Manasını Anlayarak Bir Namaz Kılmak, II
 

Manasını Anlayarak Bir Namaz Kılmak, II

Hazırlayan: Akhenaton

Birinci rekatte önce Sübhâneke duası okunur;

Sübhâneke Duâsı

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَ بِحَمْدِكَ وَ تَبَارَكَ اسْمُكَ وَ تَعَالَى جَدّ ُكَ (وَ جَلُّ سَنآؤُكَ) وَ لآ اِلَهَ غَيْرُكَ.

Sübhânekellâhümme ve bi hamdik[e] ve tebêrakesmük[e] ve teâlê ceddük[e] (ve celle senâük[e] ) ve lâ ilâhe ğayruk[e].

Sübhâneke duâsı, her namazın ilk rekatında, ayrıca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerinin üçüncü rekatinde, Teravih namazı dört rek'atte bir selâm verilerek kılınıyorsa 3. rekatte  Euzu Besmele'den önce okunur. Cenaze namazında 1. tekbirden sonra okunur. Parantez içindeki "Ve celle senâük" cümlesi, cenaze namazında okunur.

سُبْحَانَكَ (Sübhâneke):  Sübhâne (سُبْحَان), Arapça S-B-H (سبح) kökünden türemiş bir sözcüktür. Tesbih etmek demektir. Sübhâneke ( سُبْحَان  + كَ),  "seni tesbih ederim" demektir. Özel anlam olarak "Seni tüm noksanlıklardan tenzih ederim." anlamına gelir.

اللَّهُمَّ (Allâhümme):  Allâhümme, "Allah'ım", "Yâ Allah" (Ya Rabbî gibi) anlamına gelen bir nidâ cümlesidir Cümlenin sonundaki mim (م), "yâ" (يا) nida harfine bedeldir. "Mim" ile "Yâ", birlikte kullanılmaz."Yâ Allah!" veya "Allâhümme" denir.[1]

وَ (Ve): Türkçe'deki bildiğimiz "ve" bağlacıdır.

بِ (Bi)"İle" edatı.

حَمْدِكَ (Hamdike): Hamd; hamdetmek, övmek demektir. Ke (كَ), Seni ya da sana demektir. Hamdike ise seni överim, Sana hamd ederim anlamına gelmektedir.

Şimdi bunları birleştirelim:

سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَ بِحَمْدِكَ (Sübhânekellâhümme ve bihamdike): "Allah'ım, Sana hamdederek seni tüm noksanlıklardan tenzih ederim" ya da "Allah'ım, Sana hamdederek, seni överek seni tesbîh ederim."

تَبَارَكَ (Tebâreke): Tebâreke kelimesi, "bereketli" ve "mübârek" demektir. Bu kelime, "Teâlâ" gibi tefâul babından mazî fiildir. Çekime girmez. Allah'tan başkasına isnad edilmez. Türetmede "bereket" kelimesiyle ilişkilidir. Tefâul babından olması da bu anlamın mübalağa ile kendisinden ortaya çıkışını ifade eder. Bereket ise bir şeyde ilahî hayrın gerçekleşmesi ve orada kalması demektir. Bu, suyun havuzda yükselerek durmasından çıkarılmıştır. İlahî hayrın bulunduğu şeye mübarek denilir. Bu nedenle, "tebâreke", kendisinden kaynaklanması şartıyla, mübareklikte büyük bir yükseklik ifade eder. Tebâreke kavramı, "teâlâ" kelimesiyle tefsir edilmiştir. O zaman anlam, Allah-u Teâlâ'nın zâtında her şeyden yüksek olduğu yani, zâtında yüksek, çok yüksek demek olur.[2]

اسْمُكَ (İsmüke): İsmüke: Senin ismin.

وَ تَبَارَكَ اسْمُكَ (Ve tebârekesmüke): "Senin ismin bereketlidir (,mübârektir)."

