Leylâ ile Mecnûn (31. Bölüm)
 

sonbahar, hüzün

Leylâ ile Mecnûn (31. Bölüm)

Bir Sonbaharda Leylâ'nın Ölümü

Yapraklar döküldüğü zaman, yapraktan kanlar akar. Her dalın içindeki kan, deliklerden dışarı damlar. Su şişesi soğur, bağın benzi sararır. Dallar üstünde ölüm kabarcıkları belirir.[1] Yaprak, sararır ve altın aramaya giderken, toprağa düşer. Nergis, eşyasını deveye yükletir. Şimşad [2], tahtından aşağı düşer. Beyaz gülün rengi uçar. Gül, eline gâm kitâbını alır. Çimenin üzerindeki toprağın kıvrım kıvrım saçı, girdibâd (dahhakin) yılanı gibi gibi kıvrılıp bükülür. Uzaktan ters rüzgâr esmeye başlayınca elbette yapraklar dökülür. Zîrâ böyle aksi rüzgâr esmeye başlarken gemi içindekiler, batmamak için gemideki eşyâyı denize dökerler.

Bağın nazlı dilberleri, hastalandı. Asmanın çeşnili güzelleri, mahmûrlaştı. Bahçıvân, asmanın zenci çocuklarının [3] başlarını kesip bu kesilmiş başları evinin tavanına asmaya götürdü. Elma, tepe aşağı duran çehresiyle nara "Nasılsın?" diye bakıyordu. Narın yarılmış ciğerinden gönlünden kan akıyordu. Ağzı yarılmış olan fıstığa hünnap [4], uzaktan parmak ısırıyordu.

İşte böyle bir sonbahar savaşında bir gülistan yaralandı. Leylâ, güzelliğinin gurur tahtından hastalık zindanına düştü. Bağının çiçeği, nazara uğradı. Rüzgâr, mumu üfledi. Sırmalı örtülerle örtülen başına, şimdi çatkılar bağlanmıştı. İpeklere bürünen o nâzik vücûdu, şimdi bir tel ipek gibi zayıf ve dermansızdı.

Ayın on dördüne benzeyen yüzü, hilâle döndü. Servi boylu bir hayâle benzedi. Gönlünün sevdâsı (bir hastalık), başına çıktı. Başındaki hastalık, gönlüne indi. Temmuz sıcağı, çiğ tânesini aldı götürdü. Rüzgâr, gelincik yaprağını uçurdu. Sıtma, vücûdunu kırdı geçirdi. Şeker gibi dudakları uçukladı.

O servi boylu Leylâ, yataklara düştü. Sülünü, seviden düştü. Başaktan tâne düşermiş gibi düştü. İpekli başörtüsünü yüzüne örttü. Annesine sırrını açtı ve yalvararak vasiyete başladı:

«Şefkâtli anneciğim,  ne yapılır; ahu yavrusunun sütüne şir (zehir) karışmış. Ben, artık göçüyorum. Dermânım kalmadı. Beni azarlama. Bu nasıl sevgi ki, uğrunda her an kan yutuyorum. Bu, nasıl yaşayış ki, her an canım eriyor.  O kadar gizli ıstırap çektim (gâm yedim) ki, gönlümün derdi, artık boğazıma dayandı. Canım, artık ağzıma geldi. Sırrımı söylemem lâzımdır. Onu söyledikten sonra da artık yaşayacak değilim.

Anneciğim, kollarını boynuma dola... Eğer vasiyetimi yerine getirmezsen, yarın ahrette on parmağım, yakandadır.

Ben, sevgilime hasret gittiğim zaman, gözlerime sevgilimin yolunun tozundan sürme çek. Sevgilimin hediye edeceği üzerlik tohumundan (nazar değmesin diye) yanağıma çizgi çek. Başımı gözyaşı ile ıslat; ciğer(inin) kokusundan ıtırlar sür. Üzerime koku yerine sarı güller serp. Ciğerden gelen âh, benim cesedime kâfur olsun. Kefenimi kana batır. Zîrâ ben, şehidim. Bu, benim bayram günümün rengi olsun.[5] Beni böyle bir gelin gibi süsleyip toprak perdedârına [6] teslim et.

