Niyâzî-i Mısrî'den Seçme Şiirler, I
 

Niyazi-i Mısri

Niyâzî-i Mısrî'den Seçme Şiirler, I

1. Allah Hû Diyen

Tende cânım, cânda cânânımdır Allah Hû diyen
Dîde sırrım, serde sübhânımdır Allah Hû diyen

Dest-i kudretle yazılmış yüzüne âyât-ı Hakk
Gönlümün tahtında sultânımdır Allah Hû diyen

Cümle âzâdan gelir zikr-i ene'l Hakk hâresi
Cism içinde zâr-ı efgânımdır Allah Hû diyen

Geceler, tâ subh olunca; inletir bu dert beni
Derdimin içinde dermânımdır Allah Hû diyen

Yere göğe sığmayan, bir mü'minin kalbindedir
Katremin içinde ummânımdır Allah Hû diyen

Kisve-i tenden muarrâ, seyreder bu gökleri
Çark uran abdalı uryânımdır Allah Hû diyen

Her kişiye kendinden akrab olan dost zâtıdır
Ey Niyâzî, dilde mihmânımdır Allah Hû diyen

2. Arzularsın

Nâdânı terk etmeden, yârânı arzularsın
Hayvânı sen geçmeden insânı arzularsın

Men arefe nefsehû kad arefe Rabbehû
Nefsini sen bilmeden Sübhân'ı arzularsın

Sen bu evin kapusun henüz bulup açmadan
İçindeki kenz-i bipayân'ı arzularsın

Taşra üfürmek ile yalınlanır mı ocak
Yönün Hakk'a dönmeden ihsânı arzularsın

Dağlar gibi kuşatmış benlik günâhı seni
Günâhını bilmeden gufrânı arzularsın

Sen şarâbı içmeden, serhoş-u mest olmadan
Nicesi Hak emrine fermânı arzularsın

Cevizin yeşil kabuğunu yemekle tad bulunmaz
Zâhir ile ey fâkih, Kur'ân-ı arzularsın

Gurbetliğe düşmeden, mihnete satışmadan
Kebap olup pişmeden, püryânı arzularsın

Yabandasın evin yok, bir yanmış ocağın yok
Issız dağın başında mihmânı arzularsın

Beni bağ ile bostanı gezdim; hıyar bulmadım
Sen, söğüt ağacından rummân'ı arzularsın

Başsız kabak gibi bir tekerleme söz ile
Yunus'leyin Niyâzî irfânı arzularsın

3. Aşka Düş

Zühdünü ko, aşka düş ehl-i cânân etsin seni
Piyr-i aşka kulluk et, cânânâ cân etsin seni

Bir zaman bülbül gibi efgânın ayğdır göklere
Şol kadar kıl nâleyi kim, gülistân etsin seni

Ar u nâmusun bırak, şöhret kabasından soyun
Giy melâmet hırkasın kim, ol nihân etsin seni

Yüzünü yerler gibi ayaklar altında ko kim
Hak teâlâ başlar üzre asûman etsin seni

Verme rahat nefsine, dâîm gâzâ-yı ekber et
Kâbe-yi dil fetholup dârül-emân etsin seni

Gel Niyâzî'nin elinden bir kadeh nûş eyle kim
Mahvedip nâm-u nişânın, bi-nişân etsin seni

4. Bahr İçinde Katreyim

Bahr içinde katreyim; bahr oldu hayrân bana
Ferş içinde zerreyim, arş oldu seyrân bana

Dost göründü çün âyân; kalmadı bir şey nihân
Tûfân olursa cîhân, bir katre tûfân bana

Sûrette ne'm var benim, sîrettedir mâdenim
Kopsa kıyamet bugün, gelmez perişân bana

Kaf-ı dîl ankâsıyım; sırrın aâinâsıyım
Endişelen hasıyım âd oldu insân bana

Niyâzî'nin dilinden Yunus'durur söyleyen
Herkese çun cân gerek, Yunus durur cân bana

5. Bizi Anlayan

Zât-ı Hakk'da mahrem-i irfân olan anlar bizi
İlm-i sır'da bahr-i bi-pâyân olan anlar bizi

Bu fena gülzârına tâlib olanlar, anlamaz;
Vech-i bâkî hüsnüne hayrân olan anlar bizi

Dünyâ vü ukbâ'yı tâmir eylemekten geçmişiz
Her taraftan yıkılıp vîran olan anlar bizi

Biz şol Abdal'ız; bıraktık eğnimizden şalımız
Varlığından soyunup üryân olan anlar bizi

Kahr-u lütf-u şey'-i vâhid bilmeyen çekti âzâb
Ol azâbdan kurtulup sultân olan anlar bizi

Zâhid'â ayık dururken anlamazsın sen bizi
Cür'a-yı sâfi içip mestân olan anlar bizi

Arifin her bir sözünü duymağa insan gerek
Bu cihânda sanmanız hayvân olan anlar bizi

Ey Niyâzî katremiz deryâya saldık biz bugün
Katre nice anlasın, ummân olan anlar bizi

