Mehmet Akif Ersoy'un Milli Mücadeledeki Rolü
 

Mehmet Akif Ersoy'un Milli Mücadeledeki Rolü

İmam Hatip Liseleri İçin Performans Ödevi

1. Dünya Savaşı'ndan sonra Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasıyla birlikte son Müslüman Türk Devleti'nin parçalanması hedeflenmiş ve Boğaz antlaşması zorla imzalatılarak Anadolu da işgâl edilmek istenmiştir. Bu durumu kabul etmeyip isyan eden şairlerimizin başında gelen Mehmet Akif, halkı aydınlatmak ve Milli Mücadele konusunda bilinçlendirmek için ilk önce Balıkesir Zağanos Paşa camiinde 23 Ocak 1920 Cuma günü bir vaaz vermiştir.[1] Bu vaazını yayımladığı Sebilü'r-reşad dergisinde de yayımlamış, bundan dolayı dergisi işgal kuvvetleri tarafından devamlı sansüre uğramış ve kendisi de takip altına alınmıştır. İstanbul’da hizmet olanağı bulamayan Mehmet Akif, itibarlı ve yüksek maaşlı işini ve ailesini bırakarak 10 Nisan 1920 tarihinde Milli Mücadeleye katılmak üzere gizlice Ankara’ya doğru yola çıkmış, Büyük Millet Meclisinin açılışının ertesi günü 24 Nisan 1920’de Ankara’ya ulaşmıştır. Ankara’da hemen faaliyete geçerek 28 Nisan tarihli “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesinde haber verildiği gibi, 30 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Camiinde kürsüye çıkarak halka hitap etmiş, İstiklal Savaşı’na da Burdur mebusu olarak katılmıştır.[2][3]

Türk Milletinin dili, tercümanı, gözü ve kulağı olan şair ve yazarlarının işgal altında bulunan topraklarda sessiz kalabilmeleri mümkün değildi. İşte Mehmet Akif'siz bir millî mücadele düşünülemezdi.. [4] 1. Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan Mondros Mütarekesiyle ayakta kalan son Türk-İslâm Devleti’nin de tehlikeye düştüğünü gören Millî şair Mehmet Akif, hem İstanbul’da bulunduğu süre içinde, hem de Anadolu’ya geçtikten sonra büyük bir gayretle vatanın her türlü işgal ve baskıdan kurtarılması için çalışmıştır. Bu amaçla Mustafa Kemal Paşanın talepleri doğrultusunda Anadolu’nun çeşitli vilâyetlerinde büyük bir coşkuyla milletimize vaaz ve nasihatlerde bulunmuş; art niyetlilerin oyunlarına gelmemeleri, tefrikaya düşmemeleri ve başarılı olmak için daima birlik ve beraberlik içinde olmalarını istemiştir. Geri kalan zamanlarında da boş durmayan Mehmet Akif, Burdur Milletvekili sıfatıyla 1. Meclisin çalışmalarına katkıda bulunmuş; başyazarlığını da yaptığı Sebilü'r-reşad Gazetesi’nde yazdığı şiir ve makaleleriyle Millî Mücadele’ye tam destek vermiştir.[5]

Mehmet Akif’in, İstiklal Savaşı yıllarındaki hizmetleri arasında Kastamonu ve yakınlarında yaptığı faaliyetlerin ayrı bir yeri vardır. İstanbul’dan Anadolu’ya gemiyle gönderilen silahların ilk durak yeri İnebolu limanıdır. İnebolu limanından alınan silahlar, kağnılarla, at arabalarıyla, atların ve eşeklerin sırtında Kastamonu’ya gelir, oradan Ilgaz dağları aşılarak bin bir güçlükle Çankırı’ya ulaşırdı. Çankırı’da büyük kışlada toplanan bu cephaneler, Çankırılılar tarafından aynı araçlarla Kalecik üstünden Ankara’ya ulaştırılırdı. Silah sevkıyatının yapıldığı bu yol tarihe “İstiklal Yolu” olarak geçmiştir.[6] İnebolu, Kastamonu ve Çankırı yolunun İstiklal savaşındaki önemi düşünülürse Akif’in bu bölgedeki halk üstünde Özellikle durmasının nedeni anlaşılır. Bu yolun kapanması halinde Ankara’ya ikmal yapılması olanaksız olurdu. [7][3]

Mehmet Akif’in İstanbul’dan Ankara’ya geldiği günlerde İstanbul’da 4. defa iktidara gelmiş olan Damat Ferit ve Hükümeti’nin Kuva-yı Milliye aleyhindeki propagandaları had safhaya varmış, yayınlanan hükümet beyannamesiyle Şeyhülislam Dürrizâde Abdullah’ın yayınladığı fetvada, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Halife ve Sultan’a isyan etmiş oldukları ilan edilmiş ve bu durum Anadolu’da Millî Mücadele’ye destek veren ve vermek isteyenlerde tereddüt yaratmıştı. Halkın bu konuda ciddi şekilde telkine ve aydınlatılmaya ihtiyacı vardı.

İşte böyle bir ortamda Mehmet Akif hiç vakit geçirmeden kendisinden beklenen hizmeti yerine getirmeye ve vaazlarıyla halkı aydınlatmaya başladı. Onları Millî Mücadele etrafında birleşmeye çağırdı. Mehmet Akif bu görevi sadece Ankara’da değil, Ankara merkez olmak üzere bütün iç Anadolu vilayetlerinde yerine getirdi. Bu cümleden olmak üzere Mehmet Akif, daha işgal edilmemiş vatan topraklarında seyahate başladı. Bu seyahatler sırasıyla Eskişehir, Burdur, Sandıklı, Dinar, Antalya ve çıkabilecek bir isyanın önüne geçmek için, Konya halkına nasihatlerde bulunmak amacıyla Konya’ya olmuştu. Bu seyahatleri sırasında oğlu Emin Akif Ersoy’da Akif’in yanındaydı. Mehmet Akif bilahare Türkiye Büyük Milet Meclisi’ne hem Burdur’dan hem de Biga’dan milletvekilliğine seçilmişti. Fakat sadece 1 yerden milletvekili olabileceği Meclis Başkanlığı tarafından kendisine bildirilince Mehmet Akif 17 Temmuz 1920’de Meclis başkanlığına verdiği cevabi yazıda; Burdur sancağı azalığını tercih ettiğini ve bu nedenle Biga azalığından istifa ettiğini bildirmiştir.[5]

Mehmet Akif 4 Ekim 1920’de TBMM’ne başvurarak Kastamonu’ya gitmek için izin istemiştir. Meclis zabıtlarından ise Akif’in “Propaganda” için Kastamonu’ya gönderildiği yazılıdır. Meclis Başkanı, 7 Ekim 1920’de Akif’i 1,5 ay izinli saydıklarını bildirerek divanın bu kararını onaylamış, Meclis kabul etmiştir.[8]

Milli Mücadele yıllarında Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Anadolu’nun birçok şehrinde irşat faaliyetinde bulunmuştur. Bu faaliyet çerçevesinde Kastamonu ve civarının ayrı bir yeri vardır. İstanbul’dan kaçırılan cephaneler, İnebolu’ya kadar deniz yoluyla oradan kağnılarla ve at arabalarıyla Kastamonu-Ilgaz-Çankırı ve Kalecik üstünden Ankara’ya ulaşmıştır. “İstiklal Yolu” denilen bu yolun kapanmaması büyük önem arz ediyordu. Kastamonu’ya giderken Çankırı’ya da uğrayan Mehmet Akif Ersoy, 15 Ekim 1920’de Çankırı’da Cuma vaazında konuşmuş, halka ibadetten önce hürriyetin geldiğini, halifenin dahi hürriyetsiz gerçek halife olamayacağını ve Mustafa Kemal Paşa’nın cihat bayrağı altında toplanılması gerektiğini anlatmıştır. Mehmet Akif Ersoy’un bu vaazı modern Türk edebiyatında destan tarzında işlenmiştir.[3]

Mehmet Akif Ersoy İstanbul'da rahat hareket etme olanağı kalmadığı için görevinden azledilmeden az önce oğlu Emin'i yanına alarak Anadolu’ya geçmişti. Sebil'ür-Reşad’ı Ankara’da çıkarması için Mustafa Kemâl Paşa'dan davet gelmişti. TBMM'nin açılışının ertesi günü olan 24 Nisan 1920 günü Ankara'ya vardı. Millî mücadeleye şair, hatip, seyyah, gazeteci, siyasetçi olarak katıldı. Ankara'ya varışından bir süre sonra ailesini de yanına aldırdı.

Mehmet Akif Ersoy, Ankara’ya geldiği günlerde, Mustafa Kemâl Paşa Konya vali vekiline telgraf göndererek Âkif’in Burdur milletvekili seçilmesini sağlamasını istemişti. Haziran ayında Burdur’dan, Temmuz ayındaysa Biga’dan mebus seçildiği haberi meclise ulaştı. Âkif, Burdur mebusluğunu tercih etti. Böylece 1920-23 yılları arasında vekil olarak 1. TBMM’de yer aldı. Meclis kayıtlarında adı "Burdur milletvekili ve İslam şairi" olarak geçmektedir.[9]

1921'de Ankara'da Taceddin Dergahı'na yerleşen Akif, Burdur milletvekili olarak meclisteki görevine devam ediyordu. O dönemde Yunanlıların Ankara'ya ilerleyişi karşısında meclisi Kayseri'ye taşımak için hazırlık vardı. Bunun bir dağılmaya yol açacağını düşünen Mehmet Âkif, Ankara'da kalınmasını, Sakarya'da yeni bir savunma hattı kurulmasını önerdi ve bu teklifi kabul edildi.[4]

Mehmet Akif Ersoy Ankara'ya varır varmaz ona verilen ilk görev, Konya Ayaklanması’nı önlemek için halka öğütler vermek üzere Konya’ya gitmekti, büyük gayretine rağmen Konya’da kesin bir sonuca ulaşamadı ve Kastamonu’ya geçti. Halkı düşmana direnişe teşvik için 1920'nin Kasım ayında Kastamonu’daki Nasrullah Camisi'nde verdiği ateşli vaaz, Diyarbakır’da basıldı ve tüm vilayetlere ve cephelere dağıtıldı.[9]

6 Mayıs 1921 günü derginin 463. sayısı yayımlandı.. Akif derginin 464-466. sayılarını Eşref Ediple beraber Kastamonu'da yayımladı, 464. sayı büyük ilgi gördü ve birkaç defa basılıp Anadolu'ya ve askere dağıtıldı. 467. sayıdan itibaren yayıma Ankara'da devam etti. Derginin etkisi çok büyüktü ve yaydığı yoğun duyguların hâkimiyetindeki Türk halkları etkilenmesinden korkan Rusya, gazetenin ülkeye girişini yasakladı.[4]

Mehmet Akif Ersoy Anadolu'ya geçerken Eşref Edip'e de arkasından gelmesini söylemişti. Eşref Edip, Sebil'ür-Reşad Dergisi'nin klişesini de alıp İstanbul'dan ayrıldı. Son olarak 6 Mayıs 1921 günü derginin 463. sayısını yayımlamışlardı. Âkif derginin 464-466. sayılarını Eşref Ediple beraber Kastamonu'da yayımladı, 464. sayı o kadar ilgi gördü ki birkaç kere basılıp Anadolu'ya ve askere dağıtıldı. 467. sayıdan itibaren yayıma Ankara'da devam ettiler. Derginin etkisi o kadar büyüktü ki, yaydığı yoğun duyguların hâkimiyetindeki Türk halkları etkilenmesinden korkan Rusya, gazetenin ülkeye girişini yasakladı

1921'de Ankara'da Taceddin Dergahı'na yerleşen Mehmet Âkif, Burdur milletvekili olarak meclisteki görevine devam etmekteydi. O dönemde Yunanlıların Ankara'ya ilerleyişi karşısında meclisi Kayseri'ye taşımak için hazırlık vardı. Bunun bir dağılmaya yol açacağını düşünen Mehmet Âkif, Ankara'da kalınmasını, Sakarya'da yeni bir savunma hattı kurulmasını önerdi; teklifi tartışılıp kabul edildi.[9]

İstiklâl Marşı'nı yazması

Aynı dönemde Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Bey'in ricası üzerine ulusal marş yarışmasına katılmaya karar verdi. Konulan 500liralık ödül nedeniyle başlangıçta katılmayı reddettiği bu yarışmaya, o güne kadar gönderilen şiirlerin hiçbiri yeterli bulunmamıştı ve en güzel şiiri Mehmet Âkif'in yazacağı kanısı mecliste hâkimdi. Mehmet Âkif'in yarışmaya katılmayı kabul etmesi üzerine kimi şairler şiirlerini yarışmadan çektiler. Şairin orduya ithaf ettiği İstiklal Marşı, 17 Şubat günü Sırat-ı Müstakim ve Hâkimiyet-i Milliye'de yayımlandı. Hamdullah Suphi Bey tarafından mecliste okunup ayakta dinlendikten sonra 12 Mart 1921 Cumartesi günü saat 17:45'te ulusal marş olarak kabul edildi. Âkif, ödül olarak verilen 500lirayı Hilal-i Ahmer. bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Dar’ül Mesai vakfına bağışladı [9]

Kaynaklar

[1] Mehmet Doğan, Camideki Şair Mehmet Akif, İstanbul-2006, s.39
[2] M. Ertuğrul Düzdağ, “Mehmet Akif Ersoy Hayatı ve Eserleri” Bilimin ve Aklın Aydınlığında Eğitim dergisi, Mart-2006, s.11
[3] İbrahim Akyol, "MEHMET AKİF ERSOY’UN MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA ÇANKIRI’YA GELİŞİ VE ÇANKIRI VAAZI", 1. Uluslararası
[4] webokur.com/konu/mehmet-akif-ersoyun-milli-mucadeledeki-rolu.20941/
[5] SOman Akandere, "OĞLU EMİN AKİF ERSOY’UN ANLATIMLARIYLA MEHMET AKİF ERSOY’UN MİLLÎ MÜCADELEYE KATILMASI VE BAZI HUSUSİYETLERİ" (makale)
[6] Mustafa Yeşilay, Milli Mücadele Yıllarında Çankırı, Gazi Üniv. Sos. Bil. Ens. Basılmamış doktora tezi, Ankara-2000, 229 s.
[7] M. Akif Ersoy, Safahat, Haz. M. Ertuğrul Düzdağ, İstanbul–1988, s. L8
Mehmet Akif Sempozyumu, 19-21 Kasım 2008.
[8] Osman Akandere, “Milli Mücadelede Mehmet Akif Beyin Faaliyetleri”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Kasım 2002, s.18
[9] forumdas.net/konu/mehmet-akif-ersoyun-milli-mucadeledeki-rolu.221750/






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36868351 ziyaretçi (103045903 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.