Narsisistik Kişilik Bozukluğu
 

Narcissus

Narcissus

Üstteki Resimler: Efsanevî Narkissos (Narcissus)

Narsisistik Kişilik Bozukluğu

(Narcissist Personality Disorder)

Yazımıza ünlü İngiliz şair ve yazarı Oscar Wilde'nin zarif, fakat o kadar da ironik bir masalıyla başlayalım:

Nergis öldüğü zaman, bütün kır çiçekleri ağladılar. Irmak onlara biraz acıyarak, biraz da küçümseyerek baktı: "Nergisi çok mu severdiniz?" Kır çiçekleri, hep bir ağızdan haykırdılar; "Evet, çoook!" Irmak; "hepinizin sevgisi bir araya gelse, benim ona duyduğum aşkın yerini dolduramaz. Benim sularımın her damlası, onun için dökülmüş birer gözyaşı tânesidir. Siz bütün gözyaşlarınızı toplasanız, benim sularımın yerini doldurabilir mi?" dedi. Kır çiçekleri, birbirlerine baktılar ve ırmağa hak verdiler. İçlerinden biri, ırmağa seslendi: "Her zaman kocaman gözüyle eğilip sana bakıyordu, onu özlüyorsun değil mi?". "Hayır," dedi ırmak ve şöyle devam etti: "Onun beni seyrediyor olması önemli değildi. Ben, onun gözbebeğinde kendi sularımın yansımasını görüyordum..."

Elen mitolojisinde de buna benzer bir öykü vardır:

Oreadlar dağ perileridir, Echo (yankı) da onlardan biriydi. Echo, adı Elen mitolojisinde Narkissos (Narcissus) olan, Irmak tanrısı Kephissos'un yakışıklı oğluna âşık oldu. Fakat Narkissos, Echo'yu hor gördü, aşkına karşılık vermedi. Delikanlının duyarsızlığı karşısında duyduğu acıyla Echo, günden güne eridi, geride sâdece bir ses kaldı. Fakat Narkissos da bu yüzden cezâlandırıldı: Birgün su içmek için bir pınara eğildiğinde, suda kendi yüzünün yansımasını gördü, o güzelliğe oracıkta vuruldu. Hayâline kavuşmanın özlemiyle öylesine yanıp tutuştu ki, eridi ve bir nergis çiçeğine dönüştü.[1]

"Narsisizm"; yani kendini sevme, işte adını bu efsaneden almıştır. "Narcissus", göl kenarında kendini hayran hayran seyrederken ölmüş ve bir yıl sonra öldüğü yerde mis gibi kokan çiçekler çıkmış, Zeus'un kızı Echo (Eşo) açan çiçeği çok beğendiği ama asla yüz bulamadığı Narcissus'un göbeğine benzettiği için, bu mis gibi kokan çiçeğe "narcissus" adını vermiş ve dilimize "nergis" olarak gelmiştir.[2]

Narsisistik kişilik bozukluğu (NKB); çok önemli, üstün ve eşi bulunmaz birisi olduğuna ilişkin yaygın bir duygu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamama ile belirli bir kişilik bozukluğudur. Psikanalizin son otuz yılda üzerinde en fazla durduğu çalışma alanıdır. Özellikle "Nesne İlişkileri" ve "Kendilik Psikolojisi Kuramları"; bu bozukluğun oluşumundaki ruhsal süreçlerin anlaşılması ve tedavisi konusunda önemli katkılar sağlamışlardır. Ancak, bozukluğun bugünkü önemine kavuşması, DSM-III sınıflama sisteminin diğer kişilik bozuklukları ile birlikte bunları ayrı bir eksene taşıyarak tanı ölçütlerini verdiği 1980'den sonra gerçekleşebilmiştir.[3]

Narsisistik kişilik bozukluğunun, borderline, histrionik, antisosyal kişilik bozuklukları gibi rahatsızlıklardan daha nadir görüldüğü düşünülmektedir. Narsisistik kişilik bozukluğunun kadınlardan çok erkeklerde görüldüğü istatistiklerle belirlenmiştir.[4]

Narsisistik kişilik bozukluğu, kendisine karşı şişirilmiş bir beğeniyle aynı oranda başkalarına karşı umursamazlık ve küçümseme ve eşduyum eksikliğiyle belirli bir kişilik örüntüsüdür. Bu örüntü kişinin mesleki ve sosyal yaşamında önemli sorunlar yaratmakta ve bu sorunlardan ötürü yoğun bunaltı yaşamasına neden olmaktadır. Bozukluğun betimsel ve kavramsal özellikleri incelendiğinde kuramcıların psikoseksüel gelişim basamaklarında aksamalar ya da nesne tasarımlarındaki saplanmalar gibi farklı dönemlere dikkat çektikleri ama bozukluğun klinik görünümü olarak benzer tabloları tanımladıkları görülmektedir. Fenomenolojik açıdan narsisistik kişiliğin klinik özelliklerindeki bu paralellik, günümüzde narsisistik kişilik bozukluğunun betimleyici sınıflandırmalarında ortak bir nozoloji oluşmasını sağlamıştır. Bununla birlikte, mevcut sınıflamalarda narsisisist kişilik bozukluğunun diğer kişilik bozukluklarından kavramsal olarak ayrımı konusunda çalışmalar sürmektedir.[5]

Narsisizm ve narsisistik kişilik bozukluğu, birbirinden farklıdır ve ayrı ayrı değerlendirilmelidir. "Narsisizm" veya "özseverlik", kişinin kendisine duyduğu cinsî arzu, kabaca tabirle kişinin kendisine âşık olması olarak tanımlanan bir terimdir. Narsisizm, ilk kez Ellis tarafından 1898'de kullanılan terimdir. Eğer, kişi kendini aşırı beğeniyorsa ve seviyorsa; aynaya, fotoğrafa veya ekrana baktığında kendine hayranlık duyuyorsa ve bu hayranlığın ardından, "İyi ki varım, ben muhteşem bir varlığım, Tanrım, ne kadar mükemmelim." diyorsa; bunu da toplumdaki diğer kişilerin gözlerine batırmaktan zevk alıyorsa; o kişi üst derecelerden bir narsistir.Sigmund Freud; narsisizmi "dış dünyadan soyutlanan libidonun yani cinsel enerjinin egoya yönlendirilmesi" şeklinde açıklamıştır. Horney'e göre narsisistik kişinin diğer insanlarla duygusal bağları çok zayıftır ve sevme kapasitesini yitirmiş olmanın boşluğunu yaşar. Yani narsisizm kendini sevmeyi değil, kendine yabancılaşmayı simgeler. "Ayna ayna söyle bana var mı benden daha güzeli" sözü, narsisizmin simgesi olmuştur. Yani herkes, onlara; onlar, kendilerine hayrandır.[2]

Freud, narsisizmi normal gelişme süreciyle obje sevgisiyle sonlanacak gelişimsel bir evre olarak değerlendirmiştir. Ebeveynin çocuğa aşırı değer vermesi çocuğun bu evrede fiksasyonuyla sonuçlanır. Psikoanalistlerin bakış açısından narsisism, nevroz, psikoz veya karakter bozukluklarının herhangi biri içinde bulunduğunu söylemek zordur. Kohut ve kernberg başta olmak üzere obje ilişkileri teorisyenleriyle narsisisizm daha çok karakter bozukluğu olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Kronik olarak ilgisiz hatta kinci bir annenin davranışları sonucu olan emosyonel kaybın neden olduğu "oral kin", narsisistik grandiozite ile kapatılmaya çalışılır.[6]

Narsisizm, insan hayâtında iki evrede kendisini gösterir. Bunlardan ilki, erken bebeklik dönemindeki çocuğun kendisini eşyadan, benliğini başkalarından ayıramama hâlidir ve birincil narsisizm adını alır. Bu aynı zamanda bebeğin, dünyâyı kendi çevresinde döner gibi algıladığı birinci egosantrik (benmerkezci) evreye eşlik ve öncülük eder. Bebek büyüdükçe dış dünyâ ile ilişkiler kurar ve o dünyânın kurallarını öğrenir. Cinsel enerji ya da hayat enerjisi demek olan libidonun yönü içten dışa doğrudur, nesnelere yönelmiştir. Fakat birey, yine de bir ölçüde narsisisttir, kendine olan sevgi ve kabulleri başkalarına olanın üstünde ve önündedir; buna ikincil narsisist dönem denir. Bu dönemde kendine duyulan sevgi, ebeveynin ve diğer yetişkinlerin karşıtı olarak gelişir.

