dermân getiriyordu. Leylâ, sordu:

«Bir haberin var mı? O herkesten kaçan, vahşi hayvanlarla ömür geçiren Mecnûn, acaba kimleri anarak şiirler okuyor?»

dedi. İhtiyar, sevgi ve şefkatle şu cevabı verdi:

«Ey ay kadar güzel kadın. O senden uzak âşığın, Yûsuf gibi bir kuyuda mahpus yaşıyor. O, dalgaları sükûn bulmamış bir deniz gibidir. O, en yüksek noktasından (evc) ayrı dolaşıyor. Daima seni arıyor, her yerde seni arıyor. Kendini zerre kadar düşünmüyor. Ancak seni düşünüyor...»

Leylâ, onun bu halinden ne kadar üzüldü. Feryattan bir tüy haline geldi. Bir çift nergisi andıran gözlerinden gül gibi yanaklarına akik gibi kanlı gözyaşları döktü ve;

«Onun bu felâketine sebep benim. Benim de ciğerim yanıyor. Ben de daima kederdeyim. Fakat aramızda bir fark var. O, isterse dağlarda, kırlarda gezer. Ben ise mahbesin içinde âh ve feryâd ediyorum.»

dedi ve kulağından çıkardı. Küpelerini öptükten sonra onları ihtiyara verdi;

«Bunu al, geri dön; onu bul ve bana getir.Biraz o nûr ile gözlerim aydınlansın. Getirdiğin zaman onu filân yerde beklet ve gel bana haber ver. Ben, uzaktan gizlice onu göreyim. Bakayım ne hallere girmiş; sevgisinde sâdık mıdır? Benim yanımda kendi yeni eserlerinden birkaç beyit okur da ben de biraz neşe duyarım.»

dedi. İhtiyar, o delinmiş incileri koynuna koyup Leylâ'dan ayrıldı. Güzel bir kat elbise alıp Mecnûn'u bulmaya gitti. Rüzgâr gibi dağ dağ, harâbe harâbe, mâmûre mâmûre dolaşarak birkaç gün aradı. Nihayet onu bir dağ eteğinde bitkin bir halde buldu. Etrafında yine birkaç yırtıcı hayvan vardı. Onu bir hazine gibi muhafaza ediyorlardı. Mecnûn, uzaktan ihtiyarı gördü. Bir bebek memeye nasıl atılırsa, aynı istek ve sevinçle ihtiyarı karşıladı. Vahşi hayvanlara yüksek sesle bağırdı ve hayvanlar, bir kenara çekildiler. İhtiyar, yaklaştı. Mecnûn'u, o aşk diyârının pâdişâhını yerlere kadar eğilerek hürmet ve takdirle selamladı ve şöyle dedi:

«Aşk diyarı, seninle kâimdir. Dünyada aşk mevcut oldukça sen de sağ ve var ol. Dünya güzeli Leylâ, uğrunda canını fedâ edecek derecede seni seviyor. Hayli zamandır seni görmemiş, bir tatlı sözünü işitmemiştir. Biraz seninle konuşmak, baş başa kalmak istiyor. Sen de onu görmekle elbette bahtiyar olur ve bu ayrılık derdinden biraz kurtulursun. Onu neşelendirmek için bir-iki gazel terennüm edersin ve eski hâtırâlar uyanır. Sık ağaçları gökyüzüne doğru yükselmiş, altlarına çimenler döşenmiş. Senin baharın, orada açacak ve orada saadete ereceksin.»

Yanında getirdiği elbiseyi yeminler vererek zorla Mecnûn'a giydirdi ve onu iknâ ederek aldı götürdü. Mecnûn, susuzluktan yanarken âb-ı hayâta kavuşmuştu. Susamış bir insan, fıtrattan kaçar mı? Rüzgâr, güzel kokuya düşman olur mu?

