Nusayrilik
 

nusayri, nusayrilik

Nusayrilik

Prof. Dr. Abdurrahim Güzel

Çoğunluğu Suriye'de yaşayan aşırı bir Şiî-Batinî fırkası. Bunlara günümüzde Numeyrîler ismi de verilmektedir. Nusayrî isminin ise geçmişte kalan bir isim olduğunu ve fırka kurucusuna nispeten bu ismin verildiğini ileri sürerler. Fırkanın ismini, kurucusu olan Muhammed b. Nusayr en-Nemiri'ye (270/883) nispeten aldığı bilinmektedir. Zaten itikadi fırkaların hemen hemen bir çoğunun kurucularına nispeten tanındıkları ve buna uygun isim aldıkları bilinen ve sık rastlanan bir durumdur.

Batinî karakterli fırkalarda ortak olarak görülen husus, bunların genel olarak çift hayatları olmasıdır. Yani birisi, kendi içlerinde ve çevrelerinde yaşadıkları ve yaşattıkları hayat seyri, diğeri de toplum içinde yaşamaları itibariyle toplumsal hayatlarıdır. İşte Nusayrilik de genel anlamda bu özellikleri taşımakla birlikte, batınî fırkalar arasında, önemli eserlerinden bir kısmı elde edilebilmiş ve dolayısıyla görüşlerine vakıf olunabilmiş fırkalardan birisi olma özelliğini taşımaktadır.

Nusayriliğin kurucusu İbn Nusayr, Şiî-İmamiyyenin onuncu imamı Ali en-Nakî'nin hayatında onun tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu iddia ediyor; onun hakkında aşırı görüşler ileri sürerek tenasuhtan söz ediyordu. Onun ilahlığını söylüyor ve haramları helal kılıyordu. Bir rivayete göre de, İbn Nusayr, İmamiyye'nin 11. imamı Hasan el-Askeri'nin (260-873) "bab"ı olduğunu ileri sürmüş ve onun vefatıyla da oğlu Muhammed b. el-Hasan'ın mehdiliğini kabul etmiştir.[1][2]

Genellikle Suriye bölgesinde yayılmış bulunan Nusayriler, Karmatilerin 291 (903) yılında Suriye'yi ele geçirmesi üzerine, bir kısmı Suriye'de kalırken bir diğer kısmı ise, Antakya civarına çekildiler. Özellikle Nusayrilik Hamdanilerin Suriye'ye egemen olmasıyla bu dönemde büyük bir güç kazandılar. Zira Hamdani emirleri bu mezhebe girmiş ve yaygınlaşması için uğraşmışlardır. Selçuklular döneminde Malazgirt savaşını (463/1071) takiben de Nusayriler Antakya'yı ele geçirmişlerdi. Frankların 492 (1098) yılında bölgeyi işgal etmeleri üzerine bir süre onların hakimiyetleri altında kaldılar. Haçlı seferleri esnasında Haçlı ordularına yardım etmiş ve Müslümanların aleyhinde Hıristiyanlara destek olmuşlardı. Bundan dolayı Selahaddin Eyyubî tarafından cezalandırılmışlardır. Aynı şekilde Memluklular aleyhinde Moğollara yardım ettikleri için Memluklu Sultanı Baybars'tan da baskı gönnüşlerdi. Nusayriler, bölgede sırasıyla hüküm süren, Selahaddin Eyyubi, Haçlılar, İsmaililer ve Moğollar'dan sonra Yavuz Sultan Selim'in 922 (1516) yılındaki Mercidabık Zaferi ile Suriye'yi ele geçirmesi ile daha sonraki devirlerde de aynı bölgede varlıklarını sürdürürler. Nusayrilerin hemen hemen her devirde ve özellikle Osmanlı Döneminde varlıklarını sürdürmelerindeki en önemli faktör, Osmanlı Devletinin, hükmü altındaki bölgelerde her inanç ve ırktan olan kavimlere gösterdiği müsamaha anlayışı ve tavrı gösterilmektedir. Zira, Osmanlı Devleti, bu tavrını devletin bağlayıcı ve birleştirici bir felsefesi olarak telakki etmekte idi. Zaman zaman Osmanlılara karşı isyan etmelerine rağmen II. Abdülhamid onları resmen bir mezhep olarak kabul etmişti.

Bugün Suriye'de çeşitli bölgelerde, Hatay, Tarsus, Adana, Fırat boyları ve Lübnan'da yaygın olarak yerleşmiş bulunan Nusayrilerin sayısı bir kısım araştırmacılara göre yaklaşık 325-400 bin kişi civarındadır.[3] Bir kısım araştırmacılara göre ise, yalnız Hatay Bölgesi'nde yaklaşık yüz kırk dokuz bin Nusayri bulunmaktadır.[4]

Diğer bir çok itikadî fırkada olduğu gibi Nusayrilik de kendi arasında çeşitli fırkalara ayrılmıştır. Bunlar genel olarak dört kola ayrılmışlardır ki, bunlar; Haydariyye, Şimaliyye (veya Şemsiyye) Kilaziyye (veya Kameriyye) ve Gaybiyye'dir. Ancak bunlar, esas itibariyle, Şimafiyye ve Kıbliyye olmak üzere iki ana kol halinde yaygınlık kazanmışlardır.

