Mehdi ve Altınçağ, III
 

Mehdi ve Altınçağ, III

Harun Yahya

MEHDİ'NİN ÇIKIŞ ZAMANI

Enes Malik 'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: «Dünyanın ömrü, ahiret günlerinde yedi gündür. Allah-u Teala buyurdu ki: Rabbin katında bir gün sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.»

Enes b. Malik 'den O dedi ki Resulullah (s.a.v) buyurdu: «Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişcesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar.» [1]

Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, geçmişle, gelecekle ve ahiret hayatı ile ilgili meseleler hakkında haber verirken tesbihler kullanmıştır. Burada 7 bin yıldan kasıt, dünyanın gerçek yaşının 7 bin yıl olduğu değildir. (Allahualem Arapça) O zaman, 7 bin yıl ile ilgili rivayetler, bir takvim başlangıcı gibi insanlık tarihinde çok önemli bir olaya, mesela tufandan sonra insanların yerleşik hayata geçmelerine ve dünya hayatının bariz bir veche ile yeniden başlamasına ait başlangıç olabilir.Yani, o tarihten itibaren, insanlık tarihi adeta yeniden başlamış gibi, sayıları artmaya, şehirleşmeye başlamış olabilir.

Bazı ulemalar, Hazret-i Nuh aleyhisselamdan sonraki devreyi Dünyada insanlık tarihinin yeniden başlaması olarak adlandırmışlardır. Nasıl Hıristiyanlar, Miladi 1987 yıl öncesinde önemli bir olay olmuş kabul edip, bir tarih başlangıcı meydana getirip ondan evvel, ondan sonra diyerek bir zaman belirlemesi yapıyorlarsa, aynı o şekilde rivayette, belirli bir vakti tespit için, takvim başlangıcı gibi 7 bin yıl evveli ve sonrası şeklinde bir tarih zamanlamasına işaret ediyor olabilir. Yani, dünyanın ömrü 7 bin yıl olsa, ben onun şu tarihindeyim dense, belirli bir tarih zamanlaması yapılmış olur.
İmam Rabbani Hazretleri Mektubat'ta şu rivayeti nakletmiştir. «Takriben 124 bin tane peygamberimiz gelip geçti.» [2]

Hz. Ademden itibaren Resulullah efendimize kadar 124 bin peygamber gelip geçmiştir. Başka bir rivayette İmam-ı Rabbani hazretleri şöyle buyurmuştur: «Böyle aradan "1000 senenin" geçtiği vakit, geçen ümmetlerde Ulü'l Azm bir peygamberin geldiği vakittir..» [3]

Normal olarak her 100 sene de bir peygamber, 1000 sene de de Ulü 'l Azm bir peygamber gelmiştir. Her 100 senede bir peygamber geldiğini kabul etsek, Hz. Adem Aleyhisselam efendimizden, Hz. Resulullah efendimize kadar:  124.000x 100= 12.400.000 (on iki milyon dört yüz bin= sene olması gerekir.)  Demek ki peygamberimiz (s.a.v.) dünyanın ömrü 7 bin yıldır derken dünyanın gerçek yaşını değil, insanlık tarihi için önemli bir hadisenin başlangıç zamanını kastetmiştir (Allahualem)

Ahmet İbni Hanbel, ilel'inde nakletti: «Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.» [4]

Daha önceki hadislerle dünyanın ömrünün 7 bin yıl olduğunu görmüştük. Burada ise Efendimize kadar 5 bin 600 yıl geçtiği belirtiliyor. Bu rivayete göre Ümmet-i Muhammed 'in ömrü Hicri 1400 yılına kadardır. (7000-5600=1400) (Allahualem)

Abdullah (r.a) dan rivayet edilmiştir: «Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: «Ehl-i beytimden ismi ismime mutabık olan bir kişi başa geçecektir...
Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış olsa, onun başa geçmesi için Cenab-ı Allah O günü behemehal uzatır.»
[5]

Hz.Ali 'den rivayet olduğuna göre Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış ta olsa, Allah (cc) benim Ehl-i beytimden bir zatı gönderecek.» [6]

İbn-i Mace ve Ebu Naim, Ebu Hüreyre 'den tahric ettiler, o dedi, Peygamber (s.a.v) buyurdu: «Eğer dünyadan bir gün kalsa, Allah o günü uzatır ve Ehl-i Beytimden birisini Melik kılar.» [7][8][9]

Biraz önceki rivayetlerden ve şartlardan anladığımız kadarıyla Hicri 1400 yılı aynı zamanda Hz. Mehdinin çıkış yılıdır. Hicri 1400 yılına girmeye dünya günü olarak 1 gün! bile kalsa, vazifeye hazır bekleyen Mehdinin vazifesini yapması için, kıyamet belirli bir zaman ertelenecektir. (Allahualem)
İbni Abbas 'dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır, O dedi ki; Dünya yedi gündür, Her bin gün bin yıl gibidir ve Resulullah (s.a.v.) 'de onun sonunda gönderildi.

Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni 'den rivayet ettiler; «Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.) 'e anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir. Ben de O'nun son bininde olacağım.» [10]

Bu rivayetlerden de anladığımız kadarıyla ümmetin ömrü Hicri 1400 yılına kadardır. Hicri 1400 yılında O (bin yıllık) bir gün bitmiş oluyor. Halbuki ümmet o bitiş gününde halen vaat edilen Hz. Mehdi yi bekliyordu. O zaman O (bin yıllık) bir gün uzatılarak, Hz. Mehdi nin vazifesini yapmasına müsait hale getirilecektir.

