Müslüm Gürses
 

Müslüm Gürses

Hazırlayan: Akhenaton

Müslüm Gürses, 7 Mayıs 1953 yılında Şanlıurfa'nın Halfeti ilçesi'nin Fıstıközü köyünde kerpiç bir evde tarım işçisi anne ve babanın ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. Gerçek adı, Müslüm Akbaştır. Annesinin adı Emine'dir. Babası Mehmet Akbaş, rençperlik yapar, türkü söylemeyi sever, bağlama çalardı.

"Babam köylü olsa da, duygu adamıydı. Türkü söylemeyi severdi... Bağlama da çalardı... Ama kazanç teknesi, ekmek kapımız topraktı... Köy içinden hatırladığım, toz toprak yollar, kavurucu sıcakların içindeki tarlalardır hep.. . Bir de ağustos böcekleri'nin seslerine karışan, toprakla haşır neşir çalışırken çardakta oturduğumda bana kadar gelen babamın yanık sesidir hatırladığım: 'Benim sadık yarim, kara topraktır!' Babamı tanıyanlar, benim sesimi ona benzetirler."

Akbaş çiftinin Müslüm'den sonra Ahmet ve Zeyno adında bir erkek, bir de kız çocukları oldu.

Müslüm Gürses'in çocukluğunun ilk yılları Şanlıurfa'da geçti. Aile, ekonomik nedenlerden dolayı Adana’ya göç etti.[1][2] Kızı Zeyno, küçük oğlu Ahmet ve büyük oğlu Müslüm'le karısı Emine'ye bakmak için ne iş olsa yapar Mehmet Akbaş. Hatta bazı düğünlere gizli gizli gidip bağlama çalıp türkü söylediği bile konuşulur. Mehmet Akbaş bunun duyulmasını, bilinmesini istemez. O yıllar, şarkıcılığın baş tacı edildiği yıllar değildir... Ancak, Mehmet Akbaş gizlese de, büyük oğlu Müslüm yüreğindeki müzik sevdasını gizlemez, gizleyemez.

"Adana sıcak olur... Ve sıcak yaz geceleri bunaltıcı olduğu için damda yatardık... Ben dama çıkıp sırtüstü uzanınca, yıldızların altında bir hoş olurdum... Ama babamın korkusuna içimden şarkı söylemek gelse de, sessiz kalır okuyamazdım." [3]

Müslüm Gürses, İlkokulu bitirince terzi ve kunduracı çıraklığı yaptı. Aynı zamanda bir çay bahçesinde şarkı söylemeye başladı ve Halkevine de gitti.[1][2] Terzi çıraklığı ve kunduracılık yaptı, o yıllarda bir gazinoda sahneye çıktı. Ayrıca ilkokuldan mezun olduktan sonra 14 yaşındayken, 1967 yılında Adana Aile Çay Bahçesi’nde düzenlenen yarışmaya katıldı ve birinci oldu. Soyadını da orada çalışırken "Gürses" olarak değiştirdiler.[2]



"İçimdeki gamı kederi hep şarkılarla dağıtmaya çalışırdım. Bu yüzden evde, sokakta, her yerde şarkılar mırıldanırdım. Sonra bir gün Adana Piknik Aile Çay Bahçesi'nde bir yarışma düzenlendi. Arkadaşlar bu yarışmaya katılmam için ısrar ettiler. Katılacaktım ama babam karşı çıktı. Hatta gece ben uyurken usulca gelip saçlarımı kesmiş makasla. Sabah baktım, saçlarım perişan. Gittim üç numaraya vurdurdum. Sonra Bit Pazarı'ndan da bir elbise aldım kendime. Sonra doğru yarışmanın yapılacağı çay bahçesinin yolunu tuttum. Neticede, beni birinci seçtiler. Sene 1968... Bir süre bu çay bahçesinde söyledim şarkılarımı. Soyadımı da orada çalışırken Gürses yaptılar. Sonra baktım işler iyi gitmiyor, kendim ayrıldım ve müziğe de küstüm... Ama bu küskünlüğüm uzun sürmedi. Mehmet Genç diye bir arkadaşım vardı, bağlama çalardı. Ben terziliğe başlayınca, arada bir yanıma gelir giderdi. Mehmet, o zamanlar İzzet Altınmeşe'nin kardeşi Sadık Altınmeşe'ye çalardı. Bir akşam Sadık hastalanmış, Mehmet beni arayıp 'Bu akşam gazinoya sen çıkacaksın' dedi. Çıktım... Gazino sahibi beni çok beğendi. 'Bundan sonra burada çalış' dedi. Böylece müziğe tekrar geri döndüm... Dönüş o dönüş..." [3]

Sesiyle küçük yaşlarda dikkat çeken Gürses kendisiyle yapılan bir röportajda o dönemle ilgili olarak şunları söylemiştir:

“İlkokulu bitirdim. Gerisi yok. Adana’da damda yatarken uzun hava okudum. Arkadaşım halk evine gidiyordu ben de gittim. Derken Çukurova Radyosu’nda sanatçı oldum.”

