Magnon Kabilesi ve Cro-Magnonlar Üzerine
 
cro-magnon, kromagnon

Magnon Kabilesi ve Cro-Magnonlar Üzerine

Akhenaton

Paltalk sohbet programında insanları dinleyerek edindiğim bilgileri kitaplarda okuduğum bilgilerle eş değer görürüm ve öğrenmenin sonu olmadığını anlarım.

Bu bilgiler arasında benim için şüphesiz en kıymetlileri, ezberlenmiş öğretilerden - ya da işlenmeden ve sorgulanmadan kendimize mal ettiğimiz eğreti bilgi’den - çok şahsına münhasır kanaatler, kişiyi o kanaate iten etkenler ve hayat tecrübeleri’dir.

Yine birgün bir dostumla din felsefesi hakkında sohbet ederken söz dönüp dolaşıp “The Man from Earth” (Dünyalı) adlı bir filmde geçen sahneye geldi. Bugün de üşenmedim, 2 yıl içinde adını sohbetlerimiz arasında 3. kez duyduğum bu filmi yeniden izledim…

Filmin özeti kısaca şöyle:

Üniversitede başarılı bir tarih profesörü olan John Oldman (soy ismi bile ilgi çekicidir), ortada hiçbir neden yokken aniden istifa edip gitmeye hazırlanırken, veda etmek için evine gelen meslektaşları ondan bir açıklama yapmasını isterler. Önceleri suskun kalan Oldman, büyük ısrar ve baskılar karşısında arkadaşlarına hikâyesini anlatmaya başladığında bir tarih öyküsü dinlediğini zanneden arkadaşlarının görüşü tarihi anlatmaktaki başarısı konusunda takdir toplar.

Bunun nasıl olduğunu soran arkadaşlarına okumak için bol vakti olduğunu söyler. Arkadaşları soruları derinleştirip bu zamanın sırrı konusunda ısrarcı davrandıklarında John ikna olur ve sırrını açıklamaya karar verir. Anlattığına göre Profesör Oldman 14.000 yaşındadır ve bir “Cro-Magnon” tarih öncesi, mağara adamı olarak mağarada başlayan yaşamı bugüne kadar süregelmiştir ve hayatının 35. yılından sonra bu süre zarfında hiç yaşlanmamıştır.

İlk olarak Sümerlerde 2000 yıl kadar yaşamış, daha sonra Babil’de Hammurabi’nin krallığına tanıklık ettiğini söyler. Konuyla ilgili uzmanlık alanlarına göre diğer 5 profesör, sorular sormaya başlar. Bu soruları John, doğrudan birinci ağız olarak yanıtlar.

Arkeoloji alanında çalışan arkadaşı her ne kadar yanıtları mükemmel doğrulukta olsa da bu yanıtlara konuyla ilgili metinlerin okunmasıyla ulaşılacağını söyler. Bunun üzerine John biraz daha sübjektif değerlendirmeler yapar. Buna Babil’den sonra Doğu'ya gittiğini ve muhteşem Buddha’yı tanıdığını söyler.

Nasıl olup da bu kadar uzun yaşadığının bilimsel bir açıklaması olup olmadığını ortamdaki biyoloji profesörü teknik olarak mümkün olabileceği şeklinde açıklar. Bunun üzerine öyküye bilimsel diyalektik çerçevesinde yaklaşan arkadaşlarını içine çeker.

Buddha’nın öğrencilerinden biri olarak asırlarca Doğu'da yaşadıktan sonra ne yaptıklarını soranlara bu kez Kudüs’e gittiğini söyleyince Hıristiyan dogmasına sıkı sıkıya bağlı bir profesör şiddetle karşı çıkar.

Biyolog, kendisinin bir havari olmasının John’la sohbeti çok eğlenceli bir hale getireceğini ileri sürdüğünde John daha da büyük bir sürprizle yanıt verir. O zamanki bilgisizliği ve tüm bu bilgileri nasıl elde ettiği sorusunu takiben yaşlanmadan dikkat çekmemeyi nasıl başardığı sorusu mantıkçı yaklaşımla sorulur. Bunları da şu şekilde yanıtlamaktadır:

İnsanlık, 14.000 yıl önceden beri tüm bilgiyi öğrenirken John da bunu eşzamanlı olarak öğrenmiştir. Hemen 13.yüzyılda bir tarihi sorup John’un “saçma” oyununa son vermek isteyen ve baştan beri şiddetle karşı çıkan edebiyat profesörüne geçen yılın aynı gününde aynı saatinde nerede olduğunu hatırlayıp hatırlamadığını sorarak müthiş bir cevap verir. İkinci soruya ise bulunduğu çevrede yaşlanmadığının fark edilmemesi için de sürekli olarak yer değiştirmesi gerektiğini, bu nedenle yüzlerce kez adres ve ülke değiştirdiğini anlatır.

