Mekke Hatıralarım I
 

Kabe, Kaaba, Qaaba, Qaabe, Qaabe

Mekke Hatıralarım I

Ayşegül Osmanoğlu

Medine'den ayrıldıktan sonra 6 saat sürecek Mekke yolculuğumuza başlamıştık. Uçsuz-bucaksız çöller, zaman zaman görülen çadır öbekleri ve develer... Çöl denilence akla ilk gelen, olmazsa olmazı develer ve yavruları, sık sık gördüğümüz bir şeydi. Ve maymunlar... Kimi zaman yollarda arabalara bile çıkabiliyorlar. Böyle bir hal olursa da, çarpmamak için mecbûren duruluyor.

Rüzgârlı bir iklime de sahip olduğu için arasıra hortumlar da görebiliyorsunuz. Daha doğrusu hortumcuklar... Alabildiğine taş ve toprak denizi. Yer yer kayalıklar... Tabii çağrı filminden dolayı aklımızda var olan sonsuz kum imajı, gördüklerimizle yer değişiyor.

Otobüsümüzün penceresinden etrafı gözlerken, aklıma 1400 yıl öncesinde buralardan yürüyerek geçen iki yolcu takılıyor... Tek bir deve, bir bedevi rehber... Otobüs ile 6 saat süren ve klimalardan faydalandığımız halde bize bunaltıcı gelen bu yolculukta onlar ne yapmışlardı? Çok heyecanlanmıştım etrafıma bakarken... Sanki gözümü açıp kapatsam, o iki mukaddes yolcuyu yürürken görebilecekmişim gibi bir hissiyata kapıldım ve bir o kadar da yakınlarında hissettim kendimi... Buralardan geçmişti. Mübarek ayaklarının izlerini taşıyordu bu topraklar... Yolculuğun her bir anında tek düşündüğüm, o çöl sıcaklarında neredeyse imkansız şartlar altında, peşindeki azılı düşmanlarının da takibiyle iyice zorlaşan "Hicret"i nasıl gerçekleştirdiğini kafamda canlandırmakta bile zorlanıyordum...

Bu düşüncelerle 6 saatlik yolculuğumuz sona erdi ve "mikat noktası"na geldik. Burada bilmeyenler için küçük bir bilgi paylaşımı: Mikat yerleri, Mekke-i Mükerreme'ye girmek isteyenlerin ihrama girmeden geçmeleri caiz olmayan yerlerdir. Her yönden gelenlere ait ihrama girecekleri farklı mikat yerleri vardır. Bizim gibi Medine'den gelenler için mikat yeri, "Abâr-ı Ali" olarak bilinen "Zü'l-Huleyfe" idi.

Umre için niyetlendik ve dualarımızı ettik. Otobüslerimize doluşmadan evvel, isteyen alışveriş yaptı, isteyen çevreye bakındı. Ben, elbette ki en yakın seyyar satıcıdan meyve aldım. Oraya özel veya adını bildiğimiz; ama o topraklarda yetişmiş meyveleri almak, daha bir hoşuma gidiyordu.

Seyahatimizin kalan kısmını tamamladık ve Mekke göründü. Ama şunu belirtmeden geçemeyeceğim; Medine gibi bir şehirden sonra insan, çok daha güzel bir şehir bekliyor. Ama yine kafamızdaki Mekke imajını başka bir görüntüyle değiştiriyoruz. Bir kere Mekke, kayalık ve tepeliklerin arasına kurulmuş küçük bir şehir... Arazi, Medine gibi değil... Medine, çok daha düz bir arazi üzerine kurulu. Zaten bilindiği üzere eskiden mesire yeriymiş. Kâbe, otellerle boğulmuş; ama çok şükür ki artık pek çoğu yok. Etrafının açılması için çalışmalar hızla devam ediyor...

Neyse... Kâbe'ye kavuşmuş olmanın sevincini, yaşadığım hayâl kırıklarının gölgelemesine izin vermedim. O kadar yakınımdaydı ki, bir an evvel yerleşme işi bitsin de Mescidü'l-Haram'a gideyim diye sabırsızlanıyorum... Bu koşuşturmaca içerisinde yatsı namazına kadar gitmek nasip olmadı. Çünkü şeker hastası olan babamın dinlenmesini beklemek durumundaydık. Şükür ki yatsı vakti yaklaşırken Kâbe'ye gittik. Ancak yatsı namazı başlamak üzere olduğu için ilk bulduğumuz yere namaza durduk.

Kız kardeşim, Kâbe'nin göründüğünü söylediğinde hemen başımı yere eğdim; çünkü Kâbe'yi ilk gördüğünde ettiğin tüm duaların kabul olacağı söylenir. Böylesi bir fırsatı iyi değerlendirmek gerekiyordu. Namaz bitti.ve içeri doğru yürümeye başladık. Merdivenleri indik. Yavaş yavaş başımı kaldırdım. Nasıl anlatmalı o duyguyu bilmem ki! Tarif edecek kelimeler, tükenmiş gibiydi. Sadece dört duvardan oluşmuş bir binayı dünyanın en güzel, en gizemli, en kutsal yeri haline getiren ve sadece yaşayınca anlaşabilecek bir duygu seline kapıldım. Ellerimi açtım.

"Yârabbi! Burada ve her yerde edeceğim tüm dualarımı kabul eyle! Senden ilk niyâzım şudur ki; benden ve ailemden razı ol!..." Ellerim açık, o anda aklıma gelen ne varsa muhatabıma ilettim.

Hocamız, "Ellerinizdeki kitaplara uymak zorunda değilsiniz. İçinizden geldiği gibi dua ederek de tavafınızı yapabilirsiniz." dedi. Her bir "dönüş"e bir "şavt" deniyor. Yedi kere dönünce bir tavaf yapmış oluyorsunuz. Ya, o kadar şaşkın, o kadar tarifi imkansız duygular içerisindeydim ki;s anırım ilk şavt'ta sadece aklım uyuşmuş gibi öylesine boş boş döndüm. Oradaydı... Bir bakışlık, bir dokunuşluk mesafemde…

Dediler ki; "Burada bir zorluk vardır, Allahtan kolaylaştırması için dua edin…" Bunun ne demek olduğunu tavafımız bitip de Safa-Merve arası sa'y ibadetini gerçekleştirmek için gittiğimizde anladım. Ben, Safa-Merve tepesini daha bir uzak sanıyordum. Hani başka bir yerde… Ama değilmiş...  Yanyana Kâbe'yle... Eskiden sa'y yapanlar, Kâbe'yi izleyerek yerine getirirmiş ibadetlerini. Ama artık duvarlarla ayrılmış ve her tarafı kapandığı için daha çok bir tüneli andırıyor.

İlk bakışta diyorsun ki, ”Ya, bu kadarcık mesafede ne var? Yedi kereden fazla gider gelirim ben…” Ama işin gerçeği öyle değil! Göz ile yakın olan mesafe, sanki yürüdükçe uzuyor gibi ve inanılmaz bir tempoda yürüyorsun... Mahşer yeri sanki mübarek... Zor nefes alıyorsun; ama içindeki coşku, her eksi şartı severek artıya çeviriyor.

Hz. Hacer'i düşündüm her adımımda… Çölde yalnız bir kadın ve kucağında minicik bebeği... Susuz ve yiyeceksiz, terk edilmiş bir annenin imtihanı…. Hikâyeyi bilirsiniz; Hz. İbrahim, ilk eşi olan Sara'nın isteği üzerine Hz. Hacer ile Hz. İsmail'i buraya getirir ve bırakır. Hz. Hacer, bir süre sonra su aramaya başlamak için bebeğini yere koyar. Hem onu kontrol etmek, hem de su bulmak zorundadır. Bu yüzden bir yere kadar normal adımlarla yürürken, bir yerde hızlı olması gerektiği için koşar adım gider. Sonra yine bebeğini kontrol için adımlarını yavaşlatır. İşte burada da sa'y ibadetini de bizler aynen böyle gerçekleştiriyoruz... Yedi defa aynı şekilde gider gelir ve yedinci gelişinde küçük İsmail'in ayağını vurduğu yerden su çıktığını görür…

Bizler, ne çöl sıcağındaydık ne de ayaklarımızı kızgın kumlara bastık... Üstelik her bir yanımız, vantilatörler, havalandırmalarla çevrili olduğu halde gerçekten zorlanılabiliyor… Ya Hz. Hacer??? Üstelik bir kadın… Yalnız bir kadın… Gözlerimi kapattım... Her adımımda o dönemi hayâl etmeye çalıştım... Çöl sıcağında kızgın kumlarda iki tepe arası koşarak giden - gelen güçlü bir kadın…

Bu ibadetle birlikte umremiz tamamlanıyor. Fazla umre yapmak isteyenler, tekrar mikat noktalarına gidip niyet etmek durumundalar… Umremiz tamamlanıyor; ama Mekke gezimiz, yeni başlıyor…

Ayşegül Osmanoğlu,
30 Ağustos 2010, Pazartesi.





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: Siyavuş Safarov., 04.09.2010, 16:00 (UTC):
allah herkese oraya gitmeyi nasib eylesin

Yorumu gönderen: Kayıpgül, 31.08.2010, 11:18 (UTC):
Ayşegül sana vereceğim adres kullanılmıyor boş onu ekle seni oradan alacağım canım..
kayip.gulwindowslive

Yorumu gönderen: Selma .D, 31.08.2010, 10:49 (UTC):
Ramazan ayı dualar için kaçınılmaz fırsat bence hemen dualara başlayın ben başladım bile

Yorumu gönderen: ayşegül, 31.08.2010, 10:31 (UTC):
kim)düşünsene belkide selma ablanın dediği gibi olur belkide bizi burada buluşturan ilahi bir plan vardır ve kimbilir birgün medine haav alanına hep beraber ineriz...Allahtan bugün kabul olacak dualarım varsa içlerine hatta mümkünse başlarına bunu yazmasını diliyorum...oraları ziayert sizlerle daha da güzel olurdu kızlar...

Yorumu gönderen: kim, 31.08.2010, 10:26 (UTC):
haklisin selma abla nasip bakalim varsa kaderimizde yasayip gormek gideriz belki.. ben insanlarin yasamasi gereken seyleri yasadigina inanirim.. kimbilir..

Yorumu gönderen: ayşegül, 31.08.2010, 10:23 (UTC):
kayıpgül,al hayatım:)da nasıl olacak bilmiyorum...buraya yazmam mümkün değil,olur olmaz insanlar musallat olsun istemem başıma:)ama bir çaresine bakarız:)

Yorumu gönderen: Selma .D, 31.08.2010, 10:21 (UTC):
Kim bir gün oraya sende gideceksin inan bana zamanı var benim içime doğdu kim bilir belkide hep birlikte gideriz her şeyin en iyisini allah bilir

Yorumu gönderen: ayşegül, 31.08.2010, 10:10 (UTC):
ALLAH gitmek isteyen herkese gitmeyi nasip etsin...tabii gidenlerede...ne diyeyim tarif edecek duygu yok ve gitmeden önce özlem duyduğunu düşünüyorsun ama asıl özlem gittikten sonra oluşuyor çünkü ne tür bir hissin seni beklediğini biliyorsun...

Yorumu gönderen: Kayıpgül, 31.08.2010, 10:08 (UTC):
Ayşegül yazı hakkaten güzel daha bir gitmeyi arzu ettim.Ablamla inşallah bizde gideceğiz orayı görmeyi çok istiyorum.Ve gerçekten ne hissediyorum biliyormusun?Sanki biri bana mart ayında öleceğimi söylemiş ve ben o ayı bekliyorum.Dünya pencerelerim yavaş yavaş kapanıyor.Umarım gittiğim umre Öldüğüm gün yeniden içsel dünyama ilahi dünyama doğduğum gün olur...Bu arada izin verirsen seni msn me almayı istiyorum....

Yorumu gönderen: kim, 31.08.2010, 10:01 (UTC):
aysegul öle guzel anlatmıssınki henuz gitmesemde goremesemde oralari gitmiş gibi hayal edebildim sayende..evet muhtesem bişi olmali kimbilir belki Allah nasip eder bi gun..eline saglik sanslisin..

Yorumu gönderen: Selma .D, 31.08.2010, 09:51 (UTC):
Ayşegül yazın beni bir kez daha oralara götürdü ve getirdi sağ ol arkadaşım güzel anlatmışsın martta Allah izin verirse yine oradayım bu sefer kardeşimle birlikte kısmet olur işallah



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36716390 ziyaretçi (102780463 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.