Fazla gülmenin günah olduğu öğretilen Müslüm'ün hayatı da, kaderi de pek güler yüzlü değildir zaten. Hele yaşadığı iki acı vardır ki, yüreği dağlanır, yıkılır kalır... 'Büyüyünce paşa olacak benim oğlum' diyen, oğlunu yerlere göklere koyamayan Emine Akbaş, [3] babası Mehmet Akbaş tarafından öldürüldü.[1][4] Müslüm Gürses, cezaevine giren babasıyla bir daha görüşmedi. Sanatçı, hayatının bu noktasıyla ilgili hiçbir zaman konuşmak istemedi. Müslüm Gürses’in cezaevinden çıkan babası Şanlıurfa'da kendisine yeni bir hayat kurdu.[4]

Müslüm Gürses, babasıyla bir daha görüşmedi. Ta ki babası 2010 yılında 75 yaşında vefat edene kadar. Gürses, aradan yıllar geçtikten sonra babasının cansız bedeniyle buluştu, tabutunun başında taziyeleri kabul etti.[5]

Annesinin acıyla sarsılan Müslüm, daha sonra bir de Ahmet'ini yitirerek, kardeş acısını yaşadı ve artık iyiden iyiye içe dönük bir genç oldu... Anasının babasının bir altın bileziği olması için terzi çıraklığından yetişmesini sağladığı Müslüm, artık pek konuşmaz, hiç gülmez, kimseyle ilgilenmez... İlgilendiği tek konu müziktir:

"Eskiden dedeler varmış, önce çilehaneye girer çile çeker, unvanlarını sonra alırlarmış. Biz de bu hayatın acısını çekmek için geldik, çekeceğiz" [3]

1967 yılından itibaren TRT-Adana-Çukurova Radyosunda da her hafta Cumartesi günü canlı olarak türküler söyledi. 1968 yılından itibaren piyasaya ilk 45'likleri çıkarmaya başladı. İlk plağı 1968 tarihli "Emmioğlu/Ovada Taşa Basma" plağıdır ve Ömür Plak, Adana basımıdır. Ömür Plak ile toplam 4 adet 45'lik yaptı.

İstanbul'a gelen Gürses, Selahattin Sarıkaya'nın sahibi olduğu Sarıkaya Plak ile 2 adet 45'lik Plak yaptı: "Giyin Kusan Selvi Boylum/Hayatımı Sen Mahvettin" ile "Gitme Gel Gel/Haram Aşk". Daha sonra 1969 yılında yine İstanbul'da Palandöken firması ile çıkış parçası olan "Sevda Yüklü Kervanlar"ı içeren"Sevda Yüklü Kervanlar/Vurma Güzel Vurma" isimli 45'lik Plağı çıktı. Bu plak tam 300.000 adet satarak rekor kırmıştır.

Gürses, bu plaktan sonra askerliğini yaptı, tekrar İstanbul'a gelerek aynı firmada plaklarını çıkarmaya devam etti. Palandöken firması ile tam 13, sonra Bestefon firmasi ile tam 4, daha sonra Hülya Plak ile tam 15 ve nihayet Çın Çın Plak ile tam 2 adet 45'lik plak yaptı.[2]

1978 yılında trafik kazası geçirdi, öldü sanılıp morga kaldırıldı. Yaşadığı anlaşılınca ameliyata alındı.Parçalanan alın kemiği yerine plaka konuldu.[1] Bu kazadan dolayı koku alma duyusunu neredeyse tamamıyla yitirdi. İşitme duyusu da ciddi biçimde zarar gördü.[5]

“Bir gece konser sonrası Tarsus'tan Adana'ya dönüyorduk. Ben uyumuşum. Şoför de uyuklamaya başlayınca bir kamyonla çarpışmışız. Ben o uykudan öbür uykuya geçtim aniden... O kazada şoför öldü. Beni de öldü sanmışlar zaten. Ben ölümü yaşadım aslında. Bana göre yeniden hayata dönmüş olmam Allah’ın bir lûtfudur. Alın kemiğim unufak olduğu için en ufak bir darbede kör kalabilirim, ölebilirim. Alnıma plaka taktılar. O korkunç kazadan sonra koku alma duyumu yitirdim. İşitme duyumu da yüzde elli yitirdim. Çok ağır işitirim. Neyse, buna da şükür, yaşıyoruz işte.”

