Mehdi (A.S.)
 

Mehdi

Ar. Gör. Cemil Hakyemez

Kurtarıcı Mehdî beklentisi, İslâmî gelenekte önemli bir yere sahiptir. Gerçekte İslâm dinine ait bir inanç olmayan böyle bir düşüncenin oluşumunda, birtakım sosyo-kültürel etmenlerin yanında, özellikle Emevîler’in kuruluşundan itibaren yaşanan bazı siyasî gelişmelerin de bir hayli etkisi olduğu anlaşılmaktadır.

4. halife Hz. Ali’nin öldürülmesinden sonra Muaviye tarafından idareye el konması, ardından da saltanat sistemine geçilmesi, başta Ali’nin soyu olmak üzere Haşimîler’in uzun süre muhalif kalmalarına sebep olmuştu. Alioğulları ve Abbasoğullarının başını çektiği Haşimî gruplar, hep birlikte mücadele ederek sonunda Ümeyye iktidarına son vermişlerdi. Ancak bu defa, onların en önemli kolu olan Alioğulları tekrar dışlanmış, hilâfet isteklerinden dolayı amca çocukları Abbasîler tarafından sürekli baskı görmüşlerdi.

İlk olarak Emevîler ve ardından da Abbasîler’in baskısından bunalan bir kısım Alioğlu taraftarı Müslüman kitleler, yoğun uğraş göstermelerine rağmen amaçlarına bir türlü ulaşamamışlardı. Sonunda, bir çıkış yolu olarak, Hz. Peygamber neslinden gelen saygın kimseleri kurtarıcı Mehdî olarak beklemeye başlayarak bu şekilde teselli bulmuşlardı. Başlangıçta sadece sosyal ve psikolojik bir durumun yansıması olarak gündeme geldiği anlaşılan bu beklentiler zamanla itikadî bir boyut kazanmış ve usûlü’d-din konularından biri haline gelmiştir.

Mehdî, Arapça هدى kökünden ism-i mef’ul sigasında “hidayete ve doğru yola erdirilmiş” anlamında kullanılan bir kelimedir. Terim olarak, “Allah’ın doğru yola erdirdiği kişi” anlamına gelmektedir.[1] Bu kavram, İslâm öncesi Araplar arasında da kullanılmış olup, bununla “iyiye ve hayra götüren kişiler” kastedilmiştir. İslâmiyetin gelmesinden itibaren ise, dinî bir hüviyet kazanarak “imana götüren” şeklinde yorumlanmıştır.[2]

Mehdî kavramının bu tarz ilk kullanımı Süleyman b. Surâd tarafından yapılmıştır. Süleyman b. Surâd, Hz. Hüseyin’in ölümünün ardından ondan Mehdî olarak bahsetmiştir. Hz. Hüseyin hakkında sadece bir saygı belirtisi olarak kullanıldığı anlaşılan bu unvan, benzer şekilde Hasan b. Sabit’in bir şiirinde Hz. Peygamber için de kullanılmıştır.[3]

Hicrî birinci yüzyılın sonlarına doğru İslâm toplumu içerisinde yaşanmaya başlayan birtakım sosyo-ekonomik adaletsizlikler, “mehdî” kavramının adalet ve eşitlik talepleriyle birlikte kullanılmasına sebep olmuştur. Bu şekilde, özel ilahî bilgiyle donatılmış ve zalimlere karşı gerçek İslamî adaleti yerine getirecek bir kurtarıcı Mehdî anlayışı gündeme gelmiştir.[4]

İslam’daki kurtarıcı fikri tamamen soyut bir mesele olmayıp, kökeni diğer büyük din ve kültürlerin mirasıyla paylaşılan önemli bir inançtır. Ancak kavramı ifade eden kelimeler, din ve dillere göre değişkenlik arz etmektedir. Meselâ ilkel din mensuplarından sayılan Yeni Gine yerlileri, âhir zamanda geleceğini bekledikleri kurtarıcılarının “Mensren” olduğunu söylerler.[5]

