Leylâ ile Mecnûn (32. Bölüm)
 

Leyla ile mecnun, mezar, mezarı, kabir, kabri, grave, Laila, Layla, Majnu, Majnun, love, aşk

Leylâ ile Mecnûn (32. Bölüm)

Mecnûn, Leylâ'nın Ölümünü Duyuyor

Bu meşhur fermâna tuğra çeken, kâğıda şöyle yazdı: Bîçâre Mecnûn, Leylâ'nın ölümünü duyunca acı acı ağladı. Bu dünyâda kim vardı ki acı acı ağlamamış olsun. Hemen sevgilisinin mezarına koştu. Bulutlar gibi için için gürledi. O kan dalgasına benzeyen meşhet üzerinde bağrı yanık Mecnûn'un hâli nasıl târif edilir? Öyle kanlı yaşlar döktü ki, öyle feryâd etti ki, herkesin yüreği parça parça oldu. Halk, dayanamadı, kaçtı. Mezarın üzerinde bir hazinenin üstündeki yılan gibi halka halka oldu. Gözyaşlarından mezar üzerinde lâleler açtı. Mezarın üzerine eğilmiş, mum gibi yüreğinin yağı erirken, ateş gibi can yakan şiirler okuyordu:

«Ey sonbahar pençesine düşen tâze gül... Dünyâyı görmeden, ona doymadan ölen sevgilim... Nasılsın? Toprak, seni rahatsız ediyor mu? O karanlık mağara içinde ne yapıyorsun? Misk tânesine benzeyen benin, o âhû gözlerin ne oldu? Parlak akike benzeyen saçların ne oldu? Sen ne oldun? Nerelerdesin?

Seni şimdi kimler görüyor? Kimler seni kokluyor? Selvi boyun, hangi ırmak kenarında salınıyor? Hangi lâlezârda (lâle bahçesinde) eğleniyorsun? Bu diken, seni incitmiyor mu? Mağarada yılanlar olur. Ay gibi sen, mağaraya hiç yakışıyor musun? Mağara ve sen... Buna tahammül edemiyorum... Nasıl tahammül edeyim ki... Sen, benim en şefkâtli sevgilimsin (yâr-ı gârımsın). Muhakkak sen, bir hazine oldun ki böyle toprağa çekildin. Hazine değilsen, niçin toprağa düştün? Niçin???

Harâbelere gizlenen her hazine kenarında bir yılan vardır. Yuvasına küsmüş bir yılana benzeyen ben, senin toprağın üzerinde bir hazine bekçisiyim. Yol üzerindeki kum gibi perişân ve kararsız idin. Şimdi kuyudaki su gibi rahatsın. Ay gibi gariplik, kimsesizlik, senin nasîbindir. Ayın garip olması, hiç garip değildir. Zâhiren sen, gözümden kayboldun; hakikatte ise canımın içindesin. Bu hasta gözümden uzak oldunsa da, bir lahzâ gönlümden uzak değilsin...

Şeklin, gözlerimde kayboldu. Fakat gönüllerde ıstırâbın ebedîdir...»

Bir müddet yerlerde yuvarlandı, dövündü ve ağladı. Sonra yine yırtıcı hayvanların beraberinde yurda yollandı. Hicrân üstüne beyitler okuyarak ölüm raksı içinde deve sürüyordu. Bu ayrılık ıstırâbını öyle tasvîr ediyordu ki, bu ıstırâbın tasvîr edilmedik bir tarafı kalmıyordu. Gözyaşları ile kumları kırmızıya boyuyor, hasretle başını taştan taşa vuruyordu.