Kazadan sonra "Ben İnsan Değil miyim" albümünü yaptı.[1] Bir anlamda ölümün soğukluğunu hissedip yeniden yaşama dönen bu genç adam için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı artık. Kulağı az işitecek, yavaş konuşacak, koku alamayacak hatta en güzel kokuyu bile ispirtodan ayırt edemeyecekti. bu arada günlük yaşamında çok dikkatli hareket etmek zorunda kalacaktı. Yani, kafasına alacağı en ufak darbede kör kalma hatta ölüm korkusuyla yaşayacak; Üstüne üstlük, hiç dinmeyen baş ağrıları hayatı boyunca onu terk etmeyecekti... İşte belki de o kaza günlerinden kalmadır ki hep kader diyecek, hep keder diyecek, hep ölüm diyecek, hep acılardan bahsedecek, sahnede de hep ağır takılacaktı!...

Ve belki de tüm bu "kederli ve kaderli" şarkılar sonucunda varoşlardaki kaybedenlerin sesi olacaktı. "Hasta Düştüm Allah'ım", "Ulu Tanrım Bu Ne Çile" diyecek, "Bu Kadar İşkence Günah" diye haykıracak "Yeter Tanrım Yeter" diye yakaracaktı. Tüm bu şarkılar, ağır hasarlı bir trafik kazası kurbanının ifade biçimiydi aslında. Hep damardan dile getirdiği ifade biçimi...Öyle ya yıllar sonra

"Aklımdan çıkmıyor veda edişin,
Bütün duygularım ağır yaralı,
Beni kalbimden vurdu veda edişin,
Bütün duygularım sğır yaralı"


diye yorumladığı bir şarkıda acıları kayda geçirecekti zaten.[6]



1979 yılında ilk defa İsyankar filmiyle kamera karşısına geçen Müslüm Gürses, toplam 38 sinema filminde rol aldı.[2] Malatya’da aynı sahneyi paylaştığı, çocukluğunda hiçbir filmini kaçırmadığı, hayranı olduğu Muhterem Nur’la evlendi. Birbirlerine tutkuyla, sevgiyle bağlandılar ve hiç ayrılmadılar. Her şeye karşın, hayatın getirdiği bütün zorluklara karşın, bütün kirlenmelere karşın sevgiyi birbirlerinde buldular. Müslüm Baba, "Üç Arkadaş" filminin kör kızına “Sahneyi bırak, benim haracımı ye bundan böyle” dedi o da bıraktı. Muhterem Nur “Müslüm’le doğdum” dedi, “ruhumuz aynı” dedi, “O, benden önce ölürse aynı tabutta gidelim” dedi… Müslüm Gürses de ona "Esrarlı Gözler" şarkısını yazdı.[1]

"Adana'da Muhterem Nur'un filmlerini hiç kaçırmazdım. Koyu bir hayranıydım onun. 1982'de Naci Uyanık diye bir menajer arkadaş vardı, 'Müslüm, Malatya'ya konsere götürmek istiyorum seni' dedi. Hayır dedim ama baktım kadroda Muhterem Nur da varmış... Muhterem Hanım'ın olduğunu öğrenince, ben de geleceğim dedim... Ve Malatya'da tanıştık Muhterem Hanım'la... Kısa süre içinde de kaynaştık... Ben her insana bel bağlamam ama Muhterem Hanım, bu dünyanın insanı değil...

Bana şu anda hayranlarım BABA lakabını uygun görüyorlarsa bilinsin ki bu Muhterem hanımın sayesindedir. 1983'ten beri mutlu bir evlilik sürdürüyorum. Muhterem hanım Benim canımdan çok sevdiğim değerli bir insan. Onunla beraberliğim ömrüm boyunca devam edecek. Müzik çalışmalarımın yanı sıra bana her konuda destek olan vefakar insan için yaşıyorum. Onunla birlikte müzikte kalite ve sevgi kazanıyorum. Benim giyim ve kuşamımla ilgilenmenin yanı sıra menajerim, halka ilişkiler, danışmanım, sekreterim kısaca her şeyim. Ona çok şey borçluyum. Kendisine olan sevgim ve saygım sonsuz bir aşktır. Benim defterimde hiçbir zaman kıskançlık yoktur; güven vardır." [3][6]



