Mihr-ü Vefa
 

Mihr-ü Vefa

“Mihr ü Vefâ için mi getirdi beni felek
Cevr ü cefâ için mi yarattı Hüdâ seni?”
(Necâti Beg)

İran ve Türk yazınlarında ele alınmış, mesnevî biçiminde bir aşk öyküsü olan Mihr-ü Vefâ’nın konusu özetle şöyledir:

Ülkenin birinde bir pâdişâh vardır Adı Filikos olan bu pâdişâhın üç oğlu vardır. Üç oğlunun da yüzleri aya benzemektedir. Pâdişâh, günün birinde hasta olup yatağa düşer. Bunun üzerine beylerin tamamı toplanırlar. Pâdişâhın hastalanması üzerine toplanan beyler, pâdişaha;

"Ey pâdişah, gözünü aç! Senden sonra kimin olsun bu taht-u tâç?"

şeklinde bir soru yöneltince pâdişâh, hazinede üç küpün olduğunu, kendi ölümünün sonrasında bu küplerin oğullarına verilmesini, bu küplerin içinde onlar için işaretler ve hikmetler bulunduğunu, bu işaret ve hikmetleri esas alarak pâdişâhı seçeceklerini söyler. Kendisine soru yöneltenlere bu yanıtı veren pâdişâh, kısa bir zaman sonra da yaşamını yitirir.

Pâdişâhın ölümünün ardından onun söyledikleri doğrultusunda hareket edilerek hazinede bulunan üç küp, üç oğluna verilir. Bu üç küpten birinin içinde toprak, birinin içinde kemik ve üçüncünün içinde de altın bulunmaktadır. Bu üç küpten hangisinin hangi oğula verileceği hususunda tartışmalar yaşanır. Bunun üzerine araya giren vezirlerden biri, tahtı ifade eden büyük toprak küpün büyük olan kardeşe ait olduğunu, içinde kemik bulunan küpün ortanca kardeşe ait olduğunu, dolayısıyla büyük ve küçükbaş hayvanların da bu kardeşe ait olacağını, içinde altın bulunan küpün de küçük kardeşe ait olduğunu söyler. Sorun, bu yolla çözüme kavuşturulmuş olur.

Bu paylaşım sonucunda içine altın bulunan küpün Vefâ adındaki en küçük şehzâde tarafından alınmasıyla öykü başlamış olur.

Babasından kendisine miras olarak bırakılan altınları alınca çok sevinen Vefâ, altınları sınırsız bir şekilde kullanmaya başlar. Borcu olanların borçlarını ödeyerek onları borçtan kurtaran Vefâ, kısa bir süre içinde altınların tamamını tüketir. Daha önce çevresinde dört dönenler, para tükenince yanına bile uğramaz olmuşlar. İçine düştüğü durumdan kardeşlerine bahsetmeye utandığı için ülkesini kararlaştıran Vefâ, sattığı yüzüğünün parasıyla azık alıp yollara düşer.

Kentin birinden geçtiği sırada kendisine fal baktırdığı falcı, Vefâ’ya büyük sıkıntılara mâruz kalacağını, ancak sonunda rahata erişeceğini söyler. Önüne çıkan bir suyu başına kadar izlemesini söyleyen falcı, ona bu suyun başında bulunan pınarda bir canavarın olduğunu, bu canavarı takip edip arkasından giderse kırk hücre dolusu hazine ile güzel bir kıza kavuşacağını söyler.

Falcının kendisine söylediklerini tamamen uygulayan Vefâ, sarayın birinde Mihr adında hârikulâde güzelliğe sahip olan bir kıza kavuşur. Mihr adındaki bu kızı görür görmez hemen âşık olan Vefâ, kendinden geçer. Mihr, bir zaman baygın kaldıktan sonra kendine gelen Vefâ’ya kendisinin Umman hükümdarının kızı olduğunu, ülkesinin düşman tarafından işgâl edilmesi üzerine gemiyle kaçtıklarını, ancak fırtınaya uğrayan gemilerinin buralara sürüklenip parçalandığını, kendisinin ve dadısının Hızır tarafından kurtarıldığını anlatır. Sarayda kendisini beklediğini, çünkü Hızır kendisinin Allah’ın emriyle Vefâ’ya verildiğini söylediğini ve onun da kendisine âşık olduğunu anlatır.

Falcının var olduğunu söylediği hazineleri Mihr ile birlikte gezmeye başlarlar. Ancak Mihr,

"İçinde bir şey yoktur."

diyerek odalardan birinin kapısını açtırmaz. Bir zaman birlikte yiyip içip hoşça vakit geçirirler. Kapısını açmadıkları odanın içinde neyin olduğunu merak eden Vefâ, gecenin birinde Mihr’in uykuda olduğu bir sırada gizlice anahtarı alıp odanın kapısını açar. Kapısını açtığı odanın iç kısmı, acayip bir bahçedir. Bu bahçenin içinde yer alan her ağaç konuşmakta ve muhtelif dertlerin ilacının kendisinde olduğunu söylemektedir.

Vefâ, üç gömleğin bittiği bir ağacı izlerken aniden çıkan rüzgâr, ağaçta biten bu üç gömlekten birini alıp havaya uçurur. Buna çok üzülen Vefâ, saraya döndüğü zaman karşılaştığı durumu Mihr’e anlatır. Bunun ayrılık anlamına geldiğini söyleyen Mihr, gömleğin gittiği yere kendilerinin de zorunlu olarak gideceklerini söyler. Rüzgâr tarafından havaya uçurulan gömlek, Mağrip diyarına düşer  oranın hükümdârının eline geçer. Eline geçen gömleğin sahibine âşık olan Mağrip hükümdârı, gömleğin sahibini bularak kendisine getirmeleri emrini verir.

Dört bir tarafın aranmasına rağmen gömlek sahibinin izine rastlanmaz. Bunun üzerine kendisine başvurulan ülkenin en ünlü cadısı, bu gömleğin Rum diyârında yaşayan Mihr adında oldukça güzel bir kıza ait olduğunu ve onu kendilerine getirebileceğini söyler. Fakir kılığına bürünüp küpüne binerek uçan cadı, Mihr ile Vefâ’nın yaşadıkları saraya gelir. Durumda bir gariplik olduğundan şüphelenen Mihr, her ne kadar fakiri içeri almak istemese de Vefa’nın ısrar etmesi üzerine fakir kılığındaki cadı içeri alınır.

Kendisini içeri alanlara büyü yapan cadı, Vefâ’yı öldürerek yaşamına son verirken, küpün içine koyduğu Mihr’i de pâdişâha götürür. Kendine gelince durumu anlayan Mihr, Vefâ’nın yasını tutmak ve ardından da kendisiyle evlenmek için pâdişâhtan bir yıl talep eder. Mihr’in bu talebi, pâdişâh tarafından kabul edilir.

Kardeşleri tarafından aranan Vefâ, ortanca kardeşi tarafından öldürülmüş olarak bulunur. Vefâ’yı o şekilde görünce ağlayıp üzülen ortanca kardeşin yardımına Hızır gelir. Hızır, Vefâ’nın tekrar yaşama dönmesi için ona kendi ömründen biraz vermesi talebinde bulunur. Ortanca kardeş de ona kendi ömrünün yarısını vereceğini söyleyince hemen dirilen Vefâ, Mihr’i sorar.

Onu ülkesine götürmek isteyen kardeşi tarafından iknâ edilemeyen Vefâ, sarayın bahçesinde bulunan gömleklerden birini yanına alıp kardeşine vedâ ettikten sonra Mihr’i aramak için yollara düşer 11 ay boyunca aradığı Mihr’i Mağrip ülkesinde bulan Vefâ, hükümdârın bahçıvanı aracılığıyla kendisini tanıttığı Mihr ile bahçede buluşup kaçarlar. Sihirli küpüne binerek arkalarına düşen hükümdârın cadısının bir türlü bulamadığı âşıkların yolu bu kez Zengi ülkesine düşmüştür.

Yorgunluklarını gidermek için bir yerde uykuya dalan âşıklar uykularında iken Mihr, ava çıkmış birkaç zenci tarafından yakalanarak hükümdârlarına götürülür. Hükümdârın görür görmez âşık olduğu Mihr, çerçi kılığına bürünen Vefâ tarafından bulununca tekrar birlikte kaçarlar. Kaçarken ilk ulaştıkları kentte bu kez bir başka olumsuzlukla karşı karşıya gelirler. Mihr, konuk olarak kaldıkları bir ev sahibi tarafından bir sarrafa satılır.

Durumdan haberdar olan Vefâ,tekrar çerçi kılığına bürünerek Mihr’e ulaşmayı başarır. Mihr, bu kez kaçmak için erkek kılığına girecektir. Ancak tekrar bir olumsuzluk yaşanır. Mihr’in kapısında iki atla bekleyen Vefâ uyuya kalınca oradan geçen bir sarhoş seyis, atlardan birini çalıp oradan kaçmaya başlar. Tam o anda kaçmak üzere dışarı çıkan Mihr, ata binip oradan kaçan kişinin Vefâ olduğunu sanarak oradaki ata binip onu takip etmeye başlar.

Kendisine ulaştığı kişinin Vefâ olmadığını anlayınca çaresiz atları alarak oradan uzaklaşır. Bir zaman yürüdükten sonra yolu bir kente düşer. Vardığı o kentin hükümdârı yaşamını yitirdiği için kendilerine bir hükümdar seçmek isteyen kent halkı, kentin giriş kapısında toplanmıştır. Halk, gece yarısı kentin kapısından giriş yapan ilk kişiyi kendilerine hükümdâr seçme kararı alırlar. Rastlantı sonucu oradan geçen ilk kişi Mihr olunca orada bekleyen kent halkı, onu kendilerine hükümdâr seçerler.

Bir taraftan Vefâ, öte yandan sarhoş seyis ve ona âşık olan sarraf arka arkaya kente gelirler. Bir resmini yaptırarak kale kapısına astıran Mihr, bu resmi görüp bayılanları kendisinin huzuruna getirilmesi emrini verir.

Kale kapısından ilk giren kişi, Mağrip sultanı olur. Onun ardından zenci, daha sonra da sarraf ve seyis gelir. Bunların hepsi de resmi görür görmez kendilerinden geçince Mihr’in huzuruna götürüldükten sonra zindana atılırlar.

Sonunda Vefâ çıkagelir. Mihr, daha önce zindana attırdığı Mağrip sultanını, sarrafı, zenciyi ve seyisi zindandan çıkartıp huzuruna getirtir. Vefâ’nın da bulunduğu bir ortamda Mihr’i tanımayan Mağrip sultanı, sarraf, zenci ve seyis, sırasıyla yaşadıkları olayları anlatırlar. Mihr, bu yolla bunlardan hiçbirinin kendisine dokunmadığını kendi ağızlarından Vefâ’ya duyurmuş olur. Kendisine âşık olan Mağrip sultanını, sarrafı, zenciyi ve seyisi bağışlayarak ülkelerine gönderen Mihr, kendi yerine Vefâ’yı tahta geçirir. Ülkeyi âdil bir biçimde yöneterek mutlu bir yaşama başlarlar.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36660696 ziyaretçi (102681153 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.