Yol üzerinde gönlünün ateşiyle tutuşturmadığı diken bırakmadı. Yolda kanıyla boyamadığı taş kalmadı. Böyle ağlarken, birgün yine sevgilisini istedi. Sel gibi dağdan inip Leylâ'nın mezarına gitti. Başını mezarın üzerine koydu. O toprağı öptü, öptü... Ağlaya ağlaya mezara derdini döktü. O, bunları yaparken; vahşi hayvanlar da etrafına dizilmişti. Sanki Mecnûn, gözyaşı ile bir zemzem kuyusuydu. O hayvanlar da etrafını bir kudsiyet halkası ile  çevirip onu Harem (Kâbe) hâline getirmişlerdi. Dört tarafı gözetleyip yanına kimseyi yaklaştırmıyorlardı. O hayvanların korkusundan kimse o tarafa yaklaşamıyordu. Mezarın etrafına Mecnûn'dan başka kuştan karıncaya kadar hiçbir canlı ayak basmıyordu.

Bu ıstırap içinde kendini mahvede ede birkaç gün köyün köpekleriyle yaşadı. Fakat ne yaşayış... Ölüm, o yaşayıştan bin kere daha hayırlıdır. Kâh sevgilisinin mezarını kıble yapıp ona ibâdet ediyor, kâh yaban eşeği (gûr) peşinde çöllerde dolaşıyor... Sanki karıncanın gözüne yerleşmişti. Onunla beraber mezar mezar dolaşıyordu. Nihayet dayanamadı, o da göçtü...

Leyla'nın Mezarı Üzeride Mecnûn'un Ölümü

Şâirlerin meşhûru, bu hikâyeyi şöyle bitiriyor: Zamanın o mahvolmuş (harmanı yanmış) âşığı, o kadar gözyaşları döktü ki, gözyaşı tâneleriyle bir harmana döndü. Felek değirmeni, bîçâreyi öyle döne döne öğüttü ki, gittikçe daha mustarip, gittikçe daha mecâlsiz, bîtâp kaldı.

Yine mihnet içinde geçen bir gün, canı dudağına gelmiş bir hâlde ağlayarak Leylâ'nın mezarına geldi. Mezarın halkası içine düştü ve artık gemisi, kara sular içinde battı. Hasta bir karınca gibi çırpındı. Yaralanmış bir yılan gibi kıvrandı. İnleyerek birkaç beyit okudu ve acı acı ağladı. Nihâyet ellerini gökyüzüne kaldırarak gözlerini kapadı ve duâya başladı:

«Ey her şeyi yaratan Rabbim, bütün sevdiklerinin başı için artık beni bu mihnetten kurtar! Beni sevgilimin yanına ulaştır! Artık canımı al ve beni bu ıstıraptan kurtar!»

Başını yere koyup mezarı kucakladı ve "Sevgilim..." diye inleyerek rûhunu teslim etti. O da bu geçitten geçti. Bu yoldan geçmeyen kim vardır? Yokluk, öyle bir yoldur ki, herkes o yolu kat edecektir. Bir yara yoktur ki içinde gâm bulunmasın ve zulüm tırnağı, onu deşmesin...

Ey topal değirmen eşeği [1], sarı yüzün, yaranın üzerine vurulmuş yakıdır. Mecâlsizsin... Bu kocaman değirmeni çeviremezsin... Buradan uzaklaş, kurtul... Sel uğrağında oturma. Sel geldi sel! Haydi kalk! Felek, seni hayat nimetinden mahrûm etmeden (üzerine köprüyü yıkmadan) sen, deveni bu köprüden sür git... (Ölmeden evvel, dünyâdan alâkalarını kes, yani ölmeden önce öl). Toprağa bağlanma. O, "bir avuç toz"dan başka bir şey değildir. "Tabayi-i Eşyâ"ya gönül verme; o, bir kıvılcımdır. Kadrin büyüktür. O dereceye yüksel ki, gökler, mekânın olsun. Bu cihân, sana yâr olmaz. Pâyidâr olmayan bir şeye tapınma!

Mecnûn'un Vefâtını Kabilesi Haber Alıyor

Mecnûn, öldü ve insanların serzenişlerinden kurtuldu. Leylâ'nın (ebedî) yatağı (mezarı) üzerinde uykuya daldı. Bu dünyâda bir an rahat yüzü görmemişti. Ölüm uykusu, onu rahata kavuşturdu. Dünyadaki rahatsızlıkların acısını da çıkardı. Bir ay veya işittiğime nazaran bir sene, orada kaldı. O vahşi hayvanlar, etrafına halkalanmıştı. Gûyâ o, mahfesinde uyuyan bir şâh, yırtıcı hayvanlar da onun muhâfızlarıydı. İnlerini, yuvalarını o mezarın etrâfına yapmışlardı.

Halk, yırtıcı hayvanların korkusundan oralardan geçemiyordu. O vahşî hayvanların arılar gibi kaynaştığını uzaktan görenler, hâlâ Mecnûn'u eskisi gibi hayatta, o yırtıcı hayvanları da ona bekçilik ediyor zannediyorlardı. Bilmiyorlardı ki şâh, ölmüş, o kemer ve o taç, rüzgâr elinde savrulup gitmiştir. Bilmiyorlardı ki o, kan cifesini (vücûdunu) elden çıkarmış, bir inci gibi toprağa karışmıştır. Bilmiyorlardı ki feleklerin dönmesinden hâsıl olan sarsıntılar, onu toprağa vermiştir ve ondan toprak üzerinde bir parça kemikten başka bir eser kalmamıştı.

O hayvanlar orada oldukça, kimse oraya yanaşamadı. İnsanlarda vefâ demem şeyden eser yokken, hayvanlardaki bu insâniyet, pek gariptir. Bir sene sonra onlar da ister istemez oradan dağılıp gittiler.

Devrân, bu hazinenin tılsımını bozunca, onu bağlayan kilit yıpranınca (hayvanlar çekilince), oradan geçenler, mezara uğrayıp baktılar ki Mecnûn, orada düşüp ölmüş ve yeryüzünde bir kemiği kalmış. Onun Mecnûn olduğunu vefâsından tanıdılar. Artık hâdise, her tarafa yayıldı. Bütün Arap, bu efsâneyi duydu. Akrabalar, memleketin büyükleri ve dertliler toplanıp mezarı ziyâret ettiler. Onun için çok ağladılar. O, incisini (canını) kaybeden bir sedef gibi beyaz ve temiz kalmıştı. İnci cilâlar gibi onun sedefini toz ve topraktan temizlediler. Sedef gibi içinde misk ezdiler.[2]

Onun zaten toprağı miskler gibi aşk kokuyordu. Üzerine mâtem gözyaşları döktüler ve gözyaşlarıyla gasledip (yıkayıp) Leylâ'nın yanına gömdüler. Onlar, kıyâmete kadar naz ve naim içinde orada uyuyorlar. Artık kimse, onlar hakkında fenâ şeyler söylemiyor. Onlar, bu âlemde ahitlerine bağlı olarak yaşadıkları için öteki âlemde de bir yatakta uyuyorlar.

İkisinin kabri üzerine bir türbe yaptılar. O türbe, bir çiçek bahçesi gibi güzeldi. Aşıkların ziyaretgâhı olmuştu. Oraya hasta ve kederli gelen, sıhhat ve neşe içinde dönüyordu. Oraya her gidenin murâdı hâsıl oluyordu.[3]

SON

<< Önceki Sayfa

Kaynaklar ve Dipnotlar

[1] Başka işe yaramayan topal at, katır ve eşekleri eskiden değirmen hizmetinde kullanırlarmış.
[2] Cenâzeye koku serperler.
[3] Nizâmî, "Leylâ ile Mecnûn", Milli Eğitim Bakanlığı, İslâm Klasikleri Serisi, Ankara 2001, s.230-237.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: yahya, 26.03.2014, 18:19 (UTC):
bu hangi yazarın kibanından alıntıdır belirtirseniz sevinirim

Yorumu gönderen: Leyla, 17.12.2010, 13:43 (UTC):
Yüreğinize sağlık...Selam dua..



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36805577 ziyaretçi (102937002 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.