Müslüman Tanıma Gözlüğü
 

Müslüman Tanıma Gözlüğü

Akhenaton

Bir Müslüman, bir diğer Müslüman’ı nasıl tanır ya da kalabalık bir toplumda hiç görmediği, tanımadığı yüzlerin içinde Mümin’i nasıl tanır? Ben tanıdım yıllar önce. Bir dost sohbetinde, azamet dolu o simsiyah gözlerine bakmaya cesaret edemediğim nurlu bir yüzün içinde. Hayatımda ilk kez bir Müslüman görüşümdü ya da bana göre öyleydi. Kalabalıklardan çok çok öte, TV’lerde boy gösteren, kendini İslam âlimi diye etiketlemeyi seven cüppeli-cüppesiz, ama hepsi de mezarlık soyguncusu tipli insanların çok çok ilerisinde.

Birgün kitaplarımı karıştırırken karşıma bir Müslüman’ın bir diğer Müslüman’ı nasıl tanıyacağı ile ilgili bir hadis çıktı. Ya da bir Mümin’i diyelim. Çünkü bu devirde Müslüman olmak için Müslüman bir ülkede doğmak ya da “Atalar Dini” üzerinde bulunmak yetiyor. Tevhid istidadıyla doğmakla Müslüman doğmak birbirine karıştırılıyor. Çünkü seçimlerimizde değil yaşadığımız toplumun bize doğuştan verdiği sıfatlarla etiketleniyoruz hepimiz.

Bu yüzden de çoğu zaman dinin, bize bir aidiyet duygusu vermekten öte bir işlevi olmuyor hayatımızda. Çevremizi ve “kalabalıklar dini”ni İslam zannediyoruz. Sadece dua edilmekten başka hiçbir işlevi olmayan, tanımadığımız bir Allah’a tapıyoruz ya da taptığımızı düşünüyoruz. Oysa onun gönderdiği mektubu açınca, afallayıp kalıyoruz bir anda. “Yaratan Rabb’inin adıyla oku!” diyen, “İnsan, nankördür, kendisine zulmeder.” diyen, bize “Hiç düşünmez misiniz!” diyen bir mektubu. Çünkü bize düşünmemiz, Allah’ı tanımamız değil, sadece Müslüman olarak doğduğumuz, Allah’ı değil evliyaları, şeyhleri tanımamız, onlar sayesinde Cennet’e gireceğimiz, Allah’la bizim aramıza girmesi gereken uzaklıklar, sevmemiz gereken şeyhler, hocaefendiler, eskilerin, din bilginlerin yanılmazlığı ve sorgulanamazlığı ve bizim kim olup da, kendimizi ne zannedip de onları eleştirebileceğimiz öğretiliyor.

Peki o zaman neden Kurân’ın o sesi hala yankılanıyor kulaklarımızda? Neden “Hiç düşünmez misiniz!” diyor? “Hiç akletmez misiniz?”… Bu mesaj bize değil de bizim yerimize her şeyi düşünmüş ve akletmiş olan eskilere mi? “Kuran”ı okursak küfre düşeceğimizi söyleyen talk-showcu din alimleri, ilk emri “Oku!” olan bir kitabın yerine bize hangi kitaptan okuyor? Ramazanda astronomik paralarla TV’lere çıkan o ulu din bilginleri bize bu “oku”yu ve ne anlama geldiğini anlatmak yerine bizi hangi masallarla ve rivayetlerle avutuyor?

Bütün sorularımız, ruj orucu bozar mı, şunlar kurban olur mu, eşek derisinden yapılmış çarıkla ezan okumak kabul olur mu, bilmem ne ne abdesti namazı bozar mı? 14 asır olmuş ama din bilginleri için Kurân’ı anlatmaya ve “İkrâ”yı açıklamaya sıra gelmemiş. Kurân nâmına bize aşılanan öğütlenen tek şey, güzel sesle okunan Kurân’ın bize kaç mega kupon değerinde sevap kazandıracağı, ama ya Kurân’ı anlamak, mesajı anlamak?

