MU
 

MU

Hazırlayan: Akhenaton

Mu, James Churchward tarafından Büyük Okyanus’ta yer aldığı ve 12.000-14.000 yıl önce batarak yok olduğu ileri sürülen, hakkında birçok kişinin araştırma yaptığı efsanevi kıtaya verilen addır.[1]

Mu adı ve içeriği, tarihte ilk kez 19. yüzyıl gezgini ve yazar Augustus Le Plongeon tarafından ortaya atılmıştır. Le Plongeon, Mısır ve Orta Amerika’daki gibi bir çok antik medeniyetin, vaktiyle Atlantik Okyanusu’nun ortasında yer alan Mu Medeniyeti kaynaklı göçmenler tarafından kurulduğunu iddia etmiştir. Bu iddia, daha sonra James Churchward tarafından Mu Medeniyetinin bir zamanlar Pasifik’te yer alan kayıp bir kıtadaki uygarlık olduğu iddiasıyla geliştiriliyor ve popüler hale gelmiştir.[2]

1883 yılında Hindistan’a giden Churchward oradaki bir tapınak arşivinde çeşitli şekil ve sembollerden oluşan eski ve ölü bir dilde yazılmış bazı tabletleri inceleme imkanına sahip olmuştu. Bu tabletlerde Mu kıtası ile ilgili bilgiler vardı. Ne var ki bu dil Mu’dan gelen ve Kutsal Kardeşler olarak bilinen rahipler, bir başka deyişle Naakaller için özel tasarlandığı için gizli anlamlar içeriyordu. Bu yüzden de anlaşılması neredeyse imkansızdı. Tapınağın başrahibi bu dilin insanlık tarihinin ilk dili olduğuna inanıyordu. Churchward bu dili çözmeye karar verdi ve iki yıllık zorlu bir eğitimin sonunda bu dili okumayı başardı. Tabletler 15.000 yıl önce yazılmış olduklarına işaret ediyordu. Hindistan’a ise Naakaller tarafından getirilmişlerdi.

Churchward okudukları karşısında hayrete kapılıyor ve tabletlerde anlatılanlara göre dünya tarihinin yeniden yazılması gerektiğini düşünüyordu. Bunun üzerine Mu’nun varlığını kanıtlayan başka deliller toplamaya karar verdi ve Güney Pasifik adalarına, Orta Asya’ya, Mısır’a, Sibirya’ya, Birmanya’ya, Avustralya’ya, Orta Amerika’ya ve daha birçok yere giderek araştırmalarda bıılundu. Tibet, Burma ve Hindistan’daki neredeyse tüm tapınakları geziyor, Mu’da yaşayan insanların izlerini sürüyordu. Bu araştırmalar sonunda Churchward Eski Yunan Yunan, Kaide, Babil, Sümer, Pers, Mısır ve Hindu medeniyetlerinin kesinlikle Mu uygarlığının uzantıları olduğu fikrine vardı. Şöyle diyordu:

“Kayıp Mu kıtasının Hawaii’nin kuzey kesimlerinden Fiji Adaları ve Paskalya Adası’na kadar uzanan bir alanda var olduğunu keşfettim. Ayrıca bir zamanlar yüzlerin güldüğü bu toprakların bundan 12 bin yıl önce korkunç büyük depremlerle sallandığını ve ateş ve su girdabı içinde yok olup gittiğini öğrendim.”

Churchward içlerinde Cortesianus Kodeksi’nin, Troano El Yazmaları’nın, Lhasa kayıtlarının, Orta Amerika, Pasifik, Yunanistan, Hindistan, Mısır ve Kuzey Amerika’da bulunan belgelerin de yer aldığı 170’e yakın kaynak elde etmişti. İskoç mineralog ve arkeolog William Niven de Mexico City’nin 45 kilometre kuzeyindeki bir bölgede 1921 - 1923 yılları arasında yaptığı kazı çalışmalarında deniz seviyesinden 2000 metre yükseklikte batık şehir kalıntılarına ulaşmıştı. Niven bu kalıntılar içinde kayıp kıta Mu’nun varlığına işaret eden 2500’ün üzerinde tablet bulmuş, ama bunları okumayı başaramamıştı. Yeni buluntuların haberini alan Churchward derhal Meksika’ya gitti ve Naakal dilindeki bu tabletleri okudu ve bunların da açık bir şekilde Mu’nun varlığını gösterdiğini açıkladı.[3]