Benim için yerinden, yurdundan avâre olan sevgilim, benim böyle yerden-yurttan avâre olduğumu duyarsa, muhakkak mezarıma gelir ve mâtem tutar. Mezarımın üzerine gelip oturduğu zaman, ayı (beni) arayacak; fakat (benden sadece bir) toprak bulacaktır. Toprağın üzerinde ağlayacaktır. O, çok sevgili bir yârdır...

Anneciğim, o, benim sana yâdigârımdır. Allah aşkına onu hoş tut... Her ne kadar onda gönül kalmamışsa da (gönlü, benim ölümümle parça parça olmuşsa da) yine de gönlünü al.[7] Benim mâcerâmı (ona olan aşkımı, kendisine hiç ihânet etmediğimi) ona anlat. O, benim için çok kıymetlidir. İsterim ki benim gibi senin de kıymetlin olsun. Ona de ki:

"Leylâ, gözlerini hayata kapadığı zaman, senin sevginle vücûdunu toprağa verdi. Temiz canını seni anarak teslim etti. Senin sevgine sâdık kaldı ve bu uğurda can verdi. Yaşadığı müddetçe yalnız senin sevginle, yalnız senin derdinle yaşadı ve o ıstırap içinde de öldü.

Bugün, mezarda bile senin hasretini çekmektedir. Orada bile gözlerini senin yoluna dikmiştir. Gözü arkada seni bekliyor. Onu bu intizârdan bir yol kurtar. Mezarını bir ziyaret et."....»

Leylâ, vasiyetini bitirdi ve yaşlı gözlerini yumdu. Öteki âleme göçüp gitti. Sırrını söyledikten sonra artık yaşayamazdı. Canânını isteyerek canını verdi.

Kızını bu hâlde gören ananınsa, başına kıyâmet kopmaz da ne olur? Ak saçlarının üzerinden başörtüsünü çekti. Saçlarını yâseminler gibi perişân etti. Evlâdının yüzüne, saçlarına baka baka o hasretle dövündü, yüzünü-gözünü yırttı, saçlarını yoldu. Ne mersiyeler okudu.... O ihtiyar hâliyle bu genç cenâzenin üzerine kapandı. Ab-ı Hayat gibi ömürler artıran kızının üzerine kanlı gözyaşları döktü. Yüzünü-gözünü öptü, ağladı. Gözyaşlarıyla o cenâzeyi gasletti (yıkadı).

Anne, öyle bir feryâd etti ki, o feryâda yer-gök ağladı.O gül renkli akik için öyle ağladı ki, taşların bağrı hûn oldu. O ay gibi Leylâ'sını gözyaşı yıldızlarıyla süsledi. Ciğerinin köşesi kızına yüreğinden tabut hazırladı. Onu vasiyeti gibi süsledi. Üzerine gül suları, amberler döktü ve toprağa verdi. Korkmadı; zîrâ toprak, ancak toprakta rahat ve huzura kavuşur. Bu kale melikesi, kaleye hapsedildi. Gâm da ona bekçilik yapmaktan kurtuldu.[8]

<< Önceki Sayfa / Sonraki Sayfa >>

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Yapraklar dökülüp çıplak gövde meydâna çıkınca.
[2] Şimşad (Farsça): Şimşir ağacı.
[3] Asmanın zenci çocukları: Siyah üzüm salkımları.
[4] Hünnap, cehrigiller familyasından bahar aylarında hoş kokulu sarı renkli çiçekler açan dikenli bir ağaç. "Çigde" ya da "Ünnap" da denmektedir.
[5] Bayramda kırmızı elbise giyilir.
[6] Perdedâr (Farsça): Perdeci, kapıcı, odacı. Bir şeyin görünmesine ve bilinmesine mâni ve perde olan.
[7] Bî-dil: Gönülsüz (kalan) âşık.
[8] Nizâmî, "Leylâ ile Mecnûn", Milli Eğitim Bakanlığı, İslâm Klasikleri Serisi, Ankara 2001, s.226-230.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Deniz, 05.12.2010, 13:18 (UTC):
kavussalardı masal olmazlardiki..

Yorumu gönderen: Meryem, 05.12.2010, 11:50 (UTC):
Evet leyla o gün ölmüştü ama ölmedi aslında o bugün bile ölümsüz. kelke sevdiğine kavuşupta ölümsüzleşseydi.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36944744 ziyaretçi (103184136 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.