Yahudîlik ve Hıristiyanlık’ta mehdî kavramını ifade eden kelime “Mesîh”, Hinduizm’de “Kalki”, Budizm’de “Maitraya”, Eski Mısır’da “Ameni”, Sabiîlik’te “Praşai Siva” ve Şintoizm’de “Miroko”dur. Mazdaist ya da Mecusîler de peygamberleri Zerdüşt’ün soyundan Saoşyant’ı kurtarıcı olarak beklemektedirler.[6] Moğollar, mezarına kurbanlar adanan Cengiz Han’ın Moğolları Çin esaretinden kurtarmak üzere, sekiz ya da dokuz yüzyıl sonra tekrar dünyaya döneceğine inanmaktadırlar.[7]

Beklenen kurtarıcı düşüncesi, kendilerine yapılan zulmü engelleyemeyen düşkünler ideolojisini içerir. Ezilen kitleler, olumsuzlukları değiştirmede başarısız kaldıklarına inanmaları durumunda, kendilerini karanlıktan aydınlığa çıkarıp, zalimlerden intikamlarını alacak ve yaşadıkları bozuk toplumsal yapıyı kılıç zoruyla değiştirecek bir manevi güç olan Mehdîyi daima beklemişlerdir.[8]

Onun hâkimiyeti altında geçecek dönemi, inançsızlığın ortadan kaldırıldığı, düşmanlarının yok edildiği ve doğal düzende olumlu yönde değişikliklerin söz konusu olacağı bir çeşit altın çağ şeklinde hayal ederler. Bu zaman diliminin genellikle dünyanın sonuna kadar süreceği ve ardından da kıyametin kopacağı düşünülür.[9]

Bu yüzden her toplum, Mehdî’nin kendi zamanında geleceğine inanmak için sebepler bulmuş ve böylece ümitlerini geleceğe taşımıştır. Yaşadıkları her olayı, Mehdî’nin gelişine bir basamak ya da hazırlık olarak algılayarak bu uğurda geçmiş ve gelecek tüm tarihi dramatize etmişlerdir.[10]

Bazı yazarlar, Müslüman mehdî inancının kökenlerini Mazdeizm ya da Mecusîlik gibi Fars düşüncesinde ararken diğer bazıları da bunu Yahudi Hıristiyan geleneğindeki “Mesih” öğretisine bağlarlar. Gerçekte Müslümanların her iki dinden de etkilenmiş olma ihtimali daha tutarlı gözükmektedir. Ancak köken olarak İran yani Fars düşüncesi daha eskiye dayandığı için, Mesih inancını geliştiren Yahudîler’in de, bu düşüncelerini dönemin en etkin dini Mazdeistlerden aldıkları söylenmektedir; Yahudiler, Bâbil sürgünüyle birlikte İran’a yerleşmişler ve orada hâkim inanç Mazdeizm’in kurtarıcı fikrini devralmışlardır.[11]

Yemen dini düşüncesi de, benzer şekilde, Fars kökenli ebnanın etkisinde kalarak Kahtanî kültünü, yani Kahtanîler’e mensup bir şahsın gelip evreni adaletle dolduracağı beklentisini üretmiştir. Mazdeistlerce beklenmekte olan Şaoşyant’ın sıfatları ile Yemenlilerce beklenen Kahtanî (el-Mansûr)’nin sıfatları arasındaki benzerlikler bu iddiayı destekler niteliktedir.[12]

Müslümanlar, her ne kadar farklı din ve kültürlerdeki kurtarıcı fikirlerinden etkilenmiş olsa da, son hali Şiîler’in on ikinci imamı mefhumunda şekillenmesine kadar, kendi tarihi, kültürel ve sosyal şartlarına uygun yeni bir mehdî anlayışı ortaya koydular.[13] Kendi kurtarıcı beklentilerini daha çok Yahudi ve Hıristiyanlarda var olan modele göre dokuyarak, artık kurtarıcı olarak yeni bir şahıs beklemek yerine, ölen bir kimsenin ölmeyip gaybete girdiği ve bir zaman sonra tekrar ortaya çıkacağını ileri sürmeye başlamışlardır.[14]

Kaynaklar

[1] Ebu Fudayl Cemaleddin b. Manzur b. Muhammed b. Mükerrem (ö.711/1311), Lisanü’l- Arab, Beyrut 1410/1990, c. XV, ss. 353-354.
[2] Sa’d Muhammed Hasan, el-Mehdîyyetü fi’l-İslâm munzü akdemi’l-usûr Hatte’l-Yevm, Mısır 1953, s. 45; Ahmed Yönem, Mehdîlik Fikri ve Müslümanlar Arasındaki İlk Tezahürleri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1998, ss. 13-14.
[3] Hasan b. Sabit el-Ensarî (ö.54/674), Divân, şerh.: Yusuf Îyd, Beyrut 1412/1992, s. 100.
[4] Sachedina, Abdulaziz Abdusselam, İslamic Messianism: The Idea of Mahdi in Twelver Shíʹism, Albany: State University of New York, 1981, s. 68.
[5] Ekrem Sarıkçıoğlu, “Mecusî Dininde Mehdî İnancı” AÜİFD, sayı: 7, Erzurum, s. 1; Şinasi Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü, Vadi Yayınları 1998, s. 246.
[6] Sarıkçıoğlu, “Mecusî Dininde Mehdî İnancı”, s. 5; Şinasi Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü, ss.253, 332; Sami Baybal, İbrahimî Dinlerde Mesih’in Dönüşü, ss. 34-35.
[7] E. Ruhi Fığlalı, “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine”, AÜİFD, s. 197.
[8] Montgomery Watt, İslami Hareketler ve Modernlik, çev.: Turan Koç, İstanbul 1997, s. 197; Fığlalı, “Mesih ve Mehdi İnancı Üzerine”, s. 197; Sönmez Kutlu, “İslam Düşüncesinde Tarihsel Din Söylemleri Olgusu” İslâmiyât, Ankara, Ekim-Aralık 2001, c. 4, sayı: 4, s. 29; Cabiri, Muhammed Abid, İslam’da Siyasal Akıl, çev.: Vecdi Akyüz, İstanbul 1997, ss. 556, 564; Yönem, Mehdîlik Fikri ve Müslümanlar Arasındaki İlk Tezahürleri, s. 73.
[9] Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü, s. 254.
[10] Marshall G.S. Hodgson, İslâm’ın Serüveni, İstanbul 1993, c. I, ss. 336-37.
[11] Bkz. Manocher Dorraj, From Zarathustra to Khomeni, London 1990, s. 28.
[12] M. Mahfuz Söylemez, Bedevîlikten Hadârîliğe Kûfe, Ankara 2001, ss. 159-160.
[13] Mustafa Vaziri, The Emergence of İslam: Prophecy, Imamate, and Messianism in Perspective, Ph.D. NewYork 1992, ss. 142-143.
[14] Fığlalı, “Mesih ve Mehdî İnancı Üzerine”, s. 197; Daftary, İsmaililer, ss. 89-90.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Uyarıcı, 17.11.2016, 14:23 (UTC):
Yukarıda yer alan Hz Mehdi'nin Adı adlı bölümde yer alan " .. benden sonra ismi "AHMED" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti... (Saff Suresi, 6) " yarı ayette Hz Mehdi değil Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) kasdedilmektedir. Onu oradan kaldırırsanız insanların yanılmaması için iyi olur.

Yorumu gönderen: Şakirt, 01.11.2010, 00:42 (UTC):
Hz. Mehdi, mehdiliğini kabul etmeyecektir. Hz Mehdi'nin alametleri Üstad Bediüzzaman (r.a.)'dır. Bütün insanlığın anlaması için inşallah çok az zaman kaldı.

Yorumu gönderen: :D, 16.07.2009, 13:22 (UTC):
ha an dolsun ha hamdolsun



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 46909299 ziyaretçi (119916260 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)

gizli, gizli ilim, ilim, gizli ilimler