Churchward, emekli olduktan sonra, Mu kıtası hakkında kitaplar yayınladı. Churchward, kitaplarında, Mu kıtasının bir zamanlar Pasifik okyanusunda bulunduğunu ve birtakım doğal afetler sonucunda batmış olduğunu ileri sürdü. Onun iddiasına göre, Mu kıtasının batacağını öngörenler, dünyanın çesitli bölgelerine yayılmışlar ve Asya kıtasında kadim Uygur medeniyeti ile Amerika kıtasında kadim Maya medeniyetinin kurucuları olmuşlardır.[4]

Mu uygarlığının kolonileri arasında Hindistan, Bâbil, Pers, Mısır, Uygur ve Maya uygarlıklarının olduğunu araştırmaları ile tespit ettiğini iddia eden Churchward, Pasifik Okyanusunda, Amerika’nın batısı ile, Asya’nın doğusu arasında yer alan Mu’nun insanoğlunun dünya üzerinde ilk ortaya çıkış yeri olduğuna inanıyor.

Churchward, insanoğlunun ilk dininin de Mu kaynaklı olduğunu, diğer bütün dinlerin Mu kökenli olduğunu ispatlamaya çalışmıştır. İncelediği bir çok antik kaynağa dayanarak, Kitab-ı Mukaddes’te adı geçen “Cennet Bahçesi” (Aden Bahçesi)’nin “Mu” olduğunu da iddia etmiş ve bu iddiasını ispatlamak için kanıtlar öne sürmüştür.[2]

Ne yazık ki, bugüne kadar Pasifik okyanusunda batık bir kara parçasına rastlanmamıştır. Kanıt eksikliği, Mu kıtasını gözden düsürmüş, varlığı hayal ürünü ve gerçekte var olmayan bir hipotez olarak kalmıştır.[4]

Lemuria, Mu
James Churchward’ın Mu’dan göçenlerin diğer kıtalara nasıl dağıldığını açıkladığı harita, Kayıp Kıta Mu, 1931.

Mu kıtasının, Pasifik Okyanusu’nda yer almış olan, Amerika ile Asya arasında bulunan; doğudan batıya 6000 mil, kuzeyden güneye 3000 mil büyüklüğünde bir kıta olduğu söylenmektedir.[5]

Mu kıtası, diğer kıtaların en uzak noktası sayılmakla beraber, onlar bu kıtaya “Nurdan Duvar” denmesini tercih etmişlerdir. Bu kelimelerin anlamı; Nurdan, yani uygarlıktan anlamında; Duvar ise, bulut anlamındadır. Kısaca “Bulut Uygarlığı” demektir.

Mu kıtasına bu adın konulmasının sebebi, uygarlığın en üst noktasında olduğunu belirtebilmek içindir. Mu kıtasının asıl adı olan Nurdan Duvar, bugünkü adıyla Orta Amerika’nın gerçek adıdır. Seneler boyu Orta Amerika halkı her zaman gerçeklerin arasında, kendi gerçeklerini bulmaya çalışmış, ancak sembollere yanlış anlamlar yüklenildiğinden gerçeklere ulaşılamamıştır.[6]

Mu ülkesi, Pasifik Okyanusu’nda, Amerika ile Asya arasında yer almış, merkezi ekvatorun biraz güneyine düşen büyük bir kıtaydı. Toprakları, bugün hâlâ su üzerinde kalmış bulunan bazı kara parçalarını da içine alıyordu. Büyüklüğü doğudan batıya yaklaşık 9.600, kuzeyden güneye de 4.800 kilometre civarındaydı. Pasifik Okyanusu’na tek tek ya da takımlar halinde dağılmış kayalık adaların tümü bir zamanlar Mu kıtasının parçasıydı. 12.000 yıl kadar önce meydana gelen çok büyük depremler, Mu’yu yerle bir etti. Pasifik suları cayır cayır yanan bir girdaba dönüflerek kıtayı yuttu. Böylece bu bölge, büyük bir medeniyete ve altmış milyon insana mezar oldu. Bugün sessiz bir mezarın bekçileri olarak görebileceğimiz Paskalya Adası, Tahiti, Samoa Adaları, Cook, Tonga Adaları, Marshall, Gilbert, Caroline, Mariana, Hawaii ve Marques Adaları, bu büyük ülkeden geriye kalan acıklı hatıralardır.[7]

Mu uygarlığının bazı alanlarda, özellikle psişik yetenekler alanında uygarlığımızdan daha ileri bir düzeyde olduğu söylenir.[8] Ayrıca mimarlık, büyük taş mabetler ve saraylar inşa etmede de çok ilerlemişlerdi ve anıt olarak dikilen yekpare taş blokları işlemenin ustasıydılar.