تَعَالَى (Teâlâ): Teâlâ, "Nâmı büyük" anlamına gelir ve. Cenâb-ı Hakk'ın (C.C.) kudsiyet ve büyüklüğü için hürmeten söylenir.[3] Buradaki “Teâlâ” kelimesi, her zaman kullandığımız “Allâh-u Teâlâ” ibâresinde geçen “Teâlâ” kelimesinin aynısıdır ve “üstün olmak, yüce olmak, şerefli olmak” manalarına gelir. Zaman zaman kullanılan “Yüce Allah” ifâdesine de benzer.[4]

جَدّ ُكَ (Ceddüke): “Ced” kelimesi, “Azamet, saltanat, baht, zenginlik, mal… ” anlamlarına gelir.[4]

وَ تَعَالَى جَدّ ُكَ (Ve teâlâ ceddüke): Senin saltanatın, zenginliğin, gücün-kudretin, çok üstündür.

Yukarıda “Allah” isminin ne kadar bereketli, mübarek olduğunu gördük. Bu ismin sahibinin de elbette şanlı, şerefli, üstün olması gerekir. Bundan dolayı Allah u zülcelalden bahsederken, O'nu anarken yalnız başına “Allah” lafzıyla değil de, bu ifadeyle birlikte “Allah u Teala” veya “Allah Celle Celalüh” demek edep ve hürmet gereğidir. Dünyadaki bir takım fani mevki-makam sahibi insanlardan bahsederken nasıl yalnızca isimleriyle “Ahmet, Mehmet…” diye değil de isimlerinin başında veya sonunda “Ahmet Bey, Mehmet Bey” ya da “Sayın, Muhterem, Saygıdeğer…” gibi hürmet ifadeleri kullanıyorsak, Alemlerin Rabbi olan, dünyadaki beylerin, paşaların, tüm kainatın yaratıcısı olan Halik-ı Zülcelal'den bahsederken de O'nun sadece ismiyle hitap etmeden böyle bir hürmet ifadesiyle zikretmek, hitab etmek gerekir. Çünkü “Ve teala ceddüke” ifadesine göre her türlü saygı, şan ve şerefin azamisi, Rabbimize layıktır. Bundan dolayı bu işin kıymetini, ehemmiyetini bilen müttaki insanlar yerde bir kağıt parçasında Allah u Teala'nın ismini görseler hemen onu kaldırırlar, üzerinde O'nun adı geçen takvim, gazete vb. malzemeleri asla yere atmazlar. Çünkü Allah u Teala'nın ismi, şanı, şerefi yücedir ve O, yerlerde sürünmeye asla layık değildir. Hatta bazı alimlerimiz, kitaplarında “Allah Celle Celalüh” demeleri gerektiği zaman bunu kısaltma ile “Allah (cc)” şeklinde yazmayı dahi sü-i edeb olarak addetmişler ve ciltler dolusu eserlerinde üşenmeden binlerce defa uzun uzun “Allah Celle Celalüh” şeklinde yazmışlardır.[4]

جَلُّ (Celle):  Yüce.

سَنآؤُكَ (Senâüke):  Senin senân, anılışın.

وَ جَلُّ سَنآؤُكَ (Ve celle senâüke): Ve senin anılışın, şanın çok yücedir.

Sadece cenaze namazında okuduğumuz bu cümlenin başındaki “Celle“ kelimesi, “Celle celalüh” ifadesinin başında geçen kelimenin aynısıdır. Yüksek, yüce olmak, değerli, şerefli, aziz olmak demektir. “Senaü” kelimesi de yine günlük hayatta kullandığımız “Hamdü sena, medhü sena” ifadelerinde geçen kelimedir. Allah-u Teala'nın anılışı, yâd edilişi, övülüşü demektir. Yani bu kelimeler bize yabancı, uzak kelimeler değildir. İki kelimeyi yan yana getirip de “ve celle senaük” dediğimiz zaman; Ya rabbi senin adın, sanın, anılışın, medhin, namın çok yüksektir. Yerlerde, göklerde, denizlerde, dağlarda, fezada, bu alemde, öbür alemde… herkes, her şey seni anar, seni zikreder. Sadece camide, tekkede, dergahta dervişler, müridler değil, sadece insanlar, melekler, cinler de değil; dağlar, taşlar, okyanuslar, balıklar, gezegenler… hepsi seni sena ederler, seni anarlar, sana secde ederler. İşte bunun en güzel delili bir secde ayeti olan Hacc Suresi 18. ayette Cenab-ı Hakk şöyle buyurur:

“Görmedin mi ki göklerde olan herkes, yerde olan herkes, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların çoğu… hep Allah'a secde ediyorlar.” (Secde ayeti!)

Evet yerde ve gökte canlı-cansız her şey Allah'ı anarken, bir taraftan da ezan saatlerinin yeryüzündeki coğrafi şartlara göre bölge bölge günün her saatine yayılması dolayısıyla 4 mevsim-365 gün-24 saat fasılasız olarak O'nun büyüklüğü, ekber oluşu, tek mâbud oluşu tüm dünya ufuklarına ilan edilir.[4]

Ve Celle Senâüke Cümlesi, neden Sadece Cenâze Namazlarında Okunur?

  1. El- Asıl, En-Nevadir gibi kaynak kitaplarda Cenaze namazının dışında bu cümlenin okunmaması oradaki dua makamına ve onun esrar ve hikmetine daha uygundur, sonucuna işaret edilmektedir. Allah'ı layıkıyla övmek ne mümkün… O kendisini övdüğü gibi uludur. Cenaze namazında mü’min kardeşimiz için dua ederken, namazın başlangıcında yine subhanekeyi okuyoruz. Ne varki VE CELLE SENAUKE’ye burada yer veriyoruz. Bunun bir çok nedeni vardır:
  2. Her duanın ve duada yer alan kelime ve cümlenin bir makamı vardır ki onun başka bir yerde okunması aynı feyiz ve rahmete kapı açmaz. O halde VE CELLE SENAUKE’nin feyiz ve rahmet makamı, cenaze namazındadır. Ölen kardeşimiz için Allahın rahmet ve mağfiretini dilerken O’nun yüceliğini, azamet ve kudretini, rahmet ve inayetini önce SÜBHANEKE ile anlatmaya yada dile getirmeye çalışıyoruz. Bu açıdan O’nun geniş rahmet ve mağfiretini diliyoruz. VE CELLE SENAUKE diyerek O’nun rahmet ve mağfiretinin, azamet ve kibriyasının yüceliğine erişmenin mümkün olmadığını, en üstün övgüye ancak Onun layık bulunduğunu kalbimizde dilimize getirmeye çalışıyor ve VE CELLE SENAUKE cümlesiyle bunu ifade ediyoruz.
  3. Bu cümlenin Cenaze namazında okunduğunda kalbe verdiği şifayı başka yerde okunmasıyla elde etmek o ölçüde tesirli değildir. Bu bakımdan dualarda rivayet edilen şekle bağlı kalmakta büyük yarar vardır. VE CELLE SENAUKE cümlesinin vereceği şifayı birazda bu açıdan değerlendirmek gerekir.[5]

لآ (Lâ): Yoktur ya da hayır anlamlarına gelir.

اِلَهَ (İlâhe): İlah, "kendisine ibadet edilen, her şeyden çok sevilen, tazim ve tesbih edilen mutlak varlık" demektir. Lügatta, örtünmek, gizlenmek, alışmak ve kulluk anlamında kullanılmakla beraber genelde ibadet edilen, tapınılan nesnelerin ortak adı olmuştur. Ancak İslâmiyet'in saf tevhid akîdesi, tapılacak, ibadet edilecek; kainatın ve eşyanın yaratıcısı ve yoktan var edicisi olarak sadece Allah'ı kabul etmektir. Bu yüzden, Allah'ı lâfzî sadece İslâm'ın kabul ettiği tanrı inancının alemi (özel ismi)'dir.[6]

غَيْرُكَ (Ğayrüke): Gayr, başka demektir. Gayrüke ise "Senden başka" demektir. Konuşma dilinde "Senden gayrısı" demekle "senden başkası" demek isteriz.