Christoph Colomb ile Yeni Hint Kıtası (Bugünkü Amerika)’nın keşfine katıldığını bir ara dünyanın yuvarlak olduğundan emin olamayıp, sonuna gelip sonsuzluk çukuruna düşmekten korktuğunu anlatır. Van Gogh’un kendisindeki tablosunun ise orijinal olduğunu ve ressamla uzun dönem arkadaşlık ettiğini söyler.

Gece boyunca anlattığı bu hikâyelere dayanamayan akademisyenlerden biri, Psikiyatrist olan Fred’i arar. Fred geldiğinde ilk başta son derece sakin bir konuşma yaparken; Fred, bir anda silahını John’a doğrultur. Ne var ki Fred eşini kaybettiği için depresyondadır. Ortamı terk eder, John bir süre daha öyküye devam ederken Fred yeniden döner ve John’a bu saçmalığı sona erdirmesini yoksa kendisini incelenmek üzere bir kliniğe kapatacağını söyler. Bu tehdit karşısında John mantıklı olanı yapar ve tüm bunların bir hikâye olduğunu söyler.

Arkadaşları zaten bir türlü inanmadıkları bu hikâyede inanmak istedikleri bu sonucu duyunca hiç sorgulamadan sert sitemlerle ortamı terk ederler. Ne var ki ortamda kalan Fred, John’dan öyle bir şey duyar ki kendisi orada kalp krizi geçirir ve ölür. Film, John’un bölgeyi terk etmesi ve kendisiyle olmak isteyen kişiyi de yanına almayı kabul etmesiyle biter.[1]

Yazımın başlığı da olan ve filmde geçen “Cro-Magnon”, bugün erken Homo Sapiens dediğimiz modern insanın atasıdır. Bulunan en eski Cro-Magnon benzeri insan kalıntılarının radyokarbon tarihleme yöntemi ile 43.000-45.000 yıl öncesine ait olduğu hesaplanmıştır.

Bulunan en eski Cro-Magnon benzeri insan kalıntıları, İtalya [2] ve İngiltere’de [3] bulunmuştur.

Kelimenin kökenini incelediğimizde, “cro” sözcüğünün aslında bu eski insanların saklanmaları için kullandıkları Fransa’da bulunan bir mağaranın adı olduğunu görüyoruz. Sonraları bilim insanları, bu mağaranın adını eski “Magnon” kabilesinden etkilenip “Cro-Magnon” olarak değiştirmiştir.

Bugün "Cro-Magnon" terimi, normal adlandırma dışında, erken insanlar ve genel anlamda en eski modern insanı tanımlamak için kullanılır. Avrupa’da bir süre kalan “Avrupa erken modern insanı” (EEMH) yerine de "Cro-Magnon" kullanılmaktadır.

Günümüze kadar gelen Cro-Magnon eserler, kulübe dâhil mağara resimleri, oymalar ve boynuz-mızrak uçlu araçların kalıntıları ve giyim dokumalarıdır. Bunların nasıl yapıldığı bilinmiyordu. Onların, kaya ve kilden kulübe evleri vardı, kemik, dal kürk ve hayvan gizlemek için de kullanıyorlardı. Bu erken insanlarda kullanılan manganez ve demir oksitler ve resimler boya için ilk başlangıç olabilir takvim e göre 15.000 yıl önce bu olayların olduğu düşünülmektedir.