Mu ülkesi dünya medeniyetinin, eğitimin, ticaret ve alışverişin baş merkeziydi. Bilim konusunda da günümüzden hayli ilerdeydiler. Buna hiç şaşmamalı, çünkü onlar iki yüz bin yıllık bir deneyim ve gelişimin sonuna varmışlardı. Biz ise beş yüz yıllık bir iddiada bile bulunamıyoruz.[9]

Bu zamana kadar, bazı çevreler tarafından efsane olarak deðerlendirilen ancak yapılan araştırmalarda, yeryüzünde hüküm sürdükleri anlaşılan Mu ve Atlantis gibi uygarlokların, çok ileri medeniyetler kurdukları düşünülebilir. Nitekim bugünkü medeniyet seviyesi ile kıyaslandığında, çok ileri bir bilgi ve teknolojiye sahip medeniyetlerin geçmişte var oldukları Kur’an’da işaret edilmektedir: [10]

أَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍ  ﴿٦﴾ إِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِ ﴿٧﴾  الَّتِي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِ ﴿٨﴾  وَثَمُودَ الَّذِينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِ ﴿٩﴾ وَفِرْعَوْنَ ذِي الْأَوْتَادِ ﴿١٠﴾  الَّذِينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِ ﴿١١﴾  فَأَكْثَرُوا فِيهَا الْفَسَادَ ﴿١٢﴾ فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍ ﴿١٣﴾   إِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِ

“Rabbinin, Ad kavmine (Hûd peygamberin toplumuna), şehirler içinde benzeri kurulmamış sütunlarla dolu olan İrem şehrine, vadide kayaları yontan (Salih’in kavmi) Semûd’a ve direk gibi sağlam orduları olan Firavun’a neler yaptığını görmedin mi? Ki onlar ülkelerde azgınlık etmişlerdi. Böylece oralarda bozgunculuğu artırmışlardı. Bu yüzden Rabbin de onların üzerlerine azap kamçısı indirdi. Çünkü Rabbin (her an) gözetlemededir.” (Fecr 6-14)

200.000 yıl öncesinden 12.000 yıl öncesine kadar bu kıta üzerinde yaşamış olan milyonlarca insanın tahmin edemeyeceğimiz kadar ileri bir medeniyete sahip oldukları, Mu kıtası batmadan önce bu kıtadan göç eden Mulardan kalan yazılardan, tabletlerden, sembollerden ve efsanelerden anlaşılmaktadır.[11]

Başlıca Mu kaynakları şunlardır: Mu Rahipleri’nin yazdığı Naacal Tabletleri, Eski Maya kitapları; Hint, Çin, Burma, Tibet ve Kamboçya da bulunan yazılar ve efsaneler; Merkezi Amerika’da ve Yucatan’da bulunan kitabeler, semboller ve efsaneler; Pasifik adalarında bulunan kitabeler, semboller ve efsaneler; Meksika’da bulunan taş tabletler, Kuzey Amerika’nın güneyinde bulunan yazılar ve kitabeler, Eski Yunan filozoflarının kitapları, Eski Mısırlıların yazıları ve kitapları, tüm dünya üzerinde anlatılan efsaneler.[11]

Bu kaynakların çoğu bize Mu medeniyetinin ileriliğinin yanı sıra Mu insanlarının, normal bir insandan daha yüksek algılara sahip olduğunu ve bu insanların, inisiye  sahibi insanlar olduğunu göstermektedir; yani bu insanlar, ruhsal ve kozmik irtibatlar kurabilen, birçok gizli bilgiye sahip insanlardı.[12]

Mu medeniyetinde kozmik bilgilerin apaçık öğretildiği inisiyatik bir sistem işlemektedir.[8] 30.000 yıl önce Mu rahiplerince yazıldığı söylenen Naacal Tabletleri’nde, Mu insanlarının sahip oldukları yetilerle Mu adasını yok edecek olan Tufan’dan haberdar oldukları belirtilmiştir ve bu tabletleri, gelecekte Mu medeniyetinin varlığını insanlara gösterebilmek için yazdıkları tabletlere kaydedilmiştir.[13]