Yırtıcı hayvanlar da bir pâdişâhın sâdık mahiyet alayı gibi onu takip ediyordu. Talihi yene yene yürüdüler ve nihayet o buluşmak üzere kararlaştırılan yere vardılar. Mecnûn, bir ağacın altına oturdu. İhtiyar, kararlaştırıldığı üzere Leylâ'ya haber saldı. Peri gibi güzel Leylâ, periler gibi uçarak geldi. Mecnûn'un bulunduğu yerden on-on beş adım geride durdu. Çok heyecanlıydı. İhtiyara dedi ki:

«Bundan ileriye gidemem. Onun nûru, buradan beni aydınlatıyor. Daha ileri gidersem yanarım. Bundan ileri gitmek, aşk yolunda ayıptır. Ayıp olan bir şey yapmayalım. Madem ki şimdi benim bir sahibim vardır, yaptığım işlerden vicdânen muazzep olmamalıyım (ızdırap çekmemeliyim). Eğer o da bana hakîkî âşık ise, bundan daha fazlasını istememelidir. Ona söyle lütfen, birkaç tatlı beyit okusun; ben de dinleyeyim...»

İhtiyar, o taze çiçeğin yanından ayrılıp öteki çiçeğe (Mecnûn'a) geldi. Bir de ne görsün! Mecnûn, kendinden geçmiş bir halde yerde yatıyor... Yeis ve merhametle derin bir âh çekti (yüzüne üfledi). Yüzüne gözyaşı serpti ve Mecnûn'u ayılttı. Mecnûn, Leylâ'nın arzusu üzerine şu birkaç beyiti okudu:

Mecnûn, Leylâ'nın Yanında Gazel Okuyor

...Sen nerdesin, biz nerdeyiz? Biz, seniniz; fakat sen, kimlerinsin? Biz, hiçbir nasip ve rızkı olmayanlarız. Bize arkadaşlık edebilirsen, buyur... Can atarız, iflas satın alırız... Üzerimizdeki ipekli kumaşları parçalar, paçavra ile örtünürüz.

Zamâneye köle değiliz. Gâm, bizimle sevinir; biz de gâmla mesrûr oluruz. Ciğerimiz susuzluktan yanarken, gözyaşları içinde boğuluruz. Geceleri körüz. Güneşin arkadaşıyız. Yolumuzu kaybetmişiz; ama kılavuzluktan dem vururuz.

Köyde değiliz; ama köy kahyâlığı taslarız. Köyden kovulmuşuz; ama adımız kahyâdır. Ay gibi yarıda bedir hâline geliriz. Hokkabazız, fakat borumuz ve seyircimiz yok... At oynatırız; fakat ne ayağımız ne de atımız var.

Ancak senin aşkın derdi içinde yaşayabiliyoruz. Senin derdini çektiğimiz için hiç derdimiz yoktur. Dünyada biraz tembeliz. Fakat bu dünyadan göçmek meselesinde bizim kadar gayretli ve çevik kimse olamaz.

Benim aşkımla inleyerek öl diyorsun... Ben de onu yapıyorum... Nihâyet birgün, kendi göç davuluma kendim tokmağı vuracağım. Kurt, tipiden korktuğu için kürkler giymiştir. Bizimse hiçbir şeyden pervâmız olmadığı için hiçbir şeyimiz yoktur.

Allah'a ısmarladık deyip gitme! Zira sensiz geceler, pek elîmdir... Daha gelmeden ayrılıp gitmek, ekmeden biçmeye benzer. Bu nasıl iştir!

Sen, benim canımsın... İki can, bir arada olmaz diye yanıma gelmiyorsun. Bu can, evinden çıkmayınca; sen de bunu bahane edip yanıma gelmeyeceksin. O halde bu canı (bendekini) vazifesinden azledelim. Sen bana bundan daha iyi bir can ver. Senin dudağından gelmeyen bir can, benim dudağıma geliyor (dudağımdan artık çıkıp gitmek üzere). Zira bana yakışmıyor... Hazinesi senin dudağın olan can ise, ebedî bir ömür hazînesidir.