1982 yılında Adana turnesinde ilk tanışmalarında, "Sahneye ilk kim çıkacak" kavgası eden çiftin yolları, bir daha ayrılmadı.[5] Muhterem Nur, eşinin isteğiyle sanat yaşamını sonlandırdı. Müslüm Gürses'in en büyük destekçisi oldu.[4] Muhterem Nur, o yılları şöyle anlatıyordu:

"Onu tanımıyordum. ancak radyolarda dinler "Ben Senin Kulun muyum" Şarkısını Bilirdim. Turnede benden sonra sahne almasına bozuluyordum. Hatta kızdırmak için halkın arasından kırıta kırıta yürüyordum dikkati kendime çekeyim ona bakmasınlar diye. Ama pek öyle olmuyordu. Müslüm Gürses Sahneye çıkınca herkes kendini yere atıyordu. Ve bir şeyler yapmak zorundaydım bizi birbirimize bağlayacağını bilmediğim o olayı yaptım. Müslüm Gürses'in Repertuarından bir şarkı okudum. Ve Sahneden indiğimde bir tartışma bir kavga içinde buldum kendimi ve sonunda yüzüme yediğim bir tokat. ve şimdi buradayız.

Bana hayatım boyunca hep ver dediler. etrafımda hep menfaatçi insanlar oldu. Hiç bir zaman almadan vermesini bilen insan görmedim. Karşıma çıkmadı. Ancak Müslüm Gürses Farklıydı. Bana "Bundan sonra çalışmayacaksın evinin kadını olacaksın. Ben getireceğim beraber yiyeceğiz" Diyen Tek İnsandır." [6]



O yıllarda ülkemizde arabesk müzik çığ gibi yayılmıştı. Arabesk dünyası, kendi arasında “Orhancılar”, “Ferdiciler” ve “Müslümcüler” olarak ayrılmıştı. Müslümcüler, konserlerde kendilerini jiletliyordu, kanlarını akıtmadan duramıyorlardı. Bursa’da bir konserde hayranı Müslüm Gürses’i karnından bıçakladı. Oysa o, şöyle diyordu:

“Konserlerimde fikren mağlup birileri çıkıp kendini parçalıyor, kesiyor, çiziyor… Oysa müzik gökten inen bir melektir. Neden yapıyorlar anlamıyorum. Beni buna neden alet ettiklerini hiç anlamıyorum.” [1]

Müslüm Gürses, şarkılarında, kendisini umutsuz, çaresiz hissedenlerin hislerine tercüman oldu. Bir röportajında Orhan Gencebay ile arasındaki farkı,"Orhan Abi, bizim pirimizdir. Orhan Gencebay, 'Böyle gelmiş böyle gitmez' diyor bizse 'Böyle gelmiş böyle gider' diyoruz." diyerek ifade etmişti. Kendisine yönelik ''Şarkıları insanları umutsuzluğa sevk ediyor'' eleştirilerine, "Ne demişiz biz, bugün batarsa güneş yarın yeniden doğar","İnsanın hayatında neşenin yeri olduğu kadar hüznünde yeri olacaktır." diyerek bu görüşe karşı çıktı.[4]



Hem nasihatleriyle hem de sanki onlardan biri olma haliyle. Evet nasihat eder; Mesela, "Aldanma Çocuksu Mahzun Yüzüne, Mutlaka Terk edip Gidecek Birgün" diye. Müslüm Gürses şarkıları artık bütün Anadolu'yu sarmıştır... Yalnızlar, kayıplar, kasabalılar, karşılıksız kenar mahalle sevdalıları, dertliler, kederliler, Müslüm'ün sesi ve sözleriyle kendilerinden geçer. Peki Gürses mi dinleyiciyi yaratmıştır, dinleyicimi Gürses'i? Bu sorunun yanıtı şarkı sözlerinde gizlidir.

Kentin içinde yolunu bulamayanların kederini, öfkesini taşır bu sözler. ama şarkılarda ve sahnedeki duruşunda kabullenme ve boyun eğme de vardır. Çatışmalar, çelişkiler, aşk üzerinden dillendirilir... Kız zengindir oğlan fakir, bu yüzden kavuşamamıştır. Ya da tam tersidir. Kırık, dökük bir sevdadır anlatılan, ama ihanet hep öteki taraftan gelir, yani zenginden, yani kentin anahtarını elinde tutandan. Müslüm Gürses Repertuarı, isyanı, kahrı, acıyı, aşkla tamamlamaya çalışan ama bunu yaparken biraz daha acı çoğaltan şarkılardır.[6]