Eski çağlardan kalma iki Magnon’un Mitokondiriyal DNA araştırma ekibi tarafından bedenleri incelenmiş ve David Caramelli’nin testpiti sonucunda mutasyona uğramış asıl adı “Haplotypest” olan; ama bilim dilindeki adı Haplogroup A tek nükleotid poliformizim (SNP) genetiğine rastlanmıştır. [4]

İnsanın biyolojik ve kültürel evrimine yönelik olarak Neandertal’lerin tarih sahnesinden silinmesi ve onun ardılı olan Cro-Magnon veya anatomik açıdan modern insanın ortaya çıkışı, yayılımı ve bu sürecin kendi doğasında barındırdığı paradokslar çerçevesinde ortaya konan farklı modeller ve hipotezler, bu evreyi kurgulamaya yönelik araştırmaların ve çoğu zaman da tartışmaların çıkış noktasını oluşturmaktadır.

Neandertal’lerin Cro-Magnon ya da anatomik açıdan modern insan ile biyolojik ve kültürel etkileşime girip, modern davranış ve anatomik yetiler edinen bir tür olarak görme eğilimi de son dönemlerde sıklıkla tartışılmaktadır.[5][6]

Kuran’a iman eden bir Müslüman olarak evrim teolojisini, daha doğrusu atalarımızın maymunlar ya da uygarlıktan habersiz kişiler olduğunu iddia eden bir “evrim” anlayışını reddetmekle beraber, Adem’den önce yaratılan başka varlıklar da (ki bugünkü birçok İslam alimi tarafından ortaya atılan bu kelime “insansı”dır) yaratılmış olma ihtimali üzerinde duruyorum.

Yine bugün ortaya atılan “yeryüzünden 7 medeniyet geçmiştir ve bunun sonuncusu insan’dır.” teorisinin gaybı taşlamak, bu bilgiyi asla doğrulayamayacak olmak ve bu bilginin sadece bizi yaratan Allah’ın yanında olduğuna iman etmiş olmakla beraber, yine ihtimaller dışında sayılamayacağına inanıyorum.

Bugün Kuran kıssalarına baktığımızda birçok kavmin helak olduğunu görüyoruz. Aynı ayetlerde bu uygarlıkların kayaları kusursuz bir şekilde oyup büyük medeniyetler inşa etmiş olduklarını da görüyoruz. Yine bu uygarlıklardan günümüzü gelen eserleri incelediğimizde günümüz arkeolojisinin açıklamakta zorlandığı bir teknolojiye ulaştıklarını hayretle müşahede ediyoruz. Babil pili, Ashoka Sütunu ya da Mısır hiyerogliflerindeki teknolojik araçları andıran sembolleri incelediğimiz de ya da Mısır piramitlerinin inşa edilmesindeki o teknolojiyi, astronomik ayrıntıları fark ettiğimizde kimimiz atalarımız bir uzaylı mıydı sorusunu sormaktan kendini alamıyor…

Babil pili, bizler için sadece bir pil parçası mıdır? Elbette ki hayır! Büyük bir medeniyetin, teknolojinin günümüze ulaşan sadece bir kalıntısıdır. Çünkü pili bulan atalarımız, aynı zaman da o pilin çalıştırdığı birçok teknolojik cihazı da keşfetmişlerdi… Bu konuda daha detaylı bilgi için hazırlamış olduğum "Eskilerin Şaşırtan Teknolojisi 1", "Eskilerin Şaşırtan Teknolojisi 2" ya da yine konuyla ilgili “Eski Çağ'ın Şaşırtan İleri Teknolojisi” adlı yazılara göz atabilirsiniz…

Bakara suresi 30. ayette Allah’ın meleklere hitaben “Muhakkak ki ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.” Dediğinde melekler sormuşlardı: “E tec’alû fîhē mey(n) yufsidu ed dimâe?”… Yeryüzünde fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?

Ayet üzerinde düşünürken hep şu soruyu sormuşumdur kendime: Meleklerin verdiği bu cevap, bir TECRÜBE miydi? Yeryüzünde insan yaratılmadan önce başka varlıklar ve medeniyetler de geçmiş ve melekler bunlara tanıklık ettiği için mi bu soruyu sormuşlardı? İlk düşünen, özgür seçim hakkı olan akıllı form gerçekten de biz miydik??? Muhyiddin-i Arabi’nin Futuhat-u Mekkiyeyye’sinde anlattığı ve Kabe’yi tavaf ederken karşılaştığı ve Hz. Adem’den önce yaratıldığını söyleyen o “adem”ler (insansı varlıklar) gerçek olabilir miydi?

Ya da Kehf Suresi’nde Zülkarneyn’in karşılaştığı Yecüc ve Mecüc kavmi, Kuran’da helak edilmekten kurtulup dönemlerindeki teknolojiyle başka bir gezegende yeni bir medeniyet inşa eden bir insan türü ya da insandan da önce yaratılmış “insansı” başka bir akıllı yaşam formu olabilir miydi?…

Şu anda tartışılmaya başlanan yeni bir konu var: Kuran’da bizim sadece bir şahıs olarak kabul ettiğimiz bir insan değil de birçok âdemlerden mi bahsediyor? Bunun yanında Tevrat’ta Yaratılış/Tekvin bölümünde insan kızlarıyla birleşen ve kendilerini “tanrı oğulları” diye tanıtan gökten inmiş kimi varlıkların da hikâyesi oldukça ilginç geliyor…

Yazıma burada son veriyor ve sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ediyorum…

Mehmet Akif Ardıç (Akhenaton),
19 Şubat 2017, Adana.

Dipnotlar

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/The_Man_from_Earth
[2] http://www.nature.com/nature/journal/v479/n7374/full/nature10617.html
[3] http://www.nature.com/nature/journal/v479/n7374/full/nature10484.html
[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Cro-Magnon
[5] O. Bar-Yosef, “On the nature of transitions: the Middle to Upper Palaeolithic and the Neolithic revolution”, Cambridge Archaeological Journal 8, 1998, s.141-163.
[6] Gökhan Mustafaoğlu, “Sorunlar, Modeller ve Hipotezler Çerçevesinde Anadolu’da Orta Paleolitik Dönemden üst Paleolitik Döneme Geçiş Evresine Genel Bir Bakış”, Anatolia 34, 2008.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: günseli erkal..., 13.03.2017, 13:23 (UTC):
bilgi için önce kendimizi bilmeliyiz...aksi halde yanlışla uğraşırız... insanın matematiği......iki sarmallı DNA... NEDEN MUTASYONA ÇOK AÇIK... ve ÖNCELİĞİ OLMIYAN 223 YABANCI GEN EKLENTİSİ VAR... ve soyu belirliyen MİTEKONDRİAL DNA YALNIZ DİŞİ HOMOSAPİENS DEDİĞİMİZ DİŞİ İNSANDA VAR 35 TANE ....ERKEKTE HİÇ YOK....SÜLEYMN ŞAHIN KİM OLDUĞUNU BELİRLİYEMİYORUZ ÇÜNKÜ ANASINI BİLMİYORUZ....ERKE K MİTEKONDRİAL DNA SI YOK SİZCE MÜKEMMEL BİR YARATICI Kİ MATEMATİĞİ KIRILAMIYOR İNSANI YARATMIŞ OLABİLİRMİ...ve İSAN DNA sı ERMİŞ OLABİLMEYE YETERLİMİ....İNSAN KODLANMIŞ .... ARANMASI GEREKMEZMİ MATEMATİKLE OLÇMEDEN GÖZLEM DENEY YAPMADAN OKUDUĞUNA DUYDUĞUNA İNANMAK NEDEN....ve akıllı kabul edilen insan aklı yüzde dört çalışıyor einstein tesla ve bunun gibi dahi dediğimiz ler hariç...bilgi çok kıymetlidir...amerika bile ikiz kulelerini yakarak ırak bölgesine girme bahanesi yarattı maksadı saddamın yeraltı deposundaki sümer tabletleriydi petrol değildi ki amerikada çok var sudiler amerikanın benzin pompası....akıl kullanmadan ölçmeden inanmayın doğru diye inandıldığiz herşey yanlış çıkti.....yapında us varsa kullanmadan inanma....

Yorumu gönderen: abdurrahman yördem, 20.02.2017, 16:04 (UTC):
Mehmet Akif Hocam,
öncelikle hoca olmadığımı, böyle bir eğitim almadığımı söylemek isterim. mimarlık eğitimi aldım mesleğimi yapmaktayım. 40 yıla yakın okuduklarım, özellikle on yılı aşkın Kuran-ı Kerim meali ile tanışmam sonucu "doğru İslam'ın " ne olduğunu anlamaya başladım. çeşitli kişilerde farklı konularda ayetler ilgilerini çekerken, Allah'a cc yaptığım her günkü dua sonucunda yaratılış sırları ile ilgili, bilimle ilgili ayetler beni daha fazla ilgilendirdi. notlar aldım. yazar değildim kitap yazamazdım. sitenizi tanıdım. muazzam bir kütüphane. bende notlarımı peyderpey bu kütüphaneye bırakayım dedim. sağolun gönderdiklerimi yayınladınız. bu yüzden duanın en güzelini hakettiniz." Allahım bu dünyanızı da ahiretinizi de en güzel yapsın ateşin azabından sizi korusun "
başka bir konu da beni uyardınız konu idi. yazmak istedim. çekindim. ancak son yazınızda konuya girmeniz ve uzaylıları sorgulamanız üzerine bukonudaki fikrlerimi özetlemek isterim.
Kuran-ı Kerim de Hz. İbrahim'e gelen elçilerden başlamak üzere, babildeki harut ve marut, samirinin gördüğü elçi, tabutu taşıyan melekler, Hz. Nuh'a gemiyi yaptıranlar, Cebrail'in insan formunda görünmesi ve yedi göğün dışına çıkamaması, helak olan kavimlerin çeşitli helak olma şekilleri, mülk suresinde " göktekinden eminmisiniz...." hitapları, Hz. Musanın yol arkadaşı, Hz. Meryem'e gelen "Ruh", Tur, "gamam" meleklerin ardında olduğu bildirilen buluttan gölge, Hz. Adem'in ve eşinin indirilmesi, Hz. İsa ve Hz. İdris'in yükseltilmesi, Hz. Meryem'e, Havarilere gelen yemek, Hz. Musa ve israiloğullarına indirilen helva ve bıldırcın eti.....aklıma bunlar geldi, daha birçok ayette buna benzer insanı şaşırtan ve sorguladıklarınızı onaylayan birçok ayet.
ehli kitap ve diğerleri daha ilk başta yanlış yaptıklarından, Şeytan'ı Yaratıcı ile savaştırdıklarından dolayı kafaları karışık. çünkü yaratan nasıl olur yarattığı ile savaşır. sorgulamalar başlar ve sonuçta uzaydan gelenler tanrılar olur.
kısaca özetlersem, kanımca insan formunda bulunan bu elçiler; rabbimizin verdiği görevlerle insanlarla irtibatlı olmuşlar. bu evrenin fiziki kurallarına göre bulundukları bir gezegen, ulaşımlarını sağlayan araçları, kendilerine özel biçimleri bulunmakta. insanlığın varolmasından bu yana yaşayan iblis bunları görüp taklit ederek insanlarla iletişim kurarak onları "doğrularla yanlışı karıştırarak" aldatmaktadır. geçmişte efsaneler oluşturarak bugünün insanını da diğer bir çok aldatma usülü ile birlikte aldatmaktadır.
bize düşen görev; Kuran-ı Kerim'in bize bildirdiği bilgilerle bunun doğru kısmlarını açıklamak, yanıldıkları konuları onlara anlatmak. hatta kendi inancımızdaki olanlara da anlatmak.


Yorumu gönderen: Akhenaton, 19.02.2017, 17:57 (UTC):
B) Arap Tarihcisi Ebû Zeyd el Balkhî, eski bir yazılı kaynağa dayanarak Büyük Piramid’in Çalgı takımyıldızı Yengeç burcundayken; yani Hicret’ten tam 2 x 36.000 yıl (72.000 yıl) önce yapıldığını söyler. Muhyiddin-i Arabi de piramitlerden söz ederken Nesir, Esed burcundayken yapıldığını söyler. İbn-i Abd-Hükm ise piramitlerin yapılış tarihinin ise tufandan yaklaşık 300 yıl önce yapıldığını söyler.

Bunun yanında elbette gerçeği arasına karışıp giden spekülasyonlar da vardır. Hatta bilim insanlarına baktığınız zaman bile bazılarının teorilerini kanıtlamak için birçok hileye ve şarlatanlığa başvurduğunu bile görüyoruz.

Dediğim gibi, benim amacım, gaybı taşlamak değil… Sadece sesli düşünüyorum. Kimi iddiaların olabilirliğine ve her zaman ihtimal dâhilinde görülmesi gerektiğine inanıyorum.