Nusayrilerin itikadi görüşlerine gelince:

Bunların görüşleri kısmen İslâm'dan kaynaklanmış olsa da ağırlıklı olarak batıni tevillere dayanmakta ve hatta zaman zaman hristiyan kültürünün etkisi görülmektedir. Hüseyin b. Hamdân el-Hasıbî'nin (346 veya 358/957 veya 968) Kitâbül-Mecmû'u ile önce nusayri iken daha sonra hristiyan olan Adanalı Süleyman Efendi'nin Kitâbul-Bakürati's-Süleymaniyye fi Keşfi Esrâri'd-Diyânâti'n-Nusayriyye isimli eserleri Nusayriliğin itikadı ile ilgili önemli bilgiler ihtiva ederler.

Bir çok itikadi fırkada gördüğümüz gibi, fırkaların görüşlerini temel bazı hususlar teşkil etmekte ve diğer görüşler bu görüşün etrafında odaklanmaktadır. Nusayrilerin görüşlerinin temelini de Hz. Alinin ilahlaştırılması teşkil etmektedir. Bundan dolayı Nusayriler Şia fırkaları arasında gulat kısmından telakki edilmektedir. Bu fırkanın bütün kollarına göre Hz. Ali mabudtur, tanrıdır. Yüce Allah için sayılan sıfat ve özellikler Hz. Ali için sayılmaktadır. O nurun nurudur, ilahi zatı itibariyle gizlidir. O manadır. Görünüşte imam olmasına rağmen, batını cihetiyle O, Allah'tır. Buna göre onların şehadet kelimesi "Ben Ali'den başka ilah bulunmadığına şehadet ederim" şeklindedir.

Bu anlayışa göre Ali, Tanrıdır. Kendi ruhundan Muhammed'i, O da Selman-ı Farisî'yi yaratmıştır. Ali "mana", Muhammed "isim", Selman ise "bab"dır. Bu üçlü A(ayn), M (Mim) ve S (Sin) sembolleriyle ifade edilir. Bu üçlü sembolize sistemi Süleyman Hasbi tarafından Hıristiyanlıktaki "Baba-Oğul-Ruhul-Kudüs" sistemiyle açıklanır. Ayrıca Selman'dan sonra beş tane de eytam vardır ki, bunlar; Mikdad b. el-Esved (Tabiat olayları ve zelzeleyi yürütür), Ebû Zerril-Gifâril-Gifâri (Yıldızların hareketini idare eder), Abdullah b. Revâha (Canlıların hayatlarıyla uğraşır), Osman b. Maz'un (Rızık ve hastalıklarla uğraşır) ve Kanber b. Kadân ed-Devrî (Ruhları cesetlere gönderir). Bu beş eytam, aynı zamanda beş büyük yıldızdır.

Tenasüh ve ruh göçüne inanırlar. Onlara göre, insanlar ilk kez semâvî varlıklar olarak yaratılmışlar; fakat düşüşlerinin bir sonucu olarak bu günkü şekillerini kabullenmek zorunda kalmışlardır. Sürekli tenasüh ve ruh göçü, insanların tekrar semavi varlıklara dönmesiyle son bulacaktır. Yine Hz. Ali (r.a)'in yıldızların prensi olduğunu ve güneş veya ay ile cisimlenmiş bulunduğuna inanırlar.

Kendileri Ali'nin uluhiyyetine inanmak ve onun yüceliğinin nimetine ermek şerefine ulaşan kişilerdir. Aliye inanan Nusayrilerin ruhla, hareket yoluyla yıldızlar haline dönüşerek nurlar alemine yükselir. Nusayri olmayanların ruhları ise, hayvan cesetlerine girer. Onlara göre kadınların ruhları yoktur. Şeytanlar insanların günahlarından, kadınlar da şeytanların günahlarından yaratılmışlardır. Bu bakımdan kadınlara onların mezheplerinin sırları açıklanmaz. Bu taassuplarından ötürü Fâtıma'nın ismini kullanmayıp, metinlerinde bu kelimenin müzekkeri olan Fâtır'ı kullanmayı tercih ederler. Ayrıca onlara göre, diğer halifelerle birlikte bir kısım sahabe ile Muaviye, Yezid ve Haccac da şeytanın sembolleridir ve lanetlidirler.

Tanrı olarak kabul ettikleri Ali'nin bulunduğu yer konusunda iki gruba ayrılırlar. Haydariler'e göre Ali, göktedir. Güneş Muhammed'i, ay da Selman'ı temsil eder. Ali güneşte oturmaktadır. Bu yüzden bunlara "Şemsiler" de denilmektedir. İkinci kol olan Kilaziler'e göre ise Ali'nin yeri ay'dır. Bu yüzden bunlara da "Kameriler" ismi verilmektedir.

Onlara göre şarap, uluhiyyetin sembolüdür. Bundan dolayı şarabı ve şarabın aslı olan üzüm asmalarını aşırı bir şekilde yüceltirler.

