Meâric Sûresi
 

Mearic Suresi, 1, Kuran-ı Kerim, sayfa 567

Mearic Suresi 2, Kuran-ı Kerim, sayfa 568

Mearic Suresi 3, Kuran-ı Kerim, sayfa 569

Meâric Sûresi

Meâric Sûresi, Mekke döneminde inmiştir ve 44 âyettir. Sûre, adını üçüncü âyetteki “el-Me’âric” kelimesinden almıştır. "Meâric", yükselme yolları demektir. Sûrede başlıca, Mekke müşriklerinin inkar, inat ve azgınlıkları, insan tabiatının bazı yönleri, ölüm ötesi hayatın gerçekliği konu edilmektedir.

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِ
Bismillēhirrahmēnirrahîm.
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

1. سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
1. Seele sēilum-biazēbiv-vēgiğ.
1. İstekte bulunan biri, (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azabı istedi.

2. لِّلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ
2. Lilkēfirîne leyse lehû dēfiğ.
2. Kafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur.

3. مِّنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ
3. Minallâhi zil meâric.
3. (Bu azap,) Yüce makamlar sahibi olan Allah'tandır.

4. تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
4. Teğrucul melēiketu ver-rûhu ileyhi fî yevmin kēne migdēruhû [k]hamsîne elfe seneh.
4. Melekler ve Rûh (Cebrail), ona, süresi 50.000 yıl olan bir günde çıkabilmektedir.

5. فَاصْبِرْ صَبْراً جَمِيلاً
5. Fasbir sabran cemîlē.
5. Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.

6. إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيداً
6. İnnehum yeravnehû beîdē.
6. Çünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar.

7. وَنَرَاهُ قَرِيباً
7. Venerâhu garîbē.
7. Biz ise, onu pek yakın görüyoruz.

8. يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاء كَالْمُهْلِ
8. Yevme tekûnus-semēu kel muhl;
8. Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün;

9. وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ
9. Vetekûnul cibēlu kel ihn.
9. Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak.

10. وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌ حَمِيماً
10. Velē yes elu hamîmun hamîmē.
10. (Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz.

11. يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ
11. Yubessarûnehum  Yeveddul mucrimu lev yeftedî min azēbi yevmiizim-bibenîh;
11. Onlar, birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkâr, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;

12. وَصَاحِبَتِهِ وَأَخِيهِ
12. Vesâhibetihî vee[k]hîh,
12. Kendi eşini ve kardeşini,

13. وَفَصِيلَتِهِ الَّتِي تُؤْويهِ
13. Vefesîletihilletî tu'vîh;
13. Ve onu barındıran aşiretini de;

14. وَمَن فِي الْأَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ يُنجِيهِ
14. Vemen fil ardi cemîan summe yuncîh.
14. Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa.

15. كَلَّا إِنَّهَا لَظَى
15. Kellē innehē lezâ.
15. Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir:

16. نَزَّاعَةً لِّلشَّوَى
16. Nezzēatel liş-şevē.
16. Başın derisini kavurup-soyar.

17. تَدْعُو مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّى
17. Ted'û men edbera vetevellē.
17. Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.

18. وَجَمَعَ فَأَوْعَى
18. Vecemea feev'ē.
18. (Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üst üste) yığmakta olanı.

19. إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعاً
19. İnnel insēne [k]huliga helûē.
19. Gerçekten, insan, 'bencil ve haris' olarak yaratıldı.

20. إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعاً
20. İzē messehuş-şerru cezûē.
20. Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryâdı basar.

21. وَإِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعاً
21. Veizē messehul [k]hayru menûē.
21. Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder).

22. إِلَّا الْمُصَلِّينَ
22. İllel musallîn;
22. Ancak namaz kılanlar hariç;

23. الَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ
23. Ellezîne hum alē salētihim dēimûn.
23. Ki onlar, namazlarında süreklidirler.

24. وَالَّذِينَ فِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ
24. Vellezîne fî emvēlihim haggum-meğlûm.
24. Ve onların mallarında belirli bir hak vardır:

25. لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
25. Lis-sēili velmehrûm.
25. Yoksul ve yoksun olan(lar) için.

26. وَالَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ
26. Vellezîne yusaddigûne biyevmid-dîn.
26. Onlar, din gününü tasdik etmektedirler.

27. وَالَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
27. Vellezîne hum min azēbi Rabbihim muşfigûn.
27. Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar.

28. إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
28. İnne azēbe Rabbihim ğayru me'mûn.
28. Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.

29. وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
29. Vellezîne hum lifurûcihim hâfizûn;
29. Ve onlar, ırzlarını (ferç) korurlar;

30. إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
30. İllē alē ezvēcihim ev mē meleket eymēnuhum feinnehum ğayru melûmîn.
30. Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar.

31. فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
31. Femenibteğâ verâe zelike feulēike humul âdûn.
31. Fakat bunun ötesini arayanlar, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.

32. وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
32. Vellezîne hum liemēnētihim veahdihim râûn.
32. (Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyyen) riayet edenlerdir.

33. وَالَّذِينَ هُم بِشَهَادَاتِهِمْ قَائِمُونَ
33. Vellezîne hum bişehēdētihim gâimûn.
33. Şahitliklerinde dosdoğru davrananlardır.

34. وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
34. Vellezîne hum alē salētihim yuhâfizûn.
34. Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.

35. أُوْلَئِكَ فِي جَنَّاتٍ مُّكْرَمُونَ
35. Ulēike fî cennētim-mukramûn.
35. İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.

36. فَمَالِ الَّذِينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
36. Femē lillezîne keferû gibeleke muhtıîn.
36. Şimdi inkâr edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar.

37. عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ عِزِينَ
37. Anil yemîni veaniş-şimēli izîn.
37. Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde.

38. أَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ
38. Eyetmeu kullumriim-minhum ey-yud[k]hale cennete neîm.
38. Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gireceğini mi umuyor (tamah ediyor)?

39. كَلَّا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
39. Kellē innē [k]halegnēhum mimmē yağlemûn.
39. Hayır; doğrusu Biz, onları bildikleri şeyden yarattık.

40. فَلَا أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ إِنَّا لَقَادِرُونَ
40. Felē ugsimu biRabbil meşērigi velmeğâribi innē legâdirûn;
40. Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz;

41. عَلَى أَن نُّبَدِّلَ خَيْراً مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
41. Alē en-nubeddile [k]hayram-minhum vemē nahnu bimesbûgîn.
41. Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarına getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez.

42. فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
42. Fezerhum ye[k]hûdû veyel abû hattē yulēgû yevmehumullezî yûadûn.
42. Şu halde sen, kendilerine vaat edilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar.

43. يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ سِرَاعاً كَأَنَّهُمْ إِلَى نُصُبٍ يُوفِضُونَ
43. Yevme ye[k]hrucûne minel ecdēsi sirâan keennehum ilē nusubiy-yûfidûn.
43. Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, onlar, sanki dikili bir şeye yönelmiş gibidirler.

44. خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذَلِكَ الْيَوْمُ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ
44. [K]hâşiaten ebsâruhum terheguhum zilleh. Zēlikel yevmullezî kēnû yûadûn.
44. Gözleri "korkudan ve dehşetten düşük", yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vaat edilmekte olan (kıyamet ve azap) günüdür.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36874502 ziyaretçi (103056946 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.