Müslüm Gürses, öfkesini, nefretini, acısını, isyanını şarkılarına yansıtmıştı, var oluşunu böyle gerçekleştirmişti. Bu nedenle de şarkılarındaki yalnızlık, öfke, acı, isyankârlık gibi duyguların hayran kitlesini böyle bir fanatikliğe sürüklemesini değişim rüzgârları yine esiyordu. Sınırlar kalkıyor, her şey birbirinin içine geçiyordu. Müslüm Baba, pop ve rock parçalarını seslendirmeye başladı, bu duruma paralel olarak hayran kitlesi değişmeye başladı. Müslümcüler gitmiş, bakımlı bay ve bayanlar hayranları olmuştu. Müslüm Gürses, artık reklam filmlerinin yıldızıydı. Yıllarca müziğini eleştirenler ona kucak açmıştı. O, merkeze gelmişti. Kanımca, değişen hayran kitlesini, nedenlerini, niçinlerini, nasıllarını açıklayan araştırmalar Türkiye’nin ruhunu anlamamıza, müzik kalitesini anlamamıza yardımcı olacaktır. Müslümcülere şarkı söylediği yıllarda küçümseyenler ne oldu da Müslüm Gürses hayranı oldu. ‘Sessiz Gemi’ yi Hümeyrâ’dan dinlemiş kulaklar niye Müslüm Gürses’in ‘Sessiz Gemi’sine kulaklarını açtılar? Neden Bijörk’ün şarkısını seslendirme ihtiyacı duydu? Arabesk sadece müzik değil yaşam tarzıydı ve sadece Müslümcülere ait değildi.

Müslüm Gürses, Nilüfer’in ‘Olmadı Yar’ isimli şarkısını yorumlayarak değişimini kanıtlıyordu, hayran kitlesiyse onun sınıf atladığını düşünerek Müslüm Baba’ya sırtını dönüyordu. O, Teoman’ın ‘Paramparça’, Tarkan’ın ‘İkimizin Yerine’, Kenan Doğulu’nun ‘Tutamadım Zamanı’, Sezen Aksu’nun ‘Vazgeçtim’ ve ‘Belalım’, Fikret Kızılok’un ‘Gönül’, Hümeyrâ’nın ‘Sessiz Gemi’, Şebnem Ferah’ın ‘Sigara’, Bülent Ortaçgil’in ‘Sensiz Olmaz’ isimli şarkılarını yorumladı. “Rock İstanbul 2004 Festivali”nde sahneye çıktı. Murathan Mungan’ın Türkçe sözler yazdığı David Bowie’den, Bijörk’ten, Leonard Cohen’den, Garbage grubundan şarkılar seslendirdi. Değişti iddialarına ise şöyle yanıt verdi:

“Son günlerde bir de arabesk mevzularında ‘değişime uğradı’ gibi görüşler türedi! Biz değişmedik… Özümüzde aynıyız. Ufak tefek alt yapı hadisesinde farklılık göründüyse de biz özümüzü muhafaza ediyoruz. Müsterih olsunlar, bir yere kaybolmadık. Tarzımızdan uzaklaşmak gibi bir gayretimiz, çabamız olmadı, olmaz da. Biz o pop şarkıları kendimize has bir şekilde okuyoruz. Herkes müsterih olsun.”

Müslüm Gürses, 15 Kasım 2012 Perşembe günü Memorial Hastanesi'nde geçirdiği by-pass ameliyatından sonra akciğer ve kalp yetmezliği nedeniyle yoğun bakıma kaldırıldı. Kendisine iki solunum cihazı bağlandı. Gürses, 3 Mart 2013'te, yaklaşık dört aydır tedavi görmekte olduğu İstanbul Memorial Hastanesinde hayatını kaybetti...4 Mart 2013 günü Teşvikiye Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.[2] Ameliyata girmeden önce söylediği son sözleri şöyleydi:

“Hayat bana zordu ama güzeldi… Herkesten tek isteğim var, haklarını helâl etmeleri” [1]

Kaynaklar

[1] Nilgün Onancı (Dişhekimi), "Müslüm Gürses ve Hayranları", dergi, Mart - Nisan 2013, s.66-67.
[2] tr.wikipedia.org/wiki/Müslüm_Gürses
[3] turkcebilgi.com/ansiklopedi/müslüm_gürses
[4] ntvmsnbc.com/id/25426385/
[5] samanyoluhaber.com/gundem/Muslum-Gurses-kimdir-Hayati-hakkinda-butun-bilgiler/960078/
[6] gulum.net/biyografi/bolumler.php?op=goster&id=4508






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36651175 ziyaretçi (102664223 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.