İslam'ın beş şartı ise şöyle bir tevil esasına göre anlaşılır:

1. Şehadet: Nusayriliğe girişte yukarıda sözü edilen şehadet kelimesi tekrar edilir. Sonra da "Nusayri dininden, Cundebî görüşünden, Cunbulanî tarikatından, Hasibî akidesinden, Cillî inancından, Meymunî fıkhından olduğuma şehadet ederim" şeklindeki söz söylenir.

2. Namaz: Namaz sesle yapılan bir ibadet olup, sadece duadır. Namazın başında "Ali, Muhammed ve Selman'ı yüceltiriz" demek, namazı eda etmek olarak anlaşılır. Namaz Ali'ye açılan bir kalbin niyazı olarak anlaşıldığından ferdi yapılır, ancak, bayram ve mukaddes günlerde cemaat hafinde de yapılabilmektedir. Namazdan önce abdest alınmaz. Namazın şartları beştir:

a) Beş seçkini bilmek, Bunlar; Muhammed, Fâtır, Hasan, Hüseyin ve Muhsin'dir.

b) Gülmeden ve konuşmadan dua etmek,

c) Namazı, Abbasi rengi olduğu için siyah takkesiz kılmak,

d) İbadeti başkaları görmeden gizli yapmak,

el Namazı, "Ey Yüce, Büyük ve Arıların Efendisi Ali, bize merhamet et" diyerek bitirmek.

Namazın sayısı yine beştir ve beş masuma tahsis edilmiştir. Namazda Mekke'ye dönmek şart değildir. Öğleye kadar güneşin doğuş yönüne, öğleden sonra ise batıya doğru yönelinir.

3. Oruç: Oruç, Resulullah'ın babası Abdullah b. Abdulmuttalib'in sessizliğini temsil eder. Buna göre Ramazan Abdullah, Kur'an Hz. Muhammed'dir. Ramazan günleri ise, Nusayrilerin kutsal kişilerini temsil eder.

4. Zekat: Zekatın manası dini öğrenmek ve aktarmaktır. Her aile malî şartlarına göre, şeyhe para vermek zorundadır. Bu zekat yerine geçer.

5. Ziyaretler: Ziyaret yerleri çok önemlidir. Buralar beyaza boyanır ve aynı zamanda ibadet yerleridir. Ziyaret yerleri ya su kenarlarında ya da ağaçlık yerlerdedir. Bu anlayışları eski Fenikelilerden kalan bir inançtır.

Nusayrilerde, şeyhler tabir edilen din işlerini organize eden dört ayrı sınıf vardır ki, bunlar onlara göre büyük önem arzetmektedir.

Bunları da sırasıyla şöyle sıralayabiliriz;

A- Büyük Şeyh: Ali'nin yeryüzündeki gölgesi durumunda olup, geniş ve büyük bir otoritesi vardır. İnsanüstü gücü bulunduğuna inanılır, bu yüzden büyük itibar görür. Vazifesi, şeyh ve imam adaylarını seçmektir. Her bölgede ancak bir büyük şeyh bulunur.

B- Şeyh: Cemaatın manevi önderleri durumunda bulunan şeyhlerin sayıları çoktur ve atalarının melekler olduğuna inanılır. Melekler onlara hulul etmiştir. Ahiret aleminde şefaat hakkına sahiptirler. Merasim ve ziyaretleri idare edip, hastalara dua ederler, onlardan izinsiz doktora bile gidilmez. En güzel ve zengin kızlarla evlenirler ve evleri herkese açıktır. Şeyh olabilmek için şeyh ailesinden gelmek şart olduğu gibi geniş bir kültüre de sahip olmak zorunludur.

C- Nüvvab: Bir nevi şeyh yardımcısı durumundadırlar. Şeyh olabilmeleri büyük şeyhin kararına bağlıdır. Bunun için geniş bir tecrübeden geçmesi gereklidir, şeyh olabileceği kanaatı oluşuğunda bir başka bölgeye şeyh olarak atanır.

D- İmam: Daha alt tabakadan görevlilerdir.

Nusayriliğe giriş bir kaç merhaleden oluşmaktadır. Kadınlar bu mezhebe giremezler. Erkekler ise mezhebe girmekle yükümlüdürler. Giriş için, esas şart ana-babanın Nusayri olmasıdır. Erkek, sağlığı yerinde, 8-10 yaşından büyük ve ölümle karşı karşıya kalsa bile sır saklayabilecek kabiliyet ve olgunlukta olmak da Nusayriliğe giriş için gerekli şartlardandır.

Nusayriliğe giriş genel olarak üç merhaleden oluşmaktadır.

Sırasıyla bu merhaleleri görmeye çalışalım;

Birinci merhale: Mezhebe girecek yaşa gelen çocuğu babası, güvendiği bir Nusayriye götürür ve ona tavassut etmesini ister. O şahıs onun manevi babası haline gelerek onu iyice tanır. Çocuğun durumu hakkında şahitler ve şeyhin huzurunda teminat alınır, çocuk eğer sır verirse öldürülür. Daha sonra o kişi çocuğun eğitimini sağlar. Müslümanların gözünde iyi bir Müslüman intibası bırakmak için namaz kılıp, oruç tutmasına özen göstermesi istenir. Zira bu safhada o çocuk bir nevi ilk imtihandan geçmektedir.

Bu ön hazırlık safhasından sonra çocuk, "Meşveret Cemiyeti" adı verilen bir toplantıya alınır ki, bu toplantı şeyhin veya ileri gelen bir Nusayrinin evinde yapılır. Çocuk içeri alınır ve nefsini alçaltma, itaatkâr olmanın bir nişanesi olarak, şeyhin ve orada bulunanların ayakkabılarını başına koyar. Uluhiyyet sembolü olan bir kadeh şarabı içtikten sonra, o, "Abdu'n-Nur" (Nurun kulu) adını alır. Bu arada a(ayın), m(mim), s(sin) harfleri, manaları anlatılmadan bir mühür şeklinde tekrar ettirilir, tekrar el ve ayaklar öpülür. Sonunda da bu merasimin ay, gün ve senesi kaydedilir.

İkinci merhale: İlk merhaleden kırk gün sonra yapılan bu toplantının adı "Melik Cemiyeti"dir. Çok zengin ve görkemli bir toplantıdır. Nakib, çocuğa tekrar bir kadeh içki sunar ve a(ayın), m(mim), s(sin) harflerinin sırrını öğreterek bunları her gün 500 defa tekrar etmesini emreder. Bu arada "Kitâbül-Mecmu" dan da bazı bölümler kendisine öğretilir.

Üçüncü merhale: Bu ikinciden daha görkemlidir. Nusayriliğe giren çocuk eğer ileri gelen bir aileden veya şeyh ailesinden birisi ise ikinciden yedi ay, eğer halktan birisi ise dokuz ay sonra icra edilir. Geniş bir salonda yapılan bu merasim bir hayli kurallara bağlıdır. Salonda ortada büyük şeyhi temsilen bir imam oturur, sağında nakib, solunda ise necîb vardır. Bu şekil aynı zamanda a(ayın), m(mim), s(sin) harflerini yani Ali, Muhammed ve Selman üçlüsünü temsil etmektedir. Nakibin sağında da havarileri temsilen on iki kişi bulunur. Necibin solunda ise yirmi dört kişi yer almaktadır. Bu kişiler Kitabul-Mecmu'un beş defa tekrar edildiğine şahitlik ederler. Merasimin başında imam tekrar, sır saklayacağına dair söz ister, havariler de onun sözüne şahitlik ederler. Bu sırada on iki havari önlerindeki on iki bardaktan birer yudum içki alırlar, aday da alır ve böylece uluhiyyete erilmiş olur.

Nusayrilere göre kutsal kabul edilen bayram ve merasimler şunlardır:

1. Fıtr (Ramazan) 2. Adhâ (Kurban) 3. Gadîr (18 Zilhicce; Hz. Peygamberin Hz. Ali'yi imam tayin ettiğine inanılan gün) 4. Mubahale (21 Zilhicce, Necranlı Hıristiyanlarla Hz. Muhammed arasındaki lânetleşme olayı) 5. Firaş (29 Zilhicce; Hz. Peygamberin Medine'ye hicret ettiği gece Hz. Ali'nin O'nun yatağına yatması) 6. Aşüre (10 Muharrem; Nusayrilere göre Hz. Hüseyin, Kerbela'da ölmemiş, Hz. İsa gibi göğe çekilmiştir). 7. 9 Rebiulevvel (Hz. Ömer'in şehid edildiği gün) 8. 15 Şaban (Selman'ın ölümü) 9. Nevruz ve Mihrican bayramları 10. 24/25 Aralık gecesi Hz. İsa'nın doğumu ve "son yemek" ayini.

Onlar bayramlarda özellikle uluhiyyetin sağlanması için şarap içer ve buhur yakarlar. Onlara göre bu hareket bir uluhiyyet göstergesidir. Zira şarap kutsaldır.

Nusayriler, burada görüldüğü üzere, kendilerince kutsal kabul ettikleri bir takım bayram ve merasimlere çok bağlıdırlar ve bunları dikkatlice icra ederler. Zira bir çok batıl fırkada görüldüğü gibi, onlar kendi otorite ve ağırlıklarını ancak bu şekildeki resmi ve görkemli merasimlerle ve mensupları huzurundaki söz vermelerle sağlamaktadırlar. Yani bunun ancak ve ancak kollektif şuurla sağlanabileceği kanaatindedirler. Kollektif şuur, bir bakıma oldukça önemli ve zaman zaman da kullanılması lüzumludur. Ancak, bunun bir taassup ve hedef şeklinde kullanılması yanlış kanaat ve izlenimlere götürmektedir. İslâmda da bir takım merasim ve kollektif şuura götüren vesileler vardır, fakat bunların hiç birisinde esas itibariyle bir aşırılık gözlenmediği gibi daima itidal tavsiye ve tasvib edilmiştir. Ayrıca akıl ve mantık ölçüleri hiç bir şekil ve surette ihmal edilmemiştir. Önemli olan da budur ve bu tür merasimlere taassup ve ifrat-tefritin karışmamasıdır. Ve bu tür merasimlerin hiç bir şekilde hedef ve amaç olarak görülmemesidir.

Nusayrilerin buraya kadar anlatılan inanış, davranış, hal ve hareketleri dikkatlice izlenip göz önüne alındığında, bu mezhebin söz konusu bölgelerde zaman süreci içinde hüküm süren eski dinler ve inanışlardan, özellikle totemcilikten, Sabiîlik'ten, Mecusîlikten, Musevilik ve Hıristiyanlıktan ve ilkel inanışlardan oldukça büyük oranda etkilendiğini görmek ve müşahede etmek mümkündür. Bu inanış biçimi ve tezahürleri aynı zamanda bâtınilik perdesi ile de örtülerek bir gizlilik içinde, takdim edilmiştir. Zira, sözü edilen tutarsız görüş ve inanç biçimleri ancak bu şekilde idame ettirilebilmiştir. Dikkat edilirse mezhebe ilk girenden, ilk alınan söz, sır saklama hususudur.

Şu ana kadar inançlarını özetlemeye çalıştığımız Nusayriler, aslında inançlarını son derece gizli tutarlar. Öyle ki, büyük bir çoğunluğu inançların tamamı ve sırları hakkında bilgi sahibi olamazlar. Bu, ancak seçkin bir zümreye aittir. Öğretiler uzun bir üyeliğe kabul süreci içinde öğretilir. Bu, ancak uygun görülen 19 yaşına basmış erkekler için başlar. Sırlarını, başkalarına açma korkusuyla kadınlara öğretmedikleri gibi, kadınlar ayinlere de katılamazlar. Üyeliğe kabul töreni masonların üyeliğe kabul törenlerine şaşırtıcı bir biçimde benzemektedir.

Nusayrilere Fransız işgalcileri Eylül 1920'de Alevî ismini verdiler. Böylece Hz. Ali (r.a)'nin ismini kullanarak İslam'ı yıkmak daha kolay olacaktı. Dolayısıyla o günden bu güne Alevî ismiyle çağrılmayı tercih ettiler. İran'daki Bahâiler ve Pakistan'daki Kadiyâniler gibi Nusayriler de emperyalistlerin çıkarları doğrultusunda kendilerine düşen rolü layıkıyla oynamışlar ve bu gün Suriye'de bu rollerini oynamaya devam etmektedirler.

Bugün Suriye bu insanlar tarafından idare edilmekte olup, tarih boyunca Müslümanları devamlı katletmişlerdir. Sadece 1982 yılında Hama şehrinde gerçekleştirdikleri katliamda otuz bin sivil insan şehit olmuştur.

Sonuç olarak; gerçekte bir mezhep gibi görünmesine rağmen Nusayrilik, ne Hristiyanlıkla, ne Yahudilikle, ne de İslam ile ilgisi olmayan; gerek inanç, gerekse ibadet yöntemleriyle ayrı bir din olarak ortaya çıkmaktadır. Bunların kâfir, müşrik, mülhid olduklarında bütün Ehl-i sünnet ve Şia uleması ittifak etmiştir. Hatta İbn Teymiyye, bunların kestiklerinin yenilemeyeceğini, kadınlarının nikâh edilemeyeceğini söyledikten sonra; mürted olduklarından Cizye ödemekle hayat hakkına sahip olamayacaklarını bildirmektedir.

Nusayrilik bu tepkiyi görmesine rağmen bir ara Lübnan'daki İmamiye mezhebi mensupları tarafından Şiî bir mezhep olarak kabul edildi. Nusayrîler Suriye halkının dörtte biri olmalarına rağmen 1971'den beri ülke yönetimine hakim olmuşlardır. Böylelikle yirmi yıldır bütün ülke diktatör hafız Esad tarafından baskı altında tutulmaktadır.[5]

Bu yazıya bir ziyaretçimizin gönderdiği bir eleştiri

"Nuseyrilik" ve "Alevilik" Makalelerine Başka Bir Eleştiri

Kaynaklar

[1] E.Ruhi Fığlalı, "Çağımızda İtikadi İslam Mezhebleri", s. 143.
[2] en-Nevbahtî, "Fırakuş-Şî'a", nşr. M.Sadık, Necef 1936, s. 193.
[3] L. Massignon, "Nusayriler" Maddesi, İslam Ansiklopedisi.
[4] Ahmet Turan, "Les Nusayris de Turquie dans la Religion d'Hatay", Doctorat de III e cylcle Paris 1973, s. 21.
[5] www.enfal.de/orta13.htm





Bu sayfa hakkındaki son yorum:
Yorumu gönderen: Adige, 03.06.2016, 16:14 (UTC):
Irkçı nesnellikten soyut bir yazı....

Yorumu gönderen: vali , 04.04.2016, 12:00 (UTC):
nusayrilik alevilik değildir kardeşler hatta şia lara göre bile nusayriler islam dininin dışındadır.alevi kardeşler yanlış anlamasın.

Yorumu gönderen: derin, 03.07.2014, 05:09 (UTC):
prof. guzel fitnada ve fesatta Profesörsün sen. sana anca senın gıbıler ınanır bırde utanmadan yazın dıkkat çeksın dıye prof. dıye yazmışsın. müslümanım dıye geçınıyon müslümanlıkta dınde yalan söyleyen munafıktır ve lanetlenmıştır esas dını senınlen tartışırım da hz.ALİ dedıyı gıbı cahıllerlen tartışmak bır mum ışığının güneşe karşı yansıması gıbıdır.

Yorumu gönderen: ismail, 26.04.2014, 07:50 (UTC):
tamamen saçma bu tür yazılarla tepki ölçmek niyetleri....

Yorumu gönderen: ahmet, 09.12.2010, 08:55 (UTC):
Merak ediyorumda şu saçmalığı yazan bir müslüman olurmu demiyeem ona Allah karar verir Münker Nekir Sorduğun da umarım diliniz tutulmaz...Siz yukarıdaki yazdıklarınıza kendiniz inanıyormusunuz gerçekten (?) yazmışsınız mecusilik ,Sabiîlik ve özellikle totemcilik demişsiniz bir insan bu kadar mı olabilir diye merak ediyorum önce bence totemciliğin nerde çıktığını araştırın sonra bunları yazın ....Sizin Nusayriler adına diye öğrendiğiniz her şey kulaktan duymadır bunu da nerden iddia ediyorum demi siz güya adını bile bilmediğiniz kişinin dediklerini yazıyorsunuz kim mi bu süleyman üzeri bu insandan şeyh olamadığı için iftara etmiş sonra hristiyanlığa geçmiştir ve yazdığı kitapta fransızca olarak çevrilmiş siz bu kaynağıda güya internetten referans diye gösterilen yerden kopyala yapıştır ile yararlanabilirsiniz...gelelim kadınlarımıza işte burda bizim kadımlarımıza gösterdiğimiz saygı sevgiyi görmemeniz için kör olmanız lazım zira son derece hürdürler biz kadınlarımızı hiçbir dönemde taşlamadık bunu unutmayın...Gizliliğe gelelim sizce bu kadar gizlilik neden onu bir kendinize sorun yada araştırın bu insanlar için çoçuklarına eşlerine osmanlı fetvalarında neler yazılmış kaledilmeleri için ki bu insanlar zülme uğramış sizcede açık değilmi gizli kılmalarını namazlarını....
size son sözüm ...Hz Muhammed (S.A.V) bir gün ataist birisini görmüş onu hak yoluna getirmek için her şeyi yapmış ama adam bir türlü allaha tanımıyormuş ..peygamberimiz bu duruma çok üzülüyor ve allaha yakarıyor allahım elimden gelen her şeyi yaptım ama bir türlü bu kulunuzu hak yoluna getiremedim diye ve Peygamberimize verilen cevap onun gönlü o kadar kapalı ki sen ne yaparsan yap o hak yoluna girmeyecek ...Yani sonuç size ne kadar anlatsam siz evet bu kişi haklı demiyeceksiniz ama bu ama şu var diye devam edecksiniz...Şunu unutmayın siz yalnışları bulup eleştirmiyorsunuz siz duyduklarınızla bu insanları vuruyorsun kurşun gibi umarım öbür tarafta bu insanlar haklarını size helal eder...

Yorumu gönderen: Hadirli.nusayirliler, 29.10.2010, 05:54 (UTC):
yaziyi yazan arkadas bazi seyleri yazmayi unutmus,Romayida biz yaktik,fransiz ihtilalinide biz yaptik,ayrica namazdan önce sarap degil raki bogma iceriz,ibadetimizide asena gibi dans ederek yapariz.karnimiz aciktiginda annamizi bacimizi pisirir kebab diye yeriz.btün kadinlarimi pisirip yedik biz aslinda vampiriz:-))) insan ancak bu kadar sacmalar ama ne kadar sacmalarsan sacmala sana kimse sirrini aciklamaz ,ve ahiret günü hersey ortaya cikacaktir muhakkak yaptigin iftiranin cezasini cekeceksin elbette sen hic merak etme ,herneyse benim karnim aciktti komusunun kizini pisirip yemeye gidyorum:-)))ha ha ha

Yorumu gönderen: kochanie, 29.10.2010, 05:25 (UTC):
Dünyanin en büyük günahlarindan biri iftira atmaktik bu yaziyi yazan arkadasta bunu yapmis ,bilmediklerini bilmis gibi yazmis , insanlari yargilamis.Ayrica bazi insanlarin inanc ve kisiliklerini karalamaya calismis,yazikk etmis kendine ,eger kendisi inancliysa bu yaptigi terbiyesizligin farkindadir isallah,allahin yaratigi bütün insanlara saygi göstermek gerekir ,ayriyeten nusayriler dünya tarihinde gelmis gecmis en yapici en dürüst ve delikanli insanlardir ,tarihimizde kimseyi ezmemis kimseye haksizlik,vatana hainlik etmemissizdir,herneyse kendini bilmez birinin yazisi icin kendimizi üzmemize gerek yok,sonucta ALLAH HERSEYI GÖREN BILENDIR!
bu arkadasi allaha emanet edyorum...

