Niyâzî-i Mısrî'den Seçme Şiirler, II
 
Niyazi-i Mısri, Şiir

Niyâzî-i Mısrî'den Seçme Şiirler, II

11. Aşkın Meyine Ben Kâne Geldim

Aşkın meyine ben kâne geldim
Şevkin oduna hoş yâne geldim

Şem-i tevhîdi gördüm yakmışlar;
Bitti kararım, pervâne geldim

Halkâ-yı zikri kurmuş âşıklar
Ben de sahnında cevlâne geldim

Mecnûn'um bugün Leylâ derdinden
Neyleyim, akl-ı dîvâne geldim

Yâremi bildim, yârimden imiş
Bundan Niyaz-i Lokmân'a geldim

Ümmi Sina'nın hâk-i pâyine
Sürmeye yüzüm, sultâna geldim...

12. Ey Derde Dermân İsteyen

Ey derde dermân isteyen; yetmez mi derd, dermân sana
Ey rahât-ı cân isteyen; kurbân olandır cân sana

Yağma edersin varlığın, gider gönülden darlığın
Mahveyle sen ağyarlığın, yâr olısar mihmân sana

Sermâye bu yolda heman; teslim olur, buna inan
Sıdk ile Allah'a dayan, etmez mi gör ihsân sana

Tevhide tapşur özünü, kimseye açma râzunı
Şeyh izine tut yüzünü, şeyhin yeter burhân sana

İven kişi yol alamaz, maksûdu hergiz bulamaz
Bekle maarif kapusun yüz, göstere irfân sana

Dünya ile ukbâyı ko, ulâ ile uhrâyı ko
Var ol kuru sevdâyı ko, matlab yeter Sübhân sana

Cândan talep kıl yârini; ver cânı, bul dîdârını
Yok eyle kendi vârını, kim var ola cânân sana

Çürüklerin hep sağ olur, zehrin kamu bal yağ olur
Dağlar yemişli bağ olur, cümle cihân bostân sana

Güçtür kati Hakk'ın yolu, dergâhı hem gâyet ulu
Sıdk ile olmazsan kulu, etmez yolu âsân sana

Kulluğa bel bağlar isen, şâm ü seher ağlar isen
Sular gibi çağlar isen, tiz bulunur ummân sana

Bülbül oluben öte gör, gül gibi açıl tüte gör
Aşk oduna cân ata gör, gülzâr olur nirân sana

Yüzün Niyâzî eyle hâk, derd ile bağrın eyle çâk
Kalbin sarayın eyle pâk, şâyet gele Sultân sana.

13. Ey Gönül

Ey gönül, gel gayriden geç, aşka eyle iktidâ
Zümre-i ehl-i hakîkat, onu kılmış muktedâ.

Cümle mevcudât-u malumâta aşk, akdem durur
Zira aşkın evveline bulmadılar ibtidâ.

Hem dahi cümle fenâ buldukça aşk bâki kalır
Bu sebepten dediler kim, aşka yoktur intihâ.

Ey Niyâzî, mürşîd istersen, bu yolda aşka uy
Enbiyâ ve Evliyâya aşk oluptur rehnümâ.

14. Hüdâ Davet Eder

Hüdâ, dâvet eder elhamdülillah
Bu cân, dosta gider elhamdülillah

Hakikat Şehri'ne Çün rihlet oldu
Gönül, durmaz uyar elhamdülillah

Duyaldan cân ü dil vaslı habîbi
Hem okur hem yazar elhamdülillah

Yakın geldi tulûa Şems-i rûhum
Bugün kevnim doğar elhamdülillah

İlim dedikleridir halvet-i yâr
Kamu ağyar, gider elhamdülillah

Şehâdet mansıbıdır ali mansıb
Bize veriliser elhamdülillah

Görüde mani yüzünden cemâli
Bozuldu hep suver elhamdülillah

Biliştik bunda hem ihsânlar etti
Nasîbimiz kadar elhamdülillah

Ne gâm, giderse dünyadan Niyâzî
Vîsâline erer elhamdülillah

15. İster İsen

İster isen bulasın cânânı sen
Gayre bakma, sen de iste sen de bul
Kendi mir'âtında gözle onu sen
Gayre bakma, sen de iste sen de bul

Her sıfat kim sen de var izle onu
Gör ne sırdan feyz alır gözle onu
Erişince zâtına özle onu
Gayre bakma, sen de iste sen de bul

Kenz-i mahv-î âşikâr, hep sendedir
Yazu kış leylü nehâr, hep sendedir
İki âlemde ne varsa hep sendedir
Gayre bakma, sen de iste sen de bul

Men aref sırrına er ko gafleti
Gör ne remzeyler bu insan sîreti
Haşru neşr ile tâmuyu cenneti
Gayre bakma, sen de iste sen de bul

Haşr-ı sîrî halin inkâr eyleme
Gülşen iken yerini hâr eyleme
Enfüsü âfâkı bil âr eyleme
Gayre bakma, sen de iste sen de bul

Zât-ı Hakk'ı anla zâtındır senin
Hem sıfatı, hep sıfatıdır senin
Sen, seni bilmek necâtındır senin
Gayre bakma, sen de iste sen de bul

