Mürselât Sûresi
 

Mürselat 1-19

Murselat 20-50

Mürselât Sûresi

Mürselât Sûresi Sûresi, Okunuşu ve Meali

Mürselât Sûresi, Mekke döneminde inmiştir. 50 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “el-Mürselât” kelimesinden almıştır. Mürselât, "gönderilenler" demektir. Sûrede başlıca, kıyametin, hesap ve azabın gerçekleşeceği, Allah’ın kudreti ve günahkârların akıbeti konu edilmektedir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Bismillēhirrahmēnirrahîm.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

1. وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفاً
1. Vel murselēti urfē;
1. Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun;

2. فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفاً
2. Fel âsıfēti asfē.
2. Derken kökünden koparıp savuranlara.

3. وَالنَّاشِرَاتِ نَشْراً
3. Vennēşirâti neşrâ.
3. Yaydıkça yayanlara.

4. فَالْفَارِقَاتِ فَرْقاً
4. Felfērigâti fergâ,
4. Böylece ayırdıkça ayıranlara,

5. فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْراً
5. Felmulgiyēti zikrâ;
5. Zikr (vahy, öğüt) bırakanlara;

6. عُذْراً أَوْ نُذْراً
6. Uzran ev nuzrâ.
6. Özür (suçu, eksikliği ortadan kaldırmak) veya uyarmak için.

7. إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
7. İnnemē tûadûne levēgiğ.
7. Şüphesiz, size vaat edilen gerçekleşecektir.

8. فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
8. Feizen-nucûmu tumiset,
8. Yıldızlar 'örtülüp (ışıkları) silindiği' zaman,

9. وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ
9. Veizes-semēu furicet,
9. Gök yarıldığı zaman,

10. وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
10. Veizel cibēlu nusifet,
10. Dağlar, kökünden sökülüp savrulduğu zaman,

11. وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
11. Veizer-rusulu uggitet,
11. Ve resuller de (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman,

12. لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
12. Lieyyi yevmin uccilet?
12. (Bu,) Hangi gün için ertelenmişti?

13. لِيَوْمِ الْفَصْلِ
13. Liyevmil fasl.
13. (Mü'mini müşrikten, haklıyı haksızdan) Ayırma günü için.

14. وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ
14. Vemē edrâke mē yevmul fasl.
14. Bu ayırma gününü sana ne bildirdi?

15. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
15. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
15. O gün, yalanlayanların vay haline.

16. أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ
16. Elem nuhlikil evvelîn?
16. Biz, öncekileri helak etmedik mi?

17. ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ
17. Summe nutbiuhumul ē[k]hirîn.
17. Sonra arkadan gelenleri onların izinde yürüteceğiz.

18. كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
18. Kezēlike nef'alu bil mucrimîn.
18. İşte Biz, suçlu-günahkarlara böyle yapıyoruz.

19. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
19. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
19. O gün, yalanlayanların vay haline.

20. أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ
20. Elem ne[k]hlugkum-mim-mēim-mehîn.
20. Sizi basbayağı bir sudan yaratmadık mı?

21. فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ
21. Fecealnēhu fî garârim-mekîn.
21. Sonra onu savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.

22. إِلَى قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
22. İlē gaderim-meğlûm;
22. Belli bir süreye kadar;

23. فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
23. Fegadernē feniğmel gâdirûn.
23. İşte (buna) güç yetirdik. Demek ki, Biz ne güzel güç yetirenleriz.

24. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
24. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
24. O gün, yalanlayanların vay haline.

25. أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتاً
25. Elem nec'alil erda kifētē?
25. Biz, yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı?

26. أَحْيَاء وَأَمْوَاتاً
26. Ehyēev-veemvētē.
26. Dirilere ve ölülere.

27. وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُم مَّاء فُرَاتاً
27. Vecealnē fîhē ravēsiye şēmi[k]hâtiv-veesgaynēkum mēen furâtē?
27. Ve onda sabit yüksek dağlar var etmedik mi? Size tatlı bir su içirmedik mi?

28. وَيْلٌ يوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
28. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
28. O gün, yalanlayanların vay haline.

29. انطَلِقُوا إِلَى مَا كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ
29. İntaligû ilē mē kuntum bihî tukezzibûn.
29. Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.

30. انطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ
30. İntaligû ilē zıllin zî selēsi şuab.
30. Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.

31. لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
31. Lē zalîliv-velē yuğnî minel-leheb.
31. Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.

32. إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ
32. İnnehē termî bişerarin kelgasr.
32. Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.

33. كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ
33. Keennehû cimēletun sufr.
33. Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.

34. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
34. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
34. O gün, yalanlayanların vay haline.

35. هَذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
35. Hēzē yevmu lē yentigûn.
35. Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

36. وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
36. Velē yu'zenu lehum feyağtezirûn.
36. Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.

37. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
37. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
37. O gün, yalanlayanların vay haline.

38. هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ
38. Hēzē yevmul fasli cemeğnēkum vel evvelîn.
38. Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık.'

39. فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
39. Fein kēne lekum keydun fekîdûn.
39. Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.

40. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
40. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
40. O gün, yalanlayanların vay haline.

41. إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ
41. İnnel muttēgîne fî zılēliv-veuyûn;
41. Şüphesiz muttaki olanlar, gölgeliklerde ve pınar-başlarındadır;

42. وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
42. Vefevēkihe mimmē yeştehûn.
42. Ve canlarının çekip-arzu ettiği meyveler (arasındadırlar).

43. كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئاً بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
43. Kulû vēşrabû henîem-bimē kuntum tağmelûn.
43. Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere, afiyetle yiyin ve için.

44. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنينَ
44. İnnē kezēlike neczil muhsinîn.
44. Elbette Biz, 'iyi ve güzel' davrananları işte böyle ödüllendiririz.

45. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
45. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
45. O gün, yalanlayanların vay haline.

46. كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلاً إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
46. Kulû vetemetteû galîlen innekum mucrimûn.
46. (Sizler de dünyada) Yiyin ve biraz yararlanın. Çünkü siz, suçlu-günahkar kimselersiniz.

47. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
47. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
47. O gün, yalanlayanların vay haline.

48. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
48. Veizē gîle lehumurkeû lē yerkeûn.
48. Onlara: "Rüku edin" denildiği zaman, rüku etmezler.

49. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
49. Veyluy-yevmeizil-lilmukezzibîn.
49. O gün, yalanlayanların vay haline.

50. فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
50. Febieyyi hadîsim-bağdehû yu'minûn?
50. Artık onlar, bundan sonra hangi söze inanacaklar?





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: İBRAHİM HALİL ATEŞ, 07.12.2010, 13:47 (UTC):
Yarabbi Huzuruna Hangi Yüzle Gelecegiz..!! Affet Bizi..!



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36696430 ziyaretçi (102743551 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.