Ama şunu da düşünüyorum; günümüze kadar gelen eserler ya da bunlar üzerinde yapılan karbon testleri sadece günümüze kadar korunabilmiş eserler içindir. Zamanın toz ettiği onlarca medeniyet ihtimalinden bahsetmiyorum bile…

Ama yeryüzü sadece insan medeniyetine mi ev sahipliği etmiştir derseniz, ya da günümüze kadar gelen yapılar, eserler, eşyalar, sadece insana mı aittir diye sorarsanız, bunu asla bilemeyeceğiz. Ne dersek diyelim, hangi tezleri öne sürersek sürelim, gaybı taşlamaktan öteye geçemeyeceğiz. Gerçek tarihi insanın deneyimleri değil; tüm zamanlara şahitlik eden Allah belirler ve en doğru bilgi sadece O’nun katındadır…. Eyvallah….

Yorumu gönderen: Akhenaton, 19.02.2017, 17:48 (UTC):
A) Abdurrahman Hocam merhaba. Öncelikle yazıma kıymetli zamanınızdan ayırıp okuma teveccühünde bulunduğunuz için çok teşekkür ederim. Aslında benim değinmek istediğim, bugünkü arkeolojik buluntuların sadece insan medeniyetine ait olmayabileceği yönündeydi. Dünyada 7 medeniyetin geçtiği (bazı kaynaklarda bu rakam 6’dır) ve en sonuncusunun insan olduğu hakkında bir tezden bahsetmiştim.

Bunun yanında hem Tevrat’ta hem de siyer tarihçilerinin bize kadar gelen aktarmalarında Hz. Âdem’den bu yana gelen insanlık tarihinin 5700 yıl olduğu; başka bir deyişle Hz. Adem’in Hz. İsa’dan 3761 yıl önce dünyaya geldiği bilgisi verilir. Bu hem Batı’da hem de Türkiye’deki Kutsal Kitaplar üzerine getirilen eleştirilerde ciddi sıkıntılar doğuruyor. Arkeolojik bulgularla bu tarihlendirmeler örtüşmüyor.

Batı’da birçok İncil tefsircisi / kelamcı yazar, bu konuya kendi bakış açılarıyla arkeoloji verileri ile kutsal metinlerin tarihlendirmesi arasında bir arabulucuk yapmaya çalıştığını görüyoruz. Örnek bir İncil tefsircisi olan William MacDonald’ın “Kutsal Kitap Yorumu” adlı çalışmasında da bu eleştirilere yanıtlar arandığını görüyoruz.

Düne kadar tarih kitaplarında Gize piramitlerinin yaşının M.Ö. 2000 yıllarına dayandığı söyleniyordu. Ama 1990’lardan itibaren bu tarihin doğruyu yansıtmadığı hakkında birçok yeni görüşler ortaya atıldı.

Yorumu gönderen: abdurrahman yördem, 19.02.2017, 15:35 (UTC):
Mehmet Akif kardeşim,
son yazını okudum, "cro-magnon" insanı üzerine olan bu yazının son paragaflarında insanlığın geçmişi ile sorgulamaların ilgimi çekti. okuduklarımdan ve öncelikle Kuran-ı Kerim'de bize bildirilenlerle bu konuda bende bir kanaat oluşmuştu. insanlığın 15.000 yıl öncesi başlanması konusuna öncelikle katılmıyorum. çünkü Hz Musa ve önceki peygamberlele ilgili somut hiç bir tarihi bilgi ve arkaolojik buluntu bugüne kadar bulunmadı. bize verilen bu bilgiler genelde Tevrat kaynaklı olup, peygamberlerin yaşadıkları devirler; tarihi bazı kişi veya devletlerle ilişkilendirilerek o devirlerinde yaşadıkları tahmin edilmektedir. bugüne kadar Mısırdaki zengin kalıntılar içindeki buluntularda veya piramitlerin duvarlarında; Hz. Musa devrinde denizin yarılması ile ilgili bir işarete rastgelindi mi? piramitlerin yapılmasından sonra yaşadı denirse o zaman bu kadar önemli bir olay hakkında buluntuların daha kolay elde edlmesi gerekmezmiydi. çok yıılar sonra yaşamış Hz. Süleyman'ın yaptırdığı dev yapılar ile ilgili bir kalıntıya ulaşılamazmıydık. birde urfadaki "göbeklitepe" ile ilgili tarihlendirmede bile yaklaşık 15.000 yıldan bahsedilmektedir.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46888357 ziyaretçi (119881868 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler