Muzaffer Tayyip Uslu
 
Muzaffer Tayyip Uslu

Muzaffer Tayyip Uslu

Hazırlayan: Atahan Uzun

Hayatı

1922’de İstanbul’da dünyaya geldi. Ortaokul yıllarını Mersin’de geçirdikten sonra, babasının Zonguldak Kömür İşletmeleri’ne tayiniyle, yaşamının bundan sonraki kısmı bu şehirde geçti. 18 yaşında zatürreeye tutulan, zatürreeyi atlatıp nekahet döneminde yoksulluk yüzünden iyi bakılmayan Muzaffer Tayyip, ömrünün son 6 yılını veremli olarak her gün ölebileceğini bilerek yaşadı. Bununla birlikte ümidini kaybetmedi. Çalıştığı müessese, onu sanatoryuma göndermeyi vaat etti.

18 yaşında zatürreeye tutulan, zatürreeyi atlatıp nekahet döneminde yoksulluk yüzünden iyi bakılmayan Muzaffer Tayyip ömrünün son 6 yılını veremli olarak her gün ölebileceğini bilerek yaşadı. Bununla birlikte ümidini kaybetmedi. Çalıştığı müessese onu sanatoryuma göndermeyi vaat etti. Sanatoryum masrafları, 900 liraydı. Ama o sadece 200 lira toplamıştı ve gerisini tamamlaması için Oktay Rıfat’a bir mektup yazmıştı. Mektuptan 4 ay sonra 20. yüzyılın eli ayağı bağlı zavallı şairi, hayata gözlerini yumdu. Yaşarken yanında olmayanlar, öldükten sonra değerini anladı ve Zonguldak halkı, bir şairin böylesi görkemli bir törenle uğurlanmasına şaşırdı. O zamanın valisi evine bile gitmeye üşenen bir insandı. O gelince bütün hükümet büyükleri de cenazeye taşındı. Kömür İşletmesi’nin bandosu arkasında sayısı yirmiyi bulan çelenklerle muazzam bir kalabalığı gören Zonguldaklılar, bir şairin ölümüne şaştılar, durdular. "Şair ölmesine ölürmüş ama cenazesi de bir parti başkanı gibi kaldırılır mıymış?" dediler.

Necati Cumalı’dan yaptığımız alıntının dışında Muzaffer Tayyip Uslu’nun vefatından sonra Orhan Veli Kanık, Behçet Necatigil, Sabahattin Eyüpoğlu, Salah Birsel, Muzaffer Sosyal gibi isimler çeşitli süreli yayınlarda onun hakkında yazılar kaleme almıştır.

Aşkı, dostluğu, şiiri ve ölümü bu şehirde tanıdı. 03.07.1946 günü annesinin kucağında son nefesini verdiğinde sadece 24 yaşındaydı. İstanbul doğumlu olmasına rağmen o şehrin acı ve sevinçlerine ortak olması nedeniyle Zonguldaklı şair olarak tanınır.

Sanatı ve Edebî Kişiliği

O dönem yayınlanan şiirleriyle en iyi şairlerden biri kabul edilen Muzaffer Tayyip, hayatındaki acılara karşın, gizli bir üzgünlük içerisinde yaşamanın güzelliklerini sergilemiştir şiirlerinde. O dönemde ki "garip" şiir akımından etkilenmiştir. Ama o dönemde Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rıfat gibi üstatların yanında adını pek duyuramamıştır. Fakat her şiirinden de duygu yoğunluğunu hissedersiniz. Şiirlerinde genel olarak parasızlıktan ve veremden bahseden şair Zonguldak’ta memurluk yapmıştır.

Muzaffer Tayyip Uslu hakkında yayımlanmış tek eser Necati Cumalı’nın kaleme aldığı "Muzaffer Tayyip Uslu" isimli yapıttır. Muzaffer Tayyip, Necati Cumalı ile tesadüfen tanışmıştır ve 5-6 saatlik bir konuşma bile şairimizin hayatını konu alan bir kitap yazmaya yetmiştir.

Muzaffer Tayyip Uslu, şiirin tarifinin yapılmayacağını, yapılan tariflerin onun ancak bir cephesini aydınlatabileceğini belirtip teşbih, istiare gibi söz sanatlarına savaş açan Orhan Veli’nin cephesinde yer alan Uslu’ya göre "sermayesi vezin, kafiye, teşbih, istiare gibi unsurlardan ibaret olan şiir tarzı artık iflâs etmiştir. Bunun sebebi değişen dünya, değişen hayat görüşü ve değişen ihtiyaçlardır" demiştir.

Yaşam sevincini aşk ile harmanlayan Muzaffer Tayyip’in sözlüğünde aşk saklanacak değil gün yüzüne çıkacak bir duygudur. Orhan Veli, "Dedikodu" adlı şiirinde “Yüksekkaldırımda güpegündüz Eleniyi öptüğünü” “geç bunları, anam babam, geç / geç bunları bir kalem / bilirim ben ne yaptığımı” diyerek inkâr ederken Muzaffer Tayyip, “Evodaksiya’yı öptüğünü” hem de “Zeyrek yokuşunda” öptüğünü itiraf eder:

Evadoksiya

İnkâr etmiyorum ki
Öpmesine öptüm Evadoksiya’yı
Hem de Zeyrek yokuşunda öptüm
Sinemaya da götürdüm
Fakat ben o zaman
Deli gibi seviyordum onu
Sanırsam, o da beni seviyordu
Sevmese ıslık çalar mıydı?
Saat ondan sonra
Çabuk gel diye


Şiirlerinde aşk temasına sıkça yer veren şair, “sarışınları” daha çok beğenir. İrfan Yalçın bir yazısında “bir gözü kör olan” Muzaffer Tayyip’in şiirlerindeki sevda dolu sözlerin eyleme dönüşemeyen bir düşüncenin yankıları olabileceğini ifade eder.

Gramer Dersi

“Sevmek” bir kelimedir
“Sarı saçlı” dersem bir kız için
Sıfat söylemiş olurum.
“Ben sarı saçlı bir kız sevdim”
Bir cümledir.
Sevda dolu bir cümle
Nokta koymalı, durmalı zira
Zira “açlık” da bir kelime
Cümleye gelmez sarı saçlı kız gibi
Ah elbet dolaşırsa ölüm sık sık dilime
“Öleceğim, ölüyorum, öldüm”


Diyeceğim, bir gün genç şair tüm insanlığa dil, din, mezhep, sınıf farkı gözetmeksizin büyük bir sevgi beslemektedir. “Şiirler söylemek istiyorum size / Siz sevgili insan kardeşlerime” dediği Arkadaşlık isimli şiirinde yaşama sevgisini “insan sevgisi”ne bağlar. Tüm insanlık, onun “kardeşidir”.

Arkadaşlık

Sevgili insan kardeşlerim
Size bütün kalbimle teşekkür ederim
Ellerinizin yardımıyla
Saçlarımı tarıyorum her sabah
Siz kitaplara yazmasaydınız
Ben nereden bilecektim
İki kere ikinin dört ettiğini
Ve gökyüzünü yatağımdan
Seyredebilir miydim böyle
Aklınıza gelmeseydi
Bu pencereyi açmak odama
Ah biliyorum
Biliyorum bir gün gelir de ölürsem
Omuzlarınızda gidecek cenazem
Size teşekkür ederim şimdiden


Şair, “şimdiki / yaşayan” insan kardeşlerine öğüt vermeyi de ihmal etmez. Bu dünyaya geliş amacımızın sadece yaşamak olduğunu, asla ve asla unutmamaları gerektiğini söyler. Dünyada her ne varsa her şeyiyle insanın mesut olabilmesi içindir.

Yaşamaya bu denli tutkun olan şair bu güzelliklerin bir gün sona ereceğinin bilincindedir ve bu sonu –alışılmadık bir biçimde–insanlara hatırlatmaya çalışır. Ölüler Konuşuyor adlı üç bölümden oluşan 12 kıtalık şiirinde ölüler kendi aralarında konuşur. Ölüm sebeplerini birbirlerine anlatırlar.

Ölüler Konuşuyor

“Ben veremden öldüm
Belki ölmezdim
Sıkıntım olmasaydı
Paradan yana”

“Ben de cephede öldüm
Süngü taktım
Hücuma geçtim
Ve kâfi geldi tek bir kurşun
Veda etmek için hayata
Varşova önlerinde.”

“Ah ben bir hiç yüzünden öldüm
Bir gece açık kalmıştı üstüm
Soğuk aldım.
Önce yatağa düştüm
Sonra da toprağa.”

“Beni tramvay çiğnedi
Sultanahmet’te
Olur şey değil
Ben burada
Ellerim ve ayaklarım orada
Hâlâ inanamıyorum öldüğüme.”


“Beni doğururken ölmüş annem
Zaten, zayıf bir kadınmış zavallı
Ben de öldüm işte yirmi yaşında
Açlıktan ki o ayrı mesele”


Ölümü düşünmek

Mümkün mü ağlasın annem
mezarımın başucunda
ben sesimi çıkarmayayım
hayırsız bir evlat gibi
bir bulut uçsun da
ben başımı kaldırmayayım
yağmur dindikten sonra
gezinmeyeyim caddelerde
ah, mümkün mü
bir güzel kadın geçsin de yanımdan
ben seyretmeyeyim
içimi çekerek.


Ölüm sırasında önlerde yer aldığını hisseden, veremin pençesinde olan Uslu, hiç çekinmeden hastalığını söyler. Ağzından kan gelirken bile güzel düşünmeyi elden bırakmamakta, dünyayı hâlâ güzel görebilmektedir. Bütün meselenin bir parça kandan ibaret olduğunu anlatır:

Kan

Önce öksürüverdim
Öksürüverdim hafiften,
Derken ağzımdan kan geldi
Bir ikindi üstü durup dururken
Meseleyi o saat anladım
Anladım ama, iş işten geçmiş ola
Şöyle bir etrafıma baktım,
Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ
Mesela gökyüzü
Maviydi alabildiğine
İnsanlar dalıp gitmişti
Kendi âlemine






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36874613 ziyaretçi (103057182 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.