Sîreti terk eyle, mâna bulagör
Ko sıfatı, bahr-i zâta dalagör
Ey Niyâzî, şark-u garba dolagör
Gayre bakma, sen de iste sen de bul

16. Kesret-ü Vahdet

Oldum çü mahv-ı mahz-ı zât, buldum vücûdumdan necât
Ben içmişim âb-ı hayât, ermez bana herkiz memât

Ben, dost yolunda varımı terk eyledim önden sonra
Küfrile îmandan geçüp â'yânda bulmuşam sebât

Her kande baksam görünür gözlerime sırr-ı ezel
Her şey ulaşıp aslına çıktı aradan kainât

Dost ile ben dost olalı, zevkiyle işret bulalı
Zayf-ı mükerremdir bu cân hep yediğim kand ü nebat

Halvet'den ettim rıhleti, kesretde buldum vahdet'i
Bazar'da düzdüm halveti, rûz u şeb'im îd-ü berât

Gördüm bu alemler kamu benim vücudumla dolu
Bir olmuş 'Uçmağ' u 'Tamu', cümle bana olmuş sıfat

Her ne yana kim eğilem, ol yana her şey eğilir
Olmuş Niyazi hep senin sayelerin sitti cihat

17. Uyan Gözün Aç

Uyan gözün aç, durma, yalvar güzel Allah'a
Yolundan izin ayırma, yalvar güzel Allah'a

Her geceyi kâim ol, her gündüzü sâim ol
Hem zikr ile dâim ol, yalvar güzel Allah'a

Birgün bu gözün görmez, hem kulağın işitmez
Bu fırsat ele girmez, yalvar güzel Allah'a

Aslığı gânimet bil, her saati nimet bil
Gizlice ibâdet kıl, yalvar güzel Allah'a

Ömrünü hiçe sayma, kendini oda yakma
Her şâm u seher yatma, yalvar güzel Allah'a

Hey nice yatırsun dur, olma bu safâdan dur
Bahr-ı keremi boldur, yalvar güzel Allah'a

Her vakt-i seherde bir, lütfu gelir Allah'ın
Ol vakt uyanır kalbin, yalvar güzel Allah'a

Allah'ın adın yâd et, cân ile dili şâd et
Bülbül gibi feryâd et, yalvar güzel Allah'a

Gel imdi Niyâzî'yle Allah'a niyâz eyle
Hâcâtı dırâz eyle, yalvar güzel Allah'a

18. Vâiz

Bugün bir meclise vardım, oturmuş pend ider vâiz
Okur açmış kitabını, bu halkı ağlatır vâiz

İki(ye) bölmüş cihân halkın, birini cennete salmış
Eliyle kürsüden biri tamuya sarkıtır vâiz

Çıkar ağzından ateşler, yakar şeytân-ı melûnu
Sanırsın yedi tamunun azabı kendidir vâiz

Tamuya şöyle doldurmuş, içinde yok duracak yer
Ana yerleştirir halka acep hizmettedir vâiz

Yaraşır va'z ana hakkı ki yanar yakılır her dem
Niyâzî'nin hemen ancak, cihânda adıdır vâiz

19. Vâridât

Cân kuşunun her zeman ezkârıdır Vâridât
Akl u hayâlin heman efkârıdır Vâridât

İşidicek adını duydu cânım tâdını
Bildim ki âriflerin esrârıdır Vâridât

Sıdk ile gönlün sever, görmeye cânım iver
Anıniçün kim Hakk'ın emvârıdır Vâridât

Ol dürr-i yekdâne'nin, kadri bilinmez ânın
Bu dil-i vîrâne'nin, mîmârıdır Vâridât

Gerçi kütüb çok yazar, İlm-i Ledün'den haber
Cümlesi bir bağçedir, ezkârıdır Vâridât

İlm-i Füsûs'la tamu, odları söner kamu
Anın yerinde biten gülzârıdır Vâridât

Muhyeddin-ü Bedreddin, etdiler ihyây-ı dîn
Deryâ Niyâzî 'Füsûs' enkârıdır 'Vâridât'

20. Yâ Resûlallâh

Zuhûr-ı kâinâtın mâdenisin yâ Resûlallâh
Rumuz-ı küntü kenz'in mahzenisin yâ Resûlallâh

Beşer denen bu âlem ki senin sûretle şahsındır
Hakikatte hüviyette değilsin yâ Resûlallâh

Vücûdun cümle mevcûdâtı nice câmi' olduysa
Dahi ilmin muhit oldu kâmûsun yâ Resûlallâh

Dehânın menbâ-ı esrâr ilm-i min ledünnidir
Hakâyık ilminin sen mahremisin yâ Resûlallâh

Ne kim geldi cihâna, hem dâhi her kim gelisedir
İçinde cümlenin, ser-askerisin yâ Resûlallâh

Cihân bağında insan bir şecerdir, gayriler yaprak
Nebiler meyvedir, sen zübdesisin yâ Resûlallâh

Şefaat kılmasan varlık, Niyâzî'yi yoğ ederdi
Vücûdun zahmının sen merhemisin yâ Resûlallâh





Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Ömer hamdi şahin, 18.02.2016, 20:45 (UTC):
Allah cc Niyazi yi Mısri'nin şiirlerini buraya alanlardan ve O ndan razı olsun.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36810817 ziyaretçi (102946231 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.