Yorumu gönderen: afrikali, 26.10.2010, 13:19 (UTC):
helal olsun...admin

Yorumu gönderen: insan, 02.09.2010, 21:16 (UTC):
sayın güzel siz nusayriler hakında araştırma yaparakmı bu yazıyı yazdınız yoksa bu temiz dürüst ve ALLAH,A inanan insanları kötüleyen ve kin kusan yaratıkların saçmaladıklarınımı yazdınız kesinlikle saçmalıkları yazmışsınız.sayın güzel prof.olduğunuzu belirtmişsiniz bir prof. aydın ve insansa bu yalnışı yapmaz fakat art niyetliyse ancak böyle kin kusar.yazdıkların 100 de 99 u yalan ve iftaradır evet biz nusayrıyız ve ALLAH,A şükürler olsun nusayri yaratıldığımız için ama biz hiç bir millete iftira atmayız kin kusmayız yüce ALLAH,ın yarattığı her millete saygı duyarız insanca düşündüğü sürece. vatanamıza atatürke ve cumhuriyete bağlığız.evet biz nusayriyiz ALLAH,A inanırız ibadet ederiz peygamberimiz muhammet.S.A.V.ALLAH tarafından gönderilen bütün peygamberleri benimseriz ehli beyt yolunda gideriz namaz kuran kabe zekat şehadet bizimdir

Yorumu gönderen: alevi oğlu alevi, 17.08.2010, 09:25 (UTC):
1 bizde şarap içmek kutsal degildir 2 namaza abdestsiz kesinlikle girmeyiz 3 siz imamlariniza devlet maaşi verirken bizim namazlarımiza imamlık eden cenazemizi kaldıran işlerini sadece bize hizmet etmek olan bukişilere zekatta veririz canımizıda mecburidegil 4 ayakkabı öpmek saçmalık bize bır parçada olsa din öğretenin elinide öperiz ayağinıda bunun neresi kötü 5 biz hem namaz kılarız hem oruç tutarız şeyh lerimiz zengin kızlarımızı almak konusu buna birşey yazmıcam iğrençsiniz ayn-mim-sin bunların açıklaması şöyledir ayn göz demektır allahın tecellısını görmek anlamak demektır ayn yücedir esastır alidir bu manadır mim hz muhammeddir islamın kuranın sözüyle evrenın insanı kavrayıp yorumlamaktır ilk yaratılan nur muhammedın olduğuna göre adem ve sonrakı vekıllr hep islamı tebliğ ettiler öyle ise insanlığin din serüvenının adı özü ismi hz muhammed tiryanı ismi olandır sin selmandır yüce olanın ala olanın babıdır mecusılıge yahudilik ve hiristıyanlığı bilen tahsil edip yaşayan ve illede hz muhammed deyipyollara düşen esır edilıp satılan ve medinede hz muhammede katılıp onun sahabesi olan hz selman-ı farisidir bilgin dir alimdir öğretmendir örnektir ve rehperdir selmanı paktır sevgili cahil din kardeşim tüm alevilere selam olsun

Yorumu gönderen: A L İ T O L G A, 10.07.2010, 17:07 (UTC):
YUKARIDAKİ YAZIYI OKUYAN KARDEŞİM'E;
A.Güzel'in yazısını okuduktan sonra, bu konuda yorum yapma ihtiyacı hissettim. Ama hata ettim. Tepki çekerek daha fazla yorum almak için yazılmış tuzak bir makale olabilir. Bu insan kalpsiz ve kafasız kişinin yazısına yorum bile yapmamalıyız. Yazımın başında belirttiğim gibi; ben bu hatayı yaptım. Sizin yapmamanız için bir hatırlatma olması için yazdım. Yine de karar sizin..Sevgiyle kalın..

Yorumu gönderen: A L İ T O L G A, 10.07.2010, 16:58 (UTC):
Abdurrahim Güzel'e;

Yer yüzünde var olan her hangi birşeyi (canlı yada cansız) hor görüp, hakaret etmek insanca değildir. Bu saygısızlığınızdan dolayı "özür dilemelisiniz". Bu türlü fikirlerinizi akıl süzgecinden geçirmeden,o insanları görüp tanımadan yazdıklarınızdan dolayı kendinizden "utanmalısınız". Farklı olana karşı hissettiğiniz bu nefretiniz, simsiyah kalbinizi sarmış, örümcekli beyninizi kuşatmış.
Sevgi-saygı-anlayış -kardeşlik dolu yarınlar diliyorum tüm insanlığa...

Yorumu gönderen: herakles, 15.06.2010, 14:53 (UTC):
sevgili dostlar bu yazdiklarinizin ne kadar sacma sapan oldugunu size bildirmekte yarar var. evet biz sapina kadar alevi ve arabiz. ama bilmediginiz yada görmek istemeiginiz seylerin bazilari satir aralarinda yaziyor. mesela mi seyhlerimizin kapisi herkese aciktir cünkü gelen insanlari insan olarak kabul ediyoruz. bu arada sadece aleviler gitmiyor seyhlerimize her dinden insan. batini degiliz her seyimiz acikta ama görmek istemeyen gözler zaten gercege bakipta göremez. Kurana ve Allaha ve peygamber afendimize inancimiz tam. size anlatsamda anlayamayacaginiz icin devamini getirmenin gereksiz olduguna inaniyorum. Eminim ki! özellikle bu yaziyi yazan sahsa diyorum özellikle hayatinda gercekten bir alevi ama gercekten alevi birini tanimamistir. Bizde de sizin gibi bilgisi hayattan ve gerceklerden habersiz yasayan bir cok insan var. eger bilmek istiyorsaniz sizin bilginlerinizin özellikle müslümanligin ilk olus dönemine sahit olmus alimlerin yadzdiklariyla simdiki ve bundan önceki alimlerin arasindaki farklarin ne kadar cok oldugunu. anlattiklariyla bizim görüslerimizin ne kadar yakin oldugunu bir bilseniz. isterseniz arastirin tabi ögrenmek yerine yargilamayi biraktiginiz zaman yapin bunu. kilic altinda müslüman olmakla kendi istegiyle müslüman olmanin farkinida arastirin. tarih boyunca islami gercekten bozan insanlari yargilayip yaftalayan mezhebin hangisi oldugunu gercekten görmek isteyen gözler bilmek isteyen akillar bilir. hicbirzaman hiristiyanlara yardim etmedik. hele hele zaten siz hic yoktunuz o cografyada ama biz vardik. siz bunu nereden bileceksiniz ki. 671 yillari ile 780 hatta 800 den sonraki yillari bir arastirin özellikle türklerin müslüman olmasi. yada hz. muhammed döneminde müsriklerin yönetim kaygisiyla güc kaygisiyla nasil müslüman olduklarini arastirin. müslüman olma süreci 250 yil sürmüs ama neden. bunu gercekten arastirin derim bunu. lise kitaplarinda yazmaz. cünkü anlatmak hesaplarina gelmez. bu arada bunlar ne karalama nede sacma uydurma degil. gercekten bilmek istiyorsaniz anlatilanlari degil olanlari arastirin. gerekirse yabanci kaynaklarda. emin olun gercege varacaksiniz. ve unutmayin ki kimse bin yil sonra iftira atmak icin yazmadi o satirlari eger bulup okuyabilirseniz ne ala bulamazsaniz ne diyeyim bilmem ki. uydurma tarih kitaplarinda okuduklarinizla yetinin.

Yorumu gönderen: nusayri, 26.05.2010, 16:18 (UTC):
namazdan önce abdest alınmadıgını kim söyledi ayrıca bu yazının %90 ı yalan tam bir alewi düşmanı oldugun belli

Yorumu gönderen: vatandaş, 30.04.2010, 12:19 (UTC):
Bu anlatılanlar ve yazılanları her kim yazmıssa(kaynak gosterilsin)tamamen sacmalamıs ve kin kusmustur.asıl bölücülüğü ve nifak tohumlarını yaymak isteyen ta kendisidir.Aleviler memlektine,dinine,Atatürk'üne kalpten sadık vatandaşlardır.Şeh tabir ettiğiniz insanlar asla ve asla şarap içmez,sigara içmezler.Aksine bunlardan uzak durulması gerektiğini soylerler.Buda aleviler için şarap kutsaldır tezini tamamen çürütüyor.Şeh;Sunni,alevi her kim olursa olsun kapısını çalana hoş goruyle bakan bilgisi çercevesinde iyi yolu gosteren,karsılıksız yardım etmeye çalısan bu nedenle saygı goren normal bir vatandastır.Ayrıca aleviler katleden değil aksine katledilen toplum olmuslardır tarih boyunca.Bunu ozellikle carpıtmak yazarın ne derece art niyetli ve bölücü olduğunu göstermektedir.Bu arada admin lütfen bu yazıları kaynak gostererek yayınlayın.Saygılarımla

Yorumu gönderen: Önemsiz, 17.04.2010, 21:47 (UTC):
Gerçekten saçmalamışsınız. Evet şarap kutsaldır bizde özellikle bordeaux şarapları daha kutsaldır. Bir inanç hakkında birşey bilmeden nasıl oluyorda çok şey bildiğinizi iddia edip saçmalıyorsunuz hayret. İsmini gördüğümde ciddi bir sitedir diye girip inceledim ancak bundan sonra yazılan hiç birşeye bakmaya karar verdim. zira, bir inanç hakkında atıp tutanlar başkaları hakkındada pekala atıp tutabilir

Yorumu gönderen: **, 21.11.2009, 21:11 (UTC):
bu yaziyi yazan resmen sacmalamis saniyorum ki hz muhammedin soyunu inkar eden bir zavali



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsmin:
Mesajınız:
 
 
19 Ağustos 2007 itibariyle, toplam: 36622039 ziyaretçi (102613325 klik) tarafından görüntülenmiştir. Online ziyaretçi rekorumuz, 4626 kişi. (5 Eylül 2010)
 
 

gizli

Bu site, en iyi Firefox ve Google Chrome tarayıcılarında ve 1024 x 768 ekran çözünürlüğünde görüntülenir.