Nemrut (Nemrûd, Naram-Sin)
 

Nemrut (Nemrûd, Naram-Sin)

Nemrut, Kimdir?

Nemrûd, Keldânî kavmi hükümdârlarına verilen addır.[7] Bunun böyle biliniyor olmasına, üstelik yer olarak da kimilerince Şanlıurfa, kimilerince de Ninova'nın zikredilmesine karşın, devletin bulunduğu coğrafya kesin olmadığı gibi, ülkenin hükümdarının "Nemrut" olduğuna ilişkin bilgiler de rivayetler halindedir. Çoğu "İsrailiyyat" kökenli efsanevî rivayetleri bir yana bıraktığımızda, "Nemrut"a ilişkin bilgilerimiz kıttır. Ve bunlar da tek sağlam kaynak olan Kurân-ı Kerîm'deki kıssalardan ibarettir.[1]

Gerçekten de, Kurân-ı Kerîm'de, Hz. İbrahim ile ilgili kıssalardan birinde, kendisine "mülk" verilmiş bir kimsenin Hz. İbrahim ile olan tartışması şu şekilde aktarılır:

أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَآجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رِبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِـي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِـي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

«Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye (şımarıp böbürlenerek) Rabbi hakkında İbrahim ile tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, “Benim Rabbim diriltir, öldürür.” demiş; o da, “Ben de diriltir, öldürürüm” demişti. (Bunun üzerine) İbrahim, “Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir” deyince, kâfir şaşırıp kaldı. Zaten Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.» (el-Bakara, 2/258).[2]

Bu ayette görüldüğü üzere, Nemrut ya da bir başka isim geçmemektedir. Hadis-i Şeriflerde de böyle bir isme rastlanmaz.

Efsanelerden daha farklı kimi ipuçları yakalamak amacıyla peygamber kıssaları ile ilgili oldukça ayrıntılara kaynaklık eden Tevrat'a baktığımızdaysa, Nimrod adına rastlarız: [1]

"Ve Kuş Nimrod'un babası oldu; o, yeryüzünde kudretli adam olmaya başladı. O, Rabbin indinde kudretli aver idi; bundan dolayı: Rabbin indinde Nemrud gibi kudretli avcı, denilir. Ve, onun krallığının başlangıcı Şinar diyarında Babil ve Erek ve Akkad ve Kalne idi. O diyardan Aşura çıktı ve Nineveyi ve Rehobot-iri, Kalah'ı ve Nineve ile Kalah arasında Reseni bina etti; büyük şehir budur" [3]

Olayı bütünleştiren ve Hz. İbrahim'le ilgili olan bir bölüm de de şöyle denir: [1]

"Ve Terah oğlu Abramı, ve Haran'ın oğlu, torunu Lûtu, gelini Sarayı, oğlu Abram'ın karısını, beraber aldı; ve Kenan Diyarına gitmek üzere Kildanîlerin Ur şehrinden onlarla çıktı; ve Haran'a geldiler ve orada oturdular. Ve Terakın günleri ikiyüz beş yıl oldu; ve Terah Haran'da öldü. Ve Rab Abrama dedi: "Memleketinden ve babanın evinden, sana göstereceğim memlekete git" [3]

Tevrat'ın bu cümlelerinden belirleyeceğimiz noktalar şunlardır:

Nimrod, Ham'ın oğullarındandır. Hz. İbrahim ise, Sam'ın neslindendir. Nimrod, Şinar, Babil, Erek, Akkad, Kalne hükümdarıdır; Hz. İbrahim, başlangıçta Kitdanilerin Ur kentinde oturmakta, sonra babasıyla birlikte Haran'a göçmektedir. Amaçları, Kenan illerine gitmektir...

Nimrod ile Ham arasında üç göbek vardır. Yani, Nimrod, Ham'ın oğlunun oğlunun torunudur. Hz. İbrahim ile Sam arasında ise, sekiz göbek vardır.

Ninova, Nimrod zamanında yoktur; kenti Aşura kurmuştur.

Hz. İbrahim'in Haran'da oturduğu anlatılmakta, ardından bir başka bab'a geçildiğinde O'nun göç etmesine ilişkin buyruğu görmekteyiz. Demek ki, ateşe atılma ve çıkış yeri Haran'dır. Haran ise, Nimrod'un kentleri arasında değildir. Bu bilgiler Tevrat'a göredir.

Bütün bu durumları dikkate aldığımızda Nimrod'un Nemrut olmadığı sonucuna varıyoruz. Ola ki, Nimrod'un çok büyük bir ünü olduğundan, ondan yıllar sonra Hz. İbrahim'le tartışan ve O'nu ateşe atan kişinin olayları dilden dile dolaşırken, olay, bu ünü dillerde dolaşan kişiye maledilmiştir.

Tarih kitapları da, kimi efsanelerle doldurulmuş olanlarını bir yana bırakırsak, Nemrut'tan söz etmezler. Ya da, söz edenler, işe, "Nemrut kimdir?" sorusunun yanıtını aramakla başlarlar. Bunlardan bir bölümü, Nemrut'un tanınmış Babil Hükümdarı Hammurabi olduğu görüşündedirler. Kimileri ise, bir Babil hükümdarı olduğuna kesin gözüyle bakmakta; ancak, hangi hükümdar olduğunun belirlenemediğini ifade etmektedirler. Bunlara göre, Nemrut, Firavun gibi, Babil hükümdarlarının ünvanıdır; eski tarihçilerden bir bölümü, Hammurabi'ye ilâveten Sinaharib ve Buhtunnasır adlarını sıralarken; yeni tarihçiler de Şemsiulana ve Buhtunnasır adlarını Hammurabi'yle birlikte saydıklarına göre, "demek ki, Babil hükümdarlarının böyle bir ünvanı yok, her biri adlarıyla anılmakta" düşüncesiyle, "ünvandır" görüşüne iltifat etmemek gerekir.

Bu durumda, verilen tek isim olan Hammurabi'ye bakmak gerekecektir. Ancak aradaki zaman farkı pek olumlu ipucu vermemektedir. Nitekim İsrailoğulları'nın Mısır'a göçtükleri M.Ö.1780 yıllarında Hammurabi 12 yaşındadır. Mısır'a göçenler oğlunun torunu olduğuna göre, 12 yaşındaki bir çocuğun Hz. İbrahim'e yetişmiş olması düşünülemez. Hz. İbrahim'in Milattan 2000 yıl önce doğduğu "rivayet"ini esas aldığımızda ise, bu takdirde Mısır'a göç M.Ö. 1630'larda olmuş olur ki, bu da Hammurabi'nin ölümünden sadece 56 yıl sonradır. Yine, zaman uyumu yoktur. Hele bir de, Hammurabi Kanunları'nın Hz. Mûsâ şeriatından alındığı yolundaki görüşe iltifat edecek olursak, araya giren zaman daha da büyüyecektir.

Öte yandan, Nemrut'a ilişkin rivayetlerde sözü edilen "doğum" ve "ırmak"a bırakılma olayının benzeri bir başka rivayette, Akad devletinin kurucusu Sargon için anlatılır. Sargon, M.Ö. 2350'lerde yaşamıştır. Hz. Mûsâ ile arasında 650 yıl vardır. Bunun 430 yılı Mısır'da geçtiğine göre, geriye kalan yaklaşık 200 yıl, Hz. İbrahim'in torununun oğluna kadar geçen süreye pek uygun düşmektedir. Hz. İbrahim'in M.Ö. 2000'lerde yaşadığı "rivayet"i ile pek bağdaşmasa da, Hz. Musa'nın yaşadığı yıllardan çıkarak yaptığımız hesap, Hz. İbrahim ile Sargon'un çağdaş olabileceğini göstermektedir. Nitekim, yine Nemrut'a ait rivayetlerde anılan "savaşarak devleti ele geçirme" olayı da, Sargon'un tarihsel kişiliğine uymaktadır. Belki ileride Nemrut'un tarihsel kimliği tam olarak belirlenecektir. Ama, şu aşamada Sargon'un Nemrut olma olasılığı, Hammurabi'ye göre, çok daha büyüktür.[1]

Nemrut, Agade'li Sargon'un torunudur. Agade'li Sargon ise muhtemelen bir Kiş rahibinin gayrimeşru çocuğudur. Kiş kralı Urzuba'nın hizmetine girmiş ve kısa zamanda vezirliğe kadar yükselmiştir. Sonra bir saray ayaklanmasıyla tahtı ele geçirip, Kiş kralı unvanını almıştır.

Tevrat'ta da, Kuş(Kiş)'in, Nimrod'un babası olduğu yazılıdır. İbn-i Mesud'dan gelen bir rivayete göre, Nemrut'un atası, Köş(Kiş)'tir. 4000 yıl öncesinden günümüze ulaşan çiviyazısı tabletlerde; "Sümerli Ludingirra", Sargon'la ilgili şunları söylüyor:

Yönetimin, Akad'lılara ilk geçişi nasıl oldu bir bilseniz. Kiş'te, kraliçe Kubau'nun oğlunun sarayında, içki dağıtıcılığı yapan Sargon adında biri varmış. Adam sarayda çalışırken, yalnız içki işiyle vaktini geçirmemiş. Önce içinde çalıştığı sarayı eline geçirmiş, sonra da Sümer şehirlerini birer birer idaresi altına almaya başlamış. Derken etrafındaki uluslara da saldırmaktan kendini alamamış ve kendini kral yaparak Sümer Devleti temelleri üzerine, koca bir Akad Devleti'ni kurmuş. Agade adı altında yepyeni bir başkent kurmuş ve kendine, 'Dört bucağın, Sümer ve Akad Kral'ı unvanını vermiştir. Ben buna ait öyküyü, okul kitaplığımızda bulunan bir tablette okudum. Sargon kendisi hakkında şöyle yazdırtmıştı:

"O, fakir bir kadının oğlu imiş. Babası belli değil. Annesi onu, Fırat kıyısında bir şehirde gizlice doğurmuş ve etrafı ziftle kaplanmış kamış bir sepete koyarak, nehrin sularına bırakmış."

"Herhalde o bir rahibenin çocuğu idi. Daha önce yazdığım gibi rahibelerin çocuğu olmaması gerekir, çünkü onlar tanrının çocuğu sayılır. Annesi onu bu yüzden suya bırakmış olmalı. Hakikaten bir yerde, annesinin rahibe olduğunu da okumuştum."

"Sargon, çok akıllı adammış. Kızını Sümer okullarında okutup, çok iyi öğretmenlerden ders aldırmış ve 'Ay tanrısı'nın tapınağı'na başrahibe yapmış. Böyle yapmakla, hem Sümerliler'in gönlünü almış, hem de onları kendine düşman etmek istememiş. Hakikaten bizden ona başkaldıran olmamış. Ondan sonra, kral kızlarının tapınakta başrahibe olması, bir gelenek haline gelmiş."

Sargon ve takipçilerinin, Mezopotamya tarihi açısından önemi, bilim adamlarınca tartışmasız kabul edilmektedir. Mesela, Babil'in en ünlü hükümdarı Hammurabi'nin imparatorluğu bile, Agade krallarının gücüyle kıyaslanamaz. Ayrıca, Sargon'un sahiplendiği çoğu zafer ve başarılar bilinmektedir. Ancak, Sargon'un, 56 yıllık uzun saltanatı içinde, bunların tam sırası bilinememektedir.

Sargon'dan sonra, onun torunu olan Nemrut (Naram -Sin), imparatorluğu dedesinden daha fazla genişletmiştir. Naram-Sin, hem Halep'i, hem de gelmiş geçmiş hiçbir kralın yıkamadığı Ebla'yı zapt ettiğini ifade eder. Bu zafer, Tel Mardih bulgularıyla doğrulanmıştır. Burada 3. binyılın sonunda, merkezi Ebla'da bulunan büyük bir Sami krallığının varlığına ve Naram-Sin döneminde yıkıldığına ilişkin kanıtlar bulunmuştur.

Bizim de ileride temas edeceğimiz gibi; İbrahim ve İsmail adları, buradan çıkarılan metinlerde geçmektedir. Akad kralı, ayrıca daha önce hiçbir kralın geçmediği yoldan, Anadolu'ya geçmiştir. Daha sonra da, Kapadokyalı tüccarların işlerini kurdukları Talhatum'a gittiklerini söyler. Bugün, Diyarbakır'da bulunan ve üzerinde de kralın figürünü taşıyan dikme taş; Naram-Sin'in, Anadolu'nun güneyinde etkin olduğunu gösteren bir kanıttır.[4]

Kurân-ı Kerîm'de Nemrut adı geçmemekle birlikte, Hz. İbrahim'e karşı çıkan, onu ateşe atan toplumun (ve doğal olarak da yöneticisinin veya yönetici kesimin) yapısı ve eğilimi, tutumu konusunda olduk­ça bilgi vardır. Putlar için tapınaklar bulunmakta, adaklar adanmakta, bunlardan rızık ve şifa beklenmekte, çeşitli büyüklüklerde olan bu putlardan kimilerine yaratıcılık bile izafe edilmektedir. Bu haberler arasında putlara yönelik bir "bağışlanma" eğilimine karşın, "ahiret"i anımsatıcı bir duruma rastlanmamaktadır. Gökcisimleri de bu halk tarafından tanrılaştırılmıştır. Putlarda olduğu gibi, bunlar arasında da bir "hiyerarşi" vardır ve olabilir ki, pullar bu gökcisimlerinin simgesi sayılmaktadır. Hz. İbrahim'in, pullan tanrı saymanın sapıklık olduğunu söylemesi üzerine, halkın gökcisimlerini gündeme getirmesi bunun göstergesi sayılabilir. Tanrı sayılan bu varlıklar için tapınaklar ve sözlü bir edebiyat oluşturulduğu da kesindir. Asıl dikkat çekici nokta, "putlar" vesilesiyle oluşturulan toplumsal kurumlar, bu kurumları ayakta tutucu gelenekler ve eğitim, karşı koyanlara uygulanan baskılar, putların örgütlenme ve dostluklara araç yapılması ve giderek bu temel üzerine kurulan toplum pramidinde tepede bulunan kimsenin rablaşması veya rablaştınlması olayıdır. Tüm bunlara, "put" çevresinde oluşturulan bütün bu kurumlara ve örgüt­lenmeye dayanılarak insanlar üzerinde bir egemenlik kurulmuş ve bu yürütülmüştür. Ki, o toplumun da, yöneticisinin de Nemrutluk'u asıl bu çerçevede değerlendirilme­lidir. Hz. İbrahim'i ateşe attırma gerekçesi de budur.[5]

Kimliği ve tarihsel kişiliği ne olursa olsun, kesin olan bir şey vardır. O da, yaygın bir biçimde "Nemrut" diye anılan bir hükümdarın Hz. İbrahim'e karşı çıktığı ve onu ateşe atarak yok etmek istediğidir. Bu; isim bir yana bırakılırsa, Kurân-ı Kerim'in haberleri ile sabittir.[1]

Birinci Nemrûd, Hz. Nûh'un oğlu Hâm'ın soyundandır. Bâbil şehrini kurdu. Keldânî kavmi ve hükümdârları olan Nemrûdlar, putlara ve yıldızlara tapıyorlardı. Dünyânın meskûn bölgelerine hâkim olan ve ilk taç giyen Nemrud, kibir, gurûr, sefâhat ve câhillik sebebiyle tanrılık dâvâsında bulundu. İnsanların kendisine secde etmelerini istedi ve çok zulmetti. Allah-u teâlâ, Nemrûd ve kavmine doğru yolu göstermek, emir ve yasaklarını bildirmek için Hz. İbrâhim'i peygamber gönderdi.[7]

Nemrut ve Hz. İbrahim

Nemrut'la ilgili olarak anlatılan olaylar çeşitli milletlerin efsanelerinden derlendiği için, kimi bölümleri kendi içinde çelişir ol­duktan başka, oldukça da ayrıntılı birçok çeşitlilik gösterir. Bunları derli toplu bir bi­çimde özetlemek de bu bakımdan imkansızdır. Ancak zoraki bir derleyip toparlama sonucu şöyle bir öykü oluşturmak mümkündür:

Nemrut doğmadan önce babası Kenan bin Kuş, rüyasında doğacak bir çocuğun kendisini öldürüp tahtı alacağını görür ve tüm çocukları öldürtme buyruğu verir. Nemrut doğunca gizlice ırmağa bırakırlar. Bir dişi kaplan (namara) tarafından bulunarak büyütülür. İlk gençlik çağında kurduğu çeteyi geliştirir ve derken babası olduğunu bilmeksizin hükümdarı öldürüp, ülkeye el koyar. İdris Peygamber'in öğrencilerinden yıldız bilgisini, İblis'ten büyücülüğü öğrenir. Yıldızlardan İbrahim Peygamber'in doğacağını öğrenince, onun ortaya çıkışını en­gellemek için doğacak tüm erkek çocukla­rın öldürülmesini buyurur. Hz. İbrahim gizlice bir mağaraya saklanır. Orada büyür. Derken, yurduna döner ve babası Azer tarafından Nemrud'a takdim edilir.[5]

Babil kralı Nemrut çok acımasız biriydi. Halk onun korkusundan İbrahim Peygamberin çağrısına uzak duruyordu. Bir gün Hz. İbrahim, Nemrut'a giderek onu Allah'a inanmaya çağırdı. Nemrut kendini beğenmiş bir tavırla, “Bu ülkenin tanrısı benim. Senin tanrın da kim?” dedi. İbrahim Peygamber “Benim Rabbim Allah'tır. O öldürür ve yeniden diriltir.” dedi. Bunun üzerine Nemrut, ölüm cezasına çarptırılan iki kişiyi çağırttı. Askerlerine, mahkûmların birini öldürün diğerini serbest bırakın diye emretti. Hemen oracıkta askerler mahkûmun birini öldürüp diğerini serbest bıraktılar. Nemrut, Hz. İbrahim'e dönerek “Bak gördün mü? Ben de öldürür ve diriltirim.” dedi. Bunun üzerine Hz. İbrahim “Benim Rabbim güneşi doğudan doğurur. Eğer gücün yetiyorsa sen de güneşi batıdan doğur.” Nemrut bu sözler üzerine ne diyeceğini bilemedi. Ancak yine de Allah'a iman etmedi.

Babil şehrinde putların bulunduğu büyük bir tapınak vardı. Halk buraya gelerek putlara hediyeler sunar ve onlara dileklerini yerine getirmeleri için dua ederdi. Bir gün, İbrahim Peygamber, panayırda herkesin eğlenceye daldığı bir vakitte gizlice tapınağa girdi. Elindeki baltayla büyük heykelin dışındaki bütün putları bir bir kırdı. Sonunda baltayı büyük putun boynuna asarak kimseye görünmeden tapınaktan ayrıldı. Babil halkı eğlence bittikten sonra tapınağa gelince gördükleri manzara karşısında dehşete düştü. Bunu kimin yaptığını düşünmeye başladılar. Hz. İbrahim'in putlara inanmadığını biliyorlardı ve ondan kuşkulandılar. Hemen onu tapınağa çağırdılar ve ona “Putlarımızı sen mi kırdın?” diye sordular. İbrahim, “Şu boynunda balta asılı olan yapmış olmasın? Ona soralım, o belki kimin yaptığını görmüştür.” dedi. Oradakiler bu cevap karşısında şaşırarak bir puta bir de İbrahim'e baktılar. İçlerinden birisi, “İbrahim bizimle alay etme. Sen de bilirsin ki bunlar cansızdır. Ne görür ne de konuşur. O nereden bilsin?” Bunun üzerine Hz. İbrahim, “İyi güzel de görmeyen, konuşmayan, kendilerini bile korumaktan aciz bu putlara ne diye taparsınız? Âlemlerin rabbi olan Yüce Allah'a iman edin.” dedi. İbrahim Peygamberin bu sözleri orada bulunanları derinden etkiledi. Olay halk arasında kulaktan kulağa yayılmaya başladı.[6]

Nemrut'un İbrahim'i ateşe atmak için yaptığı binanın yeri ve bu yeri sembolize eden sütunlar. (Urfa) [4]

Hz. İbrâhim, Nemrûd'u ve Keldânî kavmini Allah-u teâlâya îmân ve ibâdete dâvet etmeye devâm etti. Nemrûd, önce hapsettirerek ateşte yakılmasını emrettiği Hz. İbrâhim'i, kavminin haftalarca topladığı odunu ateşledikten sonra ateşe attırdı. Kendisi için yaptırdığı yüksek kuleden de hâdiseyi seyretti. Allah-u teâlânın korumasıyla Hz. İbrâhim'i ateş yakmadı. Gürül gürül yanan ateşin ortasında Hz. İbrâhim'in yemyeşil bir bahçe içerisinde oturduğunu gören Nemrûd, hayretler içerisinde kaldı. Hz. İbrâhim'le mücâdeleden âciz kaldığını anlayıp, bu işten vazgeçti. Fakat îmân etmedi. Hâdiseyi görenlerden bir kısmı îmân etti. Hz. İbrâhim, Allah-u teâlânın emriyle, kendisine inananlarla birlikte Bâbil'den hicret etti.[7]

Rivayet odur ki; Nemrut, İbrahim peygamberi ateşe atacağı zaman herkesten ateşe odun taşımalarını istemiş. Bundan maksadı da Hz. İbrahim'e düşman olanlarla O'na taraftar olanları tespit etmekmiş. Herkes, olanca gücüyle ateşe odun taşırken; küçük bir karınca, ağzına aldığı bir damla suyla yola koyulmuş. Karıncayı görenler, nereye gittiğini sorduklarında, “İbrahim'in ateşini söndürmeye gidiyorum.” demiş. Etrafındakiler karıncaya alaycı gözlerle bakmışlar ve “Senin gücün o ateşe kadar yürümeye yetmez. Hem ateşe ulaşsan da alevleri gözleri bulan bu ateşi senin bir damla suyun mu söndürecek?” diye sormuşlar. Bahtiyar karınca hepimize ders olacak şu cevabı vermiş: “Bu suyun ateşi söndüremeyeceğini ben de biliyorum. Ama bir Allah dostuna yardım etmenin, böyle bir zamanda  safinı belli etmenin şerefi bana yetmez mi?” [8]

Hz. İbrâhim, Bâbil'den hicret ettikten sonra, Allah-u teâlâ Keldânî kavmi üzerine sürüler hâlinde sivri sinekler gönderdi. Sivrisinekler, onların kanlarını emip, kupkuru bir hâlde bırakarak helâk etti. Sivrisineklerden birisi de Nemrûd'a musallat oldu.[7]

İşte bu şekilde ulûhiyet dava ederek, Cenab-ı Hakk'ın Peygamberini ateşe atacak kadar azgınlaşan Nemrut, şimdi ufacık bir sivrisineğin karşısında ne yapacağını bilemez duruma düşmüştü Nemrut artık sarayda odadan odaya kaçıyor, sivrisinekten kurtulmak için türlü türlü yollara başvuruyordu Fakat sinek bir türlü kendisinden ayrılmıyordu

Bütün hizmetkârları Nemrud'un etrafında pervane olmuşlar, onu sivrisineğe karşı korumaya çalışıyorlardı Fakat bütün tedbirlere rağmen hiç kimsenin aklına gelmeyecek birşey oldu, sivrisinek Nemrud'un burnundan içeri giriverdi Nemrud'un burnundan giren sinek gidebildiği yere kadar gitmiş ve orada dönmeğe başlamıştı O andan itibaren Nemrud'da müthiş bir baş ağrısı başladı Beyninde dolaşan sinek onu müthiş huzursuz ediyordu Son çare olarak başını tokmaklattırmaya başladı "Vurun! vurun!" diyor, sineğin beynine verdiği ızdıraptan tokmağın acısını duymuyordu Başına tokmağın her inişinde o, "daha hızlı vurun! daha hızlı!" diyordu Başından kanlar akmağa başlamıştı, fakat o aldırış etmiyor, başını tokmaklatmaya devam ediyordu Bir yandan da başını duvarlara vuruyordu

Hiç bir şey kâr etmemişti Nemrut, başına yediği tokmaklarla kendinden geçmişti Sivrisinek ise hâlâ beyninde dönüyordu Çok geçmeden çırpma çırpına can verecekti. Ufacık bir sinek, uluhiyet dâvası güden Nemrut'un hayatına son vermeğe sebep olmuştu.[9]

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) buyurdu ki:

«İsmini duyduğunuz kimselerden, yeryüzüne dört kişi mâlik (hâkim) oldu. İkisi mümin, ikisi kâfir idi. Mümin olan iki kişi, Zülkarneyn ile Süleyman (aleyhimesselâm) idi. Kâfir olan ikisi de Nemrûd ile Buhtunnasar idi. Beşinci olarak yeryüzüne benim evlâdımdan biri, yâni Mehdî (aleyhirrahme) mâlik olacaktır.» [7]

Kaynaklar

[1] www.sevde.de/islam_Ans/N/45.htm
[2] www.diyanet.gov.tr/KURAN/meal.asp?page_id=42
[3] Tevrat, Tekvin, 10/8-12.
[4] www.yaklasansaat.com/eski_kavimler/ibrahim/ibrahim.asp
[5] www.enfal.de/sosyalbilimler/n/009.htm
[6] http://www.diyanet.gov.tr/yayin/dok/kitabimi_ogreniyorum.pdf
[7] Yeni Rehber Ansiklopedisi, "Nemrûd" maddesi, İhlas Gazetecilik, İstanbul 1993.
[8] ailem.zaman.com.tr/images/2006/05/20/ailem.pdf
[9] www.forumalev.net/dini-sohbet/8807-sivrisinege-yenilen-nemrut.html
[10] Tevrat, Tekvin, 11/31-32 ve 12/I.





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: gore , 11.02.2016, 01:01 (UTC):
430 yıl demez. 4 nesil der. Her nesil yüz sene ve babanın ölüp oğlun doğması gibi ve oğlun ölmesi ve torunun doğması gibi saçma bir teori var. 4 nesil bir arada olabilir. Baba. Oğul. Torun ve torunun oğlu pekala aynı zaman diliminde yaşar.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 39754735 ziyaretçi (108085453 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.