Çok insanlar, sana kul olmuşlardır. Fakat hiçbirisi, benim kadar itaatli değildir. Seni yâd ettiğim (andığım) müddetçe  sıhhatli ve sevinçliyim. Seni yâd etmediğim zamanki hâlim,  düşmanlarının başına olsun!

Bundan sonra ben ve sen varız. Fakat ben, sen olacağım... İki ten için bir gönül kâfidir. O gönül de senin gönlün olacaktır. Zira benim gönlüm haraptır.

Sen, bir sabaha benzersin. Sabah ile ancak bir gönül ve iki yüz ve bir cân ile yaşanabilir.[2]

Senin incini kendi varlığımın tek ipine dizeceğim. Bu sûretle ikilik ortadan kalkacak. Bizim sikkemiz (mührümüz, gümüş paramız) birleşince ikilik ortadan kalkacak. Tatlı badem de öyledir; bir ten için de iki cân vardır.

Ben, seninleyim. Benden kalan şey, ayaktan düşmüş bir pabuç teki gibidir. Varlığımda varlık denen ne varsa, seninle aydınlanan ve senin nûrunla vâr olandır. Senden ayrı olandan ben de ayrıyım. Bu makâmda tenin ne kıymeti var ki senin sikken (mührün, gümüş paran) üzerine adını yazsınlar!

Bu baş, aşkın uğrunda kurban edilmeye ve senin bayrağın altında bulunmaya değmez. Arada yalnız bir cân vardır ki, o, biraz iyidir ve yaraşır. O da benimle değil seninledir.

Sen, incitisin (seğdîl); bekçin, yabancıları dalar (seğrev). Ben ise köpeklerinin yolunda bir toprağım. Senin köpeklerine hizmet edeyim, onların yanında bulunayım. Benimle gezen bu yırtıcı hayvanlar, keskin pençeli köpeklerdir.

Sen, gümüş paraya benzeyen benin ve altın halhalın[3]la altın ve gümüş içinde bütün bir sene ömür sürüyorsun. Gümüş paraya benzeyen benini görür görmez altın halhalının (direm haride) gümüşle satın alınmış kölesi oldum.

Bulut, ilkbahar için; Mecnûn da senin için ağlıyor. Dünya, ayın nûruyla güzelleşir; bense senin yüzüne bakarak saadet bulurum. Mecnûn, senin siyah, Hintli bir bekçindir.

Bülbül, gülün aşkı ile âvâredir. Mecnûn, senin ayrılığından dertlidir. Herkes, lâl bulabilmek için mâden kaza. Mecnûn'sa, senin için canını mahveder (hazar).

Yârabbi! Ne güzel olurdu sen de biraz beni isteseydin! Gündüz gibi aydınlık gülistanda ikimiz baş başa kalsaydık... Seninle yanak yanağa otursak, tatlı bir zevk içinde şarap içsek...

Seni Rud sazı gibi sineme çeksem, taşın içinde lâl nasıl gizlenirse, seni öyle göğsümde gizlesem, mahmur gözlerinle sarhoş olsam, sarhoş sarhoş saçlarının kıvrımlarını dağıtıp kaşlarını okşasam, elma gibi çeneni elime alsam... Kâh zülfünü omzuma döksem, kulağından zülfünü çıkarsam... Kah gözyaşlarımla ipekli eteklerini ıslatsam... Kah sana irticâlen şiirler okusam... Gül gibi yanağının etrafında bûselerimle menekşe yetiştirsem; kah tıpkı menekşeler gibi zülfünü dağıtsam ve altından da gül gibi yanağın çıksa...

Yanıbaşına oturup çektiklerimi sana anlatsam... Şimdi bana yâr olmalısın ki daha bir parçacık ömrüm vardır. Bu, vaktinde yapılmış bir iş olur ve şimdi vaktidir. Bana güneş gibi uzaktan çeşme gibi görünme. Beni serâbınla (hayâlinle) aldatma! Senin güzelliğine öyle susadım ki, yüzündeki simsiyah benler gibi vücudum da simsiyah kesildi. Sen ise hiç gönlümü almıyorsun. Fakat alabildiğine ciğerimi kan ediyorsun.

Senden ayrı ıstırap çekebildiğim için seninle şarap içmesini de bilirim. Senin bezminde (meclisinde) şarap, mübârektir. Zira cennette şarap, helâldir.

Bu gazeli okudu ve kalkıp sahranın (çölün) yolunu tuttu. O servi boylu Leylâ da ağlaya ağlaya gülistânı terk ederek evine döndü.[4]

<< Önceki Sayfa / Sonraki Sayfa >>

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] O inci uğrunda elmas kırıyordu (saçıyordu). Eskilerin inançlarına göre elmas, inci için tehlikeli imiş, onu kırarmış.
[2] Gönül, güneştir ve tektir. Fakat herkese can verir.
[3] Ayak bileklerine takılan bilezik.
[4] Nizâmî, "Leylâ ile Mecnûn", Milli Eğitim Bakanlığı, İslâm Klasikleri Serisi, Ankara 2001, s.208-216.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: mahir, 17.11.2010, 17:05 (UTC):
Yol geçen hanına döndü kalbim.Tahtın sahibi ben seni bulamadım bari sen bul beni.

Yorumu gönderen: ayşegül, 17.11.2010, 09:17 (UTC):
hımm..demek oluyor ki denizcim:);yorum yazdın-yazmadın tartışmasından sonra yorumların kesilmesi"sıkıcı"oldu..

Yorumu gönderen: Akhenaton, 17.11.2010, 09:07 (UTC):
Sorunun cevabı, yine sorunun içinde gizli...

Yorumu gönderen: ayşegül, 17.11.2010, 08:43 (UTC):
ikiside:)bence..

Yorumu gönderen: Deniz, 17.11.2010, 08:29 (UTC):
yine anlamadim..sıkıcı olan ne yorum yapmamizmi mhakan kalbimizi kirdigi için yapmamamizmi..

Yorumu gönderen: ayşegül, 17.11.2010, 07:38 (UTC):
biraz çekimserlik oluştu sanırım:)hani ya ellerim kaç kere selma ablnın yazıya yorum içn gitti ama...neyse kısa süre içerisinde normale döneceğini düşünüyorum.biraz da kendimizi,kendi kendine yazı yazıp-yorum yapan işsizler durumuna düşmüş gibi hissettiğimizi de itiraf etmeliyim..:)ama geçici bir durum bayramdan sonra eskisi gibi olur diye umut ediyorum...eh, sessizlik her zaman güzel olmuyor demekki bir yerde:)

Yorumu gönderen: Akhenaton, 16.11.2010, 22:35 (UTC):
Birbirinizin yazılarına artık yorum yapmamanızın nedeni, acaba şu son "yorum yazdın / yazmadın" tartışması olabilir mi? Gerçekten çok "sıkıcı" oluyor da...

Yorumu gönderen: ayşegül, 15.11.2010, 16:13 (UTC):
:)şimdi okurken aklıma geldi,son zamanlarda en az yüz kere dinlediğim şarkıyı çağrıştırdı bana:)tarkan'dan"işim olmaz"..tarkan der ki;"olsun be,güzelim olsun,aşkın sağı solu belli olmaz,ben aklımı senle bozdum hiçkimseyle işim olmaz..:)aşk?=benim inanmadığım ve bu kadarına akıl erdiremediğim bir vakadır..aşk;insanoğlunun tedavisi olmayan en büyük hastalığıdır ve ne gariptir ki kurtulmak isteyende yoktur.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36655915 ziyaretçi (102672693 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.