Mu insanları, kendilerindeki kozmik ve ruhsal güçlerle adanın yok olacağını önceden bildiklerinden, bundan 70.000 yıl evvel Mu adasından göçmeye başlamışlardır.[12]

Mu’nun önde gelen ırklarından biri olan Nagalar, önce Burma’ya oradan da Hindistan’a, sonrasında ise iki kola ayrılarak bir kol Babil’e; diğer bir kol ise Kızıldeniz üzerinden “Yukarı Mısır” tabir edilen Afrika’nın Kuzey Doğu’sundaki Kızıldeniz kıyılarına yerleştiler. Eski tarihi kayıtlarda bu bölge “Maiu” olarak isimlendirilmişti. Yukarı Mısır’daki Nübye’de yer alan Maiu, bu günkü Suakin kentinin yakınlarında, Kızıldeniz kıyısındadır.[14]

Mu’nun sırları, Atlantis’ten çevre kıtalara yapılan göçlerle taşındı... Bizim kıtalarımızdaki çeşitli yörelerde merkezler oluşturuldu. Bu merkezlerden en önemlilerinden biri Mısır’dı. Mısır tam anlamıyla Atlantisliler’ce kuşatıldı. Bölgeye çok önce gelen Mu’lular, zaten burada uygun bir zeminin oluşmasını sağlamışlardı. Bu da Atlantisiler’in işini hayli kolaylaştırdı. Yıllar süren göçler, Mısır’ı adeta küçük bir Atlantis’e çevirdi. Orjinali Atlantis’te olan ve sırların merkezi konumundaki “Yüce Piramit”in bir benzeri Mısır’da da inşa edildi.[15]

Dört ırktan oluşan Mu’lularda yazı dilleri farklı olmakla beraber, konuşma dili ortaktı.[16]

James Churchward’a göre MU alfabesi 16 harften oluşuyordu ve çok sayıda çift sesli harf bulunmaktaydı. Harfler, çeşitli şekiller ve semboller halindeydi. Her harfin kendisini ifade eden üç ayrı gösterimi bulunuyordu. Bunlardan ilki hiyeratik harfti ve saklı bir anlamı da mevcuttu. İkincisi genel olarak kelime içinde, üçüncüsü ise ya sıfat ya da vurgu olarak kullanılıyordu. Genel olarak kullanılan yazıdan başka sadece bazı Naakallerin kullandığı ve ezoterik anlamlar taşıyan bir hiyeratik yazı şekli de vardı.[9]

Mu’lular, günümüz uygarlığına kıyasla manevi alanlarda çok daha ileriydiler. Telepati, durugörü, çift bedenlenme ve astral seyahat gibi günümüz uygarlığında çok nadir görülen yetenekler, Mu’lularda olağan yetenekler olarak mevcuttu.

Mu dini, tek tanrılı bir dindi. Mu uygarlığının bir realiteden diğerine geçerken yaşanılan teşevvüf adı verilen "kargaşa dönemi"ni atlatamaması, en önemli çöküş nedeni olarak gösterilir.[16]

Tibet’te bulunan “Lhasan Belgesi”nde kıtanın batışı şöyle anlatılmaktadır:

“Şimdi deniz olan yere yıldız düştüğünde, yedi kent altın kapıları ve saydam tapınaklarıyla fırtınadaki yapraklar gibi sallandı. İnsanların çığlıkları ortalığı kapladı. Tapınaklara koşarak kurtuluş aradılar. Bilge RA-MU kalktı ve onlara şöyle dedi: ‘Sizlere bütün bunları önceden haber vermedim mi? Hepiniz öleceksiniz ve yeni bir nesil doğacak. O nesil üstünlüğünün, üzerine giydiği şeylerden olmadığını, kendisinin feda etmiş olduğu şeylerden meydana geldiğini unuttuğu an, sizlerin başına gelenler, onların başına da gelecek.‘Dünyanın büyük idarecisi MU kıtası, depremlerle sarsıldı. Kıta iki kere kalktı ve ateşler içerisinde gözden kayboldu. ” [9]

Mu kıtası, bir "toplu doğal afetler dönemi"nde 12.000-14.000 yıl önce ardında birçok adacık bırakarak sulara gömülmüştür.[16]