Haklı koyup "Lâmekân" ilinde menzil tutalı
Mısrî'yâ şol cânlara cânân olan anlar bizi

6. Bulan Özünü

Bulan özünü gören yüzünü
Bir yüzü dahi görmek dilemez
Vuslatta olan hayrette kalan
Aklın diremez kendin bulamaz
Her şam u seher odlara yanar
Her benzi solar ağlar gülemez
Aşık olagör sadık olagör
Cehd eylemeyen menzil alamaz
Meftun olalı mecnun olalı
Bu Mısri dahi akla gelemez

7. Derdim Bana Derman İmiş

Dermân arardım derdime; derdim bana dermân imiş
Burhân sorardım aslıma; aslım bana burhân imiş

Sağ u solu gözler idim, dost yüzünü görsem deyu
Ben taşrada arar idim; ol, cân içinde cân imiş

Öyle sanırdım ayriyem, dost gayridir ben gayriyem
Benden görüp işiteni bildim ki ol cânân imiş

Savm-u salât-u haccile sanma biter zâhid işin
İnsan-ı Kâmil olmağa lazım olan irfân imiş

Kanden gelir yolun senin, ya kande varır menzilin
Nerden gelip gittiğini anlamayan hayvân imiş

Mürşid gerektir bildire Hakkı sana hakkel-yakîn
Mürşidi olmayanların bildikleri gümân imiş

İşit Niyâzî'nin sözün, bir nesne örtmez Hak yüzün
Hak'tan ayan bir nesne yok, gözsüzlere pünhân imiş

8. Derviş Olan

Derviş olan âşık gerek yolunda hem sâdık gerek
Bağrı anın yanık gerek, cân gözleri açık gerek

Alçaktan alçak yürüye, toprak içinde çürüye
Aşk ateşinde eriye, altın gibi sızmak gerek

Zikr-i Hakk'la meşgûl ola, yana yana tâ kül ola
Her kim diler makbûl ola, tevhide boyanmak gerek

Eyven kişi yol alamaz, maksûdunu tez bulamaz
Yoğ olmayan vâr olamaz; vârını dağıtmak gerek

Dervişlerin en alçağı: buğday içinde burçağı
Bu Mısrî gibi balçığı, her bir ayak basmak gerek

9. Dost

Bakıp cemâl-i yâre, çağırırım dost, dost...
Dîl, oldu pâre pâre; çağırırım dost, dost...

Aşkın ile dolmuşum, zühdümü yanılmışım
Mest-i müdâm olmuşum, çağırırım dost, dost...

Mescid-ü meyhânede, hânede vîrânede
Kâ'be'de büthânede çağırırım dost, dost...

Sular gibi çağ çağ, dolaşırım dağ dağ
Hayrân bana sol u sağ, çağırırım dost, dost...

Geldim cihâna garib, oldum güle andelib
Herdem ciğerler delip çağırırım dost, dost...

Dünya gâmından geçip, yokluğa kanat açıp
Aşk ile dâim uçup, çağırırım dost, dost...

Aradığım cândadır, cânda ve hem tendedir
Bilir iken bendedir; çağırırım dost, dost...

Gah düşerim mutlâk'a, gâh asl u geh mülhâk'a
Bakıp kamudan Hakk'a, çağırırım dost dost

Dolunmaz ol hâl ü had, min-el ezel tâ ebed
Unulmaz asla bu derd, çağırırım dost, dost...

Hep görünen dost yüzü, andan ayırmam gözü
Gitmez dilimden sözü, çağırırım dost, dost...

Deryâ olunca nefes, pârelenince kafes
Tâ kesilince bu ses, çağırırım dost, dost...

Ne yerdeyim ne gökte, ne ölüyüm ne zinde
Her yerde her zamanda, çağırırım dost, dost...

Geldim o dost ilinden, koka koka gülünden,
Niyâzî'nin dilinden, çağırırım dost, dost...

10. Gönlüm Sana

Çün sana gönlüm mübtelâ düştü
Derd ü gâm bana âşinâ düştü

Zühd ü takvâ'ya yâr idim evvel
Aşk ile benden hep cüdâ düştü

Vâiz eydür, gel, aşkı terk eyle
Bendeyim sabrım bi-vefâ düştü

Nice terk etsin aşkı şol âşık
Ana karşı sen mehlikâ düştü

Vechini görsem, dağılır aklım
Zülfün âna çün muktedâ düştü

Kim seni buldu, kendi yok oldu
Vaslına ey dost, cân bâha düştü

Aşka uşşâkın dâvet etmişsin
Cân kulağına ol sedâ düştü

Bu Niyâzî'nin hiç vücûdunda
Zerre komadı, hep yaka düştü





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: kemal taskesen, 07.12.2010, 23:18 (UTC):
allah c.c. madi ve manevi razi olsun ve madi ,manevi yardimciniz olsun imanli olüm nasib etsin isallah amin

Yorumu gönderen: beza , 30.11.2010, 19:52 (UTC):
cok işime yaradı şiirler mehmet akif ersoy cok tşkrlr...



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36893778 ziyaretçi (103090660 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.