Sigmund Freud, narsisizm durumunu dış dünyâdan soyutlanan libidonun egoya yönlendirilmesi olarak tanımlar. Libido, egoda (benlik) tıpkı bir depoda olduğu gibi birikir, sonra nesnelere yönelir; fakat yine kolayca soyutlanarak egoya dönebilir.[1]

Narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliği, davranış veya fantezide büyüklenmecilik, kendisine hayranlık duyulması ihtiyacı ve başkalarının duygularını anlamaktaki yetersizliktir. Genel popülasyonda görülme sıklığı %2-6'dır. Narsisistiklerin genellikle kendilerini fazla seven ve kendilerine fazla güvenen kişiler olduğu zannedilir. Oysa, gerçek durum bunun tam tersidir. Narsisistik, bir şey yapmaksızın kendini sevemediği ve kendisine saygı duyamadığı için, kendisini sevebilmek ve saygı duyabilmek adına, durmadan bir şeyler yapma ihtiyacı duyar. Mental aktivite, kendilik tasarımının yapısal bütünlüğünü, zamandaki sürekliliğini ve olumlu duygusal renklenmesini ayakta tutmaya yönelik olduğu ölçüde narsisistiktir. Özetle, kendilik saygısını kazanmaya ve sürdürmeye yönelik etkinlikleri, narsisistik olarak niteleriz. Bu tür etkinliklere duyulan ihtiyacın zorunluluğu ve sıklığı oranında da, narsisistik patolojinin ağırlığından söz edebiliriz.[7]

Bir narsisti en iyi tanımlayabilecek iki kavram, varlık ve hiçliktir. Yüzeyde görünen ve var sanılan yönü, yakın çevresinin isteklerine boyun eğen, oluşturmak zorunda bırakıldığı sahte kendiliğidir. Bu karadelik, narsisistik doyum kaynaklarını içine çekip yutar. Yüzeyde görünmeyen ve yok sanılan yönü ise değersiz gerçek kendiliğidir. Narsist, bu iki kendiliği tek bedende barındıran bir varlıktır. Kişiliği çok ilkel ve dağınıktır. Tam oluşmuş, bütünleşmiş bir insan değildir. Birbiri içinde eriyen geçici görüntülerdir. Tasarıları geçici, beraberlikleri gösteriş ve sahtedir. Bir narsistle yaşamak, yalnızca nasıl bir kişi olduğu değil nasıl bir kişi olmadığından dolayı da diğer insanların içini bulandıran bir deneyimdir.

Bir narsistin hem değersiz gerçek kendiliği hem de büyüklenen sahte kendiliği aslında aynı bedende yaşar. Ancak hiçbir zaman bir araya gelmezler. Biri varken diğeri yoktur. Ve beden çoğu zaman büyüklenen sahte kendiliğinin yönetimindedir. Değersiz gerçek kendiliğiyle ilgili her şeyden, bastırma ya da bölme-yadsıma-yansıtma yöntemiyle kurtulmaya çalışır. Ender olarak varlığını hissettiren incinmiş çocuk, özdeğer duygusu ve kendilik saygısında gözlenen dalgalanmadan sorumludur. Duygulandığı an, büyüklenen sahte kendiliği toparlanıp yönetime el koyar ve duyguları bastırır. Ayrıca, değersiz olduğuna inandırılan gerçek kendiliği, bir dış nesnenin yokluğunda savunmasız, güçsüz ve çaresiz hisseder. Kendilik nesnesi işlevi gören bu dış nesne, kendisine acı çektirmesine karşın ayrışamadığı ebeveynidir. Durumundan yakınma ama ayrışamama, preödipal patolojilerin temel özelliğidir.[3]

Narsisist Kişilik Bozukluğunu hastalarında görülen başlıca semptomlar şunlardır:

  1. Kendini beğenmiş, üstün gören fanteziler ve davranışlar,
  2. Eleştiriye aşırı duyarlılık, empati yoksunluğu,
  3. Diğerlerinden sürekli bir hayranlık beklentisi,
  4. Kibirli bir kendilik sergilemesi [8]

Heinz Kohut, "Kendiliğin Yeniden Yapılanması" adlı eserinde, kendilik bozukluklarını 5 psikopatoloji boyutunda inceler:

  1. Psikozlar,
  2. Sınır durumlar,
  3. Şizoid ve paranoid kişilikler,
  4. Narsisistik davranış bozukluğu ve
  5. Narsisistik kişilik bozukluğu.

Heinz Kohut'a göre gerek narsisistik davranış bozukluğunda, gerekse narsisistik kişilik bozukluğunda "kendilik"te zayıflama söz konusudur. Ancak narsisistik kişilik bozukluğunda kendilik bozukluğu, daha ağır düzeydedir. Narsisistik davranış bozukluğu olan bireylerde cinsel sapkınlık (perversion), madde bağımlılığı ve suça yönelik davranışlar şeklinde belirtiler görülebilirken, narsisistik kişilik bozukluğunda hipokondriyazis, depresyon, kırıcı tutumlar karşısında aşırı duyarlılık ve heves kaybı, öne çıkan belirtilerdir.

M. Tolpin ve Heinz Kohut'a göre psikozlar, sınır durumlar, şizoid ve paranoid kişilikler, analiz edilemezler. Çünkü, bu hastalarda çocuksu çekirdek kendilik onarılmaz bir şekilde zedelenmiştir. Gerek narsisistik kişilik bozukluğu, gerekse narsisistik davranış bozukluğu olan hastalar ise kendilik nesnesi aktarımı geliştirebildiklerinden analiz edilebilirler.[9]

"Kendilik" Kavramı

Ruhsal-cinsel gelişim dönemlerinden geçerek benliğin gelişimi; ruhsal ve bedensel alandaki büyüme, duygulanma ve tasarlama yetilerinin olgunlaşması; gerçeği değerlendirme, algılama, içgörü ve fikir yürütme yetilerinin güçlenmesiyle birlikte kendilik imgeleri gelişir. Kendilik imgeleri ve kendilik tasarımları içlerinde örgütlenip çevre, nesne ve kendisiyle ilgili daha gerçekçi tasarımlara dönüşerek bütünleşir. Gerçekçi bir kendilik imgesi bireyin bedenini ve dış görünüşünü, benliğini, bilinçli ve bilinçdışı istek, davranış, eğilimlerini, bedensel ve ruhsal işlevlerini, bilinçli ve bilinçdışı değerleri ve ülküleri kapsar. Bütünlüğe ulaşan bu ruhsal yapıya kendilik adı verilir. Kendilik; içinde örgütlenmiş, zaman ve uzamda ayrımlaşmış, sınırları olan temel ruhsal yapıdır. Tüm bedensel ve ruhsal öğelerin tasarımları gerçekçi bir beden imgesini oluşturur. Bu imgeyi geliştirmiş bir kişinin kendisini gelişmiş, örgütlenmiş, zaman ve uzamda ayrımlaşmış, sınırları olan, çevreden değişik özellikler gösteren; sürekliliği, aynılığı ve bütünlüğü olan bir varlık olarak tasarlaması ve algılaması, "kendilik" olarak tanımlanır.[3]

Hastalığın Nedenleri

Kesin neden tam olarak bilinmemekle beraber, araştırmacılar bozukluğa neden olabilecek bazı faktörler saptamışlardır. Ebeveynlerin aşırı müsamaha ve övgüsü ile yanlış yetiştirme ve çocuğun davranışlarına gerçekçi tepkiler verilmemesi gibi çocukluk deneyimleri bu duruma neden olabilecek etkenlerdir.[4]

Narsisistik Kişilik Bozukluğu DSM-IV Tanı Ölçütleri

Narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliği genç erişkinlik döneminde başlayan ve süreklilik gösteren, davranışlarda gözlenen ya da hayal edilen büyüklenmecilik, beğenilme gereksinimi ve eş-duyum yapamamadır. Amerikan Psikiyatri Birliği'nin DSM-IV tanı ölçütlerine göre narsisistik kişilik bozukluğu denebilmesi için aşağıda verilen kişilik özelliklerin en az beşinin bulunması gerekmektedir:

  1. Kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır (örn. başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi bekler.)
  2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorar.
  3. "Özel" ve eşi bulunmaz biri olduğuna ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanır.
  4. Çok beğenilmek ister.
  5. Hak kazandığı duygusu vardır: Kendisinin özellikle kayırılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilerine göre uyum gösterir.
  6. Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanır: Kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanır.
  7. Empati yapamaz: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp tanımlama konusunda isteksizdir
  8. Çoğu zaman başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.
  9. Küstah, kendini beğenmiş davranış ya da tutumlar sergiler.[10]

Resmi bir teşhis, yetkili bir akıl sağlığı profesyoneli tarafından, kişinin tanımlanan 9 belirtiden 5 tanesini taşıması halinde koyabilir. Tanının koyulabilmesi için ayrıca diğer kişilik bozukluklarının mevcudiyeti de göz önüne alınmalıdır.

Narsisistik kişilik bozukluğu olan kişiler genellikle kibirli, kendini beğenmiş, ben merkezli ve mağrur olarak tanımlanır. Kendilerini diğer insanlardan üstün gördüklerinden, başarılı bir hayat tarzını yansıtan unsurlara sahip oldukları konusunda ısrar ederler. Kendilerini bu kadar abartılı bir şekilde görmelerine rağmen, öz değerliliklerini korumak için daimi övgü ve ilgiye muhtaçtırlar. Bu yüzden bu kişiler eleştiriye karşı hassastır ve genellikle eleştiriye kişiliklerine bir saldırı olarak görürler.[4]

NKB Hastalarının Temel Özellikleri

1. Kendilerinin çok önemli olduğu duygusunu taşırlar (örneğin; başarılarını ve yeteneklerini abartır, yeterli bir başarı göstermeksizin üstün biri olarak bilinmeyi beklerler). Nemli ve özel biri olduklarına kendilerini inandırabilmek için, başkalarının da öyle düşünmesini sağlamaya çalışırlar. İlk randevusuna gelen bir hasta, kapıdan girer girmez; "iki tane Porsche'um var." demişti. Bir şey söylememe fırsat vermeden, tanınmış bir mankenin ismini vererek "İki sene çıktım." dedi. Daha sonra, ne kadar değerli bir kılıç koleksiyonu olduğundan, hangi tanınmış kimselerle arkadaşlık ettiğinden bahsetti. Oysa daha, ne kimliğine ilişkin, ne de niçin geldiğine ilişkin, hiçbir şey söylememişti. Neden sonra, niçin geldiğini sordum, üzerinde durmaya değmeyecek bir edayla; "Başım ağrıyor sadece." dedi. Bir üniversitede master öğrencisi olmasına karşın, ne iş yaptığını sorduğumda, öğretim üyesi olduğunu söyledi. Tüm çabası ve yaptıkları, kendisini önemsemem içindi. Bana ne kadar önemli bir insan olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Karşısındakini ne kadar etkileyebilirse, kendisini de değersiz biri olmadığına inandırabilir

2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorarlar. Başkalarını etkileyerek kendilerini değerli hissetme çabaları, insanların yokluğunda, yerini fantezilere bırakır. Dışarıdan gelecek olumlu yansımalar yoksa, bunun yerini hayaller alır. Bütün insanları etkileyecek, herkesin hayranlığını kazanacak ve çok tanınmış, tapılan bir insan olmalarını sağlayacak şeyler yaptıkları, çeşitli hayaller kurarlar. Kendilerini Nobel ödülü almış, konuşma yaparken, dünyanın en zeki, en yakışıklı insanı seçilmiş, bütün dünyayı kurtaracak bir kahramanlığı gerçekleştirmiş olarak hayal ederler. Bu hayallere, gerçekmiş gibi inanır ve kendilerini değersiz hissetmekten kurtulurlar.

3. Özel ve eşi bulunmaz biri olduklarına ve ancak başka özel ya da toplumsal durumu üstün kişilerin (ya da kurumların) kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık etmesi gerektiğine inanırlar.

4. Çok beğenilmek isterler. Ancak başkalarının kendilerini beğendiklerini hissettiklerinde kendilerine saygı duyabildiklerinden dolayı, sürekli başkalarının beğenisini kazanmak için çabalarlar. Hiçbir şeyle gerçek anlamda ilgilenmez, daha çok beğenilebilmek için çok farklı etkinliklerle meşgul olurlar. Başkalarına göstermek için, her konuda bilgi sahibi olmak isterler.

5. Hak kazandığı duygusu vardır: Kendisinin, özellikle kayrılacak olduğu bir tedavi biçiminin uygulanacağı beklentileri ya da bu beklentilere göre uyum gösterme. Birileri işlerini daha kolay yollardan hallediyorken, kuyruklarda beklemek, özel muamele görmemek, kendilerini değersiz hissettirdiğinden, kayrılacakları bir yaklaşım ve tedavi beklerler. Özel ya da ayrıcalıklı davranılmasını sağlamak için çaba gösterirler, beklentileri karşılanmadığında da öfkelenir ya da kendisine özel muamele yapmayan kişileri aşağılarlar.

6. Kişiler arası ilişkileri kendi çıkarları için kullanır; kendi amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf yanlarını kullanırlar. En başta kendisini iyi hissettirecek şekilde davranmalarını sağlamak olmak üzere, ilişkide bulundukları insanları kendi gereksinimleri ve amaçları doğrultusunda kullanırlar. İlişkide bulundukları insanlar, bu gereksinimleri karşılamamaya başlar veya onlara gereksinimi kalmazsa uzaklaşır, başka insanlar bulurlar.

7. Empati yapamazlar: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini tanıyıp, tanımlama konusunda isteksizdirler. İnsan ilişkilerindeki en büyük zorluklarından biri empati yapma yeteneklerinin olmayışıdır. Kişiler arası ilişkilerinde benmerkezci, kendilerine dönük ve başkalarını sömürücüdürler. En büyük, eşsiz olmaları ile başkalarının ilgisine, sevgisine ve hayranlığına bağımlılıkları, çelişkili bir görünüm verir. Eşsiz oldukları inancı, başkalarına yakınlaşabilme, onlarla özdeşleşebilme, onlarla eş-duyum yapabilme yetilerini ketler. İlişkide bulundukları nesnelerde bir tür ulaşılmazlık hissini oluştururlar. Onların sorunlarıyla, dertleriyle, gereksinimleri ile ilgilenmezler. İlişkide bulundukları insanların sadece kendisine karşı ne hissettiğine ilişkin duyguları ile ilgilenirler.

8. Çoğu zaman başkalarını kıskanır ve başkalarının da kendisini kıskandığına inanırlar. Bilinçli ya da bilinçsiz haset, dikkati çekecek kadar ön plandadır. Başka birinin iyi ve başarılı olması, kendi yetersizlik duygularını tetiklediği için rahatsızlık yaratır. Biri hakkında iyi bir şey söylendiğinde kendisini huzursuz hissederler. Buradaki korku, geride kalma, unutulma ve önemini yitirme korkusudur. Acilen, övülen, takdir edilen kişilerin küçümsenmesi çabasına girişirler. Çeşitli fırsatlarla, söz konusu kişilerin açıklarını yakalamaya ve teşhir etmeye çabalarlar.

9. Küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler. Kibir, uzaklık, soğukluk narsisistik yaralanmalara karşı bir savunma olarak, sık görülen bir durumdur. Başkalarından gelecek eleştirilere karşı bir savunma olarak, başkalarının fikirlerini önemsemediklerini baştan belli ederler. Eleştirilebilecekleri durumlarda kibirli ve uzak davranırlar.[7]

Narsisist Kişilik ve Büyüklenme

Narsisistik kişilik bozukluğunun temel özelliği büyüklenmeciliktir. Kendilerini diğer insanlardan daha farklı, üstün ve önemli bir insan olarak görürler. Kendilerine hayrandırlar. Bu kişiler kendilerini olduğundan daha başarılı, daha güzel, daha zeki olarak değerlendirirler. Büyüklük düşüncelerine gerçek yaşamda karşılık bulamazlarsa, bunu hayallerinde gerçekleştirmeye çalışırlar. Kendilerinin herkesten farklı ve özel oldukları hayalleri kurarlar. Fakat bu büyüklük duygusu özgüven taşıyan bir büyüklük duygusu değildir; sürekli dışardan onay görme beklentisi içindedir. Bu kişiler, derinlerde bir değersizlik duygusunu hissetmezler ya da kabullenemezler. Kırılgandırlar, fakat bu kırılganlıklarının büyüklük duygularına olan güven duygularının zayıflığından kaynaklandığını göremezler; kırgınlıklarına sürekli başkalarını suçlama ve değerinin anlaşılmadığı duygusu eşlik eder.

Olağan psikolojik tepki olarak çeşitli yaşantılar sonrasında hissedilen başarı, kendine değer verme ve kendini sevmenin narsisistik kişilikte görülen büyüklenmeden ayırt edilmesi gerekmektedir. Sağlıklı narsisistik doyumun en önemli özelliği, başkalarına da değer verebilmeyi, başkalarını da sevebilmeyi, başkalarının da gereksinimlerini anlayabilmeyi taşımasıdır. Sağlıklı olmayan narsisistik doyumun en önemli özelliği kendini değerli hissedebilmek için diğerlerini değersizleştirmeyi, aşağılamayı içermesidir.

Şizoid kişilik bozukluğu olan kişilerde görülen diğer insanlarla ilişkiye girmekten kaçınma ve sosyal ilişkilerden kaçınma, kendini beğenme ve başkasını küçük görme şeklinde yorumlanarak narsisistik kişilik yapılarında görülen büyüklenme ile karıştırılabilir. Narsisistik kişilik yapısı olanlardan farklı olarak başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğünü hiç önemsemezler. Fakat büyüklüklerinin sürekli olarak dışardan onaylanması gereksinimi ve beklentisi içindedir. Diğer insanlarla ilişkileri de bu gereksinim ve beklenti üzerine kurulmuştur. Bunları karşılayan insanlarla, bunları karşıladığı sürece ilişkilerini sürdürürler. Bir çeşit bu gereksinimlerini karşılamak için bu insanları kullanırlar.

Bu insanların gereksinimleri, duyguları, istekleri onun için önemli değildir. Başkalarını sevebilme ve başkalarına eş-duyum yapabilme yani başkalarının yerine koyarak onları anlamaya çalışma yetenekleri yoktur. Bu nedenle başkalarının yaşadığı duyguları anlayamaz. Bu nedenle insan ilişkilerinde iki kişinin birbirinin gereksinimlerini karşılıklı olarak anlayan ve karşılayan bir ilişki değil, büyüklüklerini onaylamak için diğerinin var olduğu bir ilişki söz konusudur. Yani bir çeşit istismar söz konusudur; nitekim gereksindiği onayı alamadığı zaman narsisistikler o kişilerle ilişkilerini bitirirler.

Çok sayıda insanla ilişkisi var gibi görünse de bunlar yüzeysel ilişkilerdir. Başkalarına sürekli bağlanamazlar. Başkalarının isteklerini, gereksinimlerini anlamayan, eşduyum yapamayan narsisistik; başkalarının övgülerine gereksinim duyar. Başkalarını küçümsediği ve onlara güvenmediği için grup etkinliklerine gerçek anlamda katılamaz. [11]

Tedavi

Narsisistik kişilik bozukluğunun tedavisinde kişisel psikoterapi, her ne kadar zor ve zaman alan bir süreç olsa da, etkili bir şekilde kullanılabilir. Ancak şu unutulmamalıdır ki, bu rahatsızlığa sahip olan insanlar genelde bunun için bir tedaviye başvurma ihtiyacı duymazlar. Kişiler genellikle aile üyelerinin zorlaması ya da bozukluğun belirtilerinin tedavisi için terapiye başlarlar.

Kişilerin sorunu anlamamalarından dolayı terapi özellikle zor olabilir. Tedavideki bu zorluk, sağlık sigortasının depresyon ve gerginlik gibi kısa süreçte tedavi edilebilecek etkenlere yoğunlaşarak asıl bunların altında yatan problemi göz ardı etmesi ve maddi destek sağlamaması ile birleşerek daha büyük bir sorun oluşturabilir.

Kişinin yıkıcı düşünce ve davranış şekillerini değiştirmesinde bilişsel-davranışsal teknikler genellikle etkilidir. Tedavinin amacı sorunlu düşünceleri değiştirerek daha gerçekçi bir kişilik portresi ortaya koymaktır. Psikotropik ilaçlar uzun vadede etkili olmasa da, depresyon ve gerginlik gibi belirtileri tedavi etmede kullanılabilir.[4]

Kaynaklar

[1] Cumhur Çağlarer, "Narsisistik Kişilik Bozukluğu", Edirne - Yenigün Gazetesi,3 Aralık 2009, Perşembe, yıl:5, sayı:1400, s.4.
[2] Uzm. Dr. Cem Keçe, "En İyi Terapistim: Ben", Ütopya Grafik, Mayıs 2009, ISBN: 9786054116027.
[3] RHCP (Reviews Cases and Hypotheses In Psychiatry), "Narsisistik Kişilik Bozukluğu: Gelişim Süreçleri ve Yaşamı", 2008, yıl:1, sayı:1-2, s.25-38.
[4] www.yakindunya.com/saglik/psikoloji-ve-psikiyatri/psikolojik-bozukluklar/narsisistik-kisilik-bozuklugu.html
[5] Dr. Serpil Doğan & Dr. Mert Uğurlu & Dr. Saynur Canat, "Narsisistik Kişilik Bozukluğu", Psikiyatri Dergisi, Yıl: 2007, Cilt: 3, Sayı:12.
[6] www.terapistim.com/kitap/Narsisistikkiilikbozukluu(NKB).html
[7] Doğan Şahin (İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri Anabilim Dalı, İstanbul), "Kişilik Bozuklukları", s.7-8, www.klinikgelisim.org.tr/eskisayi/kg_22_4/8.pdf
[8] Prof. Dr. Nesrin Hisli Şahin (Başkent Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Psikoloji Bölümü), "Psikolojik Bozukluklar", www.baskent.edu.tr/~nesrins/courses/tip106/10-Psikopatoloji.pdf
[9] Uzm. Dr. Özden Terbaş (Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Psikiyatri Anabilim Dalı., İstanbul), "Kendilik Psikolojisi Kuramı'na Göre Kendilik Bozukluklar: Bir Olgu Sunumu", Türk Psikiyatri Dergisi 2004; 15 (1), s.70-76.
[10] Prof. Dr. Erol Özmen, "Kendini Tanıma Rehberi", Sistem Yayıncılık, Mayıs 2006, ISBN: 9753224141.
[11] www.cocukpsikologum.com/psikolojik-sorunlar-faydali-bilgiler-okul-ders-ogrenci-cocuk-psikologu-psikoterapi-etkinlik-takvimi-egitim-psikologum-yardim-merkezi/78-narsisizm/1033-narsisistik-kiilik-yaps-olanlarda-goeruelen-oezellikler.pdf





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: abigail, 04.09.2016, 22:18 (UTC):
BEN DOKTOR DEĞİLİM. AMA HER ŞEYİ CİNSELLİĞE DE BAĞLAMAM. ÇÜNKÜ EĞER BİRİ BİR FİKRE ÇOK SAPLANMIŞSA O KONUDA EKSİKTİR. ALKIŞLANMAK İSTEMEKTEDİR.
NARSİST KİŞİLER DAHA ÇOK SİYASİLERDEN VE DOKTORLARDAN ÇIKAR. BU TÜR KİŞİLER KENDİLERİNİ İLAH GÖRÜRLER. NE YAPSALAR GÜZELDİRLER, HATA YAPINCA AF DİLEMEZLER DİLERLERSE BİLE İŞTE O ZAMAN İNSAN OLDUKLARINI HATIRLARLAR. BU TİP KİŞİLER ÇOCUKLARINDA YA ÇOK ALKIŞLANMIŞ YA DA AKSİNE AŞAĞILANMIŞ KİŞİLERDEN OLUŞUR. ÇEVRE DE ÖNEMLİ BİR FAKTÖRDÜR. YA ÇOK ZENGİNDİRLER BUNUN HEDİYE OLDUĞUNU BİLECEK ÇAĞDA DEĞİLDİRLER YA DA TAM TERSİ ÇOK FAKİRDİRLER KADERLERİNE KÜSMÜŞ BAŞKALARININ GİYSİLERİNİ GİYMEKTEDİRLER. SONRA YÜRÜ YA KULUM DENİLDİĞİNDE ŞAKŞAKÇILARIYLA YAŞARLAR.
DOKTORLAR SİZE SEN DEMEYE BAŞLARLAR. OKUMUŞ İNSANLARI SEVER DİĞERLERİNİ KÜÇÜMSERLER. TEPEDEN BAKIŞLARINDAN BİLE YANINDAN KAÇARSINIZ.
SİYASİ BÜYÜKLENENLER BU AYMAZLIKLARINI PSİKOZA ÇEVİRİR. ARTIK KİMSE ONLARI TUTAMAZ SANRILAR GÖRÜRLER. KUMPASLARLA KARŞILAŞTIKLARINA DAİR SENARYOLAR OLUŞTURUP, MİTOMANİK DAVRANIRLAR. TOPLUMUN ZAYIF NOKTASINI BULMUŞ YALANLA SÖMÜRÜRLER. SONUNDA YALANIN YALANCISI DA OLUR HEZEYANLAR GEÇİRİRLER. BU DA SİNİR KRİZİ GEÇİRMEK DEMEKTİR.
HEPİMİZDE NARSİSZM AZ YA DA ÇOK VARDIR.ÖNEMLİ OLAN KENDİMİZİ BİLİP BU HUYUMUZU TÖRPÜLEMEKTİR.ÖRNEĞİN BU HUY BENDE VARDI AMA BENDEN ALINAN ALTIN ÖZELLİKLERİMİ GÖRDÜM DOKTORSUZ KENDİMİ İYİLEŞTİRDİM ŞİMDİ ALKIŞLANMAYA İHTİYACIM OLMASA DA ÇOK DAHA FAZLASIYLA GERİ DÖNDÜ.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36892375 ziyaretçi (103087967 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.