وَ لآ اِلَهَ غَيْرُكَ (Ve lâ ilâhe gayrüke): Senden başka ilâh yoktur.

Bu cümle, bizim kelime-i tevhid olarak bildiğimiz “Lailahe illAllah” ifadesinin bir başka söyleniş şeklidir. “İlah” kendisine tapılan, ibadet edilen, sığınılan, Allah olmaya yakışan demektir. “Ve lailahe ğayruk” demekle biz senden başka bütün ilahları, mabudları, putları, tağutları reddediyor, onların üzerine kırmızı kalem çekiyor ve Fatiha Suresi’nde “iyyake na’büdü” ayetinde geçtiği üzere yalnız seni tanıyor, yalnız sana tapıyoruz, diyoruz.[4]

Sünhaneke Duası Hakkında

Namaz dualarının ilki olan Sübhâneke Duâsı, mâlûm olduğu üzere namaza başlayınca tekbirden sonra okuduğumuz ilk duâdır. Her hayırlı işe Besmele ile başlamak gerektiğini biliyoruz. Bundan dolayı namazda da Fatiha Sûresi'ni okumadan önce Besmele çekiyoruz. Ancak namazda Sübhâneke duası, Besmele'den bile önce okunmakla dikkatimizi çekmektedir. Öyleyse Besmele'nin bile önüne geçen bu duayı herhalde iyi tanımamız gerekmektedir.

Her şeyden önce şunu belirtelim ki Sübhâneke duası, başından sonuna kadar Kurân-ı Kerîm'de tam olarak geçen bir cümle, yani bir ayet değildir. Ancak duayı oluşturan kelimeler, parça parça ayetler içerisinde zikredilir.

Hz. Adem, Cennet'te Allah'ın yasakladığı meyveyi yiyip de yeryüzüne inince, cennetin yaşama şartları ile dünyanın yaşama şartları arasındaki korkunç fark karşısında elbette zorlanmıştır. Ayrıca işlediği hatadan dolayı da Allah'tan özür dilemek, tövbe etmek istemiştir. İşte hem tövbe, hem de dünyada birtakım zorluklar karşısında Allah'tan yardım dilemek üzere el açıp dua etme ihtiyacı hissedince; Rabbi, onu başıboş bırakmamış, tâbir-i câizse hem yeryüzüne indirip ceza vermiş, hem de onu affetmek için yine elinden tutmuş, yardımcı olmuştur.

Bakara Sûresi'nde Cenâb-ı Hakk: “Adem, Rabbinden bir takım kelimeler, bir takım duâlar öğrendi, onları aldı, onlarla Allah'a tövbe etti…” (Bakara:37) buyurur. Bu âyet-i kerîmeye göre Hz. Adem, Allah'a tövbe ederken ne şekilde tövbe edeceğini, ne derse Allah'ın onu affedip yardımcı olacağını yine Allah'tan aldığı “kelimeler”le öğrenmiştir. Öyleyse bu kelimeler, nelerdir? İşte tefsirlerde bu âyette geçen “kelimât” ifâdesinin izahına baktığımız zaman karşımıza birkaç alternatif çıkmaktadır:

Hz. Adem, yeryüzüne inince;

a) ”Rabbena zalemne enfüsena, veinlem tağfir lena ve terhamna lenekünenne minel hasirin.” diyerek dua etmiştir. Yani “Ya Rabbi biz (Havva ile ben) kendi kendimize zulmettik, eğer sen bizi bağışlamaz, sen bize merhamet etmezsen; biz hüsrana uğrayanlardan oluruz.” demişlerdir.

b) “Lailahe illa ente zalemtü nefsi fağfirli innehu layağfiruz zünübe illa ente” demiştir. Bunun manası da “Senden başka ilah yoktur. Ben kendi kendime zulmettim. Sen beni affet, çünkü günahları, hataları ancak sen bağışlarsın.” demektir.

c) Sübhâneke duasını okuyarak, “Sübhâneke Allâhümme vebihamdik...” diyerek dua etmişlerdir.