Mu, kozmogonik, diyagramı

Mu Kozmogonik Diyagramı

Churchward’ın yazmış olduğu “Kayıp kıta Mu’nun Kutsal Sembolleri” isimli kitabında da belirtildiği üzere, diğer bütün kozmogonik diyagramların kökeni Mu Kozmogonik Diyagramı’na dayanmaktadır. Mu’da üst bilgi ve öğretileri öğrenmeye başlayan bir öğrenciye ilk olarak öğretilen şey, Mu Kozmogonik Diyagramı’dır.Yapılan bu eğitim, rahiplerin anlattığı öğretilere yönelik inancı daha da sağlamlaştırmayı amaçlamaktaydı.

Yine Churchward‘ın Diyagram’ın çözümlemesine yönelik açıklamalarına yer verecek olursak, diyagramı şekil yönünden değerlendirmesinde,

“Diyagram’ın merkezinde, iç içe geçerek tek bir figür oluşturan iki tane üçgen ve bu üçgenlerin içinde de bir çember bulunmaktadır.Üçgenlerin dış tarafında da, üçgenlerle birleşince 12 bölüm oluşturan başka bir çember bulunmaktadır.Bunun dışındada ikincisiyle arasında boşluk olan üçüncü bir çember vardır. Bu çemberin dış tarafında 12 adet odacıkbulunmakta ve bu odacıkların dış tarafından aşağıya doğru 8 parça şerit uzanmaktadır”

şeklinde açıklamıştır.[17]

Mu ve Semud Kavmi

Semud, Kurân’da adı geçen, Ad kavmi gibi kimliği henüz saptanmamış kavimlerden biridir. Kurân-ı Kerîm’e göre Hz. İbrahim’den ve hatta Nuh Tufanı’ndan da önceki, çok eski bir çağda, Hz. Salih’in gönderildiği bir kavimdir.

Semud kavmi, yitik bir uygarlığı, muhtemelen MU uygarlığını ifade etmektedir.[16]

Mu Kıtası ve Uygur Türkleri

Mu kültürünün anavatan dışındaki en önemli merkezi, 70.000 yıl önce Gobi iç denizinin yer aldığı Uygur Türkleri bölgesidir. Kimi araştırmacılara göre Türklerin Orta Asya’dan önceki anavatanı Mu kıtasıdır.[16]

Anadolu halkının en eskisinden en yenisine, yani en son göç olan Oğuzların göçüne kadar bütün beslenme kaynağı Moğolistan’dır. Ve Moğolistan bölgesini de MU’dan göç eden Batı kolonilerinin bir kolu oluşturmuştur. Atlantislilerin göçü nasıl Mısır’ı meydana getirmişse, orayı kendileri için büyük bir göç yeri ve temel bir vatan yapmışlarsa, MU Uygarlığı’nın insanları da Uygurları temel olarak seçmişlerdir. Dolayısıyla iyilik ve güzellikle, felsefeyle ilgili bütün bilgileri oraya nakletmişlerdir. Uygurların kaynağı bugünkü Moğolistan ve Gobi Çölü’nün dağ yamaçlarına yakın olan bölgelerdir.[9]

James Churchward, Çin efsanelerinde “Güneş İmparatorluğu Mu” dan gelenlerin kurduğu Uygur Koloni İmparatorluğu’nun yaklaşık 17.000 yıl önce gücünün doruğunda olduğunu yazdığını, Uygur imparatorluğunun yarısının Mu batmadan önce, diğer yarısının da Mu battıktan sonra yok olduğunu iddia etmiştir.

Atatürk, MU

Churchward’ın bu çalışması zaten yeni bir tarih tezi oluşturmakta olan Atatürk’ün de ilgisini çekmiştir. Atatürk, Enver Paşa’nın ve Osmanlı hanedanından Naciye Sultan’ın oğlu Emekli general Tahsin Bey’i Meksika maslahatgüzarı (Diplomatik olarak, büyükelçi atanmayan/ atanamayan ülkelerle ilişkileri yürüten kişi) olarak atamış ve Mu ile Türk ve Mayaların bağlantılarını araştırmasını istemiştir.

Tahsin Bey’in ilk bulguları arasında Maya dili ile Türkçe arasındaki dil benzerlikleri yer almaktadır. Bunlardan “Tepek” kelimesinin Türkçedeki “Tepe” kelimesi olduğunu öğrenen Atatürk, Tahsin Bey’e “Mayatepek” soyadını vermiştir.[2]

Tahsin Bey, Meksika’daki araştırmalarında çok daha fazlasını bulmuştu. Maya, Aztek ve Inka uygarlıklarının Türkler’in kullandığı eşyalara benzer eşyalar kullandığını Atatürk’e iletmişti. Davullar, kalkanlar üzerlerindeki ay ve yıldız sembollerine kadar bizimkilere benziyordu. Tahsin Mayatepek, çalışmalarını belge ve fotoğraflarla 3 ciltlik defter olarak toplayarak Atatürk’e gönderdi. Bunların ikisi 70’lere kadar TDK kütüphanesindeydi. (No: 57-56 üçüncü defter kayıptır). Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapınakların bile şaşılacak kadar benzerliği gösteriliyordu.[18]

Churchward, Uygur-Mu bağlantısı hakkında yazarken, bugün Orta Asya’da yaşayan halklar için o döneme özgü tipik İngiliz ırkçılığı ile “Türk” kelimesini kullanmaktan kaçınmış; “Turanlı” diye adlandırmıştır. O yıllarda “Turan” kelimesinin Türklükle eşdeğer olduğu Batı’da pek bilinmediği için, Turanlıları Türk olmayan bir kavim gibi göstermeye çalışmış ve aslında üstünü örtmeye, gizlemeye çalıştığı Mu ve Türklerin bağlantısını da kendi elleriyle yine kendi yaratmakta olduğu tarihe kayıt düşmüştür.[2]

Kaynaklar

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Mu
[2] Kaan Güroler, "Uygurlar ve Mu", Eylül 2017, Yerli Bilimkurgu Yükseliyor, sayı: 5, s.90-92.
[3] Elif Kıral-Merve Büyükbayrak, "Kayıp Medeniyetler ve Geçmişin Sırları", Carpe Diem Kitap, s.117-119.
[4] Doç. Dr. Haluk Berkmen, "Kadim Diller ve Yazılar: Kayıp Kıta MU" (makale)
[5] James Churchward, "Mu’nun Kutsal Sembolleri", Ives Washburn, New York 1934, s.10.
[6] F. Zen, "Semboller: İnsan Tohumu", Destek Yayınevi, İstanbul 2013, s.14.
[7] James Churchward, "Kayıp Kıta Mu’nun Çocukları", Omega ;Yayınları, İstanbul 2010, ISBN: 978-975-468-911-2, s.15.
[8] Ergun Candan, "Türklerin Kültür Kökenleri", Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul 2002, s.494.
[9] Gülfer Ülgentay, "İnsanlığın Anayurdu Mu Uygarlığı ve Anadolu", Ruhsal Araştırmalar Bülteni (Aylık e-bülten), Ağustos 2011, Yıl: 1, Sayı: 7, İzmir Ruhsal Araştırmalar Derneği (İRAD), s.3-7.
[10] Hüseyin Vedad, "Kut: Türklerin Maneviyat Anlayışı", İstanbul 2017, ISBN: 978-605-82964-1-1, s.32.
[11] James Churchward, a.g.e., s.11-12.
[12] Yaprak Pelin Ertürk, "Sirius Kültürü ve Türk Mitolojisi İlişkisi" (yüksek lisans tezi), Gazi Üniversitesi, Türk Halk Edebiyatı Anabilim Dalı, Ankara 2011, s.7-8.
[13] Ergun Candan, a.g.e., s.507.
[14] Ergun Candan, "Antik Mısır Sırları", Sınır Ötesi Yayınları, İstanbul, ISBN: 975-8312-24-3, s.32.
[15] Ergun Candan, a.g.e., s.134-135.
[16] Alparslan Salt, "Semboller", Ruh ve Madde Yayınları, İstanbul 201, s. 295.
[17] James Churchward, "Mu’nun Kutsal Sembolleri", s.40.
[18] "Atatürk, Kayıp Kıta Mu’da Ne Aradı?", Mavi Yaşam Dergisi, Ordu Üniversitesi, Fatsa Deniz Bilimleri Fakültesi, sayı:1-2, Kasım 2010, s.11.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Evren, 16.12.2017, 19:51 (UTC):
Emekleriniz için çok teşekkür ederim.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 47448686 ziyaretçi (120823911 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler