Mescid-i Aksâ
 

Mescid-i Aksâ

Hazırlayan: Akhenaton

Mescid-i Aksâ (لمسجد الأقصى), Kudüs'te eski Süleyman mabedinin bulunduğu yerde inşâ edilmiş olan camiin adı olup "En uzak mescit" anlamına gelir. Mescid-i Aksâ'ya bu ismin verilmesi, Mekke'deki Mescid-i Harâm'a yaya yürüyüşü ile 1 aylık mesafede bulunması yüzündendir.[1] Ayrıca, onun her türlü pislikten uzak olması nedeniyle de "Mescid-i Aksâ" ifâdesinin kullanıldığı belirtilmektedir. Çünkü, “Makdis” de pisliklerden temizlenmiş anlamına gelmektedir.[2]

Mescid-i Aksâ'ya "İliya" ya da günahlardan temizlenme yeri anlamında"Beyt-i Makdis" ya da "Beyt-i Mukaddes" adları da verilmiştir. "Beyt-i Makdis", İbranice "bethammikdaş" kelimesinden alınan ilhamla kullanılmış olup "Tapınak" anlamına gelir ve bununla Hz. Süleyman'ın tapınağı kastedilir.[3][4][5]

Yeryüzünde Mescid-i Harâm'dan sonra yapılan en eski mescitlerden birisi Mescid-i Aksâ'dır.[1] İslâmî kaynaklara göre yeryüzünde inşâ edilen ikinci mescit olan Mescid-i Aksâ, Kâbe'den önce Müslümanların ibadet ederken yöneldikleri ilk kıblesi olması bakımından önemlidir.[6] Kubbetü's-Sahrâ'nın ve Mescid-i Aksâ'nın yer aldığı Haremü'ş-Şerîf, Kurân-ı Kerîm'de kutsanmış ve Müslümanların ilk kıblesi olmuştur.[7] Daha sonra yeni bir vahiyle kıble Kudüs'ten Mekke'ye çevrilmiş olsa da; bu durum, Kudüs'ün ve Mescid-i Aksâ'nın önemini azaltmamıştır.[8]

Hz. Muhammed, Miraç gecesinde; "Burak'a bindim Beytu'l-Makdis'e gittim" [9] buyurmuştur. Diğer yandan eski tefsirlerde Mescid-i Aksâ, Miraç ile ilgili görülmüş hatta onunla, gökteki bir yerin kastedildiği de öne sürülmüştür.[10]

Hadislerde, Beytü'l Makdis'in, Hz. Süleyman tarafından inşâ edilen tapınak olduğu bildirilmektedir.[11] İlgili hadisler, Mescid-i Aksâ'nın, Hz. Süleyman tarafından yapıldığını belirtmekte ve bu mescidin ifâde ettiği önemi göstermektedir. Kaynaklarda geçen bu ikinci hadis, şu şekildedir:

"Hz. Davud'un oğlu Süleyman, Beytü'l-Makdis'in inşaatını tamamlayınca Allah'tan üç şey talep etti: ‘Allah'ın hükmüne muvafık düşecek hüküm vermek, kendinden sonra kimseye nasip olmayacak bir saltanat, bu mescide sırf namaz kılmak niyetiyle gelenlerin günahlarından temizlenerek annelerinden doğdukları gündeki gibi olmaları.....(Ve Resûlullah ilave etti): ilk ikisi verilmiştir, üçüncünün de verildiğini ümit ediyorum." [2]

İslamî kaynaklara ve Tevrat'ta da geçen bilgilere göre Mescid-i Aksâ'nın yapımına Hz. Davud başlamış ve Hz. Süleyman tarafından tamamlanmıştır.[12][1] Hz. Süleyman, Mescid-i Aksâ'ya Hz. Musa'dan beri nesilden nesile geçerek gelen, Tevrat'ın içinde bulunduğu Ahit Sandığını koymuştur. Çünkü Hz. Musa, ümmetinin âlimlerinden Tevrat'ın Ahit Sandığına konularak korunmasını istemiş ve bu koruma, Mescid-i Aksâ'nın Nebukadnezar tarafından yıkılmasına kadar devâm etmiştir. Nebukadnezar, Kudüs'ü fethedince, şehri yakıp yıkmış ve Mescid-i Aksâ'da bulunan altın, gümüş ve diğer mücevherleri alıp Bâbil'e götürmüştür.[13]

Mescid-i Aksâ deyince; geniş anlamda Kubbetü's-Sahrâ, mezar, türbe, tekke, zaviye ve sebil gibi dinî amaçla yapılmış yapılan içine alan yaklaşık 150 dönüm kadar bir arazi üzerine serpilmiş binalar topluluğu anlaşılır. Dar anlamda ise Kubbetü's-Sahrâ'dan uzakta olmayan ve Abdülmelik b. Mervan tarafından inşâ edilmiş bulunan cami kastedilir.[1] İlk yapılışı 702 yılına ve Halife Abdülmelik b. Mervan'a ait olan bu cami, daha sonra 780'de yenilenmiş, değişiklikler geçirmiş, Haçlıların saray haline getirmesinden sonra Selâhaddin-i Eyyûbî tarafından geri alınarak tekrar cami haline getirilmiştir.[14]

Kudüs'te Haremü'ş-Şerîf'te yer alan Mescid-i Aksâ, Bizans İmparatoru Justinianos tarafından yaptırılmış olan Meryem Bazilikasının yerine, 702 yılında Hâlife Abdülmelik b. Mervan tarafından inşâ ettirilmiştir. Deprem sonrası Abbasi Hâlifesi Mansur tarafından 757 yılında yenilenen, Haçlı seferleri esnasında zarar görmesi sebebiyle 1187'de Selahaddîn-i Eyyûbî tarafından esaslı bir şekilde tamir edilen Mescid-i Aksâ, 1924–27 yılları arasında Mimar Kemalettin Bey'in onarımından sonra, Yahudilerin 1967'de yakmalarını takiben elden geçirilerek günümüze kadar ulaşabilmiştir. Orijinalde cami, ortadaki yandakilerden daha geniş ve daha yüksek üç sahın ile kıble duvarına paralel uzanan bir sahından ibâretti. Ayrıca orta sahınla paralel sahının kesiştiği mihrap önündeki bölüm bir kubbeyle örtülmüştür. Sonraları doğu ve batı kenarlarına 6'şar sahın ilave edilmiş olan cami, bugün 7 sahınlıdır.[6]

Mescid-i Aksâ, Hz. Ömer Camii'ne göre daha sade bir yapıdır.[8] Burada Justinyen devrinden kalma bazı kısımlarından yararlanılarak, dikine gelişme gösteren bir yapı inşâ edilmiştir. Daha sonraki eklemelerle mihrap duvarında enine bir nefi bulunan ve kesişme yerinde bir de kubbesi olan geniş, sütunlu bir yapı haline getirilmiştir.[14] Mescid-i Aksâ, Hıristiyan yapılarından Emevî mimarisine geçmiş olan transept planlı bir şema sergilemektedir.[6]

Mescid-i Aksâ, Yahudiler ve Hıristiyanlar için de dinî bir merkezdir. The Jewish Encyclopedia'da Mescid-i Aksâ hakkında şu ifâdelere yer verilmiştir:

"Süleyman Tapınağı'nın üzerine inşâ edildiği Moria Dağı, rivâyete göre Adem'in doğduğu ve Tanrı için bir sunak yaptığı yerdir. Hâbil ile Kâbil, kurbanlarını orada sunmuşlardır. Nuh, tufandan sonra orada bir sunak yapmıştır. İbrâhim, İshâk'ı Tanrı'nın bu dağında kurban olarak takdim etmiştir. Davud, bu yeri Yebûsî Araunah'tan satın almış ve sonuçta orası, Süleyman Tapınağı'nın en kutsal mekanındaki daimi sunağın yeri olarak seçilmiştir."[15]

Yahudiler için hayatî öneme sahip olan Süleyman Tapınağı'nın alanı üzerinde, günümüzde, İslâmî eserler olarak bilinen Kubbetü's Sahra ve Mescid'i Aksa'nın bulunması, ister istemez Yahudilerle Müslümanları karsı karsıya getirmektedir. Süleyman Tapınağı'nın yeniden yapılmasını isteyen Yahudiler, bu İslâmî eserlerin yıkılması gerektiğini ifâde ederken, Müslümanlar, bu eserlerin yıkılmaması için ellerinden gelen gayreti gösterme kararlılığındadır.

Yahudiler arasında Hz. Süleyman inşâ ettiği tapınağa duyulan özlemin dinsel bir duygudan kaynaklanıyor olması ve doğaüstü bir olayın, Tanrı'nın Tapınağı'nın yapılması yönünde olumlu bir işareti olarak değerlendirilmesinin yanında bir peygamberin Süleyman Tapınağı'nın yeniden inşâ edilmesini emretmesi gerekmektedir. Yahudilerin ünlü din âlimi Maimonides'se, 3. tapınağın insan eliyle inşâ edilmeyeceğini, onun uygun bir zamanda mûcizevî bir şekilde gökyüzünden ineceğini söylemiştir.

İsrail devletinin kurulması ve 1967 yılında Araplarla yapılan "Altı Gün Savaşı"ndan sonra Kudüs'ün tamamına hakim olan Yahudiler, yukarıda belirttiğimiz nedenden dolayı Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşâ etmedikleri gibi Yahudilerin Süleyman Tapınağı'nın bulunduğu Harem-i Serif bölgesine girmelerini de yasaklamıştır. Uygulamada, Ortodoks Yahudilerin uyduğu bu yasağa gerekçe olarak, Yahudi olmayanlar gibi günümüzdeki Yahudilerin de dinî açıdan “temiz” olmadıkları, bu nedenle bu kutsal alana girmelerinin uygun olmayacağı öne sürülmüştür. Bu kutsal alanın sadece topraklarının değil aynı zamanda gökyüzünün de kutsal olduğu kabul edildiğinde bu alan üzerinde uçulmasının da yasak olduğu ifâde edilmiştir. Bu yasağın, beklenilen Mesih gelinceye kadar yürürlükte olacağı ayrıca belirtilmiştir. Bu yasaklardan dolayı günümüz Yahudileri Ağlama Duvarı'nın önünde sadece dua etmektedirler.

Ortodoks Yahudilerin bu düşüncelerine karşın, Süleyman Tapınağı'nın yeniden yapılması için çalışanlar da bulunmaktadır. Bu insanlar, Ortodoks Yahudilerin onay vermemesine rağmen günümüzde değişik çalışmalarda bulunmakta ve bunları çeşitli iletişim araçlarıyla duyurmaktadırlar. Kendilerini “Mabed Dağı İnançlıları” (Temple Mount Faithful) olarak nitelendiren bu grup, amaçlarını açık bir şekilde ortaya koymakta ve Süleyman Tapınağı'nın yeniden yapılması hususunda uzun ve kısa vadeli olarak şu düşüncelere sahip olduklarını ifâde etmektedirler.

Uzun vadeli hedefler:

  • 1. Yahudi kökenli olmayan ve Süleyman Tapınağı'nın alanını işgal eden Kubbetü's Sahra ve Mescid-i Aksâ gibi İslâmî eserleri yıkmak.
  • Süleyman Tapınağı'nın bulunduğu bölgeyi Tanrı'ya ithaf etmek. Böylece Tapınak, bütün Yahudi peygamberlerin sözleri uyarınca, İsrail'in, Yahudilerin ve bütün dünyanın ahlâki ve manevi merkezi olsun.
    3. Tevrat'ta belirtildiği gibi Süleyman Tapınağı'nı yeniden inşâ etmek. Bu tapınağı tekrar Yahudilerin ve bütün insanların dua evi yapmak.
    4. Burayı, bütün Yahudilerin hac bayramlarında bir araya geldikleri bir merkez yapmak.
    5. İsrail'in bölünmesi ve Tanrı'yla yapılan antlaşmanın ihlal edilmesi anlamına gelen barış görüşmelerini kabul etmemek.
    6. Tevrat'ta belirtilen Kudüs'ü gerçekleştirmek, onu İsrail devletinin bölünmez başkenti yapmak.
    7. Kutsal olduklarından dolayı, Kudüs, Yahuda, Samaria ve Golan Tepelerindeki iskanı desteklemek.[2]
28 Eylül 2000 tarihinde dönemin İsrail Başbakanı Ehud Barak'ın Jerusalem Post gazetesine Yeruşalim ve el-Kuds'ün yan yana iki başkent olabileceği yolunda yaptığı açıklama, bir İsrail başbakanından Kudüs hakkında “olumlu” anlamda duyulabilecek belki de ilk ve tek açıklamadır. Ne var ki aynı tarihte söylediği şu sözler, Kudüs konusunda İsrail'in hiçbir uzlaşmaya yanaşmayacağını göstermektedir: “Filistinlilerin başkenti el-Kuds, bizim vermeyi kabul edeceğimiz topraklardan oluşacak. Mescid-i Aksâ'nın bulunduğu alanın Filistinlilere bırakılmasına hiçbir İsrail başbakanı imza atmaz.” [8]

Sabra ve Şatilla katliamlarının yıl dönümü olan 16 Eylül'ün üzerinden pek de uzun bir zaman geçmeden, 28 Eylül 2000'de, bu katliamın sorumlusu, dönemin ana muhalefet partisi Likud'un lideri Ariel Şaron'un, Barak hükümetinin izniyle yanına aldığı 1.000 polis ve 3.000 askerle birlikte Mescid-i Aksâ'ya düzenlediği provokatif ziyaret, İkinci İntifada'nın başlamasına neden olmuştur.[8]

Kaynaklar

[1] rehberdergisi.com/mirac.pdf
[2] Muhammed Güngör, "Süleyman Mabedi" (Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi, Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı, Ankara 2005.
[3] ez-Zerkeşî, "İ'lâmü's-Sâcid", Kahire 1397, s. 277.
[4] Elmalılı Hamdi Yazır, "Hak Dini Kurân Dili", İstanbul 1936, IV, 3144.
[5] İslâm Ansiklopedisi, "Mescid-i Aksa" ve "Kudüs" maddeleri.
[6] "İslam Sanatlarına Giriş ve Terminoloji", Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi, İslam Sanatı Tarihi, s.5.
[7] Nazmi al-Jubeh, "İslamiyet'te Hac", s.197.
[8] Fatma Tunç Yaşar-Sevinç Alkan Özcan-Zahide Tuba Kor, "Siyonizm Düşünden İşgal Gerçeğine Filistin", İHH Araştırma Yayınlar Birimi, Mart 2011, ISBN: 975-92225-4-5.
[9] Müslim, "İman", 259; Nesaî, "Salât", 10.
[10] Mefail Hızlı "Mescid-i Aksa", sevde.de/islam_Ans/M/mescidi_aksa.htm
[11] Mevlânâ Sibli, "Asr-ı Saadet", Çev: Ömer Rıza Dogrul, Sad. Osman Zeki Mollamehmedoglu, Eser Nesriyat ve Dagıtım, 6stanbul 1978, II/ 451.
[12] ez-Zerkeşi, a.g.e., 281, 282, 287.
[13] ehlisunnetbuyukleri.com/documents/dualar/HAZRET-i_SUeLEYMAN.pdf
[14] "İslam Sanatları Tarihi", Anadolu Üniversitesi İlâhiyat Önlisans Programı, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir 2012, 4. Baskı, s.12, ISBN: 978-975-06-0767-7.
[15] The Jewish Encyclopedia, J.S.A, 1905, c.12, s.93-94.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36630368 ziyaretçi (102628930 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.