Sonuçta Hz. Adem ve Havva, Cennet'te Allah'a karşı işledikleri hatadan yine Allah'ın onlara öğrettiği duâ sayesinde arınmışlar, kurtulmuşlardır.

Öyleyse Sübhâneke duası, insanoğlunun yeryüzünde yaptığı ilk dualardan birisidir. Belki namazda ilk önce okunan dua olmasının hikmetlerinden birisi de budur.
Kurân-ı Kerîm'de insanların Cennet'e girince Allah'a şükür, teşekkür makamında ilk söyleyecekleri söz ve duanın “Sübhânek'Allahümme” olacağı anlatılır:

“Onların (yani cennetliklerin) oradaki duaları, Sübhânek'Allâhümme'dir. Onların birbirlerini selamlamaları ‘Selam' sözüdür. Dualarının sonu ise Elhamdülillahi Rabbil Alemin'dir.” (Yunus:10)

Buna göre Cennet'ten çıkan Hz. Adem'in ilk sözü "Sübhâneke" olduğu gibi, Cennet'e giren insanların da yine ilk sözü, "Sübhâneke" olmaktadır. Bir başka ifadeyle; Cennet'e giren de, çıkan da "Sübhâneke" ile girip çıkmaktadır. Öyleyse Sübhâneke duası, Cennet'in anahtarı mesabesinde mübârek bir duâdır, Cennetî bir duâdır.[4]

Sübhaneke duasını okumakla; bizler, Allah'a olan sevgimizi, saygımızı, O'na olan bağlılığımızı dile getirmiş olur; yaratılmış varlıkları gözümüzde büyütmekten çok Allah'ın övgüye en layık varlık olduğunu, çünkü diğer bütün varlıkların ancak Allah'ın yaratmasıyla var olabildiklerini kendimize hatırlatmış oluruz.[7]

Gelecek bölüm, Fâtihâ sûresi...

Kaynaklar

[1] www.mumsema.com/islami-kavramlar/111697-Allahumme-ne-demektir.html
[2] meal.ihya.org/kurani-terimler/tebareke.html
[3] www.kuransitesi.com/Dini-Sozluk/?sozluk_id=49822&kelime=TEALA
[4] www.fussilet.com/subhaneke-t25521.0.html;topicseen
[5] www.izafet.com/soru-cevap-bolumu/366636-ve-celle-senauk.html
[6] www.enfal.de/kav22.htm
[7] www.dinibil.com/default.asp?L=TR&mid=910





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: sara, 07.11.2010, 12:02 (UTC):
kelimetevhit

Yorumu gönderen: ayşegül, 03.06.2010, 16:33 (UTC):
pekala;resimdeki asıl mana:manasını keşfeden bir insan için;namazın sonsuz bir rahmet deryası olduğu...neden mi bağdaştıramadım?belki benim kafamda ki görüntü,manayı direkt anlatan bir resimdi...manayı görüntüye bakan gözler belirler,herkes aynı bakmak zorunda değildir. neyse...

Yorumu gönderen: Duru, 03.06.2010, 15:56 (UTC):
bu resim aslında çok şey anlatıyor.Manasını bilmeden kıldığın namaz bu resimdeki gibi görüntüden ibaret.Manayı görüntü değil içindeki anlam belirler...Emeğinize sağlık..

Yorumu gönderen: ayşegül, 03.06.2010, 12:36 (UTC):
ben,resimin yazı ile bağlantısını pek kuramadım...ve uzun bir aradan sonra yazının devamının gelmesi çok güzel olmuş dilerim devamı için fazla ara verilmez...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36703198 ziyaretçi (102756137 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.