Bir Mümin’in aklına şüphe ya da vesvese düştüğünde biz o şüpheyi Furkan’la zâil ederiz sözü bize ne anlatıyor? Furkân da neyin nesi demiyor muyuz? Pat diye önümüze uzak bir Allah yerine bizimle kanlı-canlı konuşan, kalplerimize hediye edeceği o Furkân ile gerçekle yalanı, hak ile bâtılı ayırt edebileceğini söyleyen, bilgeliğin ve gerçeğin sadece ona katıksız iman ve Allah korkusu ile olduğunu söyleyen bir Allah, din bilginlerinin bize anlattıkları “Dua Kabul Merkezi”nden farklı bir Allah mı? Eğer o Furkân’a sahip olursak talkshowcu din bilginlerine, cüppeli cüppesiz cahil ve cühelânın çok kitap sattırma ve köşeyi dönme hırslarına, kim daha bilgili, kim Arapça’yı daha iyi biliyor yarışlarından başka bir işe yaramayan Ebû Cehîl karpuzlarından yemek zorunda kalmaya fırsat kalır mı? Atalar Dini yerine şahitlik edilmiş bir Kurân dinini öğrenmeye en başta karşı çıkacak olanlar, şeyhlerine, hacılarına, hocalarına, hocaefendilerine, paralellerine, akbabalarına daha fazla taraftar ve mürit toplamak için onları uçuran, paganlaştıran ve ilahlaştıran, onların Cennet’in anahtarını ellerinde tuttuğunu söyleyen, onların şefaati olmazsa Cennet’e gidilmez diyen Kurân’ın hiç düşünmez misiniz diye sorguladığı insanlar olmayacak mı?

Sakal bırakmayı, başına sarık ya da bilmem diğer elbiseler geçirmeyi, kahverengi ya da siyah giyinmeyi, asalarla bastonla gezmeyi Müminliğin şartı zannedenlere karşılık, bir Müslüman gözlüğü olsa, bize kimin Allah’a yakın kimin nefsine ve hırslarına yakın olduğunu, kimin salih ameller içinde ve kimin nankörlük, öz-zulüm ve ziyan içinde olduğunu gösterse şaşkınlıktan küçük dilimizi yutmaz mıydık? Allah’a en yakın olanın o sakal bırakıp cüppe ya da sarık takıp hırslarına tapanların mı yoksa ahlakça en güzel olanların mı olduğunu ayırt edebilsek. (Hucurat 13)

İşte Kurân, o gözlüğün ve Müslüman’ı kalabalıklar içinde tanıyacak olan ferasetin, bizi Allah ile aldatanlara gözlerimizi açık tutmamızı sağlayan, bize her şeyi apaçık ve sağlam gösteren Furkân’ın yani “Doğru Tanıma Gözlüğü”nün ta kendisi. Kurân, kendimizi ve hangi safta olduğumuzu ve gerçekte kime ve neye hizmet ettiğimizi gösteren bir “boy aynası”. Çünkü Kurân’da hep sözü geçen insan kelimesi, biz’iz, bizler, tek tek ya da hepsi birden. İnsan ziyandadır, acelecidir, nankördür, nefsine zulmeder, amellerini süslü görür vs. Bunların hepsi, ama hepsi biziz…

Salih ameller işleyen ve birbirine Hakk’ı tavsiye edenler dışında, Müslüman bir ülkede doğmuş olmamız, Müslüman olarak doğuştan etiketlenmemiz, kendilerine “din alimleri” diyen insanların söylediklerini Kurân’ın söylediklerine tercih etmemiz, cumaya gitmemiz, ramazanda oruç tutmamız, Hacc’a gitmemiz, kurban kesmemiz, bizim ziyânda oluşumuz gerçeğini değiştirmiyor.

Çünkü düşünmüyoruz, akletmiyoruz, “İkra” yapmıyoruz, düşene yardım etmiyoruz, sâlih ameller işlemiyoruz, birbirimize Hakk’ı tavsiye etmiyoruz, yetimin başını okşamıyoruz, elimizden ya da dilimizden başkalarının emin olduğu kimseler olmuyoruz, dedikodudan gıybetten vazgeçmiyoruz, nimetlere şükrü “Elhamdülillah” demekten ibaret görüyoruz, bedeninin şükrünü yerine getirmiyoruz, kolayca yalan söyleyebiliyor, kul hakkına kolayca girebiliyor, karnımızı faizle ve haramla dolduruyor, başımıza gelen olayların içyüzünü akletmiyor, her sünneti yerine getirip her şeyimize biçim verip de namazda arı vızıltısı gibi seslerle ağlamıyor, secdeden başımızı kaldırırken utanmıyor, o secdede ölü gibi saatlerce kalmıyor, seccadelerimizi zalimliğimizden dolayı ıslatmıyor, benlik ve nefislerimizle cihat etmiyor, başkalarını yargılarken kendimize toz kondurmuyor, muhasebe yapmıyor, düşeni yerden kaldırmıyor, mazlumun gözyaşlarını silmiyor, kendimizden ya da ailelerimizden başkasını düşünmüyor, namazın bizi değiştirmesine ve onun da bizi “kılma”sına izin vermiyor, akrabayı ziyaret etmiyor, anne-babalarımıza merhametli davranmıyor, sonra da çıkıp başkalarını değiştirmeye çalışmaktan, şeriat devleti istemekten, başkalarının inancına müdahale edip İslam’dan soğutmak ve nefret ettirmekten, bizi Cennet’e götürecek şeyin başkalarını değiştirmek sanmaktan, sakal bırakmaktan, robotlar gibi eğilip kalkmaktan, içi boş namazlar kılmaktan başka şey yapmıyoruz.

O zaman “Müslüman Tanıma Gözlüğü”nü başkalarını değil, kendimizi Müslüman ya da Mümin olup olmadığımızı öğrenmek için takmalıyız. Bunun içinde “boy aynamız” olan Kitap’a daha yakından bakmalı, kılık-kıyafetimizden önce düzeltmeye kendimizden ve rûhumuzda oluşan hastalıklardan ve kalp katılığımızdan başlamalıyız. Gerçeği başkalarının gösterdiklerini doğru kabul etmek ya da kendimize mürşitler, şeyler aramak yerine Kurân’ın tabiriyle kendimiz akletmeli, düşünmeli ve sorgulamadan kabul edip eski rivayetleri kutsallaştırmak yerine Kurân’ın filtresinden geçiren, karşılaştıran, muhakeme eden, kıyaslayan, cüppeli ve cüppesiz câhillerin değil Kurân’ın bilgeliğine ve öğretilerine başvuran, “ikra” eden yani okuyan, başkalarını kafir ya da cehennemlik etmeden önce kendi gözlerimizdeki merteği çıkaran, dün Kureyş’lilerin söyledikleri gibi Atalar Dini’ne değil Allah’ın dinine inanan, Buhâri’nin Müslüm’ün değil Allah’ın indirdiklerine iman eden, Yahudilerin ya da Hıristiyanların ya da diğerlerinin değil kendi kendimizin inançlarının durumuna bakan, zorla inançlarımızı başkalarına tebliğ etmeye çalışan değil, yürüyüşüyle, suskunluğuyla, edebiyle kendimizi Kurân’ın yaşayan diri bir örneğine dönüştüren ve ancak böyle tebliğimizi yapan bir insan olmalıyız. Yani o gözlüğü en başta kendimiz için kullanmalı ve başkaları içinse sadece doğru ve sâlih dostlar seçerken kullanmalıyız. Müslüman Tanıma Gözlüğü’nü kendimiz için, kendimiz için kullanmalıyız.

Akhenaton,
1 Kasım 2014.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: seydos, 05.12.2014, 10:22 (UTC):
Tebrik ederim cok guzel bir yazi....

Yorumu gönderen: elbette, 27.11.2014, 21:59 (UTC):
öncelikle mümin yada müslümanlık neyle ölcülüyor onu anlamak lazım namaz kılmak hacca gitmek zekat vermek oruç tutmak bunları yapınca cennete gideceklerini bu ibadetleri yapmayanın cehennemlik olduğunu düşünenlerin cenneti yanlız müslümanların kuranı kerimi de sadece müslümanlara indirilindiğini söyleyenlere en güzel cevap yine kuranı kerimde kuranı okumayı bilen fatiha süerinin anlamını bilen
2. Elhamdü lillâhi rabbil’âlemîn
HAMD ALEMLERİN RABBİ diye yazdığını bilir canlı cansız bütün varlıkların rabbi olan yoktan var eden yüce ALLAH yalnız biz müslümanların rabbi mi eğer ki öyle olsaydı RABBİL MÜSLİMİN yazardı bizler okumayı yani OKU emrini yeterince idrak ede bilsek herşey çok daha güzel olur Yaratan Rabbinin adıyla oku! Ikra’ bismi rabbikelleziy halak

Yorumu gönderen: önemiyok, 06.11.2014, 08:20 (UTC):
Akhenaton,tebrik ederim seni müslüman olarak kal inşallah

Yorumu gönderen: meraklı68, 03.11.2014, 08:18 (UTC):
Çok güzel ve değerlendirmişsiniz durumu. Yazılarınızı sürekli takip ediyorum bu çalışmalarınızla bir kişinin bile hayata bakışını değiştirebilmek asıl ödül olsa gerek. Çalışmalarınızda başarılar dilerim Sayın Akhenaton

Yorumu gönderen: Kendini Arayan Adam, 02.11.2014, 10:40 (UTC):
Bu güzel ve aydınlatıcı yazınız için canı gönülden teşekkür ederim.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36725106 ziyaretçi (102794951 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.