İmam Rabbani, Mehdi'nin peygamberimizin vefatından 1000 (bin) sene geçtikten sonra ikinci binin içinde geleceğini bildirmektedir; «Ancak beklenen odur ki; aradan bin sene geçtikten sonra bu saklı devlet tecid edile (yenilene). Ona bir üstünlük verilip suyu bulması, arttırıla... Böylece kemalatin aslı zuhur edip onun zilletini örte.. Ve nispet-i aliyyenin mürevvici Mehdi gelsin. Allah ondan razı olsun.» [11]

Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir; «Bu davanın doğruluğuna adil şahid: İsa'nın (a.s.) Mehdi'nin (r.a.) bu bin içinde var oluşlarıdır.» [12]

Resulullah (s.a.v.)in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.)in irtihali üzerinden binsene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki: Şeriatın takviyesi, pek tamam tekliyle hasıl ola. Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi'nin gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudümünü (gelişini), Hatem'ür-rüsül Resulüllüh (s.a.v.) müjdelemiştir. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir.[13]

Peygamber Efendimiz'in vefatından bin sene geçtikten sonra ikinci bin yılına girilir. İmam-ı Rabbani Hazretlerinin yukarıdaki izahlarına göre ikinci bin yılı içerisinde Hz.Mehdi gelecektir. Bunun için en uygun zaman 1400-1600 yılları arasıdır. Bu seneler ikinci bin yılının tam ortasıdır. 1400'den 1500'e kadar İslam'ın hakimiyeti, 1500-1600 yılları arasında da bozulma ve kıyamet beklenecektir.

«Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi geçecek fakat bin beş yüz (1500) seneyi aşmayacaktır.» [14]

Celaleddin Suyuti'nin "El-Keşfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar" isimli kitabından nakil Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de, ümmetin galibiane ömrünün 1506 yılına kadar olacağını bildirmektedir.

"... Birinci cümle, bin beş yüz (1500) makamıyla ahir zamanda bir taife-i mücahidinin (din için çalışanların, cihad edenlerin) son zamanlarına; ve ikinci cümle, bin beş yüz altı(1506) makamile galibane mücahedenin tarihine.... işaret eder.  (...) bu tarihe kadar (1506) zahir ve aşikarane, belki galibane devam edeceğine remze yakın ima eder." [15]

İmam Suyuti (r.a) dahil bir kısım ulema bu ümmetin icabet ömrünün (Hicri) 1500 yıllarına kadar devam edeceğine daha sonra da bozulmanın başlayacağına (Allahualem) diyerek işaret etmektedirler. Sahih kaynaklı Hadis-i Şeriflere göre Hz.Mehdi zuhur ettikten sonra 40 sene yaşayacaktır. Hz.İsa (a.s.) efendimiz hakkındaki Hadis-i şeriflerde de O'nun yeryüzünde kalış müddetinin 40-45 sene olacağı bildirilmektedir. Bunun bir kısmını Hz.Mehdi ile Hz. İsa (a.s.) efendilerimiz beraber yaşayacaklardır; bu da yaklaşık 7-10 senedir. Bu bilgilere göre Hz.Mehdi ve Hz.İsa (a.s.) efendimizin vefatına kadar olan 1475-1480 senelerine gelinmiş olacaktır. Bu tarihten 1500'e kadar devam eden 20-25 yıllık bir süre de vaziyetin muhafazasına çalışıldığı bir devre olacaktır. Bu rivayette de Mehdi'nin yüzyıl başında zuhur edeceği bildirilmektedir; «Zira onun (Hz. Mehdi'nin ) zuhuru, yüz başlarında olacaktır.» [16]

Yukarıda izah edildiği gibi, İmam Suyuti hazretlerinin rivayetine göre Ümmet-i Muhammed'in ömrü 1500 (bin beş yüz) seneyi aşmayacaktır. Hicri 1500 yılına ulaşmaya bir yüzyıl başı kalmıştır. O da Hicri 1400 yılı başlarıdır.

Resulullah (s.a.v.) buyurdu: «Kıyamet, yeryüzünde Allah'a ibadet edilmeyen bir yüz sene geçmedikçe kopmaz.» [17]

Yukarıdaki rivayetlerin işaretlerinden saadetli bir yüzyıl geçtikten sonra ve yaklaşık bir yüzyıl zulmün, küfrün hakim olduğu devre geçtikten sonra kıyamet beklenecektir.  Yapılan hesaplar, Mehdi ancak Hicri 14. asrın başlarında çıktığı taktirde doğrulanacaktır. Ümmetin ömrü Hicri 1500 senesini aşmayacağına göre, Mehdinin Hicri 1400'ün başlarında gelmesi gerekmektedir.[18]

MEHDİ'NİN ÇIKIŞ YERİ

Hz. Mehdi Hilafet Merkezinin Eskiden Bulunduğu Yerden Çıkacaktır

Ahir zaman hakkındaki rivayetlerin merkez noktasını Mehdiyet teşkil eder. Ahir zamandaki önemli olayların çoğu Mehdiyet etrafında gelişir. Ancak bu olayların yerleri hakkında farklı farklı rivayetler mevcuttur. Bediüzzaman bu konuya şu şekilde açıklık getirmiştir:

"Şimdi, Hz. Mehdi gibi eşhasın hakkındaki rivayetin ihtilafatı ve sırrı şudur ki: Ehadisi tefsir edenler, metn-i ehadisi tefsirlerine ve istinbatlarına tatbik etmişler. Mesela: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Hz. Mehdiyye veya Süfyaniyye'yi merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler." [19]

Bir başka yerde de Üstad konuyu şöyle izah etmiştir: «Merkez-i Hilafet eski zamanda Irak'ta, Şam'da ve Medine'de bulunduğundan raviler kendi içtihatlarıyla daimi öyle kalacak gibi mana verip, "Merkez-i Hilafet-i İslamiye" yakınlarında tasvir etmişler, Halep ve Şam demişler. Hadisin mücmel haberlerini kendi içtihatlarıyla tavsil etmişler.» [20]

Yani, Bediüzzaman'ın üstteki ifadelerinden de anlaşıldığı gibi, ahir zaman hadislerini aktaran alimler, ahir zaman olaylarını kendi dönemlerindeki hilafet merkezlerini esas alarak aktarmışlardır. Mehdiyet olayının gerçekleşeceği yer olarak, her alim kendi zamanının Hilafet Merkezi olan Irak, Şam, Kufe, Medine gibi şehirleri belirtmiştir. Ravilerin bu içtihatları da zamanla rivayetlere katılarak günümüze ulaşmıştır. Ancak, ahir zaman olaylarının vuku bulduğu yerle ilgili rivayetlerin ortak noktası, bu olayların Hilafet Merkezi'nde gerçekleştiğidir.Bediüzzaman da bu sonuca varmıştır. Bilindiği gibi, son hilafet merkezi "İstanbul"dur. Halifelik bu yüzyılın başlarında resmi olarak kaldırılmıştır ve o günden bu yana dünya üzerinde başka hiçbir yere de taşınmamıştır. Peygamberimizin iki sancağı, kılıcı ve gömleği ile diğer mukaddes emanetler İstanbul'dadır. Sonuç olarak, halen bu manevi ünvanı koruyan tek şehir İstanbul'dur. Hz. Mehdi İstanbul'dan Çıkacak ve Hz. Mehdi İstanbul'u Manen Fethedecektir. Peygamberimiz (sav) hadislerinde Hz. Mehdi'nin İstanbul'dan çıkacağını haber vermiştir:

Hz. Katade (r.a.)'dan rivayete göre; Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: «Mehdi, Medine'den çıkacak ve Mekke'ye gelecek. İnsanlar onu, kendi aralarından (tanıyıp) ortaya çıkaracaklar ve o, istemediği halde Rükun ile Makam arasında ona biat edecekler.» [21]

Hz. İbni Amr'dan (r.a.) rivayet edilmiştir: Peygamberimiz (sav) buyurdu ki: «Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan kıyamet kopmaz (altıncısı) medinenin (şehrin) fethi. -Denildi ki : Hangi medine? (Hangi şehir?) -Buyurdu ki: Konstantiniyye.» [22]

(*) Bu Konstantiniyye'nin Mehdi tarafından yapılacak fethidir.

MEHDİ DEVRİNDEKİ HAYAT: ALTINÇAĞ

Mehdi'nin ve Hz. İsa'nın (a.s) önderliğinde gerçekleşecek İslam'ın dünya hakimiyeti devri yani bir başka deyişle “Altınçağ”, hadislerden de anlaşıldığı üzere yarım yüzyıldan fazla sürecek ve peygamberimiz dönemine yani 'Asr-ı Saadet'e benzeyen bir devir olacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.) bu dönemi cennet benzeri özelliklerle tasvir etmesi nedeniyle, İslam alimleri bu devreye “Altınçağ” ismini vermişlerdir.

İşârî manada ayet meali: «Hiç şüphesiz, size vaat edilen mutlaka gelecektir…» [23]

Her çeşit ürün ve mal bolluğu, emniyet ve güven, sosyal adaletin temini, refah, huzur ve saadet bu devrin belli başlı özellikleridir. Hadis-i şeriflerde “silahların susacağı”nın bildirilmesi, bu devirde yeryüzünün barışla dolacağını müjdelemektedir. Teknolojik gelişme, ahir zamanın bu devresinde doruğa ulaşacak, insanlar teknolojinin bütün nimetlerinden alabildiğine faydalanacaklardır. Kişiler Altınçağ'da hayatlarından o kadar memnun olacaklar ki; hadisin ifadesine göre zamanın nasıl geçtiğinin farkına varamayacaklar, bu güzelliklerden daha fazla yararlanmak için, Allah'tan ömürlerinin uzatılmasını isteyeceklerdir.

Mehdi'nin zamanında; “küçükler keşke ben büyük olsaydım, büyükler de keşke ben küçük olsaydım” diye temenni ederler. Naim, Tavus'tan rivayet etti: «Ben Mehdi'ye yetişene kadar ölmeyeyim istedim. Zira onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır.» [24]

O DEVİRDE GÖRÜLMEMİŞ BİR BOLLUK OLACAKTIR

“...Cabir b. Abdullah'tan rivayet edilmiştir; Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki : ümmetimin sonunda bir halife gelecek, malı adetle saymayacak, avuçla avuçlayacaktır.” [25]

Ebu Said el-Hudri'den rivayet edilmiştir; Resulullah (S.A.V.) buyurdu ki: «Ümmetimde Mehdi vardır, “İnsan ona gelecek ve 'ey Mehdi! bana da ver, bana da ver! diyecek; Mehdi de onun esvabını taşıyabildiği kadar dolduracaktır.» [26]

Ebu Said-i Hudri'den rivayet edildiğine göre, Peygamber buyurdu ki: “ümmetim içinde el-Mehdi olacaktır.”Benim ümmetim o devirde öyle bir refah bulacak ki, o güne dek onun mislini kesinlikle bulmamıştır. Yer, yemişini (gıda ürünlerini) verecek ve insanlardan hiçbir şey saklamayacak (vermemezlik etmeyecek)tir. Mal da o gün çok birikmiş olacaktır. Adam kalkıp: Ya Mehdi! Bana (mal) ver, diyecek. Mehdi de : Al , diyecektir.” [27][28]

Darekutni, “ifrad”, Tabarani “Evşad” isimli eserinde Ebu Hureyre'den tahric ettiler: “O zaman ümmetim, iyisi, kötüsü, hepsi de mislini görmedikleri nimetlerle nimetlenir. Allah onlara, bol yağmur gönderir. Arz nebattan bir şey saklamaz. Mal hakir olur. Bir adam kalkar şöyle der: “Ey Mehdi bana ver.” O da “Al” der.” [29]

(Mehdi'nin zamanında) gökyüzü yağmurundan hiçbir şeyi esirgemeyecek ve cömertçe bol yağdıracak. Yeryüzü ve bitkilerinden hiçbirini eksik bırakmayacak ve muhakkak onları kemali ile bitirip ortaya çıkaracaktır. Hatta yaşayanlar (kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için) ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir.[30]  Onun devrinde, ümmetin gerek iyileri ve gerekse de kötüleri , misli asla görülmemiş şekilde, pek çok nimetlere sahip olacaktır. çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek, toprak bir tek tohum istemeden verimli ve bereketli olacaktır.[31]

BOLLUK NASIL SAĞLANABİLİR?

«İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak. Onun zamanında, insan birkaç avuç tohum atacak, 700 avuç hasat edecektir. Çok yağmur yağmasına rağmen bir damlası bile boşa gitmeyecek.» [32][33]

Bu rivayetlerde de anlaşıldığı kadarıyla Mehdi zamanında teknolojinin ve bilimin sırlarının insanların hizmetine sunularak, her alanda olduğu gibi tarımda da yeni üretim tekniklerinin geliştirilmesi, tohum ıslahı çalışmaları ve yağmur sularının barajlar, göletler yapılarak değerlendirilmesi sonucunda üretim artışına dikkat çekilmektedir.

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK VE DÜNYA BESİN KAYNAKLARI

Tarım bilimcilerine göre, dünyada insan besini olmaya uygun 80 bin kadar bitki türü vardır. Tarih boyunca, bunlardan üç bin kadarı yiyecek olarak kullanılmış, fakat ancak 150 tür geniş çapta yetiştirilmiştir. Günümüzde ise, tüm dünyada yalnızca 15 kadar bitki türü nüfusun É'ını doyurmaktadır. Sadece üç tür (buğday, pirinç, mısır) dünya tahıl üretiminin üçte ikisini oluşturmaktadır. Demek ki, yeryüzünde besin olarak kullanılmaya uygun türlerin çok küçük bir bölümünden yararlanılmakta, üstelik yaygın olarak yetiştirilen tür sayısı da giderek azalmaktadır. (çöllerin yeşermesi) [34]

Gelişen teknolojiyle ve suyun verimsiz çöl topraklarına ulaştırılmasıyla birlikte buralarda da normal tarım yapılır hale gelmiştir. Bütün çöllerde bu sistemler uygulandığında tüm dünyada önemli miktarda üretim artışı sağlanacaktır.

HAYAT PAHALILIĞI VE DARLIK YILLARI BİTER

“Altınçağ” olarak da adlandırılan bu devirde, şimdiye kadar benzeri görülmemiş bir bolluk ve bereket yaşanacağına değinmiştik. Altınçağ'dan hemen önceki devrin özelliği ise; hayat pahalılığının ve geçim sıkıntısının artması, savaşların çoğalması, halkın korku içinde olması, karışıklık ve fitnelerin yaygınlaşması, güvensizliğin hakim olmasıdır.

«Mehdi çıkmadan önce Magrip'te karışıklıklar, fitneler ve korku olacak. Açlık ve hayat pahalılığı alabildiğine yayılacak.» [35]

İşârî manada ayet meali:

«Sonra bunun arkasından bir yıl gelecektir ki, insanlar onda bol bol yağmura kavuşturulacak ve onda sıkıp-sağacaklar.» [36]

«Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.» [37]

MEHDİ'NİN CÖMERTLİĞİ

«Ümmetimden Mehdi çıkacaktır. Allah-u Teala hazretleri, insanları zengin kılmak için onu gönderecektir. O zaman ümmetim nimetlenecek, hayvanlar bolluk içinde ve arzın nebatatı çok fazla olacak. Hz. Mehdi, insanlara eşit şekilde bol bol mal dağıtacaktır.» [38]

Mehdi adil bir hakem olarak çıkacak, eşyayı, malı dağıtacak, fakat bolluktan dolayı kabul eden olmayacaktır. İbni Ebi Seybe, Matar'dan tahriç etti ki: «... Bir gün Matar'ın yanında Ömer b. Abdülaziz'den bahsedildiğinde O şöyle cevap verdi: Bize ulaştığına göre, Mehdi öyle bir şey yapacak ki, Ömer b. Abdülaziz onu yapmamıştır. Bunun ne olduğu sorulduğunda Matar şöyle cevap verdi: Birisi Mehdi'ye gelip ondan bir şeyler ister ve kendisine: “Beytülmal'a gir istediğin kadar al” denir, o kişi girer ve çıkar.» [39]

Resul-i Ekrem (s.a.v) efendimiz şöyle buyurdu: «Ümmetimin sonunda öyle bir devlet reisi olacak ki avuç avuç mal ve para avuçlayacak ve bu malı adet olarak hata edip saymayacaktır.» [40]

«Mehdi insanlara malı ve eşyayı dağıtırken, saymadan bol bol verecektir.» [41]

İşârî manada ayet meali: "İşte bu, bizim vergimizdir. (Ey Süleyman) Artık sen de hesaba vurmaksızın, ver ya da tut." [42]

TEKNOLOJİDE BÜYÜK İLERLEMELER GÖRÜLECEK

Gelişen bilim ve teknolojiyle birlikte gittikçe hızlanan ve kolaylaşan iletişim ve ulaşım sayesinde, bir zamanların uçsuz bucaksız dünyası küçülerek, adeta cepte taşınan küçük mikrobilgisayarlarla özdeşleşir oldu. Bugün bilim adamları yeni bir yüzyıla, 2000 senesiyle başlayan 21. asra hazırlanıyor, ve 2000 senesiyle beraber dünyayı saracak olan telekomünikasyon ağını yaşamı nasıl rahat bir hale sokacağını tartışıyor, yeni buluşlar için çalışıyorlar.

MEHDİ DEVRİNDE ADALET

Ali (r.a)dan, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur. «Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış ta olsa Allah (c.c.) benim ehli beytimden bir zatı gönderecek yeryüzü zulümle dolduğu gibi, o yeryüzünü adaletle dolduracak.» [43]

Ebu Said el-Hudri'den, Resulullah (s.a.v.) buyurdu ki: «Mehdi bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi onu doğruluk ve adaletle doldurur.» [44]

İmam Mehdi'nin zamanında yeryüzünde emniyet olup herkes onun adaletiyle dünyanın zevkini tadınca zaman kısalır. çünkü insanlar uzun olsa bile zevkle geçen günlerini kısa sayar , sıkıntılı geçen günlerini de uzun sayar.[45]

Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. Abdullah Mesud'un rivayetinde Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Bu (Emir) de insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır.» [46]

Resulullah (s.a.) efendimiz bir başka hadisinde şöyle buyurdu: «Allah-ü Teala, ehl-i beytimden birini çıkarmadıkça, dünya çökmeyecektir. Daha önce zulüm ve adaletsizlik dolduğu gibi, onun gelmesi ile dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar.» [47]

Malı, eşit bir şekilde insanlara dağıtacaktır. Onun adaleti her yeri kaplayacak. Zulüm ve fıskla dolu olan dünya, o geldikten sonra adaletle dolup taşacaktır. Hz.Mehdi'nin zamanında, adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış bir şey bile sahibine iade edilecektir. Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir.[48]

"Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor." [49]

«Yarattıklarımızdan, hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan (uygulayan) bir ümmet vardır.» [50]

ŞAİRLERİN ŞİİRLERİNDE MEHDİ

İNSANLIĞIN ALINYAZISI BİR ÇOCUK

O çocuğu bekliyoruz.
Dünyayı değiştirecek, yenileyecek, meşhur kelimemizle söyleyelim, diriltecek çocuğu.
O çocuğu ki, reklam ve propaganda edilenleri değil, edilmeyenleri bilsin.

Kendine verileni aşan bir çocuk olsun o çocuk.
Verilmeyeni alabilen bir çocuk. Gizliyi, sır olanı kurcalayan, tarihin şifrelerini çözen bir genç.
Derleyişleri dağıtan, dağılmışları derleyen bir genç adam.

Kayıpların, kaybolanların ürperttiği bir ruh.
Tayfları, gölgeleri heceleyen bir espri.
Kabuk bilgilerin sağanağı altında ıslanmayan anlayış ve kavrayış kişiliği.

Bir muştu olan bir çocuk. Muştu gibi gelen. Muştu getiren.
Işıkla gelen çocuk. Umut ışığını getiren çocuk.
Kapitalizmin ve komünizmin karanlığını delen umut ışıklarını taşıyan gönül eri.

Erenlerden bir işaret olan er. Diriliş eri.
Doğunun ve batının özlemini çektiği haberci.
Yollarda gözlenen, tozların gerisinde hayal edilen yolcu.

Uygarlıkları, tarihi ve tabiatı, insanı ve eşyayı yeniden tartı kefelerine yerleştiren eleştiri eri.
Eleştiri içinde özeleştiri tohumlarını yeşertmesini bilen düşünce tarımcısı.

Yuvalara, evlere yeniden fizikötesi bir anlam kazandıran Hızırlık çabanın adamı.

Tanrı eri. Semboller halinde kafaların ve ruhların içine dikilen ve dikilişleriyle insanları
ve tüm insanlığı onursuz kılan putların kırıcısı inanç yiğitti.

Aşağılık duygusu altında ezilen duyarlıkları sağlığına kavuşturan ve
böylece sözünden çok ruhuyla doğacak özgürlüğün, gerçek özgürlüğün savaşçısı olacak kahraman.

Bu çocuk elbet gelecek.
İnsanlık, beklenmedik her vakitte olduğu gibi yeni bir atılım yapacaktır.
Bu atılımın temel taşı olacak olan yeni insan zuhur edecektir elbet.

Diriliş gerçekleşecektir.

Göze görünmez evrensel tabut parçalanacaktır kuşkusuz.

Kuşkusuz, bu, büyük çalışmalar ister.
Aslında, çalışmalar, dağınık bir biçimde ve her yerde aynı bilinç yoğunluğunda olmaksızın, başlamıştır, sürüp gitmektedir.

Bir gün derleniş toparlanış ve bilinçleniş de gözle görülür bir düzeye ulaşacaktır.
İnsan kendi barikatlarının mahkumu ve kendi zincirlerinin tutsağı olmuştur.
Ama bu kıyamete kadar sürüp gidecek değildir.
Diriliş nesli, bu mahkumluğa, bu tutsaklığa başkaldırmanın cesaretini gösterecek
ve bu başkaldırmayı yeni uyuma dönüştürmenin yöntemini kestirecektir.

İnsan, yeniden erdem sınavının ateşi içine atılacaktır, cehennemleri yarıp
cennetine ulaşacak üstün semender yaradılışındadır çünkü o…

Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, ürkmeyiniz.
İnsanın alınyazısı, ağırlığıyla, şartların ötesindedir.

Toprağın vebamsı kaynayışına aldanmayınız.
Gök, yüklü, esintiler, elverişli, ufuklar, eleğimsağmalarla beneklidir.

Ruhun ilham seferi, Cebrail soluğuyla desteklidir.

Ruhulkudüs yalnız geçmişte insanı yoklamadığını,
geleceklerde de onu kutlu göğsüne bastıracağını ispat edecektir.

Ruh, kutsal ruh tarafından sığınacaktır.

Akşamla birlikte, sofraların üstüne yine kutsal ruhun kanatları gerilecektir.

Çocuk, kuzey ve batı rüzgarlarını kılıcıyla ikiye bölecektir.
Selleri ve çığları omuzlarıyla durduracaktır. Fırtınaları ters yüz edecektir.

Zaten o, bütün bunlar için geliyor.

Azgın bir kışı yaşıyoruz.
Geleceğin erleri onun üzerine diriliş kemerlerini ve kubbelerini oturtacaktır.

Ruhun Ayasofyaları, süleymaniyeleri yükselecektir yeniden.

Diriliş mehteri, dünyanın ufkunu, metafiziğin marşıyla çınlatacaktır.

Pandorun kutusu kapanırken ruhun şifa mücevherleri, saklı oldukları mahfazalarının kapaklarını zorlayacaklardır,
dışarı çıkma günü gelen civcivin yumurtanın kabuğunu gagasıyla tık tık döğmesi gibi.

Kutlu şehirlerin ruhları, geceleri gözlere görünen yatırları gibi uyanacaklardır.
Bursa'nın, İstanbul'un, Konya'nın, Diyarbekir'in, Erzurum'un, Şam'ın Bağdat'ın,
Buhara'nın, Semerkand'ın ve beş safta Mekke'nin, Medine'nin
ve hepsiyle birlikte Kahire'nin, Kuala-Lumpur'un, Bingazi'nin,
İslam-Abad'ın, Darüsselam'ın ruhları dirilecektir.

Elinde bir meşale, bu kış gecesinde dolaşacak olan o çocuğun ulaştığı her kent, dirilişe erecektir.

Kentler, ölümün kırılışından tüten alevlerde yıkanacaklar
ve kutlu sancağın altında diri kümbetler olarak toplanacaklardır.
Bu şehirler mahşerinin önünde kim durabilir?
“Kalk ve Korkut” sesiyle ayağa fırlamış ilahi sitelere karşı hangi çelik veya demir bent dayanabilir?

SEZAİ KARAKOÇ

HIZIRLA KIRK SAAT

Kıyamet gününden önce
Hızır çekilecektir yeryüzünden
Sonra yeşillikleri yaylaların
Eski zaman duvarları gibi yükselen çınarların
Çinilerin minyatürlerin duayı ansıtan boyaların
Güneşte bir kuş gibi çırpınan kasabaların
Göz ağrısı getiren tozların
Yeşili kırmızısı sarısı çekilecek önce
Evlerde avlularda duyulacak bir eksilme
Yoldan bir ölü götürüyorlarmış ta sezmişler gibi
Çıkacaklar dışarıya ama
Yollar ıssızdır sonsuzca
Hızır'ın gidişiyle birlikte
Yol ıssızlığı gelişecektir
Yaşamıştı bunu bir anda
Daracık bir odada
Peygamberin baş ucunda
Ali
Peygamberi yıkarken buruşmuştu dünya
Deniz gibi vahşi mercanlar gibi yakıyordu elini sıcak su
Ömer bir horoz sandı dünyayı
Boğazında keskin bıçak
Ölümünde peygamberin
Ebubekir dört yanında çırpınışını duydu kanadını Cebrail'in
Topraktan yükselişini surun
İç odalarda
Çarşaf arkalarında
Ağlarken peygamber kadınları
Duydular kıyameti bir anda
Daracık bir saatte
Sonra Ali odanın yalnızlığından
Dört duvardan bir fısıltı duydu
Göründü sancakların en yeşili
Ve ordusuyla birlikte Mehdi
Belirli bir süre geciktiren kıyameti
Kıyamet elinde bir belge
Bir tüy gibi hafifleten kıyameti
Mehdi
Şehitlik yapan ölümü kıyameti
Mehdi
Bereketin geri gelişi
Kıyametin birinci fecri
Hızır'ın ete kemiğe kavuşması
Bir kadir gecesinde
Seçilenler seçildiler
Bir kadir gecesinde
Dönüşmeye başladı kaderi
Yeryüzünde
Karınca azabına uğratılmış Müslümanların
En yoksulu insanların
En çok ezilmişi
Ezilmişlerin bile ezdiği
Acımalarından yenilgileri
Susan susturulan
Değiştirilip dönüştürülen
Tarihi ekşitilen
Faydalanılan şelalesinden
Ama içecek sudan yoksun edilen
Sökülüp atılan coğrafyasından
Bağbozumu mantığından
Çocuklarına düşünce tozu serpilen
Kuşlukta kuşkulu
Öğlede eğlenen
Bir küme yapılan halkı
Götürülüp uçurum kıyısına
Bir ölü kuzgun gibi bırakılan kenti
Güneşin batmakta erken davrandığı
Her gün son akşam gibi gelen bir akşamda
Cam kesmesi bir konakta
Ölüm dirim toplantısında
Bir gül ansızın patlayıp açılacak bir saksıda
Ve kalkacak bir insan ayağa
Ve ışık ışık ışık
Arkasında solunda ve sağında
Ve uzatacak ellerini dışarıya
Ah bu ne beyaz ne beyaz
Musa'nın elleri
Ve yüzü İsa yüzünün benzeri
Sonra bir değişim daha
Bir değişim daha
Kendinde özetleyen bütün peygamberleri
Son peygamberin kendisi sanki
Hızır da işi bitip te aradan çıkan köprülerin en yükseği
Mehdi
Konuşacak Mehdi
Geldi derleniş günü
Derleniş toparlanış vakti
Artık her gün her gece
Bir kadir günü ve gecesi
Kur'an iniyor dağlardan tepelerden
Yağmur onun yedeğinde
Horozlar en keskin sesleriyle ötmede
Koyunlar ışıldıyor yünlerinde
Yeni ve keskin bir bilgelik keçilerde
Doğudan batıya bir şimşek atlardan
Heyamolalarla inip çıkan
Bir eleğimsağma develerden
Kadınlar örtünürler Meryem örtülerini
Bacalar yeniden tüter
Odunların en sertinin yanışından
Bırakarak gökyüzünde bir ocak sisi
Dağlarda bir başka coşkunluk çağlıyor
Menekşede çiğde kekikte ses var
Bir vahiy uğultusu arılarda
Karıncalarda hikmet suskunluğu
Barışı ve çalışkanlığı sağduyunun
Derleniş toparlanış diriliş saati
Geldi
Yükseldi bir ağartı Müslüman ufuklardan
Müslüman mevsim ve iklimlerden
Kelimeler sıçradı yıllarca beklemişlerdi taşlarda
Bir başkalaşım oldu yazılarda
Seslerin durduğu yerde
Gizlice süren bir ayet sonu yumuşaklığı
Duruşlar bir süreden inmişçesine ağırbaşlı
Davranışlar ölçülü tartılı
Büyük dönüş başlamadan önce
Kendini bırakarak evrenin koştuğu o Bütüne
Bir kanat çırpmasıyla karıştığı Varlığa
Düzeltip dünyayı yeniden
Toplumu dirilten insanı erdiren
Şeytanı bir duvar ucunda sıkıştıran
Dam saçaklarında kovalayıp
Eski sınırına iten
Kentlere mutluluğu
Bir ikindi anıtı gibi getiren
Her eve mermer dağıtan
Şelale paylaştıran
Kan kanalı uzatan
Engebeli bir gebelikte
Yatağından korkan kadınlara
Süt verin süt verin çocuklara
Alarak nar incir gibi yemişlerden
Şit evi sığınağı zeytinlerden
Meryem'in dayanağı hurmadan
Tükenin var olun varlığıyla Varlığın
Ki göreceksiniz kesin kesin
Yüzünüzü nereye çevirirseniz çevirin
Odur var olan var eden
Biçim veren değiştiren
Dağıtan toplayan
Hiç olmamışa çeviren
Bir çırpıda gelip
Geçmişe döndüren zamanı
Sesi seslendiren yeri yerlendiren
Sonra açıp yeli yürüyen bir kabir gibi
İçine yeri yerleştiren gömen
Bir kan pıhtısından meniden
Bir insan türeten
Sonra onu büyüten
Sözüne kulak yapan ağız yapan
İşine onda bir yetenek özü mayalandıran
İnanış veren sabır veren
Kuran'a da şeytana da
Eş yapan yoldaş yapan sırasında
Bir örtü gibi birden açan dünyayı
Sonra birden toplayan ortalığı
En büyük koleksiyon sahibi
Kafataslarından kemiklerden
Güneşten aydan yıldızlardan
Cennet ve cehennemlerin
Kaybolduğu doğduğu girdabından
Her çağ bir başka ses
Duyulan mızrabından
Doğmamış ve ölmeyen
Gelmemiş ve gitmeyen

SEZAİ KARAKOÇ

Kardeşin sen kande, çık ey Mehdi-i sahip zuhur!
Millet-i İslam'ı pamal eyledi Çeyş-i fütur.
Kalmadı İslam içinde bir yerde aram-ü huzur
Kapladı mülkü serapa leşker-i zulm-ü şürir...

ZİYA PAŞA

SON GÜNEŞ

Hicri 1390 ay ramazan gece kadir gecesi
Nakkaşın nakşettiği dirilişin hecesi
Ki terennüme başladı bir anda bütün alem
Daracık bir odada gözü yaşlı bir adem
Kapanmış secdeğaha haşyetle inliyorken
Tükenmiş gözde yaşlar şimdi ağlıyor kalpten
İşte o an parladı ufukta lem'ayı nur
Sonra bir güneş doğdu ziyasıyla dura dur
Alem de gördüğümüz İslami dirilişin
Sebebi işte bu şems bunu böylece bilin
On sene evvel doğdu parlar bu yüzyıl başı
Miladi sanmayınız hicri yüzyılın başı
Evet buydu beklenen İslam'ın son ferdası
Silinir gider artık küfrün leyli yeldası
Seni beklemekten dönmüştük biz şaşkına
Doğdun bir daha batma, batma Allah aşkına
Şu milletin nasibi asırlar var ki Celal
İlahi tecelli etsin kurban olduğum Cemal
Ey ümmet dikkat edin hicri yüzyıl başına
Şahit olacaksınız güneşin doğuşuna
Bağrı yanık İslam'a esecek badi saba
İşitin şu müjdeyi ''vetubalil gureba''

ADİL GÖKBURUN

DÜNYA İLE HASBİHAL

Hey gidi fani dünya senin de soyun geldi
Yükünü aldın artık, yaşsa kemale erdi
Zevalini gösteren küçük alametlerden
Hangisidir çıkmadık hangisidir söylesen
Zinalar, binalar, pavyon kadınları mı?
İçkiler kumarlar şarap dükkanları mı?
Vurmalar, kırmalar, insan öldürmeler mi?
Bin bir çeşit hileler dolap döndürmeler mi?
Zulümler, cefalar hak'kın kovulması mı?
Hıçkırarak ağlarken garip boğulması mı?
İn bin dünyası derler şimdi sıra sendedir
Hatemennebiy ile Resuller tükeneli
Nemrut yetiştirmekten sen de bıktın değil mi?
Üzülme pek yakında gelecek olan Mehdi
Kararmış suratını aydınlatır güneşi
O Mehdi ki zevalin ilk büyük alameti
Sonunu haber veren kıyametin ilk fecri.

ADİL GÖKBURUN

İMAM MEHDİ

Yıldızla doğacak İslam güneşi
İmanla sönecek küfrün ateşi
Ümmeti Muhammed bekliyor seni
Ne olur kıyamet imam'ul mehdi
Müminin çilesi senle son bulur
Kırılır zincirler iman kurtulur
Ufuklar nurlanır zulmet kaybolur
Beklenen güneşsin imamul mehdi.
Yaklaştı zamanın titrer tağutlar
Sallanır yüz üstü devrilir putlar
Adından çok korkar çağdaş nemrutlar
Bir yalın kılıçsın imamul mehdi.
Atomlar karşında susarlar senin
Emini olursun göklerle yerin
Fatıma evladı son peygamberin
Halifetullahsın imamul mehdi
Ayların içinde tekdir ramazan
Cebrail sesini duyduğun zaman
Belki kıyam etti sahibuzzaman
İntizarımızsın imamul mehdi.

ADİL GÖKBURUN

Dipnotlar

[1] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 88
[2] Mektubat-i Rabbani, 1/354
[3] Mektubat-i Rabbani, 1/495
[4] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Ahir zaman, 89
[5] Sünen-i Tirmizi 4/92
[6] Sünen-i Ebu Davud, 5/92
[7] Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Muntazar, 10
[8] El-Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 27
[9] Ölüm-Kıyamet -Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, s.437
[10] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 89
[11] Mektubat-i Rabbani, 1/569
[12] Mektubat-i Rabbani 1/611
[13] Mektubat-i Rabbani 1/440
[14] Kıyamet Alametleri, 299
[15] Sikke-i Tasdik-i Gaybi, 46
[16] Mektubat-i Rabbani
[17] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiiyy-il Ahir Zaman, 92
[18] El-Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar; Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman; Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 494; Ramuz: El -Ahadis 508 (Ibni Mace-Tabaranai 'nin Kebiri
[19] Sözler, 359
[20] Şualar, 492
[21] Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar
[22] (Kıyamet Alametleri, s. 204 Ramuz-el Ehadis, 29
[23] 6/134
[24] Kitab-üll Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman , 17
[25] Sahih-i Müslim 11/351
[26] Sünen-i Tirmizi, 4/93
[27] Sünen-i İbni Mace 10/347
[28] Ramuz El -Ahadis 508 (İbni Mace-Tabaranai'nin Kebiri)
[29] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mihdiyy-il Ahir Zaman, 16
[30] Ölüm-Kiyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametler, 437
[31] El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 23
[32] Kıyamet Alametleri, 164
[33] El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 24
[34] ölüm -Kıyamet -Ahiret ve Ahirzaman Alametleri
[35] ölüm -Kıyamet -Ahiret ve Ahirzaman Alametleri,440
[36] 12/49
[37] 16/112
[38] El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 26
[39] Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyye-il Ahir Zaman, 16
[40] ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahirzaman Alametleri, 433
[41] El-Kavlu Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 24
[42] 38/39
[43] Sünen-i Ebu Davud, 5/92
[44] Süneni-i Ebu Davut, 5/93
[45] Ölüm -Kiyamet -Ahiret ve Ahirzaman Alametleri
[46] Sünen-i İbn-i Mace, 10/348
[47] Mektubat-i Rabbani, 1/251
[48] El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, 23
[49] 4/58
[50] 7/181






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36665